DOLAR 47,5864 0.1%
EURO 54,9325 0.13%
ALTIN 6.327,551,55
BIST 13.687,932,07%
BITCOIN 30616060,60%
Edirne
29°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

76 okunma

Musibet ve nasihat… (3)

ABONE OL
4 Ağustos 2026 18:15
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: nurhan-isikseren.jpg

CHP’den 2024 yılında seçilen bazı belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, yanı sıra AKP’ye geçen belediye başkanları: bu partideki yönetsel sorunlar yumağının yansımalarındandır.

Apar topar AKP’ye geçen Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, pek ulusalcı Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal, Keşan’da “Baba” muamelesi gören Mehmet Özcan, güncel geçişler Şile, Çekmeköy, Tuzla belediye başkanları neyin göstergesidir?

Bir sabah operasyonu ile gözaltına alınma ve tutuklanma endişesi olabilir mi?

Kim bilir belki de “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözüne uygun bir vaziyetin, ciddi bir sebebin kabulüne işaret ediyordur.

Ha, evet, iktidarın bu hamlelerinin hukuka uygunluğunu tartışılır görmek, hatta hukuk dışı bulmak, tutuksuz yargılamak varken doğrudan cezalandırma addedilen tutuklu yargı sürecini eleştirmek yadırganmamalıdır.

İktidarın 2024’te yerel yönetimlerdeki kaybından ve dolayısıyla halka ulaşmada yıllardır kullandığı kılcal damarların CHP’ye geçmesinden ötürü yaşadığı hezeyanın yansıması görülen belediye operasyonlarına dair toplumda oluşan algı da gözden kaçacak gibi değil.

İktidarın CHP’nin karpuz gibi bölünmesinde rol oynadığı iddiası da dillendirilenler arasında.                     Muhalefeti çok yönlü etkisizleştirerek süresini uzatmanın peşinde koştuğu görüşü de yaygın toplumda ve olan bitene bakıldığında anlaşılır bir çıkarımdır.  

Fakat tüm bunlara rağmen CHP’deki yönetsel/örgütsel, yapısal sorunların yıllardır görmezden gelinmesi, önemsenmemesi, müesses nizamın konforunda siyasi koltuk/rant peşinde koşan parti muktedirlerinin ve yanaşmalarının yol açtığı bir bölünmeden, güç kaybından öncelikle söz etmek gerektiği tartışma götürmez.   

Daha 2023’te genel başkan adaylığını hiç düşünmemesi gerekirken Özgür Özel ile yarışıp yapıştığı koltuktan düşen;  fakat utanma duygusunu çoktan kaybetmiş, siyasi ahlak yoksunu ‘proje Kemal’in, şaibeli oturduğu yeni koltukta iler tutar yanı olmayan açıklamalarla halen kendini dayatması, CHP seçmenini açıkça tımarhaneye layık gördüğünün ifadesidir.

Hem de öyle böyle değil: kendi döneminde belediye başkanlığı koltuğuna oturttuğu Özlem Çerçioğlu, Muhittin Böcek, Battal İlgezdi, Rıza Akpolat gibiler; milletvekili yaptığı Özkan Yalım, Aykut Erdoğdu ve niceleri kendi eseri değilmiş gibi arınmadan bahsedecek kadar kendini kaybetmiş, yargı yoluyla yeniden genel başkanlık koltuğuna arkasını yaslayan ‘proje KK’ hakikaten sadece aklımızla alay etmiyor, boylu boyunca hakaret ediyor;  yurttaşları tımarhaneye layık görüyor.

Bu kadar fütursuzca hareket etmesindeki özgüven patlamasını yine aynı kadim soruna, CHP’deki oligarşik parti yönetim tarzına bağlamayı lüzumsuz bir tekrar görmüyorum. CHP’deki kök sorunu iyi/doğru kavrayıp çözüm bulmadan –ki CHP’nin içinden çıkan Yeni Parti için de geçerlidir-  geleceğe umutla bakmak, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu siyaset kurumunu görünür kılmak olanaklı değildir.

Evet, tahta oturtulan II. Kemal eliyle CHP esaret altındadır artık. Siyasi ikbal/koltuk peşindekilerin hamasete dayalı sözlerle bu durumu makul göstermeye çalışmaları, her daim konu mankeni, dolgu malzemesi muamelesi gören üyenin memnun hali, vasatın tahakkümüne iyi bir örnektir.

