
Şöyle bir geçmişe bakıyorum da, otuz yıllık hocalığımda, bir taraftan da 30 dan fazla resim, heykel, seramik form sanatı sergileri açmışım!..
Har bir sergide, yepyeni fikirlerle, 40-50 eserden oluşmuş özgün, renk, biçim ve anlatım dili olarak, insanlık tarhinde eşi benzeri olmayan, herbiri, “BİRİCİK” ifade, “SANAT ESERİ”nden bahsediyorum, zanaat eseri değil!..
Ben bu yüzlerce eseri, onlarca sergi ile insanlara neden gösterdim?..
Öyle ya 30 yıldır her yıl, emek verip ürettiğim eserleri niçin sergileyip insanları topladım?..İnsanlar eserlere bakıp ne gördü?..
Ben insanların bakıpta görmelerine şahit oldum mu?..
Eğitim, eğitim, eğitim de nasıl eğitim?..
Bir de bunu açıklayan olsa, bari!..
“Ne tecrübe ettim onca sanat eseri üretip, sergiyle insanlara göstermekle?..”diye soruyorum kendime!..
Cevabım:
Otuz yılda otuz hata yaptığımla yüzleşiyorum, maalesef!..
Kimseyi suçlamak, kınamak değil maksadım. Asırlardır, eğitim noksanlığı var ortada..
Ne sanat, ne de sanat bilinci eğitimi öğreten çıkmamış; zaten okuma özürlülük de var!..
Sanat süs sayılıyor. Sanat eğitimi fakültesi kuruluyor, ilk adı “MEKTEBİ NEFİSİYE.” Sonradan, GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ koymuşlar adını!..
Yani “ŞAHANE SÜSLER EĞİTİMİ” deniyor!..
Sanat güzel, iç açıcı, ortamı süsleyici olmalıymış!..
Güzel sanat mış?..
Yani, DRAMA, TRAJEDİ DİYE BİR ŞEY YOKMUŞ HAYATIN İÇİNDE ANLATILACAK!..
Halâ bu abukluğu düzelten çıkmıyor, ya!..
Sadece “SANAT FAKÜLTESİ” demek, yetmiyor, illâ ŞİŞİRİP ABARTIP, ÇARPITACAKLAR, algıları. Demem o ki, onca sanat eseri sergiledim, “BAKMASINI BİLMEYENLERE, GÖRMESİNİ ÖĞRETEMEYECEĞİMİ ANLADIM!.. Yazık oldu, otuz yıllık emeklerime.
İnsanlar sanıyor ki: Yetenekli birisi, şan, şöhret ve servet kazanmak için yapar sanat eserini. “RUHTAN BAKANA, İNSANLIK ŞUURU KAZANDIRMAK İÇİN ÜRETİLİR SANAT ESERİ!..” demezler. “Ah keşke bu eserleri yapabilen ben olsaydım da, namım, şanım duyulsaydı, dönseydim köşeleri” deyip, izlerler. “RUHTAN GÖREYİM DE, İNSANLIK ŞUURUM ARTSIN” demek akıllara gelmez.
Kuran’ı Kerim. Sure 40/Ayet 54:
Aklı selim sahiplerine bir yol gösterici, bir öğüttür. 40/58: Körle gören bir olmaz. İnanan ve iyi iler yapanlarla kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!