
Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Nöbetçi Eczaneler
Aramızdan ayrılanlar
HAMDİYE ÇAPA VEFAT ETTİ
Domurcalı Köyü sakinlerinden merhum Necmi Çapa’nın eşi, Cengiz ve Cenk Çapa’nın anneleri, Necmiye ve Çiğdem Çapa’nın kayınvalideleri Hamdiye Çapa 71 yaşında vefat etti. Merhume dün Domurcalı Köyü Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.
METİN KILINÇ VEFAT ETTİ
Sanayi esnaflarından Mobilya Boyacısı Aytunç ve Aykut Kılınç’ın babaları Metin Kılınç 60 yaşında vefat etti. Merhum dün Küçükpazar Sarı Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.
AHMET ZEREN VEFAT ETTİ
Melek Zeren’in eşi, Metin ve Ercan Zeren’in babaları Bekçi Ahmet Zeren 76 yaşında vefat etti. Merhum dün Kıyık Kıyak Baba Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yenişehir Mezarlığında toprağa verildi.
Daire fiyatları villaları solladı!
Olgay GÜLER
Edirne Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Serhat Çeker, yüksek faiz ve banka kredilerine ulaşımda zorluğun, insanların konuta ulaşımını imkansız hale getirdiğini söyledi.
Dernek Başkanı Çeker, yüksek kredi faizleri, arsa sıkıntısı, maliyetler ve değişen piyasa koşulları nedeniyle konut piyasasında yaşanan durgunluğa ilişkin açıklamada bulundu. Vatandaşın, yüksek faiz nedeniyle kredi talebinde bulunmadığını, bulunanlara da bankaların sıcak bakmadığını belirten Çeker, bu durumun konuta ulaşımı imkansız hale getirdiğini belirtti.
‘KİMSE KREDİ TALEBİNDE BULUNAMIYOR’
Daire fiyatlarının uzun zamandır sabite yakın seyrettiğini dile getiren Çeker, “Eskiden faizlerimiz yüzde 0,70’lerden, yüzde 0,80’lerden kredi kullanılıyordu. Yüzde 0,80 olduğu zaman, yani yüzde 1 bile değildi. Düşünsenize, yüzde 0,70, yüzde 0,80 böyle kredi kullandırıyorduk. İnsanlara yüzde 1 bile yüksek geliyordu. Şimdi kredilere baktığınız zaman yüzde 3,45, yüzde 3,50, yüzde 3,80 gibi oranlar var. Böyle olunca kimse kredi talebinde bulunamıyor. Bulunsa dahi banka krediyi vermiyor” dedi.
‘YÜKSEK FİYATIN BİR SEBEBİ DE KREDİYE ULAŞAMAMA’
Bankaların da yüksek faiz ortamında kredi vermekten kaçındığını belirten Çeker, “Banka da yüksek orandayken kredi almak isteyen kişinin aylık ödemelere vurulduğunda batacağını, ödeyemeyip batık duruma düşeceğini düşünüyor. Faiz çok yüksek olduğu için aylık ödemeler çok yüksek tutuyor. Bu sefer de banka ‘O kadar para veremeyiz, size şu kadar kredi çıkıyor’ diyor. Yani siz 2 milyon lira kredi talebinde bulunuyorsunuz, ‘Size 500 bin lira çıkıyor’ diyor veya vermiyor. Karşı tarafa kredi vermemek için elinden geleni yapıyor. Aslında bankalar da bu konuda haklı. Çünkü oranlar yüksek olunca kişi bu krediyi alacak, aylık ödemesi çok yüksek olacak ve sonra ödeyemeyecek. Bu sefer krediyi veren banka sorumluluk altına girecek; icrasıyla ve diğer süreçleriyle uğraşmak zorunda kalacak. O yüzden ‘En iyisi para dursun, vermeyin’ deniyor. Şu anda Edirne’mizde, konut fiyatlarının yüksek olmasının sebeplerinden biri bu” diye konuştu.
‘BU DAİRE FİYATINA, ESKİDEN VİLLA SATIYORDUK’
Daire fiyatlarının çok yükseldiğini söyleyen Çeker, “Daire fiyatları o kadar yükseldi ki şu anda en basit 2+1 daireyi bile alacak olan kişinin cebinden en azından 4-5 milyon lira para çıkması lazım. Metrekare maliyet hesabı yapıldığında bugün dairelerde metrekare fiyatı 50 bin liralara çıktı. 100 metrekarelik bir daireyi almaya çalıştığınız zaman otomatikman 5 milyona çıkıyor. 5 milyon da şu anki durumda herkesin cebinde olan bir para değil. Vatandaş cebindeki 2-2,5 milyon liranın yanına kredi kullanmak istiyor ama yüksek faiz ve banka engeliyle karşılaşıyor. 3+1 dairelere bakıyoruz; 3+1’ler 8 milyon gibi rakamlarda, 10 milyona kadar çıkan rakamlar var. Çok korkunç rakamlar. Biz bu rakamlara daha önceleri müstakil villa satıyorduk, şu anda daire satıyoruz. Bu durum arsaların az olmasından, maliyetlerin çok yükseklerde olmasından ve arsa paylarının yüksek olmasından kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.
