Kategori arşivi: Yazarlar

KONUKLARINIZIN SESİ 383

          EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İLGİLİ BAZI GENEL BİLGİLER oluşturmaya çalışırken önceliği ‘LGS ve TYT-AYT’ ye nasıl hazırlanırız?’a verdik. Çünkü çocuklarımız için en önemli sorun bu.

          Bugün uygulanan eğitim-öğretimi ise doldur-boşalt sistemi kullanan Kölelik Eğitimi diye özetliyor ve bu özetimizi yineleyip duruyoruz. Küçük bir örnekle bu yargımızı somutlaştıralım.

          Beşinci sınıfta Fen dersinde Güneş’in katmanları öğretiliyor. Yaşamda bizi ilgilendiren ise “Hava bugün güneşli mi, değil mi?” Güneşliyse havanın daha sıcak olacağının öğretilmesine ise gerek yok; bunu yaşıyoruz. Bu arada otobüs duraklarındaki iki katman: Kaldırım taşları ve sigara izmaritleri, eğitim konusu değil. Sonucu da lise ve üniversitelerimizde okuyan gençlerimizin ideallerinde, davranışlarında hatta konuşma konu ve biçimlerinde görüyoruz.

          Ülkemizde bugünkü eğitim-öğretimle ilgili bu özet eleştiri, sanırız yeterli. Hepimiz yaşıyoruz, görüyoruz. Kanımızca bulduğumuz çözümler de çocuklarımızı mutlu kılmıyor. Ama bu konuda da bir tartışmaya girişmeyeceğiz. Bundan sonra yazacaklarımız, çocuklarımızı üretken ve böylece mutlu kılan bir eğitim-öğretimle ilgili bizim öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz, düşünebildiğimiz. Girişi bir dizi fotoğrafla yapalım.

             (Her birinden üç fotoğraf aldığımız) bu çok farklı üç okulun ortak özelliği İş Okulu olması. Çocuklar doğayla iç içe; bir yandan üretiyorlar, bir yandan üretim için, ilerideki üretken yaşamları için gerekli somut bilgileri ediniyorlar. Müzik, spor, sanat eğitimlerinin temel ögeleri. Öncelikle (üretimde, müzikte, sporda, sanatta) becerileri gelişiyor, sonra da yaşam için gerekli bilgileri öğreniyorlar. Her çocuk aynı başarıyı göstermiyor ama başarısızlık söz konusu değil. Öğretmenlerle öğrenciler dost. Herkes mutlu…

            Bize, yakın tarihimizdeki ve bugünkü eğitimimize bakarak çıkarımlarımıza ve önerilerimize gelince, bunu oldukça ayrıntılı bir biçimde bir sonraki yazımıza bırakalım.

Sağlıcakla,

FUZULİ – İSRAF

Dikkatle çevresine bakan herkes görür!..
TÜRKİYE DE EV VE ARABALAR çoğunlukla FUZULİ İSRAF olarak alınıyor!..
Ev alırken de araba alırken de, sadece hevesler, gösteriş, kompleksler, el elem ne der devrede,
AKIL+MANTIK= ŞUUR maalesef hiç devrede değil!..
Çok katlı sitelerde, büyük ve çok odalı, salonlu, mutfaklı, 150 metrekareyi bulan evler de oturmak adet olmuş!..
Bu büyük ve çok odalı evlerde genellikle, iki kişi, üç veya dört kişi, hatta yaşlı bir kişi oturuyorlar!..
Çocuklar büyüyor, okuyor, ve başka diyarlara çalışmaya gidiyorlar, kalıyor ev iki kişiye, hatta eşin biri de kaybedilince, kalıyor bir kişiye!..
Bu büyük metrajlı evlerin birçok dezavantajları var, ama hesap eden mi var?..
Bakımı, onarımı sorunlu ve masraflı, depreme dayanıksız, ısınması masraflı, temizlenmesi masraflı, eşya ile döşemek, masraflı!..
Ayrıca, israf edilen paradan da geçtik, evin hanımının odaları, eşyaları temizlemekten, zavallının YAŞAMAYA FIRSATI KALMIYOR!..
ütün evin temizliğini yapıyor, tam “Oh be bitti” derken bir de bakıyor ki, ilk temizlediği oda yine tozlanmış!..
Hadi durma yine kolları sıva!..
YAZIK DEĞİL Mİ EVİN ANNESİNE!..
Oysa, tek kişi veya iki, üç, dört kişinin barınma ihtiyacına rahatça cevap verecek, MANTIKLI MEKAN MİMARİSİ İLE, EN AZ MASRAFLA, EN AZ BAKIMLA, EN AZ TEMİZLİKLE, EN AZ ISINMA GİDERİYLE, EN AZ EŞYA DÖŞEMESİYLE, DEPREME EN DAYANIKLI, 30- 40-50 m2 yi geçmeyen evlerde, HUZURLA YAŞAYANLAR VAR DÜNYADA!..
Ama bizde arada bulasın!..
GEREKSİZ İSRAF HEVESLERİ, AKILDAN, MANTIKTAN, ŞUURDAN UZAK, KOMPLEKSLİ BİR KÜLTÜR OLMUŞ, MAALESEF!..
GEREKSİZ MADDİ VE EMEK KÜLFETİ OLAN, FUZULİ İSRAFLAR TÜRKİYEMİZİ KASIP KAVURYOR, MAALESEF!..
En acınası taraf da, bu israfları ne gören var, ne yazan var, ne de çizen YOK!..
ANCAK, İSRAFLARIN BEDELİ ÇOK AĞIR ÖDENİYOR DA, KİMSE ONUN DA FARKINDA DEĞİL!..

