Kategori arşivi: Yazarlar

KUYUSUNU KAZIYOR

Bir başladı durmak nedir bilmiyor. Nedir o, İsrail’in Gazze katliamı iki yıla yaklaştı 60 bin insan öldü, açlıktan ölenlerin sayısı 500’ü bulur. Buna savaş denemez. Silahsız insanları öldürmek savaş değildir. Savaş her iki tarafın çatışması ile olur. Bu hal, silahsız insanları öldürmek katliamdır. Bunu yapan kim İsrail’dir. İsrail, bu katliamı yapmakla ne yapıyor, kendi kuyusunu kendi kazıyor . . .
Bu hal daha ne kadar devam eder? Amerika silah gönderdiği, iki bin kusur yıldan beri devlet olamamış Yahudiler’de devlet olma hırsı devam ettikçe katliamlar devam edecektir. Binyamin Netanyahu’nun Büyük İsrail hayali devam ettikçe bu katliamlar devam edecek. Netanyahu’nun hayali Ortadoğu bölgesini ele geçirmek, dünyanın güçlü Yahudi Devletini kurmak. Hatta dünyaya hükmetmek. Olur mu böyle şey? Adolf Hitler bu kafada değilmiydi; ama sonu ne oldu?
Bir türkü vardır, ‘bu güzellik sanada kalmaz, bak anana gör halini’
Netanyahu biraz tarih bilse bu yanlışları yapmaz. Daha önceki diktatörler Hitler, Mussolini, Stalin, Saddam nasıl tarih sahnesinden ayrılıp gitmişlerse, sıra Netanyahu’ya da gelecek. Lanetlenerek kaybolup gidecek, arkasından küfürler yiyerek. Bu tutumları ile kendi kuyusunu kendi kazıyor budala.
Tarih bir derstir anlayana , öğrenene, bilene, eğer ders alamamışsan bu dünyada boşuna oyalanmışsın demektir. Netanyahu’nun niyeti Gazze’yi kendi topraklarına katmaktır. Bu bombalamalar, bu katliamlar onun için yapılıyor. Çünkü İsrail’in nüfusu giderek artıyor, bugünkü toprak sahası ona dar geliyor, genişlemesi lazım. Sonra İsrail’in su sorunu var, bu katliamlar onun için yapılıyor.
Asırlar önce Yahudiler devletsiz kalınca Firavunlar zamanında Mısır onlara kucak açıp, onları korumuş, barındırmış. Fakat nüfusları arttıkça güçlenmeye başlamışlar, güçlendikçede şımarıyorlar, zararlı oluyorlardı. Hal çaresi olarak Firavunlar Yahudileri Mısır’dan orduyu kullanarak kovdu. Önde Yahudi toplumu, onların arkalarında Firavunun ordusu onları sürerken gele gele Kızıldenize geldiler, karşı tarafa geçemiyorlardı. Kenan bölgesine, bugünkü Filistin topraklarına, çünkü önlerınde Kızıldeniz vardı. Bir mucize oldu, deniz ikiye ayrıldı, toprak oluştu, sürülen toplum karşı tarafa geçti ve kurtuldular. Ve deniz tekrar birleşti. O denizin içinde Firavunun askerleri boğulup gitti. Bu karşı taraf bugünkü FİLİSTİN topraklarıdır. O günden sonra Yahudiler dünyanın her tarafına dağılıp gittiler. Devlet olamadan 1948’e kadar millet olarak yaşadılar.
İsrail bu katliamlarla yıkıp öldürmekle dünyanın nefretini üzerinde topluyor. Bir gün bu devletler bir araya gelip İsrail’e savaş açıp, yüklenirlerse kendini kurtarmak için Filistin topraklarına kaçarlarsa acaba Kızıldeniz tekrar açılıp Yahudiler’e yol verecek mi — Med çezir — olayı? Tekrar deniz açılacak mı? Hitler de büyük hayellerin peşinde idi, sonu ne oldu. Bugün Ortadoğu’da, dünyada bu kadar huzursuzluklara sebep olan ne, hep Ortadoğu’daki petrol varlığı. Amaç petrolün kontrolünü ele geçirmek, petrolu ele geçiren dünyayı ele geçirir.
Amerika’da artık petrol kalmamıştır, petrol tükenmiştir. İsrail savaşının arkasında petrol politikası yatar. Bugünün dünyasında her araç petrolle çalışır, her şey petrole bağlıdır. Netanyahu barbarca, açımasızca tutumları ile dünyanın nefretini üzerine çekmektedir. Bu tutumu ile KUYUSUNU KAZIYOR…

GELDİ DE GEÇMİYOR MU?..

Vatanın, milletin, eğitimini bozulmaktan koruyup, geliştirmek;
Hakkını, hukukunu, kutsallarını, hayvanlarını, bitkilerini, tohumlarını, ormanlarını, doğa ve tabiat varlıklarını, zulümden, katliamdan, kirlenmekten, bozulmaktan korumak;
Saygı ve sevginin, cümle hayata hakim olmasını sağlamak; bilimde ilerlerken, kâr için doğa ve tabiata zara vermekten vazgeçip, cümleye fayda için vicdan ve bilim de ilerlemek;
Dünyada ki düşmanlıkları, SÖMÜRÜLERİ kardeşliğe, dayanışmaya çevirmek için, OTURUP DURACAĞIMIZ YERDE, DÜNYACA, DOĞAYLA UYUMLU BİR YAŞAM TARZIYLA GELİŞMEK İÇİN, TOPLUCA, ÖNCE İNANÇLA, YARATAN’IN DESTEĞİNİ DİLEYEREK, EĞİTİMLE, BİLİMLE, SANATLA, SİYASETLE MEDENİYETİ ÜRETMEK VE YAYMAK GERKEMEZ Mİ?..
BAŞTACI KUTSAL KİTABIMIZI OKUYARAK, YARATANI’IMIZIN NURLU ÖĞRETİLERİNİ DÜŞÜNÜP, YORUMLAYARAK, DOĞAYA UYUMLU, SADAKATLE, DOSTÇA, ADALETLE, SEVGİYLE, BİLİM VE SANATLA ŞÜKÜR DE MÜTEVAZİ YAŞAMAK İÇİN, YERYÜZÜNÜN ŞEYTAN UŞAKLARININ HİPNOZLARINA KARŞI, HALKLARI UYARMAK, GELDİ DE GEÇMİYOR MU?..

Bu konularda, gerilikten kurtulup, gelişmek için, kendini adayarak çok çalışmak, toplum çoğunluğunun sorumluluğunda değil mi?..

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 85:
Onları malları, çocukları hoşuna gitmesin. Allah ancak dünyada onlara bununla azap etmeyi, kâfir oldukları halde canlarının çıkmasını istiyor.
9/76: Ne zaman ki Allah kereminden istediklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı.

UNUTMAK MI?…

En korkunç hatalardan birisi de, “UNUTMAK.”
Neden “Korkunç” dedim?..
Korkunç hataların, korkunç cezaları, AKILLANMAYINCA, TEKRAR TEKRAR olur!..
Örnek:
Eğitim, köleci, sömürgecilerin köstebeklerine BOZDURULURSA, zaman o ülkenin her alanda gerilemelerin korkunç akıbetine doğru işlemeye başlar!..
Milyonlarca genç neslin heba olmasından başka, soyları da, mahvolur!..
DÜNYADA BİRÇOK ÜLKE NESİLLERİ, ASIRLAR BOYUNCA BU ŞEYTANİ TUZAĞIN BATAĞINDA GÖZ ÖNÜNDEDİR, MAALESEF!..
“HATA NEDENLERİ ve de çekilen CEZA UNUTULURSA, AYNI KORKUNÇ HATALAR YAPILIR, YİNE KORKUNÇ CEZA HAK EDİLİR!..”
Başka bir örnek: Minicik, gözle bile görülemeyen bir canlı, tüm dünya insanlığını pençesi içine alıp, ezdikçe ezdi, tam iki buçuk sene, dünya insanlığını evlerine kilitledi, herkes maskelerle soludu, ne eğitim kaldı, ne de görüşüp, tokalaşmak!..
Aynı evin içinde, anneler çocuklarına yaklaşamadılar!..
Yaklaşanlar da, birbirlerinin ya hastalanmasına ya da ölmesine sebep oldu!..
Şimdiler de o kibirli, “Dünyanın sahibi benim, istediğimi yaparım, kırarım, dökerim, yerim, içerim, patlatırım, sömürürüm, var mı bana yan bakan!..” diye kibirlenip, gerdan kıranları, “ZAVALLI BİR HİÇ EDEN” o minicik canlının elinden, AZAT OLMUŞ gibiyiz!..
O GÜNLERİ NE DE ÇABUK UNUTUYOR İNSANOĞLU!..
Her bir dünya ülkesinde, 2-2,5 yıl boyunca, her gün her gün, istisnasız her ülkede, binlerce insanın hastalanıp, ölmesinden bahsediyorum!..
HİÇ UNUTULUR MU?.. SEBEPLERİ SÖYLENİP, YAZILMAZ MI? YANLIŞLAR BULUNUP, VAZ GEÇİLMEZ Mİ?
Hatalardan dönme denilen çabalar yok, ama unutmayı marifet sayıyorlar!..
UNUTUP DA, doğa ve tabiat varlıklarına zalimliği devam ettirirseniz, siz bilirsiniz!..
Sonra bir başka ceza gününde, salya sümük ağlamak neye yarar!..

SİZ BİLİRSİNİZ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 29/Ayet 34:
“Biz bu kasaba ahalisine, bile bile günah işlemelerinden dolayı gökten azap indireceğiz.”

EĞİTİM; YENİDEN UMUT

Bugünkü eğitim idarecilerinden bir olumlu durum beklemiyorum ama yine de eğitim öğretim yılının başladığı bugünlerde yeniden umutlanıyorum. Geçen hafta eğitimin amacının önemine vurgu yapmaya çalıştım. ‘Eğitim özgürleştirmiyor ise aptallaştırır’ diyerek bitirdim. Bu günkü iktidarın eğitime bakış açısı özgürleştirici değil aptallaştırıcı. İktidarın bakış açısını değiştirecek olan da eğitimciler, öğrenciler ve özellikle velilerdir.

Belki de en büyük yanılgımız;geçmişten gelen ve olması gereken eğitimi kamu hizmeti olarak görmemizdir. Yüzyılların verdiği alışkanlık ile ‘devlet doğru yapar’ şeklindeki düşüncemiz bizi pasif yurttaş yapıyor.Bunu aşmamız gerekiyor. Bu halimizle kişisel çözümler arayarak devlet okullarındaki yanlışları düzeltme mücadelesi yerine özel okulları tercih ederek geçici ve kişisel olarak çözüm buluyoruz. Yasalara göre eğitimin kamusal bir hizmet olduğu gerçeğini unutan bizler böylece iktidarın eğitimi ticari hale getirmesine yardım ediyoruz.

Ayrıca iktidar tarafından yoksullaştırılan bizler çocuğumuza diploma almak ve tez zamanda bir işe yerleştirmek derdindeyiz. Canhıraş yaşam zorluğu çektiğimizden dolayı da onları evde besleyemiyoruz. Oysa her çocuğun et, süt, yumurta, meyve gibi önemli gıdaları alması gelecekte sağlıklı bireyler olmasını sağlar. Bunu merkezi iktidar ‘bilerek ve isteyerek sağlamıyor’ ise yerel yönetimler sağlamalıdır.

Bir şeyi daha bilelim ki; şeriat iltisaklı ve siyasi iktidardan nemalanan sözde sivil kurumlar birçok yoksul aile çocuğuna bunu sağlıyor. Ama karşılığında da kendisine bağlayabiliyor ki fetö örgütlenmesi bunun kanıtıdır.

Okulların sorunlarının çözülmemesi bir tercihtir. Düşünsenize kentimizde en fazla nüfusa sahip mahallelerde yeterli okul sağlanamadı.Bugün bile kentimizde dahi ikili öğretim yapan okullarımız var. Öte yanda okullarımızda fen dolabı, harita, laboratuvar gibi görseller her yıl azalıyor veya kullanılması teşvik edilmiyor.Ama teknolojik araçlar her zaman yenilenerek okulların teknoloji mezarlığı olması sağlanıyor. Ki eğitime harcanan bütçede bunlar yatırım adı altında ihalelerle hep aynı kaynaklara para aktarma aracı ve amacı olabiliyor.

Neoliberal ekonomik düzende eğitime de sağlık gibi ticari işletme mantığı ile bakılır. Okulun temizliği, güvenliği, bazen ısınma ve elektriği, suyu bile kamu tarafından sağlanmadığından bunların okul idaresi tarafından yapılması zorunlu hale gelir. Okul idaresi de bir şekilde; bazen kayıt (bağış) parası, bazen ayni yarım, bazen de okul kantin işletmesi yoluyla bunu sağlamak zorundadır. Ki bugünkü hiçbir okul idarecisi de ‘bu benim görevim değildir, beni okuldaki eğitim ilgilendirir’ diyecek yetkinlikte olmaz. Çünkü o makama liyakat ile değil siyasi tercih ile gelmiştir. Bu nedenle bugün okul idareleri okulun -pardon işletmenin- ceo’su olarak görür kendini!

Farkında mıyız? Her yıl zenginleşiyoruz. Ama bu zenginlik bize yansımıyor, nüfusun %10’unda toplanıyor.Okulların açıldığı bu günlerde kaç milyon çocuğumuzun hevesi kırılacak? Ekranlardan sunulan markalara ulaşma hayali olan çocuklara aileler haklı olarak ucuz ve nitelikli araç gereç arayacak. Doğru olan; markalara esir olmamak. Ama ekran dedik ya, esir ediyor küçük yürekleri. Bu arada okul araç gereçlerinin niteliği ve sağlıklı olması önemlidir. Ama biz doğal olarak fiyatına ve öğrencimizin isteğine bakıyoruz. Bu kez de araç gerecin sağlıklı olup olmadığını denetlemek devlet kurumlarının görevidir; sağlıksız olanın piyasaya sürülmemesi gerekir. Ama…

Son söz; eğitim uluslararası ve ulusal hukuk mevzuatlarında parasız ve kamusal hizmettir. Ana hedefimiz;eğitimin devlet tarafından ücretsiz, kamusal hizmet olarak ve çağdaş normlarda verilmesidir. Bunu siyasi iktidar yapmıyor ise biz yurttaşlar örgütlü olarak talep etmeliyiz.Yarınlar bugünkü çocukların olacaktır. Onlar eğitim ile özgürleşmiyor ise geleceğimiz de köleliğe boyun eğmek olacaktır. Ben yine de her yıl özgürleşme umudumu yineliyorum.

GAFLET VE DELALET

Ne zaman olur, bilmem ama, bir gün, bu millet tarihi gerçekleri anlatacak bilim evlâtlarımız çıkacak inşallah!..
Asırlar boyu süren gaflet ve delaletlerden, ULU ATAMIZ TARAFINDAN UYANDIRILDIK!..
Kutsal kitabımızın uyarıları ve de ulu önderimiz Mustafa Kemal atamızın yolunu tahrif edenler yine çıkacak!..
Yani, Dünyanın şeytanla yatıp şeytanla kalkan İÇ VE DIŞ ÇIKARCI DÜŞMANLAR, nesilleri gaflet ve delalete düşürmekten asla vazgeçmeyecekler!..
Ee, Şeytanı tanımak için, şeytana karşı nasıl korunacağını öğrenmek için, TÜRKÇE, ANLAMAK İÇİN okusaydın kutsal kitabını!..
Atayı, sevmek demenin, “İşte anıtkabirdesin” demekten, bayrak sallamaktan öte, ilkelerini korumak, yoluna kendini adamak, demek olduğunu anlasaydık!..
*KOLAYINA KAÇMASAYDIK!..
Montajcılığa razı olmasaydık!..
ÇIKARCILARIN, AÇIK PAZARI OLMASAYDIK!..
Kendimiz, CÜMLENİN FAYDALARINA, özgün icatlar üretseydik YA!..

  • Tohumlarımızı, toprak, su, hava, ormanlarımızı bozdurmasaydık!..
    *Eğitimli istihdam gücü, gençlerimizin en başarılı olanlarını, torpile, ihmale, kayırmaya kurban edip, yurt dışına kaptırmasaydık!..
    *Kuran’ın açık ayetlerini Türkçe okuyup, asırlık hurafelerden korunsaydık!..
    *Eğitimi, içerden ve dışarıdan bozmalara, müsaade etmeseydik!..
    *Ülkece, maddi gücümüzü,, İthalata dayalı, lükse israfa harcayacağımıza, eğitim kalitesine, bilimsel buluşlarla üretime yönlendirseydik!.. vs..vs..
    ŞİMDİ, ÖNÜMÜZDE YENİ BİR YÜZYIL VAR!..
    Asırlar önceden içine düşülen “Gaflet ve delaletleri” ve de son yüzyılın, “Gaflet ve delaletlerini,” (EĞİTİM DE)= Dinde, dilde, tarihte, bilim de, sanat da, üretimde, beslenmede, giyim de, barınmada, sağlıkta) AÇIKLAYACAK BİLİM EVLATLARIMIZ ÇIKACAK İNŞALLAH!..
  • UNUTULMASIN, BİR ÜLKEYİ HER ALANDA MAHVETMEK İÇİN, “EĞİTİMİ BOZDURUN” YETER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 36/Ayet 54:
O gün hiç kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.

ÖNCÜ EĞİTİM

Daha küçük yaşlarda çocuklarımıza, doğayı, bitkileri, hayvanları sevip korumayı öğretirsek; ama, “Yaratıp bize bahşedenden ötürü” diyerek!..
Böylece onlar büyüdükçe her şeyi nimet olarak veren yüce KAYNAĞI hissedip, sevip, saygı duyabilirler.
Doğa ve tabiat varlıklarını küçük yaşta sevmekle, korumak, bakmakla başlar inanç; sonra büyüdükçe, Kuran ayetlerini kendi dilinden okuyup, yorumuyla gelişir.
Neden hep inancı öne koyduğumun sebebi, RUHSAL yapımız güçlü ise, fiziğimizi yanlışlardan sakındırıp, iyiliklere yönlendireceği içindir. O zamanda Rabbimiz, bizi koruyup, faydalı hedefllere varmamızı nasip etmez mi sanılır?..
Unutmayalım, akılda ve gönülde Allah yoksa, o aklı da gönlü de şetan kapar ve mahveder!..
Başka bir üçüncü yol ve bahane yoktur!..

Kastettiğim, inançlı, bilimli, mütevazi, sağlıklı, huzurlu doğanın içinde ki tertemiz şükürlü servetlerle, mütevazi mantıkla yaşamaktır; fiziki servetlerin, şehvetlerin tatminsizliği ve de içi boş, gösterişli tuzaklarında değil! Yaratan’a ve yarattıklarına saygı, sevgi, RUHU HİSSEDEN bakışta doğar!..

Kuran’ı Kerim. Sure 34/Ayet 4:
*Allah, inanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırmak için her şeyi bir kitapta tesbit etmiştir. Onlar için büyük bir bağışlanma ve güzel bir rızk vardır.

UMUT HEP VARDIR

Geçtiğimiz günlerde Büyükevren ve Gülçavuş köyündeki yangın bölgede yaşayanları tam anlamıyla yasa boğdu. On yıllardır bu ormanların gölgesinde, kenarında yaşam sürdüren yazlıkçıların yaşadıkları anlar için “asla eskisi gibi olmayacak” dedirten türdendi.

Orman bölgesine yürümek için gidenler yok artık. Oraya giderek o felaketi tekrardan yaşar gibi olmaktan çekiniyor yazlıkçı sakinleri. Denize gidenler bile sol tarafa denizin yanına kadar sokulmuş yangın felaketini görmek istememek için o yöne bakmaktan çekinir haldeler.

Yangından bir hafta sonra gidebildim bende yanan yerleri gözlemlemek için. Halen için için duman tutan yerleri görmek şaşırttı beni. Toprakla kaplanan yanmış yerlerde kalan kütükler halen için için yanmaya devam ediyordu. Böyle yerlere acil müdahale edilerek olası tehlikelere izin verilmiyor yetkililer tarafından.

Yangın bölgesinde halen ayakta kalmış genç meşe ve çam ağaçlarını gözlemlemek mutlu etti beni. Yangının silip süpürürken kenar köşede kalmış tek tük ağaçlar olduğu gibi yine bazı yerleri teğet geçen yangın sonunda bölgesel olarak mini de olsa ormancıklar mevcut bölgede.

Umut hep vardır. Sevindiren gelişmeler bunlar.

Aynı zamanda Orman Genel Müdürlüğü’nün bundan sonraki süreçte nasıl bir karar vereceğini bilmiyor sahil bölgesinin sakinleri. Heyecan ve endişeyle bekliyorlar. Tekrar orman olarak kalması ve ağaçlandırılması veya mera olarak bırakılarak doğanın kendini onarmasına izin verilmesi en büyük temennileri.

En büyük korkusu sahilde yaşayanların yanan bölgelerin orman vasfından çıkarılarak RES’çilere veya RANT’çılara peşkeş çekilebilecek ihtimalinin ortaya çıkması.

Olur mu olur, burası Türkiye. İktidar bir gecede çıkan bir imzayla “yaptım, oldum” mantığıyla birilerine yürü ya kulum diyebilir de. Yaşayacağız, göreceğiz gerekirse olumsuzluklara karşı çıkarak mücadele edeceğiz.

En son pazar günü gezdim ormanın derinliklerinde. Hep yaşam izlerindeydi gözlerim. Yanmış dallarda gezinen saka umutlandırdı beni. Ve sakince aradaki yola doğru ilerleyen kaplumbağa yavrusu da.

Umut hep vardır. Her zaman, her yerde.

“Bundan sonrasını gelen yapsın”

Hep aynı manzaralar!

Ne kadar doğrudur bilemem ama; ‘Ben bu kadar yapabildim. Bundan sonrasını gelen yapsın” diyormuş Enez Belediye Başkanı.

Neresinin ne kadar yapıldığını biliyoruz, görüyoruz elbette.

Doğalgaz çalışmaları sonrası bazı yollarda hiçbir çalışma yapılmadı meselâ. Her geçen gün daha da kötü oldu doğal olarak. Allah’tan sezon bitiyor da azalan araç trafiği ile birlikte bir nebze olsun toz azaldı, yollardaki çukurlar da nefes aldı son günlerde!

Oysa ki tam 2 yıl önce Belediye Başkanını telefonla arayıp sorduğumda; doğalgaz çalışmaları tamamlandıktan sonra Eylül ayında yolların eski haline getirileceğini müjdelemişti.

Hangi Eylül ayında orası muammaymış meğerse!

Eylüller bitmiyor ya…

İşte dün yeni bir Eylül daha girdik, iki günü de geçti bile.

Şöyle bir bakıyorum da; bazı sokaklar gerçekten per perişan Enez sahilinde!

1.5- 2 ay kadar önce aradığımda da Belediyenin maddi sıkıntılarından bahsetmişti Başka

Fakat ne hikmetse sahilde bazı hatırlı diyebileceğim kişilere ait binaların bulunduğu pek çok noktada çalışmalar tamamlanıverdi bu arada.

Hatta yapılan yerlerin müjdesi de Enez Belediyesi’nin sosyal medya hesaplarından duyuruldu!

Bir yerlere mesaj mı verildi acaba?

Tamam mı devam mı olduğunu ve sonucunu göreceğiz bakalım!

SEÇİMLE (!) GELEN DELEGELER…

CHP’de Kurultay’ın ilk kademesi olan delege seçimleri çoğu ilçede tamamlandı.. Parti büyükleri ve seçimleri kazananlar “Nasıl geçirdik?” diye içlerinde gerçek duygularını yaşarken “Kaybeden yoktur, kazanan partimizdir, demokrasidir” anlamında sözlerle mütevazi, olgun (!) yorumlar ürettiler. Kaybedenlerse itilmişliğin, dışlanmışlığın psikolojisi ile kenara çekilip sessiz kalmayı yeğlediler ya da ağızlarına geleni dışa vurmaktan geri kalmadılar..

***

Benim kanaatim farklı.. Bu saçma sapan sistemle CHP kazanmamış, yine kaybetmiştir.. Bu sistemin, parti içinde kavga üretmek, partilileri ayrıştırmak, liyakatli pek çok kişiyi dışlamaktan başka hiçbir yararı, hiçbir fazileti yoktur. İnsanların yarışırken kullandıkları sloganlar ve sergiledikleri tavırlara bakılırsa bu açıkça görülebilir.. Bu sistem sanki parti içi bir görev alma süreci değil de iktidar partisine karşı açılmış bir cihad gerginliği ile yaşanan traji/komik ucube bir sistemdir.

***

Partiler içerisinde elbette sınırlı da olsa ideolojik farklılıklar olur.. Örneğin SHP döneminde Baykalcılar denilen sağ kanat ve bizim de birlikte hareket ettiğimiz sol kanat arasında bu yarışma yapılırdı.. Ancak delege seçiminden başlayarak ÇARŞAF LİSTENİN geçerli olması kavgayı değil, birlikte çalışmayı, birbirine katlanmayı, birlikte başarmayı zorunlu kılardı. Dağ gibi birikimli, liyakatli adamların harcanması mümkün olmazdı.. Üyenin gerçek iradesi o listelere yansırdı.

***

Artık böyle ideolojik farklılıklar yerine Belediye Başkanlarının etrafında kümelenmiş üyeler arasından büyük ölçüde Belediye Başkanlarının belirlediği kişiler usulen seçime giriyor ve hangileri müsadeye mazhar olmuşsa onlar seçiliyor.. Seçilenler yine Belediye Başkanlarının tensip edip uygun gördükleri İlçe Başkanı ve Yönetimini SEÇİMLE (!) iş başına getiriyorlar ki buna ne yazık ki Parti içi demokrasi deniyor.. Zaten seçim de 60-70 delege ile yapıldığından ve alım/satım işleri daha kolay olduğundan ömür boyu saltanat sürmek Belediye Başkanları için zor olmuyor..

***

Bu yazdıklarım elbette sadece Enez örgütü için değil.. Hatta Enez’de her ne kadar mahcup bir görüntü ile de olsa ortaya çıkan ve kazanamayan grup Enez belediye yönetiminden mutlu olmayan, süreç sonunda değişmesini hedefleyen bir özellikteydi.. Gerçek CHP çizgisini sürdüren, hiç kimseye eğilip bükülmesi söz konusu olmayan kişilerden oluşuyordu.. Elbette takdir görmediler ve seçilemediler. Seçilenlerse şimdilerde İlçe Başkanlığı için kimlerin işaret edileceğini ve adına seçim denilen atamalarla kimlerin CHP İlçe Başkan ve yöneticisi olacağını merak ediyorlar..

Kendi hür iradesiyle ilçe başkanlığına aday olan Çeribaşı Muhtarı Tezcan Meriç’in bu onurlu çıkışını takdirle karşılamama rağmen acaba yönetim kuracak kadar, kazanacak kadar şansı var mı?

Diliyorum ama sanmıyorum..

***

Sonuç… Enez’de ve her yerde İlçe Başkanlığı ve Yönetim seçimleri tüm üyelerin katılımı ile yapılmalıdır. Yetmez.. Üyeler de nitelikli üye olarak eğitilmeli ve sonrasında oy kullanma hakkı kazanmalıdır..

Soruyorum Osman Gülcan’a ve tüm İlçe Başkanlarına… Kaç üyeniz kendi iradesi ile düzenli olarak ödentisini ödüyor ve bugün delege seçimleri çarşaf liste ile olsa bu seçilen arkadaşların kaç tanesi listeye girebilirdi?

Sosyal demokrasiyi savunan hiç kimse bu çarpıklığı, CHP’ye kurulmuş bu demokratik tuzağı “Demokrasidir” diye savunmasın.. Kendini aldatmasın…

CÜMLEYE HUZUR

Bize muhteşem nimetlerin verileceği yol Kuran’ı Kerim ayetleri ile ile verilmişken, neden, “Tek tapılacak yüce Yaratan, öldüren, tekrar dirilten, yaptıklarımızı gören, her şeyin tek sahibi, hak edişe göre tek vericisi, anı kuran, eğiten ve sınayan, yaptıklarının karşılığını dünyada ve ahret de mutlaka veren, tek dost, koruyucu, yardımcı olan, vesile eden, “İyilik yap kötülüklerden sakın, mucizelerimi sana vereyim!..” diye bildiren yüce Rabbimizin Kuran ayetlerini niçin “YORUM BİLİMİ” ile daha iyi öğrenip uygulamayalım?..
“SIRF BİLİM” ile bu kadar oluyor işte, halimiz belli, savaşlar ve gözyaşları, değil mi?..
Eğer “İNANÇLI BİLİM!..” OLURSA O ZAMAN TAM OLUR!..
ÇIKARSIZ CÜMLEYE FAYDALI OLACAKSA, “İNANÇLI BİLİM” OLUR. O ZAMAN BİZE NE MUCİZELER, “BULUŞ” OLARAK VERİLİR KİMBİLİR!.
Hayali bile güzel.
LÜKS VE İSRAF EGOLARI İÇİN YAĞMACI YAŞAMAK NİYE?..
Sonunda bir avuç toprak için, bunca düşmanlık, bozgunculuk, savaş NEDEN?..

DOSTÇA, KARDEŞÇE, ŞÜKÜRLÜ, BİLİMLİ, SANATLI, SAYGILI, SEVGİLİ, SAĞLIKLI, SADE, SAKİN, TEMİZ, MÜTEVAZİ, DOĞAL YAŞAMANIN HUZURU için, “Yaratan’dan ötürüyü” gözetip yaşamamak NİYE?..

Kuran’ı Kerim. Sure 96/Ayet 6,7,8:
Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir!
96/13,14: Ne dersin? O yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa! Allah’ın gördüğünü bilmez mi?..