
Bülent AYAN
Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği’nin (DOÇEK) 4 bisiklet sporcusundan oluşan ekibi “Dünyanın Çatısı” olarak anılan Pamir Platosu’nun kalbi Alichur bölgesini aşarak 4655 metrelik Ak-Baital zirvesine doğru pedallamaya başladı.
Mehmet Erkul, Kenan Taşkın, Rahman Ketenciler ile Tacikistan’da pedal basan DOÇEK Başkanı Hakan Eşme, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği son paylaşımında şunlara yer verdi:
“Yolculuk tüm hızıyla, kendi mecrasında akıp gidiyor; Alichur’dan ayrılıp Murghab’a doğru indik.
Hayatım boyunca yüksek irtifalarda çokça bulunmuş olsam da, bu baş döndürücü yüksekliklerde ilk kez pedal çeviriyorum.

Yüksek irtifanın ne demek olduğunu tecrübe edenler demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.
Her ne kadar günler içinde bünyemiz coğrafyaya uyum sağlamış, aklimatize olmuş olsa da buralarda dengeler pamuk ipliğine bağlı, fazlasıyla hassas.
Alichur sonrasında 4100 metrelerden 3600 metreye kadar nefeslenerek indik inmesine fakat önümüzde bizi bekleyen 4655 metrelik o meşhur Ak-Baital zirve hattı var.
Eğer o devasa eşiği kazasız belasız aşabilirsek, pedallarumuz bu defa Kırgızistan topraklarına doğru dönmeye başlayacak.
Tacikistan’ın dağlarında, köylerinde insanı sarıp sarmalayan çok güzel bir sıcaklık var; kadın erkek, yaşlı genç fark etmeksizin herkes içtenlikle selam alıp selam veriyor.
Orta yaş ve üzerindekiler sağ ellerini göğüslerine götürüp “selam aleyk” kelamıyla karşılıyor, çocuklar ve gençler ise yüzlerinde muzip bir tebessümle “hello” diyerek yanaşıyorlar yanımıza.

Şaşırtıcı ama bu ücra coğrafyada en çok duyduğumuz isimlerden biri de Arda Güler. Türkiye’den geldiğimizi öğrendikleri an, özellikle gençlerin ağzından dökülen ilk söz, bu topraklara kadar ulaşan o futbol coşkusu oluyor.
Murghab sonrasındaki zirve hattına, Pamirlerin kalbine girmeden evvel burayı son bir soluklanma, eksilen malzemeleri tamamlama noktası olarak seçtik.
Bir Kırgız ailenin şefkatle işlettiği misafir evindeyiz; bir Kırgız yurdunun, o geleneksel çadırın kubbesi altında gecelemek hepimize ayrı bir heyecan ve motivasyon kattı.
Kırgızistan sınırına yaklaştıkça bu kadim yurtların sayısı da, o kendine has özgünlüğü de şüphesiz artacak.
Üstelik Murghab bölgesi, vahşi coğrafyanın gizemli sakinleri olan kar leoparlarının yurdu.
Burada onlarla ilgili kurulmuş bir araştırma merkezi yer alıyor, yol boyu birçok noktada karşımıza çıkan leopar heykelleri de bu asil hayvanların bölgedeki izlerini ve benimsenmişliğini yansıtıyor
Dört kişilik ekibimiz hem fiziksel hem de zihinsel olarak bu büyük zirve çıkışına tamamen hazır.
Şimdiye dek planlarımıza göre hareket ettik büyük sapma yaşamadık. Hatta takvimin bir gün önünde seyrediyoruz ki, bunun yegane sebebi Duşanbe’deki özerk bölge izin işlemlerini erkenden halletmiş olmamız.
Umudumuz, turun kalan kısmının da aynı plan, program dahilinde sürmesi yönünde.
Kaldığımız misafir evinin avlusu ise tam bir panayır yeri; dünyanın dört bir köşesinden kopup gelmiş motosikletçiler, yollara sevdalı bisikletçiler bir arada.
Herkes kendi patikasının, kendi saklı macerasının peşinde, heybesini yaşanmış öykülerle doldurmakla meşgul.
Yolculuğun son eksiklerini tamamlamak adına Murghab pazarının tozlu tezgahlarına da uğradık. Burası, hafızamızda yer eden o 80-90’lı yılların küçük kasaba pazarlarını hatırlatıyor insana.
Çin sınırı şunun şurasında yüz kilometre ötede olunca, tezgahlara dizilen malların neredeyse tamamı da komşudan gelen ürünlerden oluşuyor.
Oysa buraya varışımız ne güzeldi…
Murghab’a doğru bisikletle süzülmek, hem altımızdaki zeminin düzelmesi hem de o özlenen sürüş hazzı bakımından turun en keyifli anlarından birine dönüştü.
Arkamızda bıraktığımız on beş günlük o hırpalayıcı, sıkıntılı yolların ardından sanki dağlar dile geldi de, “Hadi, biraz da bu anın tadını çıkarın,” sözleriyle ödüllendirdi bizi.
Yarın sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden o zorlu zirve hattına adım atıyoruz. Bu eşikten geçtikten sonra, uzunca bir süre ne telefonlarımız ses verecek ne de internet ile bir bağımız kalacak. Kendi sessizliğimize, yolun kendi çağrısına döneceğiz.
Hepimizin yolu açık olsun.
Pamirler’in o muazzam doruklarından kucak dolusu selamlar, burnumuzda tüten çokça özlemle sevgiler dileriz…”