BU GÜN, KIRK TÜRK LİRASI, DOLAR KARŞISINDA KIRK-ELLİ KAT DÜŞÜK, NEDEN?..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 7—8—9:
Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup, onunla rahat edenler ve bizim ayetlerimizden gaflet edenler…
Onların kazandıkları yüzünden varacakları yer ateştir.
İnanıp iyi işler yapanlara gelince, imanlarından dolayı Rab’leri onları altlarından ırmaklar akan nimet cennetlerine iletir.

MARİKA VE TORUNU

Saraçlar Caddesi, öğlen yoğunluğu başlamamış daha, bir çok mekan yeni yeni açılıyor.

İşletmeciliğini yaptığım Gideros Pizza’nın önünde sandalyeleri çıkardıktan sonra sade kahvemi içiyorum.

Oldukça yaşlı, giyimi özenli, genç bir erkeğin koluna girmiş aşağıdan çevrelerini dikkatle gözlemleyerek gelip tam önümde durdular. Ayağı kalkarak buyur ettim. Yabancı olduklarını düşünmüştüm, Yunanistan’dan gelmişler. Torunuyla gezmeye çıkmışlar. Derdini anlatacak kadar Türkçe’ye de hakim yaşlı kadın.

Kahvelerini yaptıktan sonra tekrar yanlarına oturdum, sohbet etmeye çalışıyoruz.

Marika’ymış ismi. Babasının ilk ve tek kızı. 1940 doğumlu, babasının anılarının peşine düşmüş, tek torunuyla birlikte. Kendisini dinliyorum:

“Edirne’de 1905 yılında doğmuş babam, iki ablası varmış. Evlenen ablaları kocalarıyla birlikte savaştan önce gitmişler Yunanistan’a. Babası ve annesi inat etmiş, bırakmamışlar Kaleiçi’ndeki evlerini. Kıyamazlarmış tek erkek oğullarına, istemezlermiş çalışmasını ama babam meraklıymış meyhaneciliğe, küçük yaşta başlamış bir Yahudi’nin yanında çalışmaya. Çalıştığı dükkan tarif ettiğine göre şu karşıdaki Çalgılı Meyhane’nin olduğu yer veya bir üstündeki dükkan olmalı babamın o yıllarda.

1922 yılında mübadele de 17 yaşındaymış babam Yunanistan’a geçtiğinde. ‘Türk tohumu’ diyerek aşağılarlarmış yerliler gelenleri. Az kavga etmemiş babam ilk geldiği yıllarda.

Yokluk, yoksulluk diz boyu. Savaştan yeni çıkmış Yunanistan, karın tokluğuna çalışmak için bile iş yok. Beklese askere alacaklar, binmiş bir gemiye kaçak olarak kaçmış babam Amerika’ya. Yıllarca gemilerde çalışmış, Avrupa’da savaş başlayınca yıllardır görmediği ana babasının özlemiyle dönmüş tekrar Yunanistan’a. Şarapçılık yapan babasının yanında kazandıklarını da ekleyerek işleri büyütmüşler bir yıl içinde. Komşu kızını almışlar babama, senesine ben doğmuşum.

Kırkını çıkamamışım babam ayrılmak zorunda kalmış evden. Almanlar saldırmış, işgal etmişler yaşadıkları sahil kasabasını. Dağlara çıkmış babam arkadaşlarıyla birlikte. Yıllarca süren savaş, açlık, yokluk ve ölümlerin kol gezdiği memleketimde babamdan yıllarca haber alamamış annem. Tam umudunu kestiği zaman savaşın bitmesiyle soğuk bir ekim gecesi babam dayanmış gece yarısı kapıya; ‘Aç mare kapıyı, Marika’mı çok özledim’ diyerek.