‘YENİ BÖLGELER İMARA AÇILAMIYOR’
Yeni bölgelerin imara açılamadığını anlatan Çeker, “Eskiden belediyeler 18. madde uygulaması dediğimiz sistemle arsa uygulaması yapabiliyordu. Şehir plancısı planlama yapıyor, meclisten geçiyor ve imara arsa açılıyordu. Tarlalar düzenleniyor, yollar, yeşil alanlar, parklar, sağlık alanları oluşturuluyor ve arsa olarak kayıt altına alınıyordu. Belediyenin kasasına para giriyor, vatandaşın tarlası arsa oluyor, herkes memnun kalıyordu. Ama şimdiki duruma baktığınız zaman belediyeler uzun zamandan beri arsa üretemiyor, arsa çıkartamıyor. En son Edirne’de Demirkapı mevkisinde, terminalin olduğu tarafta bağ ve bahçe uygulaması olan sıfır 50 emsalli yeri belediye düzenledi. Emsalleri 1,50’den 2’ye kadar çıkardı, ticari ve konut alanlarını belirledi. Orası daha yeni ve altyapısı yeni yeni oluşuyor, zorlukları var. Şimdi yeni bölgeler açılmaya çalışılıyor ama açılamıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na sorulmadan uygulama yapılamıyor. Tarım’a ve Çevre Şehircilik’e sorulduğunda ‘Burası birinci derecede tarımsal arazidir, değiştiremezsin’ denilerek reddediliyor. İmara açılamayınca eliniz kolunuz bağlanıyor” ifadelerini kullandı.
Sporda fiyasko!
İsmail DEMİRAY
Geçtiğimiz yıl 3. Lig’den amatör liglere düşen Edirnespor son anda Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın desteği ile parasal şartları yerine getirmesiyle birlikte lige katılım hakkı kazanmış oldu.
Edirnespor artık Amatör’de.
BELEDİYE DESTEĞİ FUTBOLA
Bölgesel Amatör Lig’in (BAL) ismi bu yıl Profesyonelliğe Geçiş Ligi (PGL) oldu. Katılım gerçekleşti, ortada ne takım, ne teknik heyet, ne de alt yapı var. Edirne Valiliği’nce yenilenen Edirnespor Tesisleri boş bir şekilde yeni sezonu bekliyor.
Edirnespor futbolda umutsuzluğun adeta simgesi oldu. Taraftarlar, kulübe emek verenlerin hiçbir beklentisi yok yeni sezondan, karamsarlık hakim bütün çevrelerce.
Voleybolda bir sezon fırtına gibi geçmişti.
VOLEYBOLA YAZIK OLDU
Voleybolda geçtiğimiz sezonun başında oluşturulmaya çalışılan yeni takım bilemediğimiz nedenler yüzünden gerçekleşmedi.
Voleybolda sadece alt yapı okullarının emeği ile bir şeyler yapılmaya çalışılıyor, kendi yağlarıyla kavruluyor alt yapılar. Gelecek için umut veren minik voleybolcu çocuklarımız üst liglerin kulüpleri tarafından kapış kapış gidiyor, Edirneli voleybol severlere yine beklemek düşüyor. Umutsuzca.
Geçtiğimiz günlerde televizyonda izledik Avrupa Şampiyonu olan Atatürk’ün kızlarını büyük mutlulukla. Sadece televizyonda yaşıyor Edirneli spor severler salon sporlarını da artık.
Basketbolda Edirne DSİ’de artık anılarda.
BASKETBOLA DSİ FRENİ
Basketbol da geçtiğimiz yıllarda Edirne DSİ kendi imkanlarıyla Bölgesel Liglerde verdiği mücadeleden sonra birden kendini Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde (TKBL) bulmuş Edirneli spor severler büyük mutluluk yaşamıştı. Kötü geçen sezonun ardından DSİ küme düşmüş, DSİ’nin elinde sadece ödenmesi gereken milyonlarca borç kalmıştı.
Ki, Edirne DSİ kurumunun pek desteğinin de olmadığını biliyor Edirneli spor severler. Oysa kurum biraz destek verse Edirne DSİ Kulübü uzun yıllar salon sporlarında Edirne’de salonlarda yer almaya devam edebilirdi.
Sayın Filiz Gencan bu yılı PGL’de geçirecek olan Edirnespor Futbol Takımı’na verdiği bir milyonu voleybola ayırsaydı mütevazi bir kadro ile Edirneli salon sporuna gönül vermiş binlerce insan Kadınlar 2. Lig’de voleybol keyfini sürebilirdi.
Erkek Basketbolu’nda Edirne Belediyesi vardı artık yok.
