DOLAR 32,5038 0.08%
EURO 34,7826 -0.12%
ALTIN 2.496,260,50
BIST 9.693,461,77%
BITCOIN 2077968-1,31%
Edirne
11°

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

13:08

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

307 okunma

Amasya Bardağı (1)

ABONE OL
6 Şubat 2024 17:15
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Emanetçi genel başkan Özgür Özel yönetimde CHP’de değişim ve yenilenme hamleleri yeni yüzlerin öne çıkması şeklinde kendini gösteriyor.

Diğer bir ifadeyle, sabık genel başkan Kılıçdaroğlu oligarkları yerine İmamoğlu’nun kendi oligarklarını oluşturma gayretine, parti içi iktidarı ele geçirme hamlelerine tanık oluyoruz.

Yerel seçim endeksli koltuklara yandaşların oturtulması, kadrolaşma çabaları, parti içi iktidarı ele geçirmede mecburi istikamettir.

Belediyede himaye edilen partili çalışanların, yandaş üyenin mahalle delege seçimlerinden itibaren yönlendirilmesi ve nihayetinde kurultaya gönderilen delegelerin merkezi yönetimi desteklemesi, CHP’de parti içi demokrasinin sözde kaldığının göstergesidir.

Kılıçdaroğlu’nu destekleyen Tunç Soyer’in, Yılmaz Büyükerşen’in dahi gözünün yaşına bakılmaması bundandır. Belediyelerde kendi kadrolarını oluşturmak, parti içi iktidarı örgün şekilde ele geçirmek.

Şu soru elbette yerindedir:  Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultayda kendine sadık delegeler çoğunlukta değil miydi? Öyle gözüküyordu.

Ancak, İmamoğlu’nun İstanbul delegelerindeki ağırlığı ve konjonktüre bağlı nedenler etkili oldu.

“Heyet” başlıklı yazımızdan hatırlatalım…

//Önümüzdeki yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu ile CHP’nin başarılı olamayacağını kamuoyu araştırmaları gösteriyordu. ‘İmamoğlu Oluşumu’na bu nedenle yol verildi. Aslında bir saray darbesi söz konusudur.

Kılıçdaroğlu ile uygulamaya sokulan projenin, siyaset mühendisliğinin tutmaması ve elbette son seçim yenilgisinin CHP seçmeninde yarattığı travma, toplumsal muhalefetin çözülmeye başlaması, yeni bir heyecan ve umut yaratmanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu.

Durumdan vazife çıkaran proje müellifleri, güç odakları, B planı İmamoğlu’nu devreye almıştır.

İmamoğlu esas, Özel suret genel başkandır. 

Yerel seçimlere böyle girilemeyeceği aşikârdı.

Dolayısıyla, devreye giren B planı ile parti dışına itilmiş üyeyi tekrar kazanacak, örgüte dinamik katacak, hayal kırıklığı yaşayan seçmene umut aşılayacak bir yeni yönetim ve muhalefet anlayışı/tarzı ile İmamoğlu-Özel ikilisi yerel seçimlerde başarı sağlamak amacıyla artık görevdedir. (Hudut, 29.11.2023)//

Ancak süreç, kurultayda Özgür Özel’in verdiği mesajlar doğrultusunda yürümüyor. Kırıcı ve dökücü bir parti içi iktidar mücadelesi tüm yönleriyle kendini gösteriyor.

Kılıçdaroğlu’nun ceketine yapışık oligarkların İmamoğlu’nun başarısızlığı için çalıştığı ve bu sayede parti içi iktidarı ele geçirmek için hazırlık yaptığı haberleri de sıkça önümüze geliyor.

Kalemimizde mürekkep çok; tekrar tekrar yazacağız.

CHP’de ciddi yapısal sorunlar var ve yıllardır çözülmeyi beklemektedir. 

Parti içi iktidar odaklı bu yönetim anlayışı üye tutum ve davranışlarını laçkalaştırmakta, örgüt dinamiğini köreltmektedir.

