DOLAR 33,1952 -0.11%
EURO 36,0226 -0.6%
ALTIN 2.548,96-1,98
BIST 11.156,200,15%
BITCOIN 21980154,47%
Edirne
36°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

346 okunma

Bir devrin sonu mu?

ABONE OL
2 Nisan 2024 17:42
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Genel seçim niteliğindeki yerel seçim, AKP’nin hezimete uğramasıyla sonuçlandı.

Cumhuriyet Halk Partisi seçimden kazanımla çıktı.

Bu kazanımın sahibi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin ferasetli vatandaşlarıdır.

Ülkenin gidişatını hayırlı görmeyip iktidar değişikliğinin elzem olduğunu yerel seçim oylarıyla göstermişlerdir.

Sanılmasın ki sadece geçim sıkıntısının sandığa yansıması söz konusudur.

Otoriter, kibirli devlet/toplum yönetiminden duyulan rahatsızlık, adalet/eşitlik/özgürlük

arayışı da etkili olmuştur.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında dillendirdiği 3Y (Yolsuzluk/Yoksulluk/Yasaklar) ile mücadele sözünün havada kaldığı, ülkenin iyi yönetilmediği mesajını da verdi seçmen.

Her halükarda ülke yönetiminden kaynaklı kaygıların, yeni bir arayışın sandığa yön verdiği yadsınamaz bir gerçek.

Erdoğan’ın siyaset yapma biçiminin, siyaset dilinin de sorgulandığı apaçık ortada.

Toplumu kutuplaştıran, ayrıştıran üsluba, algı operasyonlarına, siyaseti Hacivat-Karagöz oyununa çevirerek gerçeklerin konuşulmasını perdeleyen toplum mühendisliğine de cevaptır sandıktan çıkan sonuç. Ki, Erdoğan’ın oyun alanını daraltacağı gibi çöken siyaset diline alternatif üretmekte siyasal danışmanlarını da zorlayacaktır.

Topluma ayar veren, kışkırtan üstenci siyaset dilinin artık sürdürülemez olduğunun gözden kaçacağını hiç sanmıyorum.

Peki, Erdoğan, önümüzdeki dönemde nasıl bir siyaset dili ile karşımıza çıkacaktır?

Hakikaten kestiremiyorum.

Diğer taraftan,  toplumun bütününü kapsayan, birleştirici, adalet ve hukuk ekseninde tarafsız bir Cumhurbaşkanı profili çizebilir mi Erdoğan?

Bunu da kestirmek zor çünkü otoriter/popülist üslup bir yönetme biçimidir aynı zamanda ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı Erdoğan yapan ayırt edici özelliktir.

Evet, sandıktan çıkan sonuç Erdoğan’a bir ihtardır ve yeni bir dille/yüzle toplumun karşısına çıkma fırsatı vermektedir.

Hakeza, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu sorunların çözümünde vatandaşa yeni vergiler, yaptırımlar yüklenmenin, oturduğu dalı kesen Nasreddin Hoca’yı anımsatacağı da aşikâr.

Burada da ciddi bir sıkışmışlık içindedir AKP genel başkanı.   

Ekonominin düzelmesi ise çok bilinmeyenli bir denklem gibidir ve zaman alacaktır; Erdoğan’ın koltuğunu sarsan etmenlerin de başındadır.

Doğrudur, yıllardır uygulanan neoliberal ekonomi politikaların, kaynakların saydam/verimli kullanılmaması, halkın refahının gözetilmemesi sonucudur ortaya çıkan tablo.

Vatandaş,  neden ve nasıl yoksullaştığını/yoksullaştırıldığını ister bilinçli ister sezgisel ama neticede AKP’nin basiretsiz ve hesap vermeyen ekonomi yönetiminin cüzdanı deldiğinin elbette farkındadır ve bıçak kemiğe dayanmıştır, gelecek kaygısı had safhadadır.  

Ekonominin düzlüğe çıkabilmesi için dış kaynak gereksinimindeki tıkanıklığın açılması da zordur. Ülkenin dış dünyada kredibilitesi kalmamıştır, ancak ortalamanın çok üstünde faizle borçlanarak uluslararası finans kuruluşlarından kaynak bulunabilmektedir.

Dahası, Türkiye’nin 1991 yılında katıldığı, suç gelirlerinin aklanmasının, terörizmin ve kitle imha silahlarının finansmanının önlenmesi amacıyla OECD tarafından kurulan

Mali Eylem Görev Gücü FATF,  2021’de, Pakistan, Suriye ve Güney Sudan’la birlikte Türkiye’yi gri listeye almıştır.

Gri listede yer alan ülkelerin dış yatırım çekmesi zorlaşmaktadır. Uluslararası kredi kuruluşları, yatırımcılar nezdinde itibar kaybı, ihracat/ithalat potansiyeli yüksek şirketlerin pazar paylarının daralması, gri listedeki ülke ekonomilerini olumsuz etkiler.

Türkiye’nin gri listeye alınmasının başlı başına bir sorun teşkil ettiği apaçık fakat bu noktaya gelmemizde ekonomi yönetimindeki karanlık alanların varlığı da düşündürücü değil mi?

Dolayısıyla, bu iktidarın ülkeyi soktuğu cenderenin boyutu gözler önündedir. Böylesi bir yönetim kalitesini ülke sorunlarının çözümünde çare görmek, çok iyimser bir yaklaşımdır.

AKP yönetici elitlerinin Atatürk Cumhuriyeti karşıtlığının, ülkenin çağdaş zihin dünyasını karartan eğitim politikalarının, bireysel hak ve özgürlük alanlarındaki kısıtlayıcı hamlelerinin genelde tasvip görmediği, huzur bozduğu da sandıktan çıkan sonuçlar arasındadır.  

Cumhuriyet Halk Partisi tarihsel sorumluluk altındadır

Yönettiği belediyeleri kaybetmeyip yenilerini ekleyen CHP’nin, özellikle üç büyükşehir İstanbul, Ankara ve İzmir’de kaynakları saydam/verimli kullanan, çıkar odaklarının değil halkın yararını gözeten yönetim anlayışına halkın teveccühü sandık sonuçlarından besbelli. AKP’ye Ankara’da yüzde 30, İstanbul’da yüzde 10 atılan fark bunu göstermiyor mu? 

Ancak, halkın verdiği krediyi iyi kullanmak zorundadır CHP’nin yeni merkez yönetimi.

Öncelikle CHP’yi sığınacak liman gören ve belki de CHP’ye ilk defa oy veren seçmeni kazanmak gerektiği akılda tutulmalıdır.

Ülke sorunları altında ezilen yurttaşlar için CHP’nin yönetsel sorunları öncelikli addedilmese de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi, dinamik bir parti yapısının önkoşulu örgütsel bütünlük, CHP’ye bel bağlayan seçmene güven ve umut verecektir.

Kuvvetle muhtemeldir ki, Ekrem İmamoğlu önümüzdeki genel seçimde AKP adayıyla yarışacak CHP genel başkanıdır ve Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı seçilecektir.

Bu süreçte CHP, ülke restorasyonu ve geleceğin inşasına dair halkın güven duyduğu, tercih ettiği bir parti konumunu korumak mecburiyetindedir kuşkusuz.

Parti içi iktidar oyunlarının verdiği zarardan ders çıkarılarak parti yönetimi ve örgüt işleyişinde katılımcı demokrasi temel alınmalı, siyasi etik değerlere verilen önem sözde kalmamalıdır. Belediyeler yatırım ve hizmetlerde doğru/dürüst/ saydam/verimli, “kör kuruşun” hesabını verecek şekilde yönetilmelidir. Halkın önüne derli toplu çıkılmalıdır.

Filiz Gencan Akın’ı bekleyen koltuk…

Edirneliler Recep Gürkan’ın başarısız ve basiretsiz belediye yönetiminden ve CHP içinde yaşanan dalgalanmadan kaynaklı olumsuzluklara rağmen fotoğrafın bütününe, ülkenin içinde bulunduğu kötü duruma bakarak AKP’ye geçit vermedi.

Mustafa  Kemal Atatürk’e,  Cumhuriyetin değerlerine bağlılığın ülke için önemi

sözde kalmadı, içselleştirildiği gösterildi.

Filiz Gencan Akın’ın devir alacağı yük, üstleneceği görev ağırdır. 

Atatürk Cumhuriyeti’ne layık bir yerel yönetici niteliğini icraatlarıyla, tutum ve davranışlarıyla göstermesi, kendisinden beklenendir.

Edirnelilerin özlediği hizmetlerin karşılık bulmasının önemi katbekat artmıştır.

Selefin bıraktığı hafifletilmesi kolay olmayan sorun yüklü bagajın Edirnelilerin sabrını taşırdığı daima göz önünde bulundurulmalıdır.

Edirne Belediyesi’nin gerek yönetim planı/kalitesi gerekse kaynakların saydam/dürüst/verimli hesap veren anlayışta yönetilmesi noktasında Edirnelilerin güvenini kazanacak adımlar ivedilikle atılmalıdır. Belediyenin bir çiftlik değil, vatandaşa hizmetle yükümlü bir kurum olduğu gösterilmelidir.

Halkçı/katılımcı/şeffaf, belediyeyi çıkar/rant kapısı görenlere set çeken bir yönetim tarzının Edirne’de hâkim kılınması, CHP’nin kalesindeki gedikleri onaracaktır.

Evet, Edirne’nin yıllardır aradığı şehr-i emin olabilecek midir Filiz Gencan Akın?

Edirne Belediyesi’nde yeni bir dönemin kapısını açabilecek midir?

    En az 10 karakter gerekli


    HIZLI YORUM YAP

    SON DAKİKA HABERLERİ