Hadi voleybol olmadı biraz destek olsa yıllardır Edirne Belediyesi kadrosunda görev yapan Edirne’nin yetiştirdiği en büyük değerlerden Mülkü Karadeniz Edirnelileri basketbola doyurabilirdi.
Futbol yine öne çıktı ve salon sporlarını seven Edirnelilere bir sezon daha beklemek düştü.
Edirne Kültür Sanat Ve Doğa Sporları Kulübü Hentbol’da bir ilki yaşatmıştı.
GENÇLİK SPOR İL MÜDÜRLÜĞÜ SALONA İNMEK İSTEMİYOR MU
Burada sözü Edirne Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne de getirmek istiyoruz. Bütün imkanlara sahipler, salon, tesis, kamunun maddi imkanları.
Kurum istese basketbol, voleybol, hentbol branşlarından en azından birisinde veya hepsinde yapılaşmaya giderek Edirne’de salon sporlarını ayağa kaldırabilecek imkanlara sahip oysa. Edirneli spor severler kurumun elini taşın altına sokmak istemediğini düşünüyor, haklılar da. Yıllardır kurumumuzdan tek bir atılım bile göremedik. Oysa kurumun bünyesinde voleybolu ve hentbolu çok iyi bilen teknik adamlar mevcut. Basketbol dersek kendini kanıtlamış teknik adamlar var Edirne’de. Kurumun bu hocalarla çalışması zor olmasa gerek, görev bekleyenler de var oysa.
Edirne Gençlik Spor İl Müdürlüğü bir türlü salonun içine inmek istemiyor bunu da görebiliyor Edirneli spor severler.
SAYIN VALİMİZE
Edirne’ye geldiği günden beri gecesini gündüzüne katarak çalışan emek veren valimiz Sayın Valimiz Yunus Sezer’i birçok spor branşı yetkililerin ziyaret ettiğini basından görüyoruz. Edirne’de yaşayanlar futboldan çok salon sporlarına gönül vermiş spor severlerin olduğu bir ildir.
Edirne’de kendisine bağlı olan kamu kurumlarının da artık üstlerine düşeni yapmalarını istiyor Edirneli spor severler. Spor sadece yeşil sahalarda yapılmıyor. Salon sporları da gerekli ilgiyi bekliyor.
‘İzmir’in kurtuluşunun 104. yılı kutlu olsun!’
Atatürkçü Düşünce Derneği, İzmir’in kurtuluşunun 104. yılını, “Atatürk’ün aşıladığı bağımsızlık aşkının İzmir’in dağlarında ve yurdumuzun dört bir yanında açtırdığı o güzelim çiçekleri milletçe sonsuza dek soldurmadan yaşatacağımıza inancımız tamdır” ifadeleriyle kutladı.
ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan tarafından paylaşılan dernek genel merkezinin yıldönümü açıklamasında şunlara yer verildi:
“8/9 Eylül 1922 gecesi, İzmir’in yiğit kızları, kahraman kadınları 3 yıl boyunca gizli köşelerde, sandık diplerinde saklayıp arama yapan işgalci Yunan askerlerine kaptırmadıkları kırmızı kumaşlarını yataklarındaki beyaz çarşaflar, çeyiz bohçalarındaki ak patiskalarla birleştirerek idare lambalarının titrek ışığında harıl harıl Türk Bayrakları dikiyorlardı. 15 Mayıs 1919 akşamından beri tükenmez bir umut ve sarsılmaz bir inançla beklemişlerdi bu kutlu gün doğumunu. Başkomutan’ın Belkahve’de olduğu müjdesini sevinç gözyaşlarıyla almışlar, 3 yıldır İzmir’e ve Anadolu’ya kan kusturan İngiliz maşası Yunan ordusunu 5 günde dağıtıp 1 Eylül’de aldığı “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” emriyle önüne katarak 9 gün gibi inanılmaz bir sürede İzmir önlerine ulaşan Mehmetçiği karşılamak için sokaklara dökülmüşlerdi. Mevsim sonbahardı ya, ne gam, kıpkırmızı özgürlük çiçekleri açmıştı işte İzmir’in dağlarında bayrak bayrak…
3 yıl 3 ay 25 gün önce Konak rıhtımında Hasan Tahsin’in temiz kanıyla harlanan Ulusal Bağımsızlık ateşi işgalci emperyalistleri de, maşalarını da, aşağılık işbirlikçilerini de yaka kavura perişan edip yine Konak rıhtımından denize dökmüş, Batı emperyalizminin Türk’ü Anadolu’dan Asya steplerine sürerek Doğu Sorunu’nu çözme hayalini Ege’nin mavi sularına gömmüştü.
Türk Ulusu bağımsızlığını kazanmış, vatanını kurtarılmıştı. Bu ağır yenilgiyi ve ardından imzalamak zorunda kaldıkları Lozan Antlaşması ile uğradıkları hezimeti İngiltere ve müttefiki emperyalist devletler 103 yıldır hiç unutmadılar. O gün Sevr ile yapmak istediklerini bugün BOP ile gerçekleştirmeye çalıştıkları ise, söylemleri, eylemleri ve çizdikleri haritalarla ortadadır. Öylesine ortadadır ki, 1920’lerde Lloyd George’un söylediklerini bugün Trump’ın Ankara’ya gönderdiği büyükelçi kılıklı Barrack adlı hadsiz milletimizin ve devletimizi yönetenlerin gözlerinin içine baka baka tekrarlamakta, sınırları şehit kanıyla çizilmiş ülkemize Osmanlı millet sistemi ve devlet düzeni önermekte, ama ne acıdır, bu küstahlık hak ettiği yanıtı almak şurada dursun övgü ile karşılanmaktadır. Keşke son dönemlerde ülkemizi yönetenler emperyal güçlerin bölge planlarını doğru değerlendirebilmek, görevlerini gereği gibi yapabilmek için Tarih ve en çok da “Atatürk Dersi” çalışsalar, devlet yönetimi hakkında bilgilenseler, ne iyi olurdu! Çünkü, devlet yönetmek ciddi iştir ve tarih ve hele ‘Atatürk Dersi’ siyasetçilerle devlet yöneticileri için yaşamsal önemdedir.
Atatürk’ün antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı Kemalist devlet yönetim anlayışı, sadece askeri zaferlerin değil, aynı zamanda siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitsel zaferlerin de, cehaleti yenmenin de, barış içinde yaşamanın da, topyekûn kalkınmanın da temelidir. Bu anlayış; İzmir’den Mudanya’ya, Lozan’dan Ankara’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kazanımlar zinciri ile gönendirmiştir Türk Milletini ve devrimleriyle de çağ atlatmış, muasır medeniyetler seviyesini aşma hedefine yöneltmiştir. Bu anlayış; 1936’da 9 ülkeyi bir araya getirip imzalattığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Anadolu-Trakya kilidini ve Karadeniz’in Barış Denizi olma güvencesini sağlamıştır. Ve tine bu anlayış ile Türkiye; 17 Aralık 1925’de SSCB (Rusya) ile Dostluk ve Tarafsızlık (Saldırmazlık) Antlaşması’nı, 9 Şubat 1934’de Balkan Antantı’nı ve 8 Temmuz 1937’de Sadabad Paktı’nı hayata geçirerek hem etrafında bir Barış Çemberi oluşturmuş, hem Dünyanın en saygın devletlerinden biri haline delmiş, hem 1938-39’da Hatay’ı tek kurşun atmadan Fransa’nın elinden alıp Anavatan’a katmış, hem de 1939-1945 2. Dünya Savaşı yıkımının dışında kalmayı başarmıştır.
Atatürk, CHP’nin 1. Kurultayı olduğunu belirttiği Sivas Kongresi’nden 16 yıl sonra, 9 Mayıs 1935’de toplanan CHP 4. Büyük Kurultayı’nı açış konuşmasında bu Kemalist devlet yönetim anlayışını, yani Kemalizm’i, gün gelip unutturmak isteyecek, böyle bir ideolojinin olmadığını söyleyecek, hatta ‘Kemalizm ırkçılıktır, faşistliktir’ diyecek akıl, ar ve ahlak fukarası aymazların çıkabileceğini öngörerek şu sözlerle tarihe kaydetmişti; ‘16 yıldır uyguladıklarımız, yalnız birkaç yıl için değil geleceği de kapsayan tasarlarımız, devrimlerimiz ve güttüğümüz bütün bu esaslar Kemalizm prensipleridir.’
9 Eylül 1922 utkumuzun 104. yıl dönümünde Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalist Devrimcilerin bu ödünsüz antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı milliyetçiliklerine bakıp günümüzün sahte milliyetçilik sosuna bulanmış, etnikçi ve dinci teslimiyetçiliğini gördükçe içimiz acısa da, bu topraklarda Mustafa Kemal’in Askerleri’nin asla tükenmeyeceğini, tersine giderek güçlendiğini bilmek geleceğe güvenle bakmanızı sağlıyor. Bu güvenle, Atatürk’ün aşıladığı bağımsızlık aşkının İzmir’in dağlarında ve yurdumuzun dört bir yanında açtırdığı o güzelim çiçekleri milletçe sonsuza dek soldurmadan yaşatacağımıza inancımız tamdır.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; Kemalizm’in namus sesini bir Sis Çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma kararlılığımızla İzmir’in kurtuluşunun 104. yılını kutluyor, Büyük Atatürk ve Kuvayı Milliye kahramanlarımızla aziz şehit ve gazilerimizi minnetle yad ediyor, manevi huzurlarında tazimle eğiliyoruz.”
Edirne Birlik Spor’dan yeni başarı!
Edirne Birlik Spor Kulübü, Bulgaristan’da düzenlenen Krasi Kostov Cup Turnuvası’nda U12 kategorisinde 2. olma başarısını gösterdi.
Edirne Birlik Spor Kulübü’nden turnuva sonrası yapılan açıklamada, “Bulgaristan’da düzenlenen Krasi Kostov Cup turnuvasını ikincilikle tamamlamanın gururunu yaşıyoruz” denilerek şunlara yer verildi:
“U12 kategorisinde gerçekleştirilen organizasyona, rakiplerimizin büyük bölümünden yaşça daha küçük olan 2016 doğumlu sporcularımızla katılmamıza rağmen, sahaya koyduğumuz mücadele, disiplinli futbol anlayışımız ve örnek takım ruhumuzla kulübümüzü ve ülkemizi en iyi şekilde temsil ettik.
Final karşılaşmasında FC Haskovo ile mücadele eden takımımız, turnuvayı 2. sırada tamamlayarak uluslararası arenada önemli bir başarıya imza attı.
Bu değerli organizasyonda Ay-Yıldızlı Bayrağımızı, Edirne’mizi ve Edirne Birlik Spor armasını gururla taşıyan tüm sporcularımızı, teknik ekibimizi ve bizlere destek olan ailelerimizi yürekten kutluyoruz.
Edirne Birlik Spor Kulübü olarak yetiştirdiği sporcularla, örnek altyapı modeliyle ve uluslararası hedefleriyle Avrupa’da düzenlenen turnuvalarda mücadele etmeye ve yeni başarı hikâyeleri yazmaya devam edecektir.”
İhtiras ve akıl: Özlem Becan (1)
Teknolojideki gelişmeler yaşamın her alanını etkiliyor. Teknoloji zemininde filizlenip hızla büyüyen enstrümanlar neden-sonuç ilişkisini silikleştirerek algoritmaların hâkimiyetinde insanı ve toplumu yeniden biçimlendiriyor.
Teknolojinin yarattığı dinamiklerden sosyal medyanın siyasal iletişimde araç teşkil etmesi bu duruma iyi bir örnektir mesela.
Bireysel ya da kolektif ses duyurmada, siyasal, kültürel taleplerin ifade edilmesinde sosyal medya, etkin bir mecra…
Günümüz koşullarında internet ve sosyal ağlar interaktif/örgün bir iletişim imkânı sunmakta; siyasal katılım dinamiği ve süreçlerini etkilemektedir.
Gelişen teknolojiye koşut çeşitlenen iletişim araçları, geleneksel medyanın tek yönlü işlevini değiştirerek interaktif/ karşılıklı bir iletişim ve etkileşim alanı yaratmıştır.
Geleneksel medyada bilgi bireye ve topluma tek taraflı yansırken yeni iletişim araçları üzerinden bilginin işlenebilen, yayılan, aktifleştirilen bir metaya dönüştüğünü de görüyoruz.
Kabaca sosyoekonomik dinamiklere, düşünce ve çıkar çeşitliliğine dayalı bireyler arasındaki çatışma ve mücadeleyi tarif eden siyasal alanda, teknolojik gelişmelerin sonuçlarından sosyal medyanın birey/toplum üzerindeki etkisine bağlı yeni dinamikleri, metalaşan bilginin yarattığı türbülansı da gözden kaçırmamak lazım.
Toplumsal katmanların kendi çıkarlarına odaklı siyasal iktidarı ele geçirme mücadelesi yerine toplumun genel yararını gözeten siyaset anlayışı bu türbülanstan olumsuz etkilense de teknolojik imkânlar sayesinde birey siyasi gelişmelerden haberdar olmakta ve siyasete ilgisi artmaktadır.
Çağımız sermaye sisteminin tasarımlarından atomize toplum, yalnızlaşan/sinik/apolitik birey, sosyal medya sayesinde çeşitli kaynaklardan bilgiye ulaşma olanağı bulmaktadır.
Bu da, sinik/apolitik bireyin bilgi paylaşımı, fotoğraf/yorum/değerlendirme üzerinden kendini ifade etmesine, kamusal/siyasal alanda aktifleşmesine imkân oluşturmaktadır.
Geçmişten farklı bir siyasal katılımdır bu. Yani, seçimden seçime oy verilen bir toplumsal düzenin yerini, siyaset sahnesinde fikir ve eylemle sürekli sesini duyurabilen, talep açan yurttaşların kamusal alanda aktifleştiği bir siyasal zemin almıştır.
Siyasi elitlerin/muktedirlerin hegemonyasındaki siyasal yapıda dinleyen konumdaki yurttaşlar sosyal medya sayesinde özgürleşmiştir bir bakıma. Bireyin siyasal karar alma süreçlerinde eleştirel tutum ve davranışları, itirazları ana akım medyadaki filtrelenebilirken sosyal medyadaki platformlar üzerinden anında kitleselleşmekte ve bir nevi örgütlenme sağlamaktadır.
Haliyle yönetici elitlerin etrafındaki sistemsel koruma duvarları da alçalmıştır. Vatandaş yeri geldiğinde sosyal medya üzerinden “kral çıplak” diyerek itirazını dillendirebilmektedir.
Eleştirilerin dozunda kantarın topuzunun kaçma halleri sosyal medyanın yapısından kaynaklıdır ve önlenmesi dijitalleşen kapitalist düzende ancak platformların yasaklanması ile mümkündür ki zahiri de olsa “serbestiyet mahlaslı” sermaye sisteminin işine hiç gelmez.
Çünkü madalyonun öbür yüzünde sosyal medyanın sistemin efendilerince çok yönlü kullanımı vardır. Kitle psikolojisine dayalı birey ve toplumun yönlendirilmesi, biçimlendirilmesi mesela…
Platformların sunduğu iletişim zemini, sanal örgütlenme, aslında bireyin aktifleştirilerek pasifleştirilmesidir.
Silikon vadisinin hamisi, ilk finansman (anamal) sağlayıcısı ABD’nin o meşum CIA’sı değil midir yahu?
Buna rağmen madalyonun öbür yüzünden bakmak, siyasal katılımın artmasında, siyasi kültürün, demokrasinin gelişmesinde dijitalleşmenin sunduğu fırsatları, sermaye sisteminin doğurduğu birbiriyle çelişik dinamikleri daha iyi bir dünya için değerlendirmek, insanoğluna yakışandır değil mi?
Evet, teknolojideki gelişmelere koşut yaygınlaşan sosyal medya kullanımı siyasal iletişim ve katılımı artırmıştır. Ancak, ülkemizde siyasetinin demokratikleşmesine henüz yeterince katkı sağladığı söylenemez. Siyasi partilerde merkeziyetçi, oligarşik yönetim tarzı hâkimiyetini sürdürmektedir.
Siyasi partilere katılımın genelde çıkara dayalı tarif edilmesi, “görünen köy kılavuz istemez” sözünü hatırlatmaktadır. Ülkemizde siyasetin ister koltuk ister akçeli işler için deyin genelde çıkar odaklı yapıldığı yadsınamaz bir gerçek değil mi, değerli okur?
CHP’de Yeni Parti’ye geçişler nedeniyle boşalan parti yönetim koltuklarının kapı aralığında bekleyen ıskarta siyasi figürlerce iştiyakla ve iştahla doldurulması da bunun göstergesi değil mi?
Butlan Kemal ve şürekâsının CHP genel merkezine konuşlanır konuşlanmaz parti içi iktidarı pekiştirmek üzere başlattığı tasfiyeler, merkez yönetime seçilmeden gelmenin ayıbını örtmek için Atatürk’e sığınarak ettikleri büyük laflar, kuşkusuz altını yıllardır çizdiğimiz yönetsel/örgütsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Siyasetin toplumsal kalkınma ve gelişme için değil bireysel çıkarlar için yapıldığını gözümüze sokmaktadır.
CHP’yi yıllardır örseleyerek iktidarın değirmenine su taşımaktan öte bir işlevi, siyasi başarısı görülmemiş KK tasallutundan rahatsızlık duymayan Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi mülahaza yeteneğini kaybettiğini söylemek yanlış bir çıkarım olur. Muhteris bir siyasi kimlikten söz etmek daha doğrudur. CHP’de bunlar çok boldur. Bir kısmının Yeni Parti’ye geçtiğini belirtelim tabii…
Kemal efendinin: toplumsal muhalefetin adresi, iktidara yürüyen, halkın umudu, tutunacak dal görülen CHP’nin bölünmesine yol açan siyaset mühendisliğinin taşeronu yapılmasını içine sindiren ve bunu normal karşılayan CHP’lilerin siyasal aklından şüphe etmek de yanlıştır. Aklın önüne geçen ihtirastan bahsetmek, daha uygun düşer.
CHP genel merkezine konuşlandırılan, siyasi kukla yakıştırmasına mazhar figürlerin yereldeki uzantıları patates baskı suretlerdir. CHP Edirne İl Başkanlığı koltuğuna oturtulan Özlem Becan, KK düzeninin bir çıktısı, bir prototip olarak buna bir örnektir mesela… Kendini Edirne’de kabul ettirmek için çabalayan Becan’ın sosyal medyada aldığı eleştiriler işinin zor olduğuna işaret ediyor.
Özlem Becan’ın içselleştirmesi gereken öncelikli husus, ilk düğmesi yanlış iliklenen gömleğin diğer düğmeleri üzerinden kendini haklı çıkaracak açıklamaların karşılıksız kalacağıdır. Ağzınla kuş tutsa Edirne’de ‘proje Kemal’in CHP’nin başına getiriliş sebebini, kendisine yüklenen görevi makul gösterecek bir açıklama yapamaz. Sadece belagat ve hamasete abanan laflar eder, tirat atar.
Yazının giriş bölümünde etraflı yer verdiğimiz günümüz siyasetinde sosyal medyanın işlevi ve etkisine vakıf Özlem Becan’ın Face’deki sayfası üzerinden halkla ilişkiler babında oturtulduğu koltuğun önemini ve yapacaklarını anlatan laflarının rağbet görmediğini fark ettim geçenlerde.
Ben de bir değerlendirmede bulunayım, minik bir katkım olsun istedim. Rahatsızlık verdiğimi muhaberatın devamını getiremeyerek önceden uyardığı gibi sayfasına erişimi mi engellediğinde hemen kavradım. Pek mahcup oldum.
Olabilir, kifayet edilemeyen sosyal medya muhabbetlerinde sayfa engeli konforlu bir çaredir. Ancak, siyasal iletişim, PİAR için sosyal medyayı kullanıyorsanız dikenine de katlanacaksınız. CHP’nin koskoca Edirne İl Başkanı, sosyal medyayı siyasi propaganda aracı gibi kullanırken bumerang etkisini göz önünde bulundurmayı ihmal etmemeli. Hatta bundan yararlanmalı; toplum içindeki karşılığını test etmekte, siyasi analizlere veri toplamakta iletişim zemini addetmelidir.
Dolayısıyla, siyaset yapmanın sadece ortalarda salınmak anlamına gelmediğini, diğer bir ifadeyle, sıkılacak el, sıvanmadık omuz, öpülmedik yanak kalmayana kadar ortalarda dolaşmanın her ne kadar halk dalkavukluğunda köklü bir yeri olsa da sabun köpüğü bir siyasal iletişim yanına dikkat çekmek istedim. Sözlerimin çarpan etkisi yaratması için özen gösterdiğimi de belirtmeliyim.
Eğer bu tutuma bir neden ararsak: bu köşenin naturasından kaynaklı ülke siyasetinin demokratikleşme meselesine ve bunun için de bilhassa CHP’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilmesini ön şart gören anlayışa verilen önem, değerdir. Sosyal medya iletişim olanaklarıdır.
KK’nın CHP’ye çökmesi, ‘arınma’ gibi kendiyle çelişen abuk sabuk ifadeleri halka reva görmesi: yıllardır aklımızla alay edilmesinin ötesine geçilerek artık hakaret mertebesinde bir aşağılama değil midir? ‘Proje Kemal’in merkez/yerel yönetim payandaları, yancılar,‘Matruşkalar’ da bu hakaretin ortağı sayılmazlar mı?
Sayfasında yazdıklarımdan rahatsız CHP Edirne İl Başkanı Özlem Becan’ın cevabı aynen şöyle:
//Nurhan Işıkseren Sizinkisi nasıl bir pişkinlik seviyesi? Yok salınmak, yok orta oyuncusu… Siz kimsiniz ve bu cesareti kendinizde nasıl buluyorsunuz? Yaşınızdan, başınızdan etrafınızdan damı utanmıyorsunuz? Ne yapmışız biz utanacak ya da yüzümüze tükürülecek? 6 ayda bir gömlek değiştirir gibi parti mi değiştirmişiz? Parti parti mi gezmişiz? Hırsızlık mı yapmışız? Ahlaksızlık mı yapmışız? Ömrümüzü, gençliğimizi verip mücadele ettiğimiz partimizin kapısını açık tutmak, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserimden biri dediği Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmak utanılacak bir şey mi?
Bir Cumhuriyet kadını olarak, beni ilçe başkanı yapmış, belediye başkanı yapmış, nice onur ve gurur yaşatmış bu partinin üyesinin, delegesinin, seçmenin, gönüllüsünün en önemlisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin her gün gelip kapısını açsam, hakkını ödeyemem. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı makamında oturan kişilerdir ben kişilere göre değil ilkelere göre siyaset yaparım.
Cumhuriyet Halk Partisi, ilkeleriyle, altı okuyla, Mustafa Kemal devrimlerinin vücut bulmuş ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olan partidir. Kişiler gelip geçicidir bizim ebedi liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Sizinle aramızda “Ahlak” konusunda kalın bir çizgi var. Lütfen siz diğer tarafta kalınız. Acınası bir durum görmek istiyorsanız da aynaya bakınız. Son olarak sayfamda olmanızı ve yorum yapmanızı istemiyorum.//
Cevaba cevap ve muhaberatın devamı haftaya…
CHP’nin kuruluşunun 103’ncü yılı da kutlu olsun bu arada!
KONUKLARINIZIN SESİ 399
Ekonomiyle ilgili bazı genel bilgileri bu ikinci yazımızla bitireceğiz. Çünkü toplumumuzun büyük çoğunluğunun ekonomisi, “Nasıl geçiniriz?” le sınırlı. Bu sınırın biraz üzerindekiler de genelde bu tür genel bilgilerle pek ilgilenmiyor. Sınırın çok üzerinde olanların veya buna çabalayanların ekonomisi ise, “Nasıl daha zengin oluruz?” Bu nedenle yazılarımızı birkaç okurumuza ve kendimize yazdığımızı biliyoruz.
Bir ülke için ekonominin en önemli göstergesi ne? Gayri safi milli hasıla (GSMH) deniyor. Vatandaş için ise kişi başına GSMH. Bunlar ne?
GSMH, bir ülke vatandaşlarının verilen bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin belli bir para birimi karşılığındaki değeri. Yani GSMH’de, Abudabi’de çalışan vatandaşımızın hizmeti de, ABD’deki vatandaşımızın kazancı da olmalı. (Ayrıntılı bilgi örneğin wikipedia’da.)
GSMH beğenilmezse gösterge, Gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) ve kişi başına GSYİH.
GSYİH, bir ülke içinde belli bir zaman diliminde (genellikle bir yıl veya üç ay) üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin toplam piyasa değeri. GSYİH’da yabancıların ülkemizdeki üretimleri dâhil.
(GSMH ve GSYİH nın farklı kavramlar yardımıyla tanımlanmasına takılmadan) düşünelim:
Ülkemizde yatırıma niyetlenen bir kapitalist için GSMH da, GSYİH da bir gösterge olabilir ama bizim için bu iki gösterge veya bunların kişi başınası (yani nüfusumuza bölümü ne anlam içeriyor? (1) Yurt dışında çalışan veya yatırım yapan yakınımız değilse üretimi bizi ilgilendirmez. (2) Ülkemizde yatırım yapan yabancının bize çalışma olanağı sağlamasının veya teknoloji getirmesinin arkasında emeğimizden pay alma var. (Burada internetten Çin’in en büyük korkusu-Elif Kaya videosunu izleminizi öneririz.) (3) GSMH veya GSİY nın kişi başına hesabında paylaşımdaki eşitsizlik yok sayılıyor. Sonuç GSMH da, GSYİH da, bunların kişi başınası da bize bir şey göstermiyor. Toplumların çoğunluğunu ilgilendiren gösterge ne? Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin kişilere dağılım grafiği veya basitçe bu mal ve hizmetlerden en az pay alan yüzde onun aldığı pay toplamının en çok pay alan yüzde onun aldığı pay toplamına oranı.
Ekonomiyle ilgili yazımızı, ülkemizdeki ekonomik gelişimi genelde anlatarak bitirelim.
Kurtuluş savaşımızı kazanarak küçük ama bağımsız bir ülke kurduk. Bu başarıda uluslar arası ekonomik ve politik yapı da önemli bir etken (1914~1918 birinci dünya savaşı ve 1917 Ekim devrimi.)) Böylece önemli bir ekonomik gelişme de sağladık. (İlk on yılda mal ve hizmetlerin kişilere dağılım grafiğindeki değişim önemli bir çalışma olurdu.) Türkiye ilk dünya ülkesi ve dünyanın birçok ülkesi için örnek oluşturdu. Emperyalist ülkeler için de önemli bir tehdit. Hemen saldırıya geçtiler, yönetimlerimizi etkilediler. (İkili antlaşmalar…) Adım adım bugünkü ekonomik ve politik yapımıza geldik.
Sağlıcakla,
‘Ak Parti çiftçiyi değil ithalatı büyütüyor’
İpsala’da çeltik üreticileriyle biraraya gelen Yeni Parti Edirne Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı, “Çiftçi üretiyor ama kazanamıyor. Ak Parti iktidarı çiftçiyi değil ithalatı büyütüyor” dedi.
Yeni Parti Edirne Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı, İpsala İlçe Başkanı İsmail Göksu ve yönetimimizle birlikte Paşaköy’de sezon açılışında çeltik üreticileriyle buluştu.
‘Tarlada gördüğümüz gerçek çok açık’ diyen başkan Balkanlı, “Çiftçinin geliri giderini karşılamıyor. Borç büyüyor, maliyet artıyor, alın terinin karşılığı küçülüyor. Tam 23 yıllık AK Parti iktidarının sonunda çiftçimizin geldiği nokta budur” dedi.
Çiftçinin sıkıntılarını dinleyen Yeni Parti Edirne Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı,şunları söyledi:
Mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetleri artarken üreticinin kazancı neden aynı oranda artmıyor?
Çiftçimize “üret” deniliyor, üretiyor; ama hasat zamanı geldiğinde yalnız bırakılıyor.
Artık bu düzen değişmelidir!
Yeni Parti olarak sorunları biliyoruz, çözümünü de biliyoruz. Çiftçimizi ithalata ve borca mahkûm etmeyen; üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, planlı ve güçlü bir tarım politikası için mücadele edeceğiz.
Çünkü çiftçi kazanırsa Edirne kazanır, çiftçi kazanırsa Türkiye kazanır.
Çeltik üreticilerimize hayırlı, bereketli ve kazançlı bir sezon diliyoruz.
YENİ PARTİ alın terinin hakkını alacağı bir Türkiye’yi birlikte kuracağız!