
Türk insanının çözemediği, cevabını veremediği sorulardan biri de nasıl oluyor da dünyanın en güzel en özel topraklarında yaşarken, yoksulluk barajını bir türlü aşamıyoruz sorusudur.
Bunun cevabını vermek için geçmişe iyi bakmak doğru yorumlamak gerekir. Osmanlı’nın düşüşe geçtiği dönemlerde çıkış yakalayan Avrupa, aslında kıtaları keşfetmeye gitmedi, kendinden daha zayıf savunmalara sahip yerleri sömürge yapmak için yola çıktı. Keşif gemilerinin yaptığı vahşi katliamlardan bunları çıkarmak mümkün. AZTEK’lerin altınları için yapılanlara bir bakın, MAYA medeniyetini kimlerin yok ettiğini iyi inceleyin, PERU’da ki İNKA’ların kimler tarafından yok edildiğine iyi bakın, Meksika’da ki medeniyetlerin kimler tarafından tarumar edildiği belli. Daha sonra yağmurdan bol bir şeyi olmayan İngiltere’nin Liverpool tersanelerinde yaptığı gemilerle yakın çevresindeki devletlere o gün için gücü yetmediğinden, Hindistan’a, Avustralya’ya, Yenizelanda’ya gidip nasıl sömürge yaptığını iyi görelim. Modern savaş gemileri ve silahlarla 300 binden fazla Aborjinin nasıl öldürüldüğünü unutmayalım. Yerlilere bir sürü katliam yapıp, topraklarına nasıl el koyduğunu, Hindistan’ı, Pakistan’ı, Çin’i, Avustralya’yı, Yeni Zelanda’yı, Çin Hindi’ni ve daha bir çok yeri vergiye bağlayıp, dünyaya yön verdiklerini, yıllardır hala nasıl sömürdüklerine iyi bakalım.
Bizim işçi olarak gitmek için yıllarca sıra beklediğimiz Avustralya’yı, Kanada’yı yüzyıllarca İngiliz kraliçesinin atadığı İngiliz valiler yönetti. Soğuk ülkeden dünyayı ve dünya devi olarak gördüğümüz koskoca ABD’yi nasıl yönlendirdiklerini iyi görelim. ABD hala İngiliz gelenekleriyle yönetilir ve hala resmi dilleri İngilizcedir.
Şimdi ABD ile yol ayrımına gelindi. KALİFORNİYA eyaletinde ki LOS ANGELES (yani melekler şehri) de ki olaylar bunun bir yansıması. TRUMP, her yıl milyarlarca dolar açık veren ekonomiyi düzeltmek istiyor (sadece bir aylık bütçe açığı 161 milyar dolar yani Türkiye’nin bir yıllık ihracatının yarısından fazla ) ama nafile. Küresel ekonominin oyun kurucuları Londra’da yaşıyor ve kralda onlardan biri. Az akıllı bakışlı CHARLES o kadar zeki olmayabilir ama akıl hocaları her zaman en iyisini biliyor. Dünyaya onlar yön veriyor. TRUMP bunları bildiği için küreselcilerden biri olan ELON MUSK’ı yanına aldı. Fakat o kadar isteklerle karşılaştı ki ne yapacağını şaşırdı. Kavga çıktı. Başkan olunca bunları yenerim diye düşündü. Lakin bu küreselci adamlar az buz kişiler değil ve bütün dünyaya yön veren insanlar. Dijitalci mühendisler, yani ELON MUSK’ ın takımı kural tanımıyor. Klasik mühendisliğin bir normu vardır. Bunlar hiçbir kalıba sığmıyor, hiçbir kuralı tanımıyor. LOS ANGELES sıradan bir yer değil. ABD’nin en yüksek gelire sahip eyaletinin şehri, elindeki zenginliği paylaşmak istemiyorlar. Dünyanın bütün jet sosyetesi burada yaşıyor desek yalan olmaz. HOLLYWOOD burada, bütün varlıklılar burada.
BU KAVGADA TÜRKİYE NEREDE DURMALI? KÜRESEL PERSPEKTİF NASIL İŞLİYOR?
Asıl soru bu olmalı: Durup dururken birden olaylar çıkmadı, sebep sonuç ilişkileri var. Bunlara sebep neler olmuştur onlara bakalım.
Bir hafta önceye kadar ikisi de bayram havasındaydı ama TRUMP’ ın çıkarmak istediği vergi yasası küreselcilere 2.5 trilyon dolara patlıyor. Ekonomiye can suyu verecek ama küreselciler yani ELON MUSK, Facebook‘un kurucusu ZUCKERBERG, APPLE’ın SAHİBİ STEVE JOBS grubu çok rahatsız oldular. Birden hava değişti. Bunlar bizi neden ilgilendiriyor derseniz TRUMP’un bir hareketi doları yükseltiyor, borsayı düşürüyor, altını fırlatıyor. Filler tepişiyor altta çimler eziliyor.
Bunlar yerel gazetenin konusu mu derseniz; ‘evet’ derim. Bizim konumuz kısır politik çekişmeler değil, günlük hayatımızı sarsan veya ilgilendiren her şey konumuzdur derim. Dünyadan uzak yaşamak, onu anlamadan yaşamak artık mümkün değil. O eskilerde kaldı ve içine kapanık tüm ekonomiler yıkıldı. Katı disiplinli komünizm yerle bir oldu.
Üretirken de tüketirken de dünyadan bi haber olamayız. Herkes kendi işini yapsın ama dünyadan da haberdar olsun derim. Türkiye kendi ihtiyacının iki misli buğday üretiyor ama dünyada en çok makarna satan ülke Türkiye, en çok bisküvi satan ülke, (ÜLKER EN ÇOK BİSKÜVİ SATAN İNGİLİZ FİRMASINI SATIN ALDI ) en çok un satan ülke Türkiye. Sınır kapılarımız üzerindeki binlerce TIR KUYRUĞUNA bakın anlarsınız. Benim her gün çiftliğe giderken gördüğüm manzarada ağır sanayi ürünleri, özel konvoylarla taşınan makine ve fabrika parçaları, EKİPMANLARI var. Yakın zamana kadar dışarıdan aldığımız metro vagonlarını artık bizim ülkemiz ihraç ediyor.
Bunları yazınca iktidar yalakalığıyla suçlandığımız oluyor. Halbuki nelere maruz kaldığımızı bilenler biliyor. Şimdiye kadar bizlere yaptıklarını düşmanlarına yapmayan insanları gördük, vız geldi tırıs gitti, biz başardık. En güzel balları üretip satmaya, daha da özel ürünler üretmeye devam edeceğiz. Lavanta keselerimiz artık İstanbul’ da sosyete düğünlerinde başrol oyuncusu oldu. Ballarımız Antalya’da ‘sözünü balla kestim’ yazılarıyla misafirlere veriliyor. Düğünlerde misafirlere artık lokum vs değil lavanta yağları ve keselerimiz dağıtılıyor.
Bunları böbürlenmek için değil değişimi en iyi anlatan örnekler olduğu için yazdım. Türkiye bu kargaşa ortamında ayakta kalmayı başarmalıdır. Ama bu çabayla olacaktır. Başarı çabanın aşığıdır.