DOLAR 43,2957 0.03%
EURO 50,6829 -0.17%
ALTIN 6.671,98-0,69
BIST 12.728,18-0,61%
BITCOIN 38973401,20%
Edirne

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

EMEKLİ SOKAKTA GÜZELDİR

EMEKLİ SOKAKTA GÜZELDİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

Herhangi bir işte onlarca yıl çalışmış, primini ödemiş ve görevden ayrılmış insandır emekli. Ömrünün bu son devresinde hobileriyle, torunlarıyla zaman geçirmek, gezmek hedefidir. Durum bu iken yaşlılara saygıyı dilinden düşürmeyen iktidar emekliye açlık sınırının altında ücreti reva görüyor.

Ülkemizde 17 milyondan fazla emekli olduğu resmî açıklamalardan anlaşılıyor. Geçmişte bir toplantıda SGK emekli verilerini açıklamış ve çok olduğu görülünce cumhurbaşkanı “bu bir felaket” mealinde cümle kurmuştu. Eğer durum felaket ise bu felaketi emekliler yaratmadı. 2002 yılında 6-7 milyon dolayında olan emekli sayısı bugün 17 milyona gelmiş ve emekliye para bulunamıyor ise bunun sorumlusu iktidardır.

Nüfusları yakın olan ve iktidarın diliyle bizi kıskanan Almanya ile karşılaştırma yaparsak; orada her dört kişiden biri emekli imiş yani 21 milyon. Bir emekli ortalama 1.350 avro dolayında aylık alıyormuş.

Devlet plan demektir, geçmiş verilerle öngörüler yapıp önlemler almak ve yurttaşların mutlu geleceğini planlamaktır. Almanya bunu yapmış ki 2023 yılında emekli ödemesi 381 milyar euro iken prim geliri yaklaşık 380 milyar euro imiş. Yani denkliği sağlamış. Bizi kıskanan Almanya’da da emekli maaşı yetmiyor ama en azından bize göre açlık sınırının altında değil yoksulluk sınırı ile aynı. Çünkü Almanya’da yoksulluk sınırı 1350 euro ve maaş da o kadar.

Bizde açlık sınırı 30 bin, yoksulluk sınırı 98 bin lira dolayında. En düşük emekli maaşı ise 2026 yılı için 18.938 lira olarak belirlendi.Yani açlık sınırının da altında. Bunu hiç olmazsa açlık sınırına çıkarmak isteyen CHP Meclisi terk etmeme eylemi yapıyor ki çok anlamlı. Yerellerden de destek olmalı. Bunun yanında iktidar ne yaptı? Akla zarar!18.938 liraya 1.062 lira ekleyerek en düşük emekli maaşının 20.000 lira olmasını öneriyor. Bu öneri, yurttaş ile alay etmek ve hakarettir.

Emeklilerin talepleri açık ve net.  Geçmiş yıllarda adeta el konulan maaşlarını azıcık onarmak için seyyanen zammın güncellenerek verilmesi. Muayene ve ilaç katkı paylarının kaldırılması. Maaş zamlarının tüm emeklilere eşit oranda yansıtılması. Bayram ikramiyelerinin asgari ücret seviyesine çıkarılması. Emekli olacakların aylık bağlama oranlarının en az yüzde 70’e yükseltilmesi. İntibak yasasının güncellenmesi, hakların faiziyle ödenmesi. En düşük emekli maaşının asgari ücrete eşitlenmesi.

En önemlisi elbette örgütlenme yani sendika kurma hakkının sağlanması. Ki bu konuda Anayasa ve usulüne göre mecliste onaylanıp kabul edilmiş uluslararası mevzuatta örgütlenme hakkı vardır.1948 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ilgili kısmı şöyledir:

“Madde 20: (1)Herkes, barış içinde toplanma ve örgütlenme hakkına sahiptir. Madde 23:(4)Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır.”

Kurulan sendikaların kapatılması Sendikalar Kanunu’nda kamu görevlilerine verilen hakkın emeklilerden bahsetmemesine dayandırılmaktadır. Bu geçersiz bir dayanaktır. Anayasa’da emeklilerin sendika kurmalarından söz edilmemiş olması bu hakkın açıkça yasaklandığı anlamını taşımaz. Çünkü yasa ile yasaklanmayan her şey olumlu değerlendirilir ve var olduğu kabul edilir.  Ki 1990’lı yıllarda kamu sendikaları fiili olarak bu mantıkla kurulmuş ve 1999 yılında bu hak düzenlemişti. Bu nedenle bizlerin birlikte mücadeleyi büyültmesi şarttır. Büyümek içinde çeşit çeşit emekli sendikası yerine aynı amacı taşıyanların bir arada olması ve alanları doldurarak mücadeleyi arttırması gerekir.

