DOLAR 42,5088 0.16%
EURO 49,3718 0.05%
ALTIN 5.762,771,55
BIST 10.898,70-0,43%
BITCOIN 3848430-1,04%
Edirne
12°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

YEREL YÖNETİMLER VE ÇEVRE

YEREL YÖNETİMLER VE ÇEVRE
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-3.jpg

En basit tekrardan başlayalım; herkes evinin önünü temizlerse her yer temiz olur. Geçmişte tek katlı evlerde bu söz doğru idi ama kentleşme gerçeğinde bu olmuyor. Temizlemek yerine kirletmemeyi başarmalıyız. Kentlerin kirlilik sorunları toplumun tehlikeleri görüp farkında olarak örgütlenmesi ve müdahalesi ile çözülecek. Oysa bu evreleri yaşayan ülkelerden ders alabilmeliyiz. Maalesef her toplum yaparak, yaşayarak, batarak, çıkarak öğreniyor.

Kirlenmenin tarihi insanlığın tarihidir aslında. Kayıtlardaki ilk kirlenme gürültüde görülmüş. Julius Sezar’ın MÖ. 44’te Sezar Belediyeler Yasası ile gürültülü vagonların geceleri başkentin sokaklarında dolaşmasını yasakladığı antik Roma dönemine kadar uzanır. Ayrıca İsa’nın doğumundan 600 yıl öncesinde İtalya’da bakır dövenlerdeki gürültünün işitme yitiğine yol açtığı ve gürültüye karşı önlemler alınarak da yasalar çıkarıldığı bilinmektedir.

Bu günkü anlamda kirlenme ise sanayileşme sürecinde yaşamımıza girmiştir. Her türlü kirlenmenin ana kaynağı daha çok tüketim için doğa ve insanın sömürülmesi ve ekolojik durumun bozulmasıdır. Kentimizde de bugün gürültü kirliliği vardır.

Bu çerçevede kentimizdeki kirlilikleri sayabiliriz.

Hava kirliliği; aşırı araç kullanımı ve bunun temel sebebi de toplu ulaşımın plansız ve yetersiz olması. Ayrıca kirlilik üretmeyen ulaşım modelinin de yok sayılması.

Su kirliliği; geçmişte yapılan altyapının plansızlığı, yenilemenin henüz tamamlanmaması ve kente gelen su kaynaklarının sağlıksız olması ilgili toplantılardan çıkardığım sonuçlar. Uzmanların bir talebi de binaların kendi su depolarının bakımsızlığıdır. Ayrıca kent akarsularının kirliliği de önemli bir konu. Bu ise ilgili kurumun (DSİ) denetimi, ekolojik düzenleme yapmaması ve bizlerin de nehir kenarında oturup, bir şeyler yemesi ve dinlenip kalkarken de atıklarımızı olduğu gibi bırakmamızdan kaynaklanıyor.

Atık kirliliği; yerel idarenin plansızlığı ve henüz evsel ayrıştırmaya geçememesi temel neden. Ayrıca atık toplama konteynırlarının bakımsızlığı da çirkin ve sağlıksız sonuçları getiriyor. Burada biz kentlilerin de hatası çoktur. Konteynırın açık bırakılması, evimizden çıkan her tür atığın buraya yığılması, konteynıra asla bırakılmaması gereken moloz, hurda, ağaç dalları gibi atıkların maalesef bizler tarafından buralara bırakılması kirli kent algısını büyütüyor.

Kente dair başka kirlenmeleri de kısaca sayarsak; yazları sineklerin baskını. Plansız ve yerinde olmayan çeltik tarlaları üreme alanı ve merkezi idare yetkisinde. Ancak zamanında ilaçlama yapılmaması da bir sebeptir.

Kentte gezen kedi köpeklerin dışkıları da bir kirlenmedir. Ayrıca evinde hayvan besleyenlerin hayvanlarını gezdirirken dışkılarını toplamaması da kirlenmedir. Sokak hayvanlarının beslenmesine katkı yapalım derken her yere yem veya yemek atıkları bırakmak da plansızlık örneği ve sokak kirlenmesine neden oluyor.

