
Hudut Gazetesi’nin arşivini karıştırıyorum…
Tarih: 6 Mayıs 2025.
Edirne’nin olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcusu, dünya şampiyonu judocu İlknur Kobaş Tepe, İl Genel Meclisi’nde konuşuyor.
Söyledikleri basit ama sarsıcı: Salon sporlarına destek yok.
Daha da önemlisi…
Başarılı sporcuya bile destek yok.
Uluslararası arenada derece yapan sporcuların dahi federasyonlardan yeterli desteği alamadığını söylüyor.
Ama asıl dikkat çektiği yer başka:
Edirne’de spora ayrılan kaynakların neredeyse tek bir alana yönelmesi…
Futbol.
Ve ardından soruyor:
“Edirne’mizden kaç tane üst düzey sporcu çıktı? Üst liglerde kaç futbolcumuz var?”
Sahi, kaç tane var?
**
Bir tarafta minderin üstünde, tatamide, parkede ter döken çocuklar…
Diğer tarafta milyonların konuşulduğu futbol kulüpleri.
Edirne’de denge çoktan bozulmuş durumda.
Yıllardır aynı refleks:
“Edirnespor’u ayağa kaldıralım.”
Peki sonuç?
18 yıl aradan sonra çıkılan lig…
Ve şimdi, 6 yıl sonra yeniden amatör lige dönüş.
Küme düşmesi haftalar öncesinden kesinleşmiş bir tablo.
Onca para, onca umut, onca zaman uçup gidiyor.
**
İşin daha çarpıcı tarafı şu: Aynı kaynaklarla kaç sporcu yetiştirilebilirdi?
Kaç genç hayatını değiştirebilirdi?
Bir sporcunun uluslararası başarı elde etmesi için gereken destek, çoğu zaman bir futbolcunun yıllık maliyetinin bile altında.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bir kişiye değil…
Bir sisteme değil…
Bir alışkanlığa yatırım yapıyoruz.
Adı: Futbol.
**
Oysa mesele sadece Edirne değil.
Türkiye’nin birçok şehrinde aynı hikâye yazılıyor.
Salon sporları; basketbol, voleybol, judo, güreş, masa tenisi…
Hepsi “kendi yağında kavrulmaya” bırakılıyor.
Sonra da çıkıp diyoruz ki: Neden dünya çapında sporcu çıkaramıyoruz?
Çünkü aramıyoruz.
Çünkü desteklemiyoruz.
Çünkü görmek istemiyoruz.
**
İlknur Kobaş Tepe’nin sözleri aslında bir serzeniş değil…
Bir tespit.
Hatta bir uyarı.
Diyor ki: Aynı parayla bir sporcunun hayatı değişir.
Bu cümle basit değil.
Bu cümle, bir şehrin spor politikasını sorgulatır.
**
Şimdi soralım: Edirne bir spor kenti mi?
Yoksa futbol hayaline yatırım yapan bir şehir mi?
Bir gencin kaderi neden sadece topa vurmasına bağlı olsun?
Minderde kazanan, raketiyle yükselen, potaya basan, filesiyle parlayan çocuklar neden görünmez?
**
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
İnadına futbol mu?
Yoksa gerçekten spor mu?
**
Çözüm mü?
Zor değil aslında…
Yerel yönetimler kaynakları çeşitlendirecek.
Esnaf ve sanayi tek bir kulübe değil, farklı branşlara destek olacak.
Okullar salon sporlarına yönlendirecek.
Ve en önemlisi…
Başaran sporcu yalnız bırakılmayacak.
**
Edirne’nin önünde iki yol var:
Ya bir topun peşinden koşmaya devam edecek…
Ya da bir sporcunun hayatını değiştirmeye karar verecek.
Tercih bizim!