Evet, CHP’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilmesi, üye/örgüt/program partisi niteliğine kavuşmasıdır temel mesele. CHP’deki ‘bozuk düzen’ son bulmadan: sahicilik/inandırıcılık/güvenilirlik ilkelerine işlerlik kazandırılmadan, iktidar alternatifi bir parti konumuna gelmek olanaklı değildir.

Gelin görün ki bu mahut sorunun aşılması için çaba gösteren partili sayısı azdır.

Kahir ekseriyet parti içinde güçlünün yanında yer almayı bir siyaset yapma biçimi görür. Mikro iktidar için makro iktidara (genel merkez) yanaşmanın şart olduğu beyinlere nakşedilmiştir.

Genel merkezdeki bir güçlüyle yakın temas içinde olmak, himaye edilmek: mikro iktidar, kısa yoldan siyasi ikbal hedefinin yol haritasıdır.  

Bu partili tutum ve davranışı öylesine yaygındır ki karşı çıkışların önünü kesmek, düzenin devamı için kaçınılmazdır ve genelde ‘reel siyaset kılıfı’ içine sokularak meşrulaştırılır.

Yani, minareyi çalanın kılıfı da hazırdır.

Ve fakat…

Şu veya bu şekilde kanıksatılan bu bozuk düzen CHP’yi içten çürütmektedir.

Bu gidişin ağır bedeli aslında ortadadır fakat konjonktüre dayalı reaksiyoner, gösteri ve hamaset siyasetiyle şimdilik perdelenebilmektedir. Ancak CHP’nin misyonu ve temsil ettiği değerlerdeki erozyon gözden kaçacak gibi değildir.

Geçtiğimiz Pazar CHP’deki önseçim ( üye bazında temayül yoklaması) ve öncesindeki dinamikler de bu saptamaları doğrular nitelikteydi.

Recep Gürkan ile CHP’nin seçim kaybedeceği ayyuka çıkmış, Edirne halkının tahammül sınırları çoktan aşılmıştı. Memnuniyet anketleri de bu durumu teyit edince, Gürkan’ın suyu yeterince ısındı.

Edirne halkından kırmızı kart gören Recep Gürkan, Ankara’daki tüm çabalarına rağmen makro iktidar sahiplerini yeniden adaylık için ikna edemedi.

Fakat önemli bir sorun vardı. CHP Edirne örgütü nasıl kontrol altında tutulacaktı?

Öyle ya; mevcut düzenin devamını sağlayacak, makro iktidar (genel merkez) himayesinde çalışılacak mikro iktidar sahibi kim olacaktı?

Recep Gürkan’a da eşekten düşmüş muamelesi, hakikaten yakışmazdı.

Öyle böyle genel merkez oligarklarına 10 yıldır hizmet etmekteydi.

Çözüm, önseçim senaryosu ile bulundu. Reis bey, avanesine hem “ben hala güçlüyüm, genel merkez nezdinde muteberim, isteklerim karşılık buluyor” mesajı verecek, hem de Pazar günü bildik şovlarıyla zevahiri kurtarma imkânı bulacaktı.

Nitekim öyle de oldu. Şükrü Ciravoğlu’nu desteklediğini ilan eden

il başkanlığındaki fotoğraf; açık ara kazanılan seçim sonrası eller havada verilen zafer (Hangi zaferse?) pozu, baş aktör Gürkan’ın karizmayı çizdirmeden minder dışına çıkmasına yardımcı mahiyetteki şovlardı.

Zira özenle tasarlanmış bu senaryonun, katılmayacağı bir önseçimi genel merkezdeki hamilerinden isteyen Gürkan’ın: birdenbire demokrat kesilmediği, sadece her zamanki şov siyasetini sergilediği, giderayak görüntüyü kurtarmak istediği gözden kaçacak gibi değildi.

Yanı sıra CHP Edirne örgütü üzerindeki ağırlığını genel merkezdeki hamilerinin dikkatine sunarak “beni süpürmeyin, hizmete devam etmek için her daim hazırım” mealinde bir mesaj da vermiş oldu.