Kent içi hafriyatların çevreye kötü görüntü ve koku saldığı görülmektedir. Bu atıkların konteynır yanında veya kamusal alanlara bırakılması yanlıştır. Bu tür atıklar için Belediye aranabiliyor ama bunun farkında değiliz sanırım. Daha ulaşılabilir bir tanıtım olabilir.

Öncelikle kentlerin sağlıklı olması ve doğanın ekolojik dengelerinin bozulmaması konusunda uzun soluklu bir mücadele gerekmektedir. İdarelerin kararlı ve kamusal çıkar doğrultusunda tarafsız, bilimsel hizmeti ile hızlanabilir.

Sanırım Belediyemiz farklı deneyimleri görmek için ‘Çevreci Belediyeler Birliği’ne üye oldu.  Bu tür örgütlenmeler amacına uygun çalışırsa her yerele artı puan getirir. Etkili olması ise taleplerimizdir.

Edirne kent içi ve çevre sorunları maalesef çoktur ve her gün artmaktadır. Kent içi sorunların bir sebebi de Trakya sorunlarıdır. Bunların çözümünde etkin olabilecek Trakya Belediyeler Birliği oluşturulmalıdır. Trakya yaşam savunucuları bölgenin ekolojik yapısını korumak adına onlarca yıldır bir arada. Bu birliktelik bugün hukuk ve bilim kurullarının, kent konseylerinin, oda ve derneklerin de içinde olduğu Trakya Platformu olarak Trakya’yı savunurken Trakyalı yerel idareler bir araya gelip ortak çareler bulmuyorlar. Acilen kurulması gereken Trakya Belediyeler Birliği sivil demokratik örgütler ile birlikte ortak ve kalıcı tavır alınmalıdır. Daha sonrasında da bugüne kadar bölge sorunlarına dair hiçbir şey yapmayan Marmara Belediyeler Birliği, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği olarak büyütülebilir. Bu örgütlenmeler aynı zamanda demokratik ilişkilerin gelişmesini de geliştirir.

Devamını Oku

EĞİTİM PLAN DEMEKTİR

EĞİTİM PLAN DEMEKTİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

Eğitim plan demektir. 2002 yılında iktidar olan AKP’nin eğitim planı yok diyoruz ama aslında en planlı olan AKP’dir. Bu plan; kamusal eğitimi özelleştirmektir. Bunun yanında laik, karma, pozitif bilimsel eğitimi değersizleştirip tüm okulları din ağırlıklı imam hatip okullarına benzetmektir. Bu planlarını gerçekleştirmek için de her kararı devrim diye niteleyip algı yaratıyorlar. Bizler plansız eğitim olmaz derken birilerinin planı vardı yani.

Yurttaşlar olarak bu günleri gör(e)mediğimizden bugünlere geldik. Kentte laik bilimsel ve kamusal eğitimi savunan, yıkılan, kapatılan okulların yerine yenileri yapılmadı, itirazda yetersizdik. Depreme dayanıksız nedeniyle yıkılan Gazi İlkokulu, Meriç ilkokulu, Mimar Sinan Ortaokulu yerine yenisi yapılmadığında yeterli ses çıkaramadık. Trakya Birlik yıkıldı ve ancak üç yıl sonra yeni temelleri atılıyor. Kentin yeni yerleşim yerlerinde her mahalleye en azından bir okul planlaması gerekirken en az 20 yıldır hiç okul yapılmadı ve nihayet bir okul yapılmaya çalışılıyor.

Yıllardır sadece yıkan konumunda olan eğitim yetkilileri en son Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesinde eğitim öğretime son vermiştir. Daha önce yıkılan okullarda da gerekçe depreme dayanıksız olduğu idi. Ancak aynı tarihte deprem sakıncası verilen binalar farklı zamanlarda yıkıldı. Kamu binalarının hangileri bu listede vardı sorusu henüz yanıtlanmadı. Bu nedenle soruyu bir kez daha Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi üzerinden sormak gerekir; Okulun depreme dayanıksız raporu ne zaman verildi? Rapor yeni ise okulu kapatmaya amenna ama önceden verildiyse velilerin de sorduğu “neden bugünü beklediniz?”

Daha önceki okul kapatmalarındaki plansızlık Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi için de geçerli. Veliler açıklamaları ile eğitim yetkililerine ders verdi. Talepleri çok haklı. Neden kendi okullarına uygun alanların olduğu, boş dersliği ve salonları özenle donatılmış okula yani Hasan Sezai İmam Hatip Lisesi’ne değil de 1. Murat Lisesine taşınıyorlar?

Siz olsanız kapatılmak zorunda olan bir okulun öğrencilerini hangi okula aktarırsınız?

Hasan Sezai İmam Hatip Lisesi; toplam 4 şubeli 61 öğrencili, 22 derslikli, spor salonu, yemekhanesi ve güvenliği bulunan, ulaşımı daha rahat. Altyapısı teknolojik yeniliklerle geliştirilmiştir. Okullar sadece sınıfları ile beraber değil fiziki alt yapıları, sosyal ve sportif mekanları ile bir bütündür.

Murat Anadolu Lisesi; 1. Murat Anadolu Lisesi ise 130 öğrencisi olan 29 derslikli tarihi bir binadır. Geçmişte yatakhane olan ve dersliğe dönüştürülen üst kat Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesine ayrılmış. Okulda sportif faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği kapalı bir spor salonu yok. Okulda ciddi anlamda internet, elektrik, su ve ısınma sorunları ile beraber yapısal sorunlar da bulunmakta. Örneğin tuvalet ve sınıflar yetersiz ve bakımsız. Havalandırması ve aydınlatması yetersiz, camları küçük, koridorları ve merdivenleri oldukça dar. Olası bir afet anında, okulun acil tahliyesini gerektiren bir durumda, bu dar koridor ve merdivenler, 400’den fazla öğrencinin hızlı bir şekilde tahliyesini olanaksız hale getirecektir. Bu durum telafisi imkânsız can ve mal kayıplarına sebebiyet verebilecektir.

Eğitim yetkilisi siz olsanız, öğrencileri Hasan Sezai İmam Hatip Lisesine mi ,1. Murat Anadolu Lisesine mi taşırsınız? Aklın yolu birdir ama o akıl eğitim yetkililerinde yok gibi. Bu anlamıyla veliler, öğrenciler ve kentin duyarlı eğitim örgütleri eğitim yetkililerine akıl ve vicdan dersi verdi.

Maalesef bu tercihte de gördük ki; eğitim yetkilileri sorunları çözmek veya en aza indirmek derdinden çok İmam Hatip okullarını konforlu korumak görevini yapmaktadır. İktidar dini eğitim veren okullara ayrıcalıklı davranıyor. Bu okulların donatıları dahil yemek ve benzeri konforu var iken yoksul mahalle okullarında bu hizmetin olmaması adında adalet olan iktidarın en büyük ayıbıdır. Bu konuda seçimlerde vaatleri olmasına rağmen geçen günlerde muhalefetin verdiği okul yemeği sağlama kanun teklifini de red ettiler.

Eğitim plan demektir dedik; AKP ‘ne oy veren dostlar da bilmelidir ki partilerinin eğitim planı çağdaş eğitimi değersizleştirip özel okulları ve dini eğitimi başat kılmaktır. Böylece bir azınlığı teknolojik donatılarla idareci olarak yetiştirmek ve büyük çoğunluğu da dindar iyi tüketici hale getirmektir. Bu planlarından hiç vazgeçmediler. Eğitim plan demektir. Ya bizim planımız var mı ve ne kadar sahip çıkıyoruz? Biz velilere düşen görev de başımıza geldiğinde değil her zaman her yerde arka planları öngörmek tavır almaktır.

Ziya Gökerküçük       – gokerkucuk@gmail.com

20.11.2025 

Devamını Oku

SİZ HİÇ AÇ KALDINIZ MI?

SİZ HİÇ AÇ KALDINIZ MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kepirtepe yatılı okuldu ve üç öğün yemek verilirdi. Kimilerinin ‘eski Türkiye’ dediği yıllarda devlet gelirleri azdı ama sosyal devlet ağırlığı vardı. Bugün kişi başı milli gelir; 2024 yılında 15.325 dolar seviyesinde iken 2025 yılı ikinci çeyrek itibarıyla 17.000 dolar seviyelerine yaklaşmış. Bu hesapla; 17.000 çarpı 42 (dolar karşılığı) lira olduğunda kişi başına 700.000 lirayı aşıyor. Kişi başı 700.000 ise iki kişilik ailenin 1.400.000, üç kişilik bir ailenin geliri 2.000.000 lirayı aşması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki bunun hayalini bile göremez büyük çoğunluk.

‘Bir zamanlar biz toplu iğne üretemiyorduk. Şimdi toplu iğne değil, top yapıyoruz, tank yapıyoruz’ diyerek zenginleştiğimizi vurgulayan yetkililerin adında adalet olan partisinde adaletin a’sı var mı? Geçmişte iğne üretememekle suçlanan ‘eski Türkiye’nin bıraktıklarını 35 yıldır sata sata bitiremeyen iktidarlar neyin peşindedirler?

Gerçek gelirimiz yetkililerin söylemine azıcık yakın olsaydı okula aç giden öğrencimiz olmazdı. Çocuğuna harçlık ve yemek çantasına gerekli gıdaları koyamayan aileler olmazdı. Ülkemizin sorunu zenginleşme ve kaynak yokluğu değil, bölüşümdür. İktidarın adaleti olmadığı gibi adındaki ‘kalkınma’ dan da kendi yandaşlarını kalkındırma olmuş ve adil bölüşüm hiç olmamıştır. Bu gerçeklere gözünü kapayan seçmen, çocuğuna öğle yemeği harçlığı verememesine rağmen bu duruma nasıl düşürüldüğünü neden sorgulamaz?

Ülkemizde 20 milyonu aşkın öğrenci var. Zorunlu eğitim sürecinde çocukların her türlü ihtiyacının devlet tarafından karşılanması şarttır. Oysa bugün gördüğümüz tablo bunun tam tersidir. Siz hiç aç kaldınız mı? Öğle yemeği arasında okulun bir köşesine giden öğrencinin gözyaşlarını izlemenizi öneririm. O anda dünyaları veresin gelir ama onun derdi dünyalar değil karnını doyurmaktır.

Birçok öğrencimiz okula beslenme götüremediği için, özellikle kız çocukları devamsızlık yapmakta ve bazıları okulu terk etmektedirler. İktidar mensuplarının şatafatlarından vazgeçmeleri ile kaç çocuğun bir öğün yemeğinin sağlanacağını şöyle bir düşünelim. İktidar yetkilileri öğrencilere bir öğün yemek vermemeyi bütçe yetersizliğine bağlıyor. Bazı aymazlar ise doğrudan amacı söylüyor; ‘devletin görevinin öğrencilerin karnını doyurmak olmadığı’ saçmalığını söylüyor. Maalesef bu saçmalığı ideolojik olarak savunuyor ve uyguluyorlar. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin faturasının yoksullara kesildiği bu dönemde öğrencilerin beslenme sorununa böyle yaklaşmak bir politika değil, saf bir kötülüktür ve bilinçli bir siyasi tercihtir.

Geleceğimiz dediğimiz ama sağlıklı besleyemediğimiz bir çocuğun ruh sağlığı da genel sağlığı da risk altındadır. Çocuklarını besleyemeyen bir toplumun geleceği tehlike altındadır. Okul yemeği lütuf değildir. İktidar keyfine göre davranamaz. Bu nedenle de kamu eliyle, kamu kaynaklarıyla okul öncesinden yükseköğretime tüm öğrenciler için okul yemeği programları bir an önce hayata geçirilmelidir.

Çocuklarını bakamayan, kimsesizlerin kimsesi olamayan bir cumhuriyet olmaz. Söz vermesine rağmen okul yemeği vermeyen iktidar son kez, ekim ayında meclise gelen öneriyi de oy çokluğu ile kabul etmedi. İktidarın tercihi sağlıklı çocuklar değil, obez sermaye kesimidir.