Babam geldiği gibi sıvamış kolları ve çok sevdiği meyhaneciliğe başlamış hemen. Birkaç ay içinde kasabanın en sevilen mekanı haline gelmiş meyhanesi. İşleri her gün biraz daha iyi olmaya başlamış. Tam işler oturmuş, huzur gelmiş evimize derken bu sefer de Yunanistan’da iç savaş başlamış. Okul hazırlıklarım başlamıştı, annemin bana özene bezene aldığı önlüğümle okula başlamaya hazırlandığım yıldı. Annemle babam her gün tartışmaya başlamışlardı. Babam kralcılardan nefret ederdi. Kralcılar da ondan. Bir gece babamın meyhanesini yakmaya kalkmış kralcılar, annesi ve babasıyla sabah oturup konuşmuşlar ve ortak karar vermişler.

Bir sabah uyandığımda annemi ağlarken buldum. Gitmişti babam, demokratların safında savaşmaya. Savaşta ‘Kapetan Kemal’le tanışmışlar. Türkiye’den gelen Mihri Belli ile omuz omuza çarpışmışlar. Defalarca ölümden dönmüş babam.

Babam geri geldiğinde savaş bitmiş ama nefret bitmemişti memleketimizde. Bağcılıkla geçindik, başka kardeşim olmadı.

Çocukluğum ve gençliğimde babamın anılarını çok dinledim. En çok da Edirne’de geçen çocukluk anıları ve Saraçlar Caddesi’nde meyhanede çalıştığı yılları özlüyordu. Çok isterdi bir gün tekrar Edirne’ye gelsin, buralarda gezsin, anılarını yad etsin. Olmadı bir türlü, gelemedi, faşist albaylar iktidara gelince kahrından öldü babam.”

Marika’nın önünde yarım kahvesi soğumuş, susmuştu. Gözleri karşıda, sanki babasının çocukluğunu arıyordu. Birden aklıma geldi. Tarihçi arkadaşım Cengiz Bulut’un gönderisini çıkardım telefonda gösterdim Marika’ya ve torununa.

Belge 1922 yılında Yunanlıların Edirne’yi terk ederken çekilmiş bir fotoğraftı. Marika dakikalarca inceledi fotoyu, gözlerinin sulandığını görebiliyordum. Torununa kendi dillerinde bir şeyler söyledi sessizce biraz daha baktılar fotoğrafa, torununun istemesi üzerine telefonumdan kendi telefonuna aktırdı belgeyi.

Israrlarına karşın almadım kahve parasını komşularımızdan. Defalarca teşekkür ederek, el sallayarak Saraçlar Caddesi’nin yukarılarına doğru yavaşça yürüyerek anılarının peşinden gittiler.

Meğerse her yerde varmış!

Elbette doğru olan, olması gereken ticarette hile yapılmaması.

Ama görüyor, duyuyoruz ki buna teşebbüs ve tenezzül edenler var.

Taklit ve tağşiş yapılan gıdalar, son kullanım tarihleri değiştirilen ürünler, gramajlarla  oynama gibi türlü türlü hilelere başvuranlar var maalesef.

Pek çok üründe 5-10 gün önce fiyat yükseltip, sonra da indirim diyerek bindirim yapanlar da!

Kuşkusuz burada bütün iş biz tüketicilere düşüyor.

Doğru yerlerden, doğru insanlardan alışveriş yaparak türlü hilelere başvuranları da dürüst ticaret yapmaya mecbur bırakmalıyız.

Peki ya hile, daha yumuşak bir ifadeyle aldatmaca sadece ülkemizde mi var?

Tabii ki de hayır.

Örneğin Avusturya’da yayımlanan bir gazetenin haberine göre; Viyana’da bazı marketlerde satılan 270 üründe yapılan denetimlerde 200 üründe gramaj eksikliği tespit edilmiş. Avusturya Perakende Birliği Başkanı Rainer Will, bu iddiaları “abartılı” olarak nitelendirmiş ve verilerin medyaya erken sızdırıldığını, işletmelere henüz resmi bilgi verilmediğini belirtmiş.

Will, “9400 mağaza ve 20.000’den fazla ürün arasında bu tür hatalar olabilir, ancak kasıtlı bir yanlışlık yok” demiş.

Bu gibi hataların olması normalmiş anladığım kadarıyla!

Hem sonra bir kasıtta yokmuş.

O halde; halimize şükretmeli miyiz acaba?

Bilemedim doğrusu!

 **

Bugün rahmetli babamın ölüm yıl dönümü.

Rahmet ve özlemle anıyorum bir kez daha.

Nur içinde yatsın inşallah.

LALAPAŞA’NIN BALI, UMUDU VE PROJELERİ

Edirne’de bazen öyle işler yapılır ki, hiçbir gürültü koparmadan, kimseye gösteriş yapmadan, adeta sessiz bir devrim yaratır.

Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşletme Kooperatifi de işte tam bu tanıma yakışan bir yapı.

Yıllardır kadın emeğini, toprağın bereketiyle, arının sabrıyla, doğanın döngüsüyle birleştirerek örnek bir model ortaya koyuyorlar.

**

Kooperatifin hikâyesi, Bulgaristan sınırındaki Çallıdere Köyü’nde, Edirne Orman İşletme Müdürlüğü ile birlikte oluşturdukları Lalaşahinpaşa Bal Ormanları ve Lavanta Sahası ile başlıyor.

Tarih diyor ki, Osmanlı sarayının bal ihtiyacı bir zamanlar Çallıdere’nin florasından karşılanırmış.

Bugün ise aynı topraklar, kadın emeği sayesinde yeniden Edirne’nin gurur kaynağı.

**

Trakya Üniversitesi laboratuvarlarında yapılan analizlerde bu bölgenin balları, Türkiye’nin besin değeri en yüksek balları arasında gösteriliyor.

Üstelik kooperatif, Türkiye’deki 9 APİ Turizm durağına bir yenisinin eklenmesi için çalışıyor:

“Lalapaşa, Türkiye’nin 10. APİ durağı olsun.”

**

Ve şimdi, önlerinde Edirne’nin kırsal kalkınma hikâyesini değiştirebilecek iki önemli proje var.

Kabul edilmiş olmaları sevindirici…

Fakat projelerin bir an önce uygulamaya geçmesi hem bölge, hem de kadınlar için artık kaçınılmaz bir ihtiyaç.

**

1) “Yerelden Küresele Çallıdere Bal Rotası” Projesi

Bu proje, yalnızca lavanta ekmekten, adaçayı toplamaktan ibaret değil.

608 dönümlük Bal Ormanı ekosisteminde; tıbbi ve aromatik bitkilerin modern tekniklerle yetiştirilmesi, arı popülasyonunun besin çeşitliliğinin artırılması, bal verimi ve kalitesinin yükselmesi ve en önemlisi kadın istihdamının güçlenmesi hedefleniyor.

Lavanta ekim makinelerinden hasat ekipmanlarına kadar yapılacak yatırımların toplamı 4.985.000 TL.

Bunun %70’i hibe olarak talep edilmiş.

Bu proje hayata geçerse, Çallıdere yalnızca balıyla değil, kırsal turizm, doğa rotaları ve aromatik bitki üretimiyle bir kalkınma yoğunluğu yaratacak.

**

2) “Kadın Eliyle Yeşil Üretim” Projesi

Bu proje, Lalapaşa’da kadın emeğiyle modern, hijyenik ve çevre dostu bir bal dolum–paketleme tesisinin kurulmasını içeriyor.

Bu tesis sayesinde: üretim kapasitesi %40 artacak, kadınların gelirleri en az %30 yükselecek, katma değerli bal ve lavanta ürünleri üretilecek ve E-ticaret altyapısıyla satış kanalları genişleyecek.

**

Peki sorun ne?

Projeler kabul edildi, destek oranları belli, kadınlar hazır, kooperatif hazır, sahalar hazır.

Eksik olan tek şey zamanında atılacak adımlar.

Bu projelerin bir an önce hayata geçmesi için gereken tüm kolaylıklar sağlanmalı.

**

Çallıdere’nin balı tatlıdır…

Ama en tatlısı kadınların emeğidir.

Bugün bu iki proje hızla uygulanırsa, yarın Edirne yalnızca Türkiye’nin değil, Balkanlar’ın kırsal kalkınma başarı hikâyelerinden biri olabilir.

**

Son söz…

Ama önce çok ünlü bir söz:

Bal tutan parmağını yalarmış…

Hakları!

İLK UYARIYDI

Bilim de gelişenler olsa bile, ÇOĞUNU KÖTÜLÜĞE KULLANDILAR, KULLANIYORLAR!..
O zaman da, çöküş ve bir sürü savaş yıkımı doldurdu tarihi!..
Oysa en az altı yüzyıl, hepsi, Kuran’da apaçık yazan, hurafelerden arınmış gerçek dinlerini okuyup öğrenebilecek durumdaydılar!..
Keşke bilimde ki gelişmeler kadar inançta da gelişmeler olsaydı, ama olmadı, olmuyor, daha da geriliyor maalesef!..
Çünkü Yaratan’ın Kuran’da ki ilk emri, “OKU” idi. Yani “Anlamak için kendiniz okuyun, AKILEDİN, AKLINIZI KULLANIP KENDİNİZ YORUMLAYIN, ondan, bundan öğrenmeye kalkışmayın” idi, ilk emir!..
Her zaman geçerli…
GELEN GELİR, GİDEN GİDER, KALAN KALIR!..
Kuran’a uyup fayda yoluna baş koyana gelişme verilir; yozlaşıp, Kuran’a sırt çevirip yeryüzünde zulüm yapan ülkeler lanetlenir. Maddiyet da ve bilimde ne kadar güçlü olursalar olsunlar, ülkelerin gelişme ve ya gerilik, ya da yıkılma faslı hak edişlerinden ibarettir.
Yaratan’ın nezdinde her şeyin bir zamanı vardır.
Hakkıyla Allah bilir.

VARLIKTAN VARLIK ÇIKAR!.. VARLIKTAN, HİÇ YOKLUK ÇIKAR MI?..GİDEN GİDER!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 174, 175:
Ey insanlar, Size Rabbinizden delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak, onları kendine doğru bir yola götürecektir.

MAHALLELER ÇARŞIYA DÖNÜŞMEMELİ

Mahalle insanların birlikte ikamet ettiği yaşadığı yerlerdir, mahalle kelimesi mahal kelimesinden türemiştir yer, saha anlamına gelmektedir. Mahalleler madem insanların oturduğu, barındığı yerlerdir. Öyleyse mahallerde her tip, her yaştan, her meslekten insanlar bulunur. Mahallelerde insanların barındığı yerler evlerdir. Bu evler müstakil bahçeli olabileceği gibi birlikte apartman tipinde de olabilir. İnsanlar buralarda barınır, ayni kökten gelen insanlara aile denir. Aile en küçük insan topluluğudur. Çarşılarsa ticaret, iş sahaları olarak bilinir. Bu iş sahalarındaki iş yerlerinin küçüklerine dükkan, daha büyüklerine mağaza, daha da büyüklerine markette denir. Dükkanda imalat, tamir işi yapılıyorsa, orası atölyedir.
Mahallelerde oturanların eğitim ihtiyacını karşılamak için okul ekseri ilkokul, orta, liseler, üniversite kampüsleri olabilir, çocuk kreşleri olabilir. Mahallelerde oturanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için de mahalle bakkalı, daha büyük market, berber dükkanı, bir çiçekçi, eczane, hatta küçük arızaları giderecek bir elektrikçi dükkanı olmalı. Türklerin yaşamında önemli sosyal bir yeri olan kahvehaneleri unutmamalıyız, kahvehaneler birden fazla da olabilir. Türkiye’de kahvehanelere ekseri erkekler gider, kadınlı erkekli kahvehanelere de kafe denir, daha büyük mahallerde de pansiyon, bir halk oteli olmalı.
Mahallelerde yaşayan gençleri de unutmamak gerekir, büyük mahallerde de mini futbol sahası, çay içilecek bir ağaçlıklı bir park yeri olmalıdır. Çünkü bu günkü yaşantımız apartman yaşamıdır, insanlar bir yeşil çiçeğe hasret kalıyor.
Mahallelelerin yöneticisi Muhtarlardır, halk tarafından seçilir. Mahallelerde evlerin temizliği oturanlar tarafından yapılır, evlerin yol onarımı, alt yapı aydınlatma, sokakların temizliği Belediyelere aittir. Tabi Belediyelerde bu hizmete karşı vatandaştan bir ücret alır. Yazının başlangıcından beri mahalle ortamını belirttik, içimize dönelim yani Edirne. Edirne’mizde Belediyecilik diğer vilayetlerden ne geri, ne de ileridir, orta karar gidiyor. Tek yapılan hata Edirne’yi eski Edirne, yeni Edirne diyerek ikiye ayırmamamızdır. Eski Edirne aynen korunmalıydı, apartmanlar, yüksek binalar yeni Edirne tarafına yapılmalıydı. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bunu uyguladık. Bu yanlışlık yüzünden her yerden gözüken Selimiye’nin minareleri şimdi görünmez oldu. Sonradan akıllandık da, bazı mahallelere üç, dört kattan fazla yükseklik verilmiyor.
Bugünlerde yine yanlışlık yapmaya devam ediyoruz. Doksan yıldır ikamet ettiğim Sabuni mahallesi oteller semti oldu. Mahallemizde dört yıldızlı, üç yıldızlı, iki yıldızlı oteller ile doldu.
Evet Sabuni mahallesi merkez bir mahalle, bu otellerin bir kısmı başka mahallelere yapılamaz mıydı? Örneğin Karanfiloğlu semti, diğer mahalleler olamaz mıydı?
Sabuni mahallesinin en büyük sorunu otopark sorunu. Edirne’de nüfus sayısına yakın motorlu araç var. Mahallemizdeki otoparklar her zaman dolu oluyor, yer bulamayan oto sahipleri araçlarını sokaklara park ediyorlar. Otoların çokluğu yüzünden mahallemizin sokaklarında rahat yürüyemiyoruz.
Çaresi, yapılan binaların bodrum katları otopark olmalı. Mahallemizde halen otopark olarak kullanılan yerler var, oraları katlı otopark haline getirilmeli. Başka bir çarede özel otolardan okkalı bir vergi almak. Bir çözüm şekli de Edirne’ye Kapıkule — otogar arasında raylı sistem uygulayıp ulaşımı tranvay ile sağlamak. Böyle bir uygulama özel oto sayısını azaltabilir. Mahallerdeki iş yeri konusunu önlemek içinde ikametgah olarak yapılacak apartmanların alt katlarına dükkan yapmamak. Bir çarede Saraçlar caddesinin altına çarşı yapmak. Saraçlar caddesi Edirne’nin en işlek iş sahasıdır. İstanbul’daki Bakırköy alt çarşısı gibi.
Ne yaparsak yapalım MAHALLELER ÇARŞIYA DÖNÜŞMEMELİ…

