
GİRİŞ:
Daha önceleri saymadım bile. Ama 15 yıl önce (21.10.2010) yazdığım yazıyı ilgilenenler veya yetkiler. Veya her zamanki gibi önemsenmemiş, bu kadarı olmaz denip geçilmiş.İktidar,planına sadık kalarak ağırdan, çaktırmadan, tepkilere bakarak planını uyguladığı için sevinmekte. Ya muhalifler? Cumhuriyet kurulduğundan beri geleceği gören bilimsel siyaset öngörülerini hiç mi görmedik?
GELİŞME:
15 yıl önce yazdığım “İmam Başa, Ülke Arş’a” yazımda öngördüklerim bugün oldu ve ben Başımdaki İmam’ıma sığınarak Arş’tan yazıyorum!
Olay neymiş 15 yıl önce? Üç okulun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne Müftülük görevlisi imamlar girmeye başlamış. Bugün yaşadıklarımızı görünce o günden bugüne çok hızlı yol almış birileri. O günden bugüne erdiğimiz zaman diliminde;
O yıllarda iftar sofraları bu kadar yoktu. Kamuda çalışanlar veya emekçiler amirlerinin ya da patronlarının arkasında camilere doluşmuyordu. Cemaat, tarikat bağlantılı dernek, vakıf, hareket türü örgütlenmeler kentin ticaret veya sokaklarında egemen olamamıştı. En önde gideni FETÖ örgütlenmesi idi ve her resmi kuruma günün gazetesi Zaman dağıtılıyordu.
Kamu kurumlarına güven vardı. Eğitim ve sağlık bütçeleri bugüne göre daha iyiydi. Sadece FETÖ’cü çetenin sözünün geçtiği kamu kurumları ve yargı mensupları vardı. Eğitimde 4-6 yaştan başlayarak her kademede tekli inanç bu kadar aleni dayatılmıyordu. Eğitim ilkelerine aykırı ÇEDES projesi başlamamıştı. (ÇEDES; Cumhuriyetin yüzüncü yılında imzalanan protokol;öğrencilere manevi, ahlaki ve kültürel değerlerin ‘manevi danışmanlar’(imam, vaiz vb.) aracılığıyla okul içi/dışı faaliyetlerle aktarıldığı bir değerler eğitimi). MESEM henüz bu adı almamıştı ve güvenceli kurallarda çırak yetiştiriyordu. Sanayi işyerlerinde kazanç sağlama hedefi yoktu.(MESEM: Meslek liselerindeki öğrencilere pratik eğitim amaçlı program.)
O yıllarda bu kadar yoksulluk da yoktu. Çocuklar okullarda aç kalmıyordu. Emekliler bayramlarda torunlarına hediye alabiliyor, harçlık verebiliyordu. İşsizlik özellikle genç diplomalı işsizlik oranları korkunç derecede büyümemişti. Marketlerin çöp olarak ayırdığı meyve-sebzeleri almak için kuyruklar oluşmuyordu.
O yıllardan bu yıla baktığımızda; inancımız ve sadakatimiz artarken yoksulluğumuz, yoksunluğumuz, yasaklarımız ve aç çocuk sayımız sürekli arttı. Okullar ve resmî kurumlar laikliğe inat inançların gösteri yeri oldu.
SONUÇ:
Sonuç ortada. Her gün hızlanarak geleceğin karanlığına gidiyoruz. İmamın başta ülkenin arşta olma rotasının yanlışlığı görülmüştür. Bir görülen de biz olmazsak bu düzen bizi güldürmez.
ÇARE:
15 yıl önceki yazımda çare de vardı:‘Cumhuriyet, laiklik, sosyal devlet, vb. bu coğrafyada yoktur, egemenler bizi kandırmak için kitaplara bunları yazıyorlar ama kendi bildiklerini yapıyorlar. Çözüm; sınıfımızı bilip, sınıflı toplumlarda olması gereken sınıflar arası çatışma ile çağdaşlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini vermektir.’
Her inananın kendince mutlu yaşadığı ve hiç kimsenin yoksullukla kul edilmediği bayramlar dilerim. Ve ayrıca dün anımsadığımız, 110 yıl öncesinin ‘Çanakkale Geçilmez’ gerçeğini iyi anladığımız bayramlarımız olsun. Çünkü bu anlam bağımsızlık ilkesidir ki laiklik ilkesi gibidir. Anlamsızlaştığında biz insan değil sadece canlı sayılırız.