
12 Şubat 2026 Perşembe


Köylerde yaşadık çoğumuz. Biliriz; kocaman bir öküz çocuğun elindeki incecik bir iple bağlıdır ama kaçmaz. Veya koyun sürüsü, küçücük bir çocuğun sesiyle yönlendirilir ama sürüden ayrılmayı hiçbirisi düşünmez. Bunun sebebi elbette öküzün güçsüzlüğü veya koyunların aptallığı değildir. Öküz ve koyunların kaçmaya niyet etmemesinin sebebi bunun olamayacağına inandırılmış olmalarıdır.
Pskikolojide öğretilmiş çaresizlik diye bir gerçek vardır. Hayvanlar sezgileriyle insanlar akıllarıyla davranır. Ama evcilleştirilmiş hayvanlarda sezgileri değiştirilmiş ve yeni durumlara yönlendirme vardır. Yani durumu değiştirmeye gücünüz olmadığına dair kabulleniş. Bu inandırılmış halden kopabilsek, ayrılabilmeyi hayal edebilsek gerisi gelecektir.
Tüm canlılarda olan bu öğretilmiş çaresizlik durumu insanda olmamalıdır diyoruz. Ama hayvanlarda yapılan deneyler sonrasında toplumda uygulanıyor ve öğretilmiş çaresizlik başlıyor.
Bu çaresizlikten çıkmak Charles Darwin’in dediği gibi bilim ve sanatla olur. “Bilim ve sanat bir kuşun kanatları gibidir” der Darwin.“Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum; önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.”
Egemenler hep aynı sözlerle iktidar olurlar. Onlar vaat etmekten,bizler vaatlerin hayata geçmesini beklemekten bıkmayız! Oysa yaşadıklarından dersler çıkarma yeteneği olan canlılarız. Hayvanların da koşulların zorlaması sonucunda sezgilerini değiştirme yetenekleri vardır ama doğada sezgileri yerine aklını kullanan, geçmişten dersler çıkarabilme yeteneği olan tek canlı insandır. Asırlarca süren geçmiş deneyimlerimiz, alınacak derslerimiz olmasına rağmen akıl ile yaşamayı seçmemiş olmamız acı değil mi?
Hepimiz biliyoruz ki; havanda su döven, lafla peynir gemisi yürütenlere her sefer kanıyoruz. Bu deyimler günümüze kadar ulaşmıştır.Ulaşmış da bizim kültürümüze, yaşamımızı olumlu değiştirmemize yararı olmuş mu? Egemenlerin verdiği sözlere kanmak da bir öğretilmiş çaresizlik değil mi? Unutuyoruz her şeyi, doğduğumuzda bilinen basit bir durumu, yukarıda örneklediğim öküz, tavuk, havanda su dövmek veya peynir gemisi örnekleri hep bizim öğretilmiş çaresizliğimizin kanıtları değil mi?
Sezgilerimize yön verenler aklımızı kullanmamıza engel oluyorlar. Doğal olanı unutmamızı ve öğretilmiş çaresizliğe teslim olmamızı istiyorlar. Hayvanlarda uygulanan bu durum aklını kullanan insanlarda olmamalıdır. İnsanlık tarihini unutmayacağımız gibi AKP’nin 23 yıldır unutturmaya çalıştırdıklarını elbette unutmamalıyız. Ama dayattığı çaresizliği unutmalıyız. Çaresizliği unuttuğumuzda unutmamamız gerekenleri anımsayacak ve kendimize geleceğiz.
Makale yazmaya başlamadan önce yazdığım bir şiirde hal ve ahvalimizi şöyle anlatmıştım:
“Duyguları sömürüyor gözyaşları / Gönülleri çalıyor albeniler / Karanlığın yollarında / Unuttuk kendimizi / Şaşaalı yaşam özentisinden / Okullar diploma verirken nüfus kâğıdına / Kitaplar pahalı denirken / Radyo, televizyon, basında / Reklamların gösterisi sürerken / Yitirdik yaşamın izini / Unuttuk kendimizi / Karanlığın kuyularında.” (Unutulan-1985)
NOT: 2005 yılı Şubat ayından beri yani 21 yıldır her Perşembe “SOLDUYU” olarak bulunduğum HUDUT gazetesine nice yıllar dilerim…