
Prof. Dr. Osman İNCİ
Eski Trakya Üniversitesi Rektörü
Demokrasinin üç temel öğesinin; seçim, özgürlük ve hukuk olduğu bilinmekte. Hukuk kuralları içinde özgürce yapılan seçimler demokrasinin vazgeçilmezidir.Üzülerek belirtmeliyim ki ülkemizde çok partili parlamenter sisteme geçildiğinden beri seçim güvenliği, seçim hileleri, sahtecilikler hep olagelmiştir: Mühürlü oyların çöplükte bulunması, sandıkta seçmen sayısından fazla oy çıkması, trafolara kedi girmesi ve elektriklerin kesilmesi, tutanakların değiştirilmesi, can güvenliği sorunları vb. sıkça olmuştur. Ancak bir zarfta bulunan 4 oydan 3’ünü geçerli sayıp birisini geçersiz sayan ve yalnızca geçersiz sayılan oy için seçim yenileme kararının dünyada örneği olduğunu sanmıyorum.
Bunların hiç birisi, Seçim Yasası’na aykırı olarak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından oy kullanılırken alınan karar düzeyinde etkili olmamıştır. 298 Sayılı Seçim Yasası 101/3 maddede “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan… .oy pusulaları geçerli değildir.” yazılı. Seçim Yasası YSK’ya ve hakimlere takdir hakkı tanımamıştır.YSK’nın 16/04/2017 referandumunda “mühürsüz oylar geçerlidir” kararı yasa dışıdır. Bu karara karşı siyasi partilerin yasal yollardan çok etkin muhalefet etmeleri beklenirdi, yapılmadı.
Geleceğe de ışık tutması bağlamında geçmiş seçimlerde yaşanan iki olayı ve dönem liderlerinin tutumunu anımsamak gerekir.
İlki Sayın Bülent Ecevit’in olaylar karşısındaki bilge tutumu ve lider kimliği bağlamında örnektir: 5 Haziran 1977 Genel Seçimleri öncesi CHP’nin son mitingi 3 Haziran günü Taksim’de yapılacaktı. Başbakan Süleyman Demirel, mitinge birkaç gün kala CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e Taksim’de kendisine suikast düzenleneceği, dürbünlü silah ile ateş edileceği istihbaratını veriyordu. Bülent Ecevit TRT konuşmasında konuyu açıkladı : “..söz verdiğim saatte ben ve eşim orada olacağız. Bu koşullarda kimsenin gelmesini isteyemem, sizden bir dileğim var, yarın bize ne olursa olsun 5 Haziran’da herkes sandığa gidip oy vermesini istiyorum..”
5 Haziran’da o güne kadarki en kalabalık ve coşkulu mitingi yapılır. Yaklaşık 4 milyon nüfusu olan İstanbul’da mitinge 600 bin kişi katılmıştır. Ecevit miting konuşmasında halkı sandığa çağırmış ve miting sonunda : “…Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs topraklarına, Ege deniz yataklarına yazmışız..” demişti. Genel seçimlerde birinci parti çıktı.
İkinci örnek ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülkede sistem değişikliğine neden olan referandumdaki tutumudur: Böylece yürürlükteki parlamenter sistem kaldırıldı, başkanlık sistemine geçildi, Başbakanlık makamı ortadan kalktı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değişti.
Türkiye’de 16 Nisan 2017 rejim değişikliği referandumunun yapıldığı gün, oy verme işlemi devam ederken YSK aldığı kararla “Sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfı dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına” karar verdi. Oysa Seçim Yasas ıYSK’ya takdir hakkı tanımamıştır.
Prof. Dr. Kemal Gözler “..YSK uygulamak zorunda olduğu 298 sayılı kanunun 101. Maddesini uygulamamıştır” demekte. Sonuçta; Mühürsüz oylar tutanak altına alınmadan sayıldı, (iki milyon olduğu iddialar) Böylece usulsüzlüklerin tespiti de ortadan kaldırdı. Ayrıca neden seçmen sayısından 20 milyon fazla filigranlı oy pusulası bastırdı? Filigranlı oylar nerelere gönderildi, kayıtları var mı? Daha birçok soruya yanıt alınamadı.
130. Bab-ı Ali Toplantısı’nda konuşmacı Kemal Kılıçdaroğlu kendisine yönetilen “Pasif kalındı” eleştirisine özetle: “….Karşı taraf silahlıydı, bu tür duyumlar aldık. Partideki arkadaşlarla o gece bunu tartıştık ve sürekli eylem, protesto gösterileri için vatandaşlara ‘sokağa çıkmak’ çağrısında bulunmadık. Çok vahim olaylar çıkabileceği endişesi nedeniyle, bu sorumluluğu almamaya karar verdik..” yanıtını verdi.
Kılıçdaroğlu çeşitli açıklamalar ve YSK’ya başvuru ile karara karşı çıktı ama “Atı alan Üsküdar’ı geçti”. Oyumuzu korumak için yasal çerçevede görüş açıklamak, yasal gösterilere katılmak gerekmez mi? Demokrasinin yerleşmesi, gelişmesi için cesur, açık, net ve gereğinde sert olmak gerektiği açıktır.
YSK’da görevli CHP temsilcisi bu kararı derhal Genel Merkeze bildirmiş olmalı, başka türlüsü olamaz. Sayın Kılıçdaroğlu o saatte, oy kullanımı sürerken ve sandıklar açılmadan açıklama yapsa, kararın Seçim Yasası’na aykırı ve hukuksuz olduğunu net olarak belirterek: “Bu Anayasa’ya ve Seçim Yasası’na aykırı kararı kabul etmiyoruz. Halkın kullandığı oyu korumak bizim görevimiz, Seçim Kanunu’na aykırı karar alamazlar, ben YSK önüne gidiyorum.” dese ve gitseydi ne olurdu? YSK yasadışı “mühürsüz oy geçerlidir” kararında ısrar eder miydi? Yoksa yürürlükteki yasa hükümleri mi uygulanırdı? Bunu bilemeyiz, ancak bir siyasi liderinin tabloyu ve sonuçları bütünüyle görmesini bekleriz.
Kılıçdaroğlu 24 Mayıs 2026 Pazar günü 13 yıl genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez binasına kapılar kırılarak, biber gazı ve plastik mermi kullanılarak ve polis gücü ile girilmesi için dilekçe verdirdi. Kılıçdaroğlu “Mutlak Butlan” kararı ile tekrar Başkanlığına geldiği Cumhuriyet Halk Partisi tarihini bilmiyor. CHP Milli Mücadele’nin başladığı günlerde savaş meydanlarında kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında cephede kalanlar, mezarını bilmediklerimiz, cepheden cepheye koşanların soyundan geliyoruz. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini sonuna kadar savunmak ve korumak temel görevimizdir. Sabırlı ve kararlıyız.