
Recep bey emekli olur ve küçük bir arazi alır.
Amacı emekliliğini huzur içinde geçirebileceği bir alan yaratmak, kuş kadar emekli maaşıyla yaşamaya çalışırken arazisinden ekonomik olarak yararlanabilmektir.
Aynı zamanda ülke ekonomisine de katkı sunabilecektir arazisinde çalışırken.
Arazisi küçük olduğu için kendine ahşaptan bir kulübe yapar, tarım aletlerini saklamak ve kendilerini yağmurdan, güneşten koruyabilmek için.
Sistemini kurar, arazisini ağaçlandırır, birkaç yıl içinde arazisinden ve ağaçlarından ürünler almaya başlar.
Mutludur Recep bey, üretmekte, kendisine olduğu kadar ülke ekonomisine de katkı vermektedir.
Ve bir yasa çıkar memleketin Millet Meclisi’nden 4 Nisan 2026 tarihinde.
“TARIM ARAZİLERİNİN KORUNMASI VE KULLANILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK” adı altında.
Yasanın ismine bakarak tarım arazileri ve ekilebilir yerlerin korunacağı sonucu çıkar da yasa incelendiğinde küçük üreticilerin mağdur edildiği, madencilik, inşaatçılık, petrol ve doğalgaz arayanların taleplerinin öne alındığı ve “…bu arazilerin amaç dışı kullanım talepleri,” diye de eklemeleri görünce nasıl bir yasa bu diye sormadan da edemiyor insan.
Kamu yararı ilkesi gözetilerek;
Savunma, geçici yerleşim yerleri için, petrol ve doğal gaz arama işletme faaliyetleri, madencilik faaliyetleri, bakanlık plan ve yatırımları, yol, altyapı, üstyapı, yenilenebilir enerji yatırımları, jiotermal, seracılık yatırımları için;
BU ARAZİLERİN AMAÇ DIŞI KULLANIM TALEPLERİ’ne bakanlık tarafından izin verilebilir, Bakanlık bu yetkinini valiliklere devredebilir.
Yeni yasa aynı zamanda emekli Recep beyin üretmek için yapmış olduğu o ahşap kulübesinin yıkılmasını emrediyor.
Ne yasa ama.
Emekli Recep bey nasıl isyan etmesin şimdi.
Üretenin kulübesini yıkacaksın, madencilere tarım arazilerini bozmaları için izin vereceksin.
Bir tarafta saraylarda yaşayan yasaları yönlendiren Recep bey, diğer tarafta gerçekten üreten, emek veren Recep bey.
Ha bu arada;
Pazarda domates de 100 lira.
Ve sosyal medyada yasayla ilgili gelen tepkiler;
“Binlerce insanın dişinden tırnağından artırarak kurduğu bu düzenlerin bugün bozulmasının kime ne faydası olacak?
Zaten yapılmış ve kimsenin tarımına engel olmayan bahçelerin sökülmesi sadece vatandaşın canını yakmaya yarar.
Bahçe sahiplerinin büyük çoğunluğu emekliler. Hayatlarındaki belki de tek renk buradaki uğraşları. Bu insanları sırf doğanın içinde bir kulübe sahibi olmak istedikleri için cezalandırmak ne kadar adil?
Sorun kaçak yapı ise eğer Türkiye’nin sahil bölgelerinde on binlerce kaçak yapı var. Çoğu da lüks villalar, daireler hatta oteller…
Geçmiş dönemlerin yasal boşluklarını kullanarak veya artık herkesin bildiği belediye yolsuzlukları sayesinde mantar gibi bitmişler. Bunlar da bugünkü yasalara uymuyor ama, ne topluca yıkılmaları gündeme geliyor ne de cezalandırılmaları. Devletin zengine ses etmediği, sıradan vatandaşın peşine düştüğü gibi bir algı oluşturmak ne kadar doğru?”