
Saraçlar Caddesi, öğlen yoğunluğu başlamamış daha, bir çok mekan yeni yeni açılıyor.
İşletmeciliğini yaptığım Gideros Pizza’nın önünde sandalyeleri çıkardıktan sonra sade kahvemi içiyorum.
Oldukça yaşlı, giyimi özenli, genç bir erkeğin koluna girmiş aşağıdan çevrelerini dikkatle gözlemleyerek gelip tam önümde durdular. Ayağı kalkarak buyur ettim. Yabancı olduklarını düşünmüştüm, Yunanistan’dan gelmişler. Torunuyla gezmeye çıkmışlar. Derdini anlatacak kadar Türkçe’ye de hakim yaşlı kadın.
Kahvelerini yaptıktan sonra tekrar yanlarına oturdum, sohbet etmeye çalışıyoruz.
Marika’ymış ismi. Babasının ilk ve tek kızı. 1940 doğumlu, babasının anılarının peşine düşmüş, tek torunuyla birlikte. Kendisini dinliyorum:
“Edirne’de 1905 yılında doğmuş babam, iki ablası varmış. Evlenen ablaları kocalarıyla birlikte savaştan önce gitmişler Yunanistan’a. Babası ve annesi inat etmiş, bırakmamışlar Kaleiçi’ndeki evlerini. Kıyamazlarmış tek erkek oğullarına, istemezlermiş çalışmasını ama babam meraklıymış meyhaneciliğe, küçük yaşta başlamış bir Yahudi’nin yanında çalışmaya. Çalıştığı dükkan tarif ettiğine göre şu karşıdaki Çalgılı Meyhane’nin olduğu yer veya bir üstündeki dükkan olmalı babamın o yıllarda.

1922 yılında mübadele de 17 yaşındaymış babam Yunanistan’a geçtiğinde. ‘Türk tohumu’ diyerek aşağılarlarmış yerliler gelenleri. Az kavga etmemiş babam ilk geldiği yıllarda.
Yokluk, yoksulluk diz boyu. Savaştan yeni çıkmış Yunanistan, karın tokluğuna çalışmak için bile iş yok. Beklese askere alacaklar, binmiş bir gemiye kaçak olarak kaçmış babam Amerika’ya. Yıllarca gemilerde çalışmış, Avrupa’da savaş başlayınca yıllardır görmediği ana babasının özlemiyle dönmüş tekrar Yunanistan’a. Şarapçılık yapan babasının yanında kazandıklarını da ekleyerek işleri büyütmüşler bir yıl içinde. Komşu kızını almışlar babama, senesine ben doğmuşum.
Kırkını çıkamamışım babam ayrılmak zorunda kalmış evden. Almanlar saldırmış, işgal etmişler yaşadıkları sahil kasabasını. Dağlara çıkmış babam arkadaşlarıyla birlikte. Yıllarca süren savaş, açlık, yokluk ve ölümlerin kol gezdiği memleketimde babamdan yıllarca haber alamamış annem. Tam umudunu kestiği zaman savaşın bitmesiyle soğuk bir ekim gecesi babam dayanmış gece yarısı kapıya; ‘Aç mare kapıyı, Marika’mı çok özledim’ diyerek.
Babam geldiği gibi sıvamış kolları ve çok sevdiği meyhaneciliğe başlamış hemen. Birkaç ay içinde kasabanın en sevilen mekanı haline gelmiş meyhanesi. İşleri her gün biraz daha iyi olmaya başlamış. Tam işler oturmuş, huzur gelmiş evimize derken bu sefer de Yunanistan’da iç savaş başlamış. Okul hazırlıklarım başlamıştı, annemin bana özene bezene aldığı önlüğümle okula başlamaya hazırlandığım yıldı. Annemle babam her gün tartışmaya başlamışlardı. Babam kralcılardan nefret ederdi. Kralcılar da ondan. Bir gece babamın meyhanesini yakmaya kalkmış kralcılar, annesi ve babasıyla sabah oturup konuşmuşlar ve ortak karar vermişler.
Bir sabah uyandığımda annemi ağlarken buldum. Gitmişti babam, demokratların safında savaşmaya. Savaşta ‘Kapetan Kemal’le tanışmışlar. Türkiye’den gelen Mihri Belli ile omuz omuza çarpışmışlar. Defalarca ölümden dönmüş babam.
Babam geri geldiğinde savaş bitmiş ama nefret bitmemişti memleketimizde. Bağcılıkla geçindik, başka kardeşim olmadı.
Çocukluğum ve gençliğimde babamın anılarını çok dinledim. En çok da Edirne’de geçen çocukluk anıları ve Saraçlar Caddesi’nde meyhanede çalıştığı yılları özlüyordu. Çok isterdi bir gün tekrar Edirne’ye gelsin, buralarda gezsin, anılarını yad etsin. Olmadı bir türlü, gelemedi, faşist albaylar iktidara gelince kahrından öldü babam.”
Marika’nın önünde yarım kahvesi soğumuş, susmuştu. Gözleri karşıda, sanki babasının çocukluğunu arıyordu. Birden aklıma geldi. Tarihçi arkadaşım Cengiz Bulut’un gönderisini çıkardım telefonda gösterdim Marika’ya ve torununa.
Belge 1922 yılında Yunanlıların Edirne’yi terk ederken çekilmiş bir fotoğraftı. Marika dakikalarca inceledi fotoyu, gözlerinin sulandığını görebiliyordum. Torununa kendi dillerinde bir şeyler söyledi sessizce biraz daha baktılar fotoğrafa, torununun istemesi üzerine telefonumdan kendi telefonuna aktırdı belgeyi.
Israrlarına karşın almadım kahve parasını komşularımızdan. Defalarca teşekkür ederek, el sallayarak Saraçlar Caddesi’nin yukarılarına doğru yavaşça yürüyerek anılarının peşinden gittiler.