TEMİZ KENT İÇİN GÖREVE

Valiliğin öncelikle kamu kurumlarını kapsayan sıfır atık projesinin kent temizliğine katkısı yetersizdir. Zaten doğrusu da yerel idarenin yapması gereken ‘temiz kent’ programıdır. 60 yıldır Yıldırım semtindeki vahşi depolamaya son verildiğini ve Hasanağa Köyü sınırları içindeki alana EDİKAB öncülüğünde katı atık tesisi yapıldığını biliyoruz.

İçişleri Bakanlığı’nın 2/10/2007 tarihli ve 62221 sayılı yazısı üzerine, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 4. Maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/10/2007 tarihinde onaylanarak kurulan EDİKAB önce Edirne, Havsa, Süloğlu, Lalapaşa merkezlerini kapsıyordu. 30.10.2014 tarihli kararı ile kurucu üyelere ilaveten Edirne İl Özel İdaresi birlik sınırları içerisinde kalan 96 adet köy ile birliğe üye olmuştur.

EDİKAB tesisi, Trakya Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise ilk beş tesisinden biri olarak faaliyete geçmişti 3 Kasım 2017 tarihinde. 25 Kasım 2018 tarihinden itibaren de tesiste katı atıklardan elektrik enerjisi üretimine geçildi.Tesiste günlük 250 ton atık işlenmekte.

Tesis açıldığında; atıkların evlerde ayrıştırılması aşamasına gidileceği yetkililer tarafından belirtilmişti. Biz de bu heyecan ile iki dernek (EÇGD ve VELİ-DER) olarak eğitim çalışması yapabileceğimizi belirten başvurumuzu yaptık. Sadece merkezlerde yapmayı planlamıştık ama yetkili kişi bu çalışmanın köyleri de kapsamasını belirtince sevincimiz daha da artmıştı. Kentimize gönüllü hizmet edecektik. Zaman geçti, gittik, takip ettik, sorduk. Karşımızda hep duvar, hep duvar. Sanırım henüz o duvarın yıkılıp evde ayrıştırma niyeti yok.

Oysa bugün çok geç kalınmış bir iş var önümüzde. Görsel kirliliği önleyecek, kent sağlığına katkı olacak atıkların evlerde ayrıştırılması. Çağdaş, modern, cumhuriyetçi diye övündüğümüz kentimizde evsel ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçti.Tarihi ve doğal güzellikleriyle milyonlarca turistin geldiği kentimizde yerde bir çöp bile olmamalıdır. Bunu başaracak olan da yerel yönetimin ortak akıl ve sorumlu gönüllüler ile kentin tümünü kapsayacak, aşamalı bir plan dahilinde çalışmaya başlamasıdır.

Evlerde doğru şekilde yapılan atık ayrıştırma, çevresel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Çöpe giden her atık, aslında geri dönüştürülebilecek bir kaynak olma potansiyeli taşır. Plastik, cam, kâğıt ya da metal gibi malzemeler geri dönüşüm sürecine kazandırıldığında hem enerji tüketimi azalır hem de doğal kaynaklar korunmuş olur.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye’deki geri dönüşüm tesislerinin yeterli hammaddeye ulaşamaması nedeniyle atık ithalatı yapıldığını söylemişti.Bu nedenle de Avrupa’nın atık deposuyuz. Yani yurt dışından milyonlarca ton atık alıyoruz ama kendi atığımızı düzenli ayrıştırıp değerlendiremiyoruz. Sokaklar, tarlalar, denizler, ormanlar atıklarla dolu.

Ayrıca evde atık ayrıştırma, bireylerin çevre bilinci kazanmasına ve çocukların erken yaşta sürdürülebilir yaşam sorumlulukları edinmesine de katkı sağlar. Küçük bir evin bile düzenli şekilde ayrıştırma yapması, toplumsal ölçekte büyük bir etkiye dönüşebilir.

Belediyemiz Çevre Dostu Kentler Birliği’ne katılmıştı. Bu nedenle sanırım farklı bir temiz kent planını hayata geçirmiş veya geçirecektir. Çünkü bugün en çok eleştiriyi temizlikten ve üst yapıda görünümü bozan görüntülerden almaktadır.

Temiz çevre, ekolojik yaşam farkındalık çalışmaları yıllardır yapılıyor kentimizde. Burada amaç ortak alanlarda, çevrede bulunanların bizleri görerek konu üzerinde düşünmesini sağlamak ve çevreyi kirletmemelerini teşvik etmekti. Bu farkındalık oluştu.

Belediye olarak ne kadar çok plan yapsanız kent temizliği yetersiz kalır. Önemli olan temizlemek değil kirletmemektir. Bu da kentliyle birlikte olur. Her kentlinin ardında bir görevli olamaz. Sistem birlikte kurulabilir ve herkese sorumluluk verilebilir, kentliler sorumluluk alabilir. Kamusal alanlar hepimizindir.

Evlerde ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçiyor. Edirne olarak buna hazır olduğumuzu sanıyorum. Hele bir belediyemiz başlasın gayri. Ne bekleniyor?

MEDENİ ÜLKELER

“Medeni ülkeler” derken, halkın içinde, doğa ve tabiat varlıklarını korumak için örgütlenip, güçlerini birleştirip mücadele eden birçok insan evladı var!..
Maalesef, bizim şu an ki karanlığımızda, doğal varlıklara “Yaratan’dan ötürü” değer verip koruyanlar çok çok azınlıkta görünüyor!..
Medeni ülkelerde halk sivil toplum, kuruluşları olarak örgütlüler, planlılar ve de güçlüler!..
Aralarında her konun bilim evlatları, konularının uzmanları, çalışan veya emekliler faal olarak, MADDİ, MANEVİ, GÖNÜLLÜ GÖREVLİLERDİR.
Bu gönüllü görevliler, seçip, memur olarak devlet de göreve getirdiklerinin ne yaptıklarını titizlikle takip ederler.
Eğer, seçtikleri memurlar yanlış veya eksik bir şey yaparlarsa, “BİLİMSEL İSPATLARLA UYARILIRLAR” eğer devlet memuru bu ispatlı uyarıyı gale almazsa, HEMEN, O MEMURU, KURUMU MAHKEMEYE VERİRLER VE HUKUKİ İSPAT SÜRECİYLE, KARARI DOĞRUYA MECBUR BIRAKIRLAR!..
Çünkü aralarında her meslekten, NE YAPACAĞINI BİLEN, DOSDOĞRUSUNU, YANLIŞI, BİLİMLE İSPAT EDEN, hakkı koruyucu evlatları bolca vardır!..
Düşünün, devlet, millet hakkının koruyucusu, yüz binlerce avukat, hâkim, savcı, komutan, aktirist, doktor, akademisyen, öğretmen, yazar, çizer, siyasetçi, esnaf, sanayici, işçi, çiftçi vs.. TOPLUMUN HAKLARINI GÖZETİP, KORUYAN, SİVİL GÖNÜLLÜLER ORDUSU ÇIKARSIZ İŞ BAŞINDADIR.
Çünkü o medeni ülkelerde ki, aydın halk, eğer demokrasi ve doğruluk gözetilip, kontrol altında tutulmazsa, ÜLKELERİNİN GELECEĞİNİN, mafyaların, sömürgecilerin, hırsız, ursuzların elinde murdar olacağını bilirler!…

Demokratik Cumhurriyet’lerde, devlet ve devlet erkânı da, halkın gözetimine muhtaç emanettir. Aynen, doğa ve tabiat varlıklarının korunmasının farz olduğu gibi devlet kurumlarını da, denetlemek, korumak, yanlışlara sapmayı engellemek HALKIN BOYUN BORCUDUR!.Halk hakkını korumak için örgütlenmezse, ne olacağı, dünyada bolca örneklidir.

Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 76:

İnananlar Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler de Tağüt, yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

Bir yorumla…(Tağüt: Zalim gücüne, çıkarına tapan, sömürgeci inkârcılar)
2/216: Kısa bir yorumla: “Hak düşmanları ile savaşmak size farz kılındı.”

İmam’ın Cumhuriyet Halk Partisi

CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı, müsamere kıvamında, İmamoğlu oligarşisinin mutlak iktidarının ilanıyla hitama erdi.

Kurultayın müsamere kıvamı, sadece kurgulanmış yanından değil, aynı zamanda iç çelişkilerin doğurduğu ironiden ötürüdür.

Daha mahalle delegele seçimlerinden itibaren genel merkez nüfuzunda yürüyen kongrelerde belirlenen kurultay delegeleri, görev bilinciyle Özgür Özel’i genel başkan seçtiler, PM listesini de kale gibi durarak deldirmediler. Maazallah bir delinse kim bilir neler olacaktı…

Sadece Kılıçdaroğlu oligarşisi artığı 10 milletvekili geçersiz oy kullanarak protesto tatmini yaşadılar. Müsamereye renk kattılar.

Fakat hepsinden fazla müsamereye enerji katan, Kemal Bey’in çıkışıydı ve kamuoyunu dalgalandırdı. İddiaları İBB davasının bilinen içeriği olmasına rağmen sabık genel başkanın özçekim videosu 20 milyonun üzerinde izlenmiş. Söyledikleri ilgi çekmiş demek ki…

Barış Yarkadaş durur mu sazan gibi atladı izlenme rekoru kıran videoya ve şu çok manalı tespitte bulundu iki gün önce: “Kılıçdaroğlu’nun son videosu 350 milyon etkileşim aldı. Özgür Özel’in kurultay konuşması 148 bin kişi tarafından izlenmiş.”

