
Açık söyleyeyim bu yazıyı bir şekilde görüyorsanız lütfen kendinize sorunuz; kandırılmak hoşunuza gider mi? Dürüst olalım, herhalde bu soruya;“Evet, hoşuma gider.” şeklinde bir cevap verecek kişiyi bulmak hayli zordur.
Buna mukabil, kandırılmak meselesi kandırılanın üzerinde yarattığı yahut yaratacağı etki kadar tepki görür. Daha açık bir ifade ile birisi cebinizde bulunan 50 lirayı, umarım daha yükseği bulunuyordur ancak bu şartlarda makul miktar diyerek bu miktarı örnek gösteriyorum, sizi kandırarak alırsa ve bunu siz fark ederseniz tepki gösterirsiniz. Zira kandırılmanız ve bunun karşılığında gördüğünüz zarar oldukça somut bir haldedir.
Peki ya soyut durumlar? Sizlere zarar vermez mi zannediyorsunuz? Yani sadece birer laf kalabalığı ve bunun sonucunda havada uçuşan söz öbekleri olarak mı kalır, kaldığınız yerden hayatınıza devam mı edersiniz zannediyorsunuz?
Özellikle uluslararası politika analizleri yahut analiz zannı ile dinlenen ifadelerle kandırıldığını düşünen var mıdır acaba?
Bir başka şekilde sorayım; senelerden beri çeşitli mahfiller yahut şahıslar 3. Dünya Savaşı’nın çıkacağını iddia ediyor. Geçen gün bir dersimde yaklaşık olarak şöyle bir ifade kullandım ki; buna benzer cümleleri bu köşede de kullanmıştım; “Son on beş yıla bakacak olursanız 3. Dünya Savaşı’nın en az beş kere çıktığını görürsünüz.”.
Şimdi sorarım size her olay karşısında aynı teranelerle ve ağdalı ağdalı karşınıza çıkan şahısların sizi kandırdığını düşünmez misiniz? Şöyle hesap ediniz; sizlere söylenen bu sözler aslında yanlış yahut tercihli olarak yanıltıcı analizler. Bunlar sizin cebinizden para çalınması gibi doğrudan ve sonuçları kısa sürede ortaya çıkacak şeyler değil. Ancak, yanlış analizler yanlış anlayışları, yanlış anlayışlar yanlış tavırları, yanlış tavırlar yanlış davranışları, yanlış davranışlar da yanlış sonuçları tetikler. Bunların sonuçlarının bir toplumda görülmesi de yıllar sürer.
İşte bu süreçte sizler çaylarınızdan (nedense çok övülür hayatımıza hepitopu 70-80 yıl önce dahil olmuş bu içecek) yudumlarınızı alıp önemsemez tavırlar ama ulu bir bilgelik ve tüm gizli gerçekliği açıklığa kavuşturmanın getirdiği tatminle arkanıza yaslanırken; çocuklarınız hatta torunlarınız için bir algı ve anlayış dünyası yarattığınızı yahut bunun yaratılmasına katkıda bulunduğunuzu fark etmezsiniz bile…
Çatışma ile savaş arasındaki farkı bilmeyenler bir yandan ABD öte yandan Çin, Rusya güzellemeleri paylaşırken hoşunuza giden cümleler havalarda uçuştuğu ve bir anlığına Trump’la kendinizi denk hissetme, çok gizli şeyleri nasıl da çözdüğünüz bakışına erişmenin haklı gururu ile davranırsınız.
Oysa ki; uluslararası politika analizi için uluslararası ilişkiler çalışmalarının uluslararası hukuk yahut siyasi tarih şubelerinde bulunmak bile çoğu zaman yetersiz kalabilir. Nerede kaldı pür tarihçi, iktisatçı ve sair alandan olunsun. Bunun daha da kötüsü var metalurji alanından akademisyenler bile uluslararası politikanın güncel sorunları hakkında beyanatta bulunma hakkını buldular kendilerinde. İşte bu noktada bilmem ne stratejisti unvanlı kişileri saymıyorum bile…
Televizyonlar da elbette bu kişilere zaman ayırıyor zira geçen hafta yazdığım gibi 24 saat esasına dayalı Amerikan tipi televizyon yayıncılığı var memleketimizde ancak bu yayınları dolduracak yeterli sayıda uluslararası politika çalışanı yok.
İşte ABD-İsrail ikilisi ile İran çatışması da bu gürültü içinde kayboldu gitti. Bize de bir örnek olay olarak ileriki tarihlerde yazacağımız bilimsel makaleler için bir örneklem alanı kaldı. Neyse cebinizdeki on liraya dikkat. Uluslararası politika da alanda ter dökenlerin işi olsun. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…