
Ahmet Yürük, eğitimci, Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu önceki dönem başkanı.
Emeklilere sefalet ücretinin TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldüğü geçen hafta WhatsApp üzerinden bir şiir gönderdi.
Altında, “Ahmet Kasap, Tayakadın Köyü, Mahalli Sanatçı” yazıyor.
Hemen arkasından telefon etti, şiiri yayınlamamı rica etti…
İşte o şiir:
**
Hayvan gücü ile tarım yaptı / Çok zor idi, o canlının zaptı / Ne olursa olsun, çalışmak şarttı / Zor şartlarda sevgi saygı vardı
Elli, altmışlı idi yıllar / Orak ile biçilirdi buğday / Dinlenme süresi çok dardı / Yaşam zor da olsa huzur vardı
Büyüklerimiz derdi, ‘Çalış, durma’ / Orak böceği gibi çalma zurna / Felek vurmuş bir de sen vurma / Çalış ki, namerde muhtaç olma
Çalıştık, çalıştık, ödedik primi / Keyif yapamadık, ölü müyüz, diri mi? / Çok söylendi duymadık önerileri / Bulamadık hakkımızı verecek kişileri!
**
77 yaşındaki Ahmet Kasap’ın şiirini okuyunca, TBMM’de tartışılan 20 bin lira bir anda kâğıt üzerindeki bir rakam olmaktan çıkıyor.
Yerine; orakla biçilen buğdaylar, hayvan gücüyle sürülen tarlalar, dinlenmeye bile vakit bulamayan zaman tüneli geliyor.
Elli, altmışlı yıllar…
Ne traktör var, ne konfor.
Ama şiirin dediği gibi “zor da olsa bir huzur hissi” var.
Çünkü o kuşak, çalışmanın sadece geçim değil, bir onur meselesi olduğuna inanıyordu.
“Çalış ki namerde muhtaç olma” öğüdü boşuna söylenmedi.
Çalıştılar da.
Hem de durmadan.
Prim ödediler, alın teri döktüler, ses çıkarmadılar.
Ve sonra?
**
“Çalıştık, çalıştık, ödedik primi.
Keyif yapamadık, ölü müyüz, diri mi?”
**
Emekli maaşı tartışmaları yapılırken sıkça “bütçe disiplini”, “denge”, “imkânlar” gibi kelimeler duyduk.
AK Parti ve MHP’nin oylarıyla en düşük emekli maaşı 20 bin lira olarak belirlendi.
Kâğıt üzerinde yuvarlak, hesap tablolarında makul, açıklamalarda “imkânlar dâhilinde”.
Ama hayat dediğiniz şey, tablolarla yaşamıyor.
Hayat, mutfakta yaşıyor.
Markette, pazarda, eczane sırasında yaşanıyor.
**
Şiirin son dizesi ise aslında herkesin içinden geçen cümle:
“Bulamadık hakkımızı verecek kişileri!”
**
Belki de sorun tam burada.
Orakla biçilen yıllar, bugün cetvelle ölçülüyor.
Cetvel ölçüyor ama vicdan tartmıyor.
Emek, kalemle hesaplanıyor.
Ve ortaya çıkan rakam, ne geçmişi telafi ediyor ne de bugünü yaşanır kılıyor.
**
Ahmet Kasap’ın şiiri bir edebiyat gösterisi değil
Süslü cümleler kurmuyor.
Zaten buna da gerek yok.
Çünkü bazen bir köylünün son dizesi, Meclis kürsüsünden yapılan uzun konuşmalardan daha çok şey anlatıyor.
**
Doğru söze ne denir…
Onca çalışmadan, onca yıldan sonra…
Harbiden… Bulamadık hakkımızı vereni!