Yarkadaş’ın evlere şenlik çıkardığı sonuç şu minvalde: Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri Özgür Özel’in kurultay konuşmasını gölgede bıraktı. Mesele hesaplaşma olunca, ihtiraslar aklın önüne geçince saçmalamak doğaldır.  

Kılıçdaroğlu cesaret edip 39’uncu Olağan Kurultaya gelemedi. Hariçten gazel okuyan, üstelik 13 yıl genel başkanlık yapmış biri için utanç kaynağıdır bu durum; lakin Kılıçdaroğlu utanma duygusunu yıllar önce kaybettiği için şaşırmayalım vesselam.

Videodan sonra, Gürsel Tekin gibi eşekten düşmüşlerin röportaj gazetesi Sabah’a sığındı Kemal Bey. Tuba Kalçık’a fevkalade önemli açıklamalarda bulundu; artık yargıya intikal etmiş İBB’deki yolsuzluk iddialarına yaslanarak ahkâm çıkardı.

Bakın nasıl da ateşli ve hesap uzmanlığından gelen özgüven ve dürüstlük timsali rolünü kamuoyuna yedirmiş olmanın rahatlığında atıp tutmuş…   

// Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleri ile anılmaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir.(…) Her kim bu devletin zararı niyetiyle tek bir adım atmış, her kim bu milletin parasından tek kör kuruş kursağından geçirmiş ise; Allah belasını versin! Milletimiz kimin ne olduğunu biliyor.//

Bir de “Hodri meydan!” çekmiş. Kime çektiği belli değil çünkü yargıya taşınmış bir iddianame var ortada ve hüküm kesinleşmiş değil henüz.

Diğer bir ifadeyle, kendisini sütten çıkmış ak kaşık gören Kılıçdaroğlu aklı sıra İmam oligarşisi ile hesaplaşıyor fakat manasız ve boş laflar ettiğinin farkında değil. Belli ki hırs, hazımsızlık, hezeyan gözlerini bürümüş hınca dönüşmüş. Daha vahim durum ise: kendi dönemine denk düşen yolsuzluk iddialarını görmezden gelecek kadar hiddetlenmiş          

Özlem Çerçioğlu, Battal İlgezdi, Rıza Akpolat ve daha nicelerini belediye başkanlık koltuğunda oturtan başka biri mi, dublör mü kullandınız Kemal Bey?

Hakikaten bu kadar da olmaz “Proje Kemal”; milleti bu kadar da aptal yerine koyma! Kazara 2023’te Cumhurbaşkanı seçilseydin Ekrem İmamoğlu yardımcın olacaktı!

Kemal Kılıçdaoğlu’nu dürüst bir siyasetçi gibi pazarlayanlar da utansın zira siyasi dürüstlük, doğruluk Kemal Bey’in üzerinde çoktandır eğreti durmaktadır.

Gelelim Kurultaydan manzaralara…

Dördüncü kez genel başkan seçilen Özgür Özel, Deniz Baykal’ı aratmıyor maşallah, belagat yerinde, kitleleri heyecanlandırıyor, coşkulandırıyor…

Kılıçdaroğlu’na cevap vermeyi de ihmal etmemiş…

//Müesses nizam AK Parti’nin kara düzeninin ta kendisidir. Müesses nizama işbirlikçi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yok. CHP, bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır.//

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için “A planımız da, Z planımız da budur.” ifadesini ise, yazı başlığına layık gördük.     

Önemli bir iddiada da bulunmuş Özel: “Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayıdır; artık iktidar zamanıdır, şimdi iktidar zamanıdır.”

Siyasette kitlelere heyecan vermek, sürükleyici liderlik, halkla ilişkilerde olağandır.

Ancak, Özel’in ortaya attığı iddialarda tutarlılığı önemsemesi; siyasette inandırıcılık, güvenilirlik gibi değerleri dikkate alması şart…

Misal: “CHP, bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan, meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır” ifadesi sorunludur çünkü  yıllarca Kılıçdaroğlu himayesinde siyaset yapan birinin o yüzde 25’teki payını hatırlatırlar adama.

Hakeza, 2024 yerel seçimlerde kazanılan çok sayıda belediyenin yanı sıra bugün artarak devam eden oy artışı tamamen konjonktür kaynaklıdır.

Burada Özel’in payı, sadece belagata dayalı siyaset becerisidir.

B planı İmamoğlu’nu devreye sokan güç odaklarının siyasi tasarımları, halkla ilişkilerde sahaya sürülen uzmanlar -ki bunlardan en önemlisi Necati Özkan’dır- yerel seçim kazanımlarının zeminini teşkil etmektedir.

Reklamcıların bir ürün gibi pazarladığı (ki bu kