
Fiziki sınırlarımızın olduğunu biliyoruz, ama ruhsal gücümüzün sınırları yok gibi geliyor bana!..
Ruhsal yanımız olan hayal gücünün, nelere kadir olduğunu herkes yaşar. Kendini denizde yüzer hayal et, yüz, çölde hayal et, çölde yürü, nerde istersen orada ol…
Engel var mı hayal gücüne?
Kendini kandırmak gibi gelir ama, hayal gücün ile hissedebildiğin kadar, imkânsız görüleni gerçeğe yakın yaşarsın!..
Ruhsal gücümüz, İNANÇ İLE TAÇLANIP FAYDAYA EMEK VERİRSE, insan ne müthiş, bereketlere lâyık olur, hayal bile edemeyiz. DENEYİN GÖRÜN, ÇOK KOLAY, İNSAN, HAYVAN, BİTKİLERE FAYDAYA EMEK VERİN YETER!..
Sonra yine, fayda için, dileyin, imkânsızı Allah’tan…
Ama cümlenin hayrına olmayı dilemekten bahsediyorum.
Dünya çıkarınından değil!..
Hani o kat kat otoyollar, yüksek yüksek dikine binalar, bankada biriktirilen paralar, mallar, mülklerden, betonlanmış şehirlerin bereket sanılmasından bahsetmiyorum.
Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 59:
Evvelkiler verdiğimiz mucizeleri yalan saydılar. Onlar, mucizeler vermemizi hak etmediler. Semud kavmine görünür bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik. Onlar dişi deveyi katletmekle kendilerine zulmettiler. Biz mucizeleri, korkutup, inanmaları için göndeririz.
Yukardaki nurlu ayet de, “DİŞİ DEVE” örneğini, kedi, köpek ve de Tüm yaradılanların, “Yaratan’dan Ötürü” birer MUCİZE OLDUĞUNU, ve de mucize varlık hakkını korumayı vazifemiz olarak düşünür müyüz?!..