İşin sonuna gelirsek ülkemizde para vardır. Olmayan adil dağılımdır. Dolar ve TL olarak birlikte bakalım; kişi başı gelirimizi Maliye Bakanı söyledi, 17.000 dolar (730 bin TL). Ortalama emekli maaşını iyimser olarak 580 dolar (25 bin TL) sayarak 12 ay olarak hesapladığımızda 7000 dolar (300 bin TL) gibi. O zaman kişi başı gelirimin 10 bin doları (430 bin TL) uçtu. Bir de aylığı 20.000 liradan az olan 4-5 milyon emeklinin halini düşünelim.

Emekliler kendileri göremeyecek bile olsa çocuklarının, torunlarının bu ülkede mutlu olmasını istiyor ise sen-ben tartışmasını bir kenara bırakmalıdır. Nasıl ki 1990’lı yıllarda kamu çalışanlarına sendika hakkı aldıysak bugün de emeklilerin sendika hakkını alacağız. Çalışırken güzel olan sokaklar emeklilikte de güzeldir.

Devamını Oku

BÜYÜK TURP!

BÜYÜK TURP!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

Günlerimizi dolduran Trump hareketi ister istemez hepimizi ilgilendiriyor. Bugün bu eylem sıradanlaşıyor ise yarın herkes ve herkes tarafından yinelenebilir. Bu yinelenme komşular arasında, köyde, kentte, şirketlerde, kısaca her alanda ve her yerde olabilir. Ki her gün artarak oluyor da. Bu bir doğa kuralı gibi görünse de düşünen doğal varlık olan insanlık bunu aşmalıdır.

Büyük insanlık olarak; yendik yenildik, öldük öldürdük, tanrılar yaratıp inandık inanmadık. Kısaca birlikte geldik bu günlere. Güçlünün kazandığı kalabalık gibiyiz. Ama kazananların kaybetme korkusu kaybedenlerin kazanma umudu hiç bitmedi ve bitmeyecek de yeryüzü aşkın yüzü olana dek.

Bugün bir ülkenin, nasıl olursa olsun temsil eden kişisini evinden alıp kendi ülkesinde yargılamaya götüren ve bunu kameralar önünde sanatsal bir şova dönüştürmek ne anlama geliyor?

Kişi o makama her nasıl geldiyse de kendisini oraya getiren yurttaşlar; onlarca yıldır adaletsiz bir şekilde hile ve desise, korku ve tehdit ile yönetiliyor ise temsilcisini korumaz. Ülkenin yurttaşı olarak kendi yöneteni ile başka liderin yönetimi arasında seçime zorlanır ise ülke, toplum, ulus her nasıl adlandırırsak adlandıralım bitmiş demektir.

Anımsayalım; Osmanlı dağılınca kimisi ABD’ye bağlanmayı, kimisi İngiliz kolonisi olmayı veya başka seçenekleri düşünmedi mi?

Dış politika konusunu bir ortalama yurttaş bilgisine sahip olan biri kadar anlarım. Çünkü dünya yönetimlerini tahlil etmek uzmanlık işidir. Benim bildiğim dünyada iki toplum vardır; ezenler v ezilenler. Ezenler bunun devamını ve daha çok ezmeyi amaç edinir, ezilenler de bundan kurtulup adil bir dünyayı mücadelesi ister.

Her ne kadar hepimiz her şeyi bilir gibi ahkam keser ve uzmanlığımızı öttürüyor olsak da bu kadar bilenlerin sessizliği, eksik yurttaşlığımızın kanıtıdır bence.

Evet, hepimiz kapitalizmin kurduğu ve toplumlara yaşattığı bir düzen içindeyiz; sessiz ol, inan, tüket, bir araya gelip itirazı örgütlemeye kalkma, uyumlu ol.Yoksa!

Bunun sonucunda da her ülke güvenlik ülkesi konumunda birbirine düşmanlaştırılmış ve silah pazarlamacılarının egemenliğinde.

Bilen ile bilmeyeni tanımlamaya gerek yok.Bilmeyen; ses çıkarmayıp usulüne uygun sessizliği seçendir.Bilen; kirli bilgiden arınıp doğru bilgiye ulaşandır. Bu bilgiyle de en yakınından başlayıp mahallesinden, kentinden sorumluluk duyan ve ülke çapında itiraz edebilen olması gerekir. Yani bilmek yetmez bilen olmak için. Ülke içinde itiraz edebilen topluluklar dünya ölçeğinde de bunu gösterebilendir. Kısacası bilen; dünya yurttaşı olmaktır.

Trump denen zat kapitalistlerin emir ve isteği ile küreselleşme sürecinde köy dediğimiz dünyanın bir ülkesine el koyuyor. Ben bu duruma şaşırmadım. Malum ülkemiz insanı bu uyumlu yurttaşlık elbisesini giymemek için çok direndi, çok bedeller ödedi, çoğunu birlikte yaşadık. Avrupa ülkelerinin yurttaşları başka halkları sömürmekten gelen gelirler dahil kendi içlerinde az da olsa adaleti sağlamışlardı. Asya, Afrika ülkeleri de değişik sebeplerden dolayı birlikte başka coğrafyalardaki haksızlıklara uzak duruyor şimdilik.

Bugün büyük insanlıktan beklediğimiz sokakları doldurma, dünya bizimdir eylemleri yapma durumları olmayacaktır. İnsan da diğer canlılar gibidir. Kendine zarar gelince zıplar ve veryansın eder ki televizyon ve gazetelerin üçüncü sayfa haberleri bunlarla doludur. Oysa yasalardan elde ettiğimiz hakları bilerek birbirimizi tamamlayabilsek ve örgütlü olsak mahallemizde, kentimizde, ülkemizde ve işte o zaman dünyada itirazları örgütleyebiliriz. İşte o zaman Trumpgiller hiçbir ülkede olmaz, olamaz.

Herkesin bildiği gerçeği kapitalistler de biliyor; kapitalizmin sonu sosyalizmin başıdır. Umudum o ki kapitalizmin son temsilcisidir Trump. Çünkü insanlık tarihi karanlıklar tarihi olduğu kadar aydınlıkların da tarihidir. Zıtların birlikteliği doğa kuralıdır. Bir kibrit ile yeni dünyalar kuran pratiklere de gebedir.

Sosyalizm mi, Kapitalizm mi seçeneğine gelen insanlık kapitalizm ile nereye geldiğimizi gördü. Bilinmeyen ve her kesimin dilinde olan sosyalizm ise denenmedi denebilir ve insanlık bu kez sosyalizme dönecektir. Bugüne kadar dilde olan ama hiç uygulanmayan demokrasi hayali de ancak demokratik bilimsel sosyalizm ile insanlığın kurtuluşu olacaktır. Beklenen büyük turp belki de Trump’tır!

Devamını Oku

DİLEKLERİM AKROSTİŞ’TE

DİLEKLERİM AKROSTİŞ’TE
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-4.jpg

Herkesin samimiyetle birbirine ‘hoj geldin’, ‘güle güle’diyebildiği,

Okulların eğitim, hastanelerin sağlık kurumu olduğu,

Jöleli, badem bıyıklı, liyakatsiz idarecilerin sona erdiği,

Güzelliklerin, hak ettiğimiz için bizim olduğu,

Eski yitirdiklerimizin de bize geri geldiği,

Lale devirlerinin ebediyen sona erdiği ve adil paylaşım olduğu,

Dijital vicdan olan 2025 yerine gerçek vicdanın ses-soluk olduğu,

İş bulma garantili eğitim ve ekonominin başladığı,

Nazizm yolundaki gidişin demokrasi kılavuzuna doğru döndüğü,

İlklerin, ilkelerin toplumda dönüşüme başladığı,

Kara düzenin bizim mücadelemizle son bulduğu,

İşçilerin, emekçilerin sınıfları doldurduğu,

Ben’den biz’e çoğalan güven ve sorumluluk yılının başladığı,

İş yapanların liyakat ile kadrolara geçtiği,

Naif de olan devrimci insanların temiz ahlak ile topluma yön verdiği,

Yeniden yine yenileşerek toplumsal uyanışın başladığı,

İki kere ikinin dört ettiği,

Rol yapan,algıyı yaratan hatiplerin masallarının son bulduğu,

Masmavi denizlere açılmanın başladığı,

İş, eş, sağlık, mutluluk garantili bir ülke inşasının başladığı,

Altına dolara değil insana ve doğaya yatırımların olduğu,

Lütfen sözcüğünün emir cümlelerinden fazla olduğu,

Türk lirasının, üretim artışıyla değer kazandığı,

Ilımlı yerine gerçek inançların, ama mutlaka gerçek demokrasinin olduğu,

Maarifin eğitime, eğitimin özgürlüğe, özgürlüğün insana yol gösterdiği,

Ulaşılabilen hizmetlere her yurttaşın ücretsiz ulaşabildiği,

Tarikat ve cemaatlerin, vakıf, dernek, holding olmadan gerçek yüzleriyle karşımızda olduğu,

Laikliğin, demokrasi ve dini inançların garantisi olduğunun anlaşıldığı,

Umudumuzun ümidimize başlangıç olduğu,

Yemeğini çer çöpten toplayan bir kişinin bile kalmadığı,

Ikına sıkına değil özgürce sokakların dolduğu,

Laboratuvar sonuçlarının hacamatlar yerine sağlığa veri olduğu,

Laiklik anlayışının ekmek ve emek için öneminin anlaşıldığı,

Artık yeter diyebilen toplumsal sıçramanın başladığı,

Reel siyasetin ve devamında reel sosyalizmin sözden eyleme geçtiği bir 2026 dilerim.

Devamını Oku

GİDEN DEĞİL GELEN TARTIŞILIR

GİDEN DEĞİL GELEN TARTIŞILIR
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-3.jpg

Ülkemizde yüzlerce yıldır sol düşünceyi yok etmek için uğraşan sağ ideoloji bunu başaramamış olmalı ki kendi ürettiği yeni solu tanımlayarak sözde liderleri topluma sunuyor.

‘Sayın Erdoğan solun lideridir’ diyen de var Sayın Bahçeli’yi ‘devrimci önder’ sayan da. Gülüp geçmek kolaydır ama ciddiye almak gerek bu tanımları. Çünkü sermaye ürettiği krizleri unutturmak istiyor. Bu nedenle algı yaratıyor. Solu ‘hiçleştirmek’, ‘sol da aynıymış’ algısını büyütmek, “sol olmadığı için krizler var” mealinde söylemlerle gerçekleri örtbas etmek amaçlardan bazılarıdır.

Ülkedeki gidişat elbette yereli de etkiliyor. Çünkü gerçek demokrasiye geçememiş toplumsal yapımızda algılar etkindir. Yukarıdan aşağı olan bu etkilenme kentimizin her mahallesinde de kendini göstermekte ve demokrasi mücadelemize olumsuz yansımaktadır.

Bu nedenle de saçma ama kafa karıştıran bu konuları da düşünmek, toplumsal hafızayı emekten, soldan, demokrasiden yana güçlendirmek gerekiyor. Biliyoruz ki; insanlık tarihinin ileriye doğru yürümesidir ‘sol’. O nedenle de sol;kriz üretenlerin geçmişe özlemle yaptığı değişiklikleri devrim diye sunanlarla değil; bugünü ileriye taşıyan devrimcilerle olmak zorundayız. Kırklarelili devrimci Nasuh Mitap’ın tanımı en kısa ve anlamlıdır; ‘Devrimcilik, insanın insanlığa sahip çıkmasıdır’.

Evet; dünyada ve ülkemizde sol gerilemiştir. Evet; sol sarsılmıştır. Ama yaşama soldan bakan umut hep vardır ve var olacaktır.Ezen-ezilen, sömüren-sömürülen olduğu süre sol hep olacaktır.

Kapitalizm her krizde yeni senaryolar üretip hayatı yönlendirmektedir. Böylece sömürü düzeninin devamını sağlar.Bu nedenle asıl kriz kendilerinin varlığı ve soygun düzenidir. Gelirlerin adaletsiz dağılımı ve sonuçta bir azınlığın sermaye birikimi yaparken milyonları yoksulluğa mahkûm eden düzeni yok edecek gücümüz vardır. Bunu görmemizi engellemek için kendilerince gündemler yaratarak gidecekleri zamanı ötelemeye çalışıyorlar.

İnsanlığın hedefi olan sosyalist demokrasiye varmak için günlük dayanışmalar kaçınılmazdır. Bu tür birleşik hareketlerin lideri herkes olabilir. Bizler;sol düşünceye yol göstermeye çalışan ve lider öneren danışman Uçum veya oğlan Bilal’in bugünün sorumluları olduğunu biliyoruz. Onların sol tanımına veya adlarını verdiği ‘solcu liderlere’ sağ düşünceliler bile inanmıyor.

Ülkemizde bugün vahşi kapitalizmin kara düzeni vardır. Bu düzenin nasıl oluştuğunu iyi düşünüp ders almak için hepimiz geçmiş hatalarımız ile yüzleşmek zorundayız. Her seçim öncesi söylenen vaatlere kanan ‘büyük insanlık’ ve kötü gidişe seçenek sunamayan muhalif kesimlerin sorumluluğunu da görmeliyiz.

Cumhuriyet kurulurken sınıfların etkisi olduysa da asıl amaç insanlığın aydınlık yüzüydü. Otoriterlikten demokrasiye geçilmesi, gücün gökten yere indirilmesi, karanlıktan aydınlığa yürümenin altyapısı amaç idi.Ne yazık ki bu toplumsal altyapı oluşmadan dışa bağımlı siyasiler egemenliği ele geçirdi.Sol düşünce sürekli budanırken bugünün idarecileri korundu, kollandı ve beslendi. Çünkü ülkemize egemen olan güçlerin hedefi; kendilerine uygun istendik yurttaşlar üretmekti.

Bu yurttaşlık için de ezan, bayrak, kuran, ecdat diyen hatiplerin kutsal devlet edebiyatı ile gidenin yerine gelen yeniler doldurdu yıllarımızı. Ve sonuçta demokrasiden uzaklaşma, milli ekonomiden kopuş, sosyal devletten ulufe dağıtan devlete dönüşüm, toplumsal uçurumların arttığı toplumsal çelişkiler…

Bugün iktidar lafazanlarının ne düşündüğünden çok bizim ne düşündüğümüzü ortaya koymak zamanıdır. Gidenin değil gelenin müjdesini sunmalıyız birbirimize. Bu uğurda mücadeleyi de göze almalıyız.Gelecek olan soldur. Çünkü‘Sol’ umuttur ve bu umudun ülkemizde ve dünyada gerçekleşme zamanı yaklaşmıştır.

Yereldeki kurumlarımızda dayanışma ile insanlığa sahip çıkma mücadelemizi ‘yeryüzü aşkın yüzü olana değin’ devam edeceğiz. Biliyoruz ki demokrasi yerelden gelişir.

Devamını Oku

MERİÇ’TEN İĞNEADA’YA?

MERİÇ’TEN İĞNEADA’YA?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

Uluslararası sular kapsamında olan Meriç Nehri ülkemiz için önemli bir su kaynağıdır. Her su gibi ekolojik yapılar bozulmadan insandan yana kullanımı önemlidir. Su akarken yanındaki tarla kuraklıktan verimsiz kalıyorsa bu ayıplanmalıdır. Kıyı tarlaları yanında bölgedeki arazilerin sulanması sağlanmalıdır. Bunun içinde bazı göletler yapılarak suyun bol zamanda toplanması ve kıt zamanda bölge tarlalarının sulanması önemlidir.

Böyle olması gereken sistemi irdeleyince yapılan göletlerin aktarılması ve daha uzağa yeni gölet veya su biriktirme tesisine aktarılmasında planlarına olumlu bakamıyoruz. Çünkü amaç olması gerekene uygun değil. Biraz özel bilgi ve kayda düşen bilgilere bakınca sulama amaçlı denen su biriktirme yerlerinin hedefinin depolanan suların Çerkezköy, Çorlu, Muratlı gibi sanayi bölgelerinin ihtiyacı için yapıldığı ortaya konuyor.

İktidar yatırımlarının verimli kullanılmaması, yatırımların tarımsal amaç ve üretim artışına yapılmaması sonucunda suyu bol bölgemiz kuru tarımla idare etmekte ve kırsaldan kentlere göç hızlanmaktadır.