Bunu anlayan yerel idareler ellerinden geldiğince bu işe katkı sunmaya çalışmaktadırlar. Buna da engel olunduğu durumların olduğu da bir gerçek. Muhalifleri esir almaya çalışan siyasi iktidar sınırlı sayıda öğrenciye ulaşabilen belediyeleri de sıkıştırarak korku salmaktadır.

Kentimizde de yoksullaşma sürekli artmaktadır. İktidarın belirli okul ve kişilere sağladığı öğrenci yemeği nedense gerçekten yoksul olan ailelerin çocuklarına verilmiyor. Belediye çok az bir sayıya bunu sağlayabiliyor. Umarım sürekli artan ve gerçek yoksullara ulaşabilen bir anlayışla bunu başarır.

Bu durumun en büyük sorumlusu da biz velilerdir dersek yalan olmaz. Çünkü sosyal devlete görevini anımsatmak biz velilerin, yurttaşların görevidir.

Devamını Oku

CUMHURİYET OKULU

CUMHURİYET OKULU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birinci paylaşım savaşı (1914-1918) çok uluslu imparatorlukların dağılmasına ve toplumların ulus olmasına sebep oldu. Bu uluslardan birisi de Türk ulusuydu. Osmanlı zamanında kırsala sıkıştırılan Türkler saraylarda yaşananlardan bihaberdi. Bu acı gerçeğe rağmen ya ölüm ya istiklal diyen Anadolu insanı sarayları devirdi. İnsanlığın temel ilkelerini hak olarak ulusun bireyleri ile paylaşan önderler cumhuriyet rejimini kurdular.

Cumhuriyet insanlığın ulaştığı en demokratik rejimdir. İnsan denen varlığı yurttaş konumunda değerlendirerek kültürüne, yöresine, doğasına, haklarına sahip çıkan canlı konumuna getirir. Aklını kullanarak sorgulamayı sağlar. Ancak bu oluş mevzuatlarda yazmakla değil sürekli bir hareket ile sağlanır. Bu nedenle de bilgiyi insandan yana kullanan ve üreten bir süreçtir cumhuriyet.Sürekliliği olan bir okuldur.

Yer yüzünde adında cumhuriyet yazan devletler vardır. Bunların bazıları diktatörlüklerini bu ad altında gizler. Bu gerçeği de bilerek cumhuriyeti putlaştırmak yanlıştır. Ona emek vermezsek bir yere varamayız. Ki o nedenle cumhuriyet kişinin ve toplumun yaşamının her anında olan bir okuldur.

Cumhuriyet yaşamdır. Topluma kişilik veren, onları birbirinden ayıran, bağlı oldukları yüksek değerlerinin meydana getirdiği davranış biçimleri ve hareketleridir.

Cumhuriyet, toplumları ümmet olmaktan kurtararak ulusa kavuşturmak, bireyi yurttaş konumuna yükseltmektir.

Cumhuriyet, eğitim sistemini herkes için zorunlu ve kamusal hale getirmektir.

Cumhuriyet, orta çağın egemeni ve savaşların nedeni olan inançları kişinin vicdanına bırakarak her inancın güvencesi olan laiklik ilkesini benimsemektir.

Cumhuriyet, siyaset, hukuk, eğitim, kültür, sanat, ekonomi ve toplumsal alanlarda köklü devrimleri bilmek ve bunların sürekli olarak yenilenmesini sağlamaktır.

Cumhuriyet, insan yaşamına ve toplumsal düzene aklın ve bilimin öncülüğüyle yön vermek ve sürekli aydınlıktan yana olmaktır.

Cumhuriyet, sosyal ve iktisadi olarak bölgesel kalkınmada adalet sağlamaktır.

Cumhuriyet, belirli kişi ya da bir topluluğun değil, tüm halkın çıkarını, kamu yararını göz önünde tutmaktır.

Cumhuriyet, demokrasinin geliştirilmesi için en çağdaş, en mantıklı, en kamusal, en sosyal bir devlet yapılanmasına yol açan rejimdir.