Dünyanın kendi etrafında döndüğünden emin Reis Bey haksız da değil ayrıca. Bir sonraki kurultaya en az 2 sene var ve şimdiki yönetimler görevde olacak.

Dolayısıyla ileride gene bir koltuk fırsatı, genel merkez nezdinde muteber kalmak için hem güçlü hem sadık bir aktör konumunu pazarlık masasına şimdiden koymuştur Gürkan.

Doğrudur, zaman içinde köprünün altından çok sular akar.

Ancak, Recep Bey’in, Edirne halkı nezdindeki negatif imajının pozitife dönmesi asla ve kata mümkün değildir. Belediye yönetimi ve hizmetlerine dair bıraktığı iz, fevkalade olumsuzdur.

Bunda kendi payı ağırlıklı olsa da CHP’nin yönetiliş tarzından kaynaklı sorunların yansıması da yok değildir. Mamafih bu sorunları mikro iktidar için fırsat bilip güzelce kullanan, konforlu siyaset tarzına yaslanarak mühim şahsiyet rolünü oynayan yine kendisidir.

Tecrübeyle sabittir ki er ya da geç ‘halk terazisi’ne çıkılır, kent tarihindeki yeri de o terazideki ağırlık belirler.

Recep Gürkan karşısında, 2019’da olduğu gibi Şükrü Ciravoğlu alternatif aday konumunu korudu ve muradına erdi.

Hiç kuşku yok ki konjonktüre bağlı da bir gelişmedir.

Yalnız, Recep Gürkan desteğini kabul etmesi, önseçim öncesi il başkanı ile sahada dolaşma ayrıcalığını yan cebine koyması, Ciravoğlu’nun seçim sürecinde dile getirdiği: adil, eşitlikçi, demokrasiyi içselleştirmiş bir aday iddiasını zedelemiş görünüyor.

Dahası, önseçim sonucu açıklandığında Gürkan’ın şov ve ajitasyon siyasetinin kanıksanmış incileri doğrultusunda, “Yolumuz zafer yoludur, CHP bayrağını Edirne Belediyesi’nde gönderde tutma yoludur” lafını terennüm etmek yerine Edirne halkının hasretle beklediği hizmete dayalı doğru ve dürüst belediyecilik sözü verseydi, hem farklılığını ortaya koyar hem de rüştünü ispat etme yolunda ilk adımı atmış olurdu.

Efendim, reel siyaset böyle, köprü geçilirken ihtiyat lazım şeklindeki yaklaşımların idare-i maslahatçı bir tutum olduğunu, idare-i maslahatçılık-demokrasi çelişkisini kavradığını sergilerdi çiçeği burnunda belediye başkan adayı.

Bu nedenle olsa gerek şimdiden Gürkan’ın perde arkasında etkili olacağı ve haliyle Ciravoğlu’nun ‘topal ördek’ durumuna düşebileceği, eş başkan yakıştırmaları kent sokaklarında dolaşımda.

Evet, Gürkan’ın başarılı ve basiretli görülmeyen başkanlığının aşılmasında Ciravoğlu’nun siyaset anlayışı ve kent yönetimine dair çok farklı bir irade ve kararlılık sergilemesi gerektiği gün gibi ortada.

Bayrak dalgalandırmayı öne çıkararak CHP’nin Edirne’de seçim kazanması çantada keklik değil.

Ciravoğlu’nun bunun farkında olmadığını düşünmüyorum.

Ancak, siyasette sahicilik, inandırıcılık, güvenilirlik gibi değerlerin giderek toplumda önemsendiğini ve arandığını da ciddiye alması icap ediyor.

Reel siyaset koşullarına yaslanma kolaycılığına kendini kaptırmanın, idare-i maslahatçılığın: Edirne’ye gereken ve yakışan belediye hizmet kalitesi, yerelde demokrasi kültürünün gelişimine katkı verecek bir kent yönetimi anlayışı ile örtüşmediğini de biliyor olmalı. 

Bitmedi, devamı önümüzdeki hafta.     

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP

    SON DAKİKA HABERLERİ