Dünyada ve ülkemizde suyun değerli olduğu herkesçe dile getirilse de yetkililer üreticinin salma sulamadan yağmurlama sulamaya geçişini sağlayamamıştır. Bu da çiftçiyi yoksullaştırmış, üretimi azaltmıştır. Az olan suyun da boşa gitmesine neden olmuştur. O nedenle öncelikle üreticinin yağmurlama sulamaya teşvik, ödül, ceza gibi yollarla geçmesini sağlanmalıdır.

Meriç suyunun sanayiye aktarılması gizli ve kapalı kapılar ardında olmamalıdır. Bu çalışma Trakya’daki herkesi etkileyecektir. Meriç-İpsala Ovası çeltiğin ana vatanıdır. Bu alanda çeltik dışında sulu tarıma geçilmesi zorunludur.

Trakya bir bütündür. Meriç’in suyu, Ergene’nin kirliliği, Trakya sularının ekolojik ve insani değerlendirilmesi, değerlendirilmesi Çerkezköy ve diğer sanayi bölgelerinin kirliliği, yine bu bölgede arıtma yapmayan tesislerin kirli atıklarını arıtıp Marmara Denizine deşarj yapılması, Istrancalara açılan taş ocakları, yanlış yerlere yapılan rüzgâr enerji tesisleri, İstanbul’un su ihtiyacının bir kısmının Trakya sularından sağlanması gibi tüm sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir.

Öte yandan son yıllarda kapalı kapılar arkasında pişirilen, resmi görünürde hiç bilgi-belge olmamasına rağmen basında demeçlerden öğrendiğimiz büyük bir sorun oluşmuştur. Duyulan, okunanlardan öğrendiğimize göre Kırklareli İğneada-Kıyıköy bölgesine nükleer tesis yapılacağını biliyoruz artık. Sorulara resmi yanıt verilmemesine rağmen bakan bu tesisin Çinlilere verildiğini bile söylemektedir.

Sıralama yaparsak; 2040’lardan yansıyan duyumlardan sonra Ocak 2015’te Enerji Bakanı Ali Rıza Alaboyun, doğa katliamına neden olacak üçüncü nükleer santralı Kırklareli’nin İğneada beldesine yapmayı planladıklarını açıkladı.

Ama Ekim 2015’in Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; İğneada’da nükleer santralle ilgili bir çalışma ve başvuru olmadığını söyledi. Elbette yanlış bilgiydi ve gizlice bir sürü görüşmeler olduğu için Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde birçok kurumun desteklediği protesto eylemi 15 Kasım 2015 Pazar günü İğneada’da gerçekleştirdi. Öte yandan aynı amaçla Trakya’nın 25 belediye başkanı da ortak açıklama ile bu tesise karşı olduklarını beyan etti.

8 Kasım 2022’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’daki nükleer santralin yer tespiti çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

24 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Trakya’da yapımı planlanan nükleer enerji santraline yönelik Çin ile görüşmeler yürüttüklerini belirterek “Hükümetler arası anlaşmayı birkaç ay içinde sonuçlandırmak için çalışıyoruz.” dedi.

Bugün tehlike daha görünür oldu. Resmi hiçbir bilgi görünmüyor. Ancak kurumlararası yazışmalar bazen hata ile görünebiliyor. Bu gizliliği aşmanın en etkin yolu kurumların bilgi paylaşımıdır. Bölgemizin kurumları ve başkanlığını Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanının yaptığı Trakya Belediyeler Birliği’nin ortak sesi duyulmalıdır. Sesten sonra da bütçesi ile hukukçuları ile mücadeleye katılmalı ve siyasi tavrı ile de Trakya severliklerini kanıtlamalıdırlar.

Radyasyon sınır tanımadığı gibi partili de ayırmaz. Trakya bölge yaşayanları olarak bölgenin tarihi, tarımı, ticareti, kültürel ve demografik yapısı korunarak sorunsuz gelişme ve üretim artışı sağlanmak zorundadır. O nedenle bir uçta Meriç suyunu korurken diğer uçta İğneada-Kıyıköy kıyısında balık, orman ve su kaynaklarına yapılacak nükleer tesise karşı birleşmeliyiz. Hepimiz Çernobil’in etkisini gördük ve kanser ölümlerinde önlerdeyiz. Çünkü radyasyon sınır tanımıyor.

Soru ile bitirirsek; Cumartesi günü Edirne’de miting yapacak olan Özgür Özel’den bu konuda birkaç cümle etmesi önemli olur ve kendilerine oy veren Trakya halkına da moral, geleceğe yol açma olur.

Devamını Oku