Cumhuriyetin, bu değerleriyle sonsuza değin yaşatılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Cumhuriyet, bilgi çağının etkin ülkeleri arasında yer alarak gelişmenin yalnızca aklın ve bilimin ışığında gerçekleştirilebileceği düşüncesini temel kabul eder. Ancak bu yolla kalıcı başarıları gerçekleştirebilir ve amaçlarımıza kısa sürede ulaşabiliriz.

Evrensel kavram ve düşünce biçimlerinden etkilenerek, onları etkileyecek duruma gelmenin ve kültürümüzün gelişip, dünya kültürüyle bütünleşmesinin ön koşulu; ulusaldan evrensele gelişmiş bir kimlik, kişilik ve benliğimizi oluşturmanın yoludur Cumhuriyet.

Bugün maalesef cumhuriyet sayesinde yetişip kişisel çıkar, toplumsal varlık ve konum elde edenlerden Cumhuriyeti hor görenler vardır. Elbette her değişimin eleştirilecek yanı olur. Ancak yaşanmış olanı günün koşullarına ve asıl amacına bakarak sorgulamak gerekir. Bu kişiler art niyetli ve cumhuriyet hedeflerinden korkanlardır. Çünkü cumhuriyet ile birlikte bu kişi ve grupların kişisel varlıkları, keyfi egemenlikleri ve toplumsal konumları yok olmaktadır.

Bu nedenle yüzyıldır içte hilafet özlemleri ve çıkar ağaları, dışta; böl, parçala, yönet siyasetinin kalıntılarıyla sürekli sınanmaktadır. Bugün eğer emaneti bize bırakanların yüzüne bakacak cesareti kendimizde bulamıyorsak, bu biraz da sessizliğimizdendir. Oysa Cumhuriyet bizden sadece kutlama değil, direnç ister, anma değil sahip çıkma ister. Cumhuriyet, ancak korunduğu sürece yaşar.

Doğduğumuzda yurttaş olarak yazıldığımız cumhuriyet okulundan ölünce ayrılırız. Ki bunu bilinç haline getirip ömür boyu cumhuriyet okulu öğrencisi olmalıyız.

Bu düşüncelerle Cumhuriyetimizin 102. yılını kutluyorum.

Devamını Oku

LALAPAŞA

LALAPAŞA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Farkında mısınız? Lalapaşa sadece tarihi Dolmen ve Menhirler ile anılmıyor.  Çünkü onları ilgisi olanlar tanıyor. Bölgeye turizm anlamında katkısı da yok gibi. Son yıllarda spor amaçlı doğa gezileri yapanlar arttı ve biraz daha tanındı. Bunlar dışında bölge ormanını yok eden taş ocakları ve uygunsuz yere yapılan rüzgâr enerji santralleri ile uğraşanlar tanıyor!

Bölgede tarım, masrafı karşılayamayacak durumda. Bu olumsuz gidişe alternatif olarak bal üretimi geliştirildi. Dünyada doğal gıdalara oluşan talep artınca uygun olan her bölgede bal yetiştiricileri arttı. Artmasının yanında örgütlenmeye de başladılar. Sadece doğal ortamdan bal üretmek yanında ürün alınamayan ve taş ocaklarına kurban edilmemiş arazilerine aromatik bitkiler ektiler. Ki lavanta bunların başında geliyor. Amaç bal ise araç aromatik bitkilerdir. Aromatik bitkilerin polenini arılar, diğer kısımlarını da ilaç ve koku sanayii tüketiyor.

Resmî kurumların planlarında bu bölge organik tarım alanı olarak belirlenmiş zaten. Bunun sonucunda bölgede bu anlamda yatırım yapan özellikle bu nedenle örgütlenmiş kurumlara destek vermek elzemdir.

Orman vasfı bitmiş yerleri yeni tür bitkiler için yöre insanına vermek, aromatik bitki alanları oluşturmak elbette güzel. Ama yetersiz. Köylüye ormanı vermek (kiralamak) yanında bakım işinde de en azından ürün alınana kadar yardımcı olmak gerekir.

Lalapaşa köylerinde üretilen karaçalı balının Avrupa ülkeleri dahil Çin ve Amerika’ya dahi pazarlanması bölge için büyük umuttur. Bu umut sadece Lalapaşa bölgesine değil ülkemiz içinde önemlidir. Ucuza ham madde ihraç edip pahalı işlenmiş ürün ithal eden ülkemizin kaderini değiştirecek olan ham maddeyi işlenmiş hale getirmek veya sağlıklı, hijyenik doğal tarımsal ürün ihraç etmektir. Küçük aile çiftçiliğinin yok olduğu günümüzde köylerde yaşayanları ve özellikle gençlerimizi köy ortamında tutmak böyle sağlanacaktır.

Lalapaşa bu gelişme rotası ile hafta sonu spor etkinliği için gelen 2000’e yakın sporcu ve görevlinin uğrağı oldu. Türkiye Oryantiring Şampiyonası yapıldı. Şehit Dilay ve Cem Kerman adıyla yapılan 1. Kademe ve Bayrak Yarışları bölge tanıtımı ve ürün pazarlaması anlamında önemli artıları olan bir etkinliktir. 26 ildeki 79 kulüpten sporcu yanında Hakkari’den iki gün yolculuk sonrasında Lalapaşa’ya gelip yarışmaya katılmak çok anlamlıdır.Yarışma sonrası bölge insanları, katılan sporcular ve kurum temsilcilerinin bazıları ile görüştüm. Hepsi memnun kalmış.Federasyon başkanı ve görevliler ise hayran kalmışlar.

Lalapaşa Demirköy’de bu etkinlik yapılırken Trakya Kalkınma Ajansı Edirne’de toplandı. “TR21 Düzey-2 Bölgesi Bölge Planı-2024-2028” raporunu biraz karıştırınca beğenmemek elde değil. “Dijital Dönüşüm Odağında Yeşil Ekonomi ile Gelişen Trakya” vizyonu ile yola çıkılmış. Her şeyin planlı olmasını savunurum. Ama ülkemizde planlara uyulmadığından inanmam ve güvenmem. Çünkü, bilimsel verilerle hazırlanan planlar zorunluluklar dışında siyasilerin kişi ve dost çıkarları yüzünden her an bozulabilmektedir. Planlarda Lalapaşa bölgesine çivi bile çakılamaz denmesine rağmen taş ocaklarının açılması en somut örnek.

Lalapaşa gelecekte umut veren bir ilçe olacak. Elbette bu tür çalışmalar devam ederse ve kamu kurumları da planlarda yazdıklarını hayata geçirirse. Yani ziraat yetkililerinden gençlik spor müdürlüğüne, tarih araştırmacılarından turizm yetkililerine, kaymakamlıktan belediye başkanlığına ortak bir çalışma olursa.

Lalapaşa’da hedef bal üretimi ve yurtdışına ihracı olmalıdır. Nitelikli üretimin desteklenmesi ve arttırılması birlikte olunca sağlanacaktır. Bu çalışmalarda siyasi tercihler, eş-dost ayrıcalıkları kesinlikle olmamalıdır. Ayrıca Lalapaşa bölgesi insanına bilimsel destek ile birlikte bal üretiminde ve başta lavanta olmak üzere aromatik bitkilerin işlenmesi için gerekli destek kurumlarımızca sağlanmalıdır. Yörenin üretim kooperatiflerinin mali gücü ve yalnızlığı ile bu üretim sağlanamaz.

Kalkınma Ajansının da planlarında yazdığı gibi bu koordineli, programlı ortak çalışma ile tarladan sofraya gıda güvenilirliği iyileştirilmelidir. Tarımsal üretim sürecinde akıllı tarım uygulamalarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.Üreticilerin ve bölgede görev yapan teknik personelin yetkinlikleri artırılmalıdır.Tarımsal üretimde iş birliği ortamı geliştirilmelidir. Bu işler sonrasında bölgeden geçimini sağlayan çocuk ve gençler özendirilecektir.Tüm bu emek sonunda Lalapaşa menhir ve dolmenleri de ünlenerek bölge tarihi daha iyi kavranacaktır.

Bizim insanımız zekidir, çalışkandır. Güvenli bir önder ve sistemde geçimine de katkı oluyorsa yapamayacağı iş yoktur.

Devamını Oku