CHP’den istifa etmeyenlerin tümünü aynı kefede değerlendirmek, elbette yanlıştır. Ancak pasif üyeliği içlerine sindirmeyi, kâh ulvi kâh nostaljik anlatılar üzerinden muhabbet siyaseti ile oyalandıklarını bilince taşımayı ihmal etmemelidirler.

Bu satırları abartılı görenlere ‘proje KK’nın marifetlerini hatırlatmayı vazife görürüz,  köşemizin eleştirel düşünme niteliği icabı…

‘Proje Kemal’ koltuğa oturtuluş şekli ve uygulamalarıyla,  eline yol haritası verilen bir surettir.

“Dersimli Kemal” lakabını elbette bilerek, eline verilen yol haritası gereği dillendirmektedir. Güncel konu “Çerçeve yasa” kapsamında dünkü açıklamaları da, görev sadakatinin göstergesidir.

“Laiklik tehlikede değil” diyecek kadar gerçeklerden uzak olduğunu da gördük.

CHP’yi yönetirken sergilediği hesaplı ve kurnaz, partisinin altını oyan tutum davranışların, AKP’nin değirmenine su taşıdığı inkâr edilebilir mi?

KK’nın antidemokratik, hesap vermekten uzak, oligarşik parti yönetimi CHP’nin örgütsel dinamiklerini köreltmedi mi?

Tevazu içinde belirtirsek, Kemal Bey’in CHP’nin başına getiriliş sebebi ve görevi hakkında 2012’den beri uyarıcı, eleştirel yazılara bu köşenin takipçileri aşinadır.

Daha ‘proje Kemal’ başına Ecevit şapkası geçirilerek CHP’yi iktidara taşıyacak lider olarak pompalandığında ihtiyatlı bir yaklaşım içindeydi bu köşe.

 ‘Sakin gücün’  aslında ‘sinsi güç’, bir proje elemanı olduğu, usta kalem Yılmaz Özdil’in yakıştırmasıyla “Guguk Kuşu” niteliği, bu köşede çoktan ifşa edilmişti.

Kimse aksini söyleyemez:  Kemal efendi CHP’ye, ülkede demokratik siyaset çabalarına zarar vermeye devam etmektedir. Zarar verdiği;  oturtulduğu koltukta sergilediği tutum ve davranışlardan, hırstan, kendini kabul ettirmek için üfürdüğü ipe sapa gelmez laflardan besbelli.

O dilinde pelesenk ‘CHP’yi arındıracağım’  yüzsüzlüğü yok mu başyapıttır mesela…

Başka örnekler de verilebilir…

Misal, KK’nın proje gereği üstlendiği “takiye siyaseti”…

Bu oportünist siyaset tarzı hem mütedeyyin kesimde karşılık bulmadı, hem de CHP’nin temsil ettiği değerleri erozyona uğrattı.

CHP’nin dünya görüşüyle örtüşmeyen, Atatürk düşmanı damgalı Mehmet Bekaroğlu,  Cihangir İslam, Faik Tunay, Abdüllatif Şener gibileri CHP’ye alarak, milletvekili hatta parti meclisi üyesi yaparak,                      aklı sıra CHP’nin oylarını artıracaktı.

Bu alandaki başyapıt: Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı göstermesidir ki bu da proje gereği aldığı talimat nedeniyledir. CHP seçmenini “Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz“ diyerek ne denli aşağıladığı belleklerde ayrı bir yere sahiptir..

Evet, CHP’yi esir alan bu KK’ya ülkenin sorunlarına çözüm getirecek lider gözüyle bakmak, ya tarafgir/duygusal ya da mülahaza yeteneğini kaybetmiş bir eşref-i mahlûkat yaklaşımıdır.

Siyasette/sahicilik/inandırıcılık/şeffaflık/güvenilirlik gibi değerlerin kulağa hoş gelen sözler muamelesi görmesinin sonuçları yaşanarak görülüyor.   

Siyasi partileri güç odaklarının tasallutundan kurtarmak, gerçekten halkın çıkarlarını önceleyen bir siyasi organizasyon niteliğine kavuşturmak gerektiği,  ‘proje Kemal’in marifetlerinden açıkça anlaşılıyor değil mi?

İddiamızı komplo teorisi kategorisine sokacaklar için Özgür Özel’in ülke siyasetinin işleyişine dair şu saptamalarına bakalım:

//Türkiye siyasetini ne Bahçeli ne de Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor; onların içinde aktör oldukları ancak senaryosu bir başka yerden yazılan daha derin ve daha güçlü bir akıl yönetiyor. Ciddi bir odağın Türkiye siyaseti üzerinde bir vesayet kurduğuna inanıyorum. Hepsini birden yöneten bir başka dinamik, bir başka mekanizma var.//                                                                                                                    

Özlem Akarsu Çelik ile yaptığı söyleşide bunları zikretmiş Özel. (Gazete Duvar, Ocak 2019)                                                    

Konuya vakıf bir genel başkan var karşımızda. Dünkü ilk Yeni Parti Grup Toplantısı’nda bu önemli hususun altını kuvvetli çizdi Özgür Özel.  Sözde kalıp kalmayacağı Yeni Parti’nin icraatlarında kendini gösterecektir.  İzlenmelidir.

Yazıya biraz eğlence de katalım…

‘Mizah siyaseti’ne katkı Önder Sav’dan geldi geçen hafta…

İki kızını yanına alarak basın toplantısı yapan,  ailecek CHP’den istifa edip Yeni Parti’ye katıldığını ilan eden Sav, çok eğlenceli şeyler savladı.

Yaklaşık 70 yıldır üyesi olduğu CHP’den ayrılarak siyasi yaşamını YENİ Parti’de sürdüreceğini duyuran Sav’ın, siyasi yaşamının önemi soru işaretleri yarattı. Yeni Parti’ye hangi katkıyı sunacağı merak uyandırdı. 88 yaşında ve ülke siyasetinin sorunlarının çözümünde hiçbir olumlu katkı sunmamış Sav’ın, üstelik kendi kendini önemseten bu çıkışı, hakikaten çok eğlenceliydi.

CHP’nin Atatürk ilke ve devrimlerinden, laiklikten, hukuk devleti anlayışından ve hukukun üstünlüğünden uzaklaştığını, 13 yıllık Kemal efendi tahakkümünde değil de bugün fark etmesini, şefkat babında yaşına vermek lazım.  

CHP’nin mevcut yönetimine sert eleştiriler yöneltmesi, parti yönetiminin tüzüğü ve üyelerin iradesini yok saydığını savunması ise gülünç ötesiydi. Siyasi yaşamı üye iradesini yok saymakla geçmiş birinin bu sözleri, yaşasaydı hiciv ustası Levent Kırca’nın elinden Türkiye’ye moral olurdu.

Deniz Baykal’ın operatörü Önder Sav , “kapalı sistem” (antidemokratik, bürokratik…) yönetim şeklinin mümtaz bir temsilcisiydi, prototipti.  Genel merkez yönetiminde (politbüro) tek karar vericiydi.                   Örgüt bu yönetim şekline uygun terbiye edilirdi her daim. Disiplin sopası, hizaya girmeyenlerin kafasında sürekli sallanırdı. Çekmecesinde işlem bekleyen yıllanmış üye başvuru formlarının, genel merkezdeki odasını boşalttığında gün yüzüne çıktığı söylenir. 

‘Kaset operasyonu’ ile Deniz Baykal’ı indirip KK’yı genel başkanlık koltuğuna oturan güç odakları,        geçiş döneminde Önder Sav’ı itina ile kullanmışlardır. Diğer bir ifadeyle, CHP’nin başına musallat edilen KK’nın ilk yılları Önder Sav’ın himmetinde şekillenmiştir.

İnsanların gözünün içine pişkin pişkin bakıp parti değişikliğini bir değermiş gibi sunan Sav’ın Yeni Parti’ye katacakları, geçmişteki hokkabazlıkları olacaksa Özgür Özel’i Allah korusun…

Bu çelişkilere koşut siyasetin demokratikleşmesi için çabalayan yurttaşların kendini nasıl hissettiği de ayrı bir mevzu tabii…

Yeni Parti’yi de etraflı mercek altına alacağız, biraz sabır; önümüzdeki hafta siyasetin finansmanı kanavasında konuyu ele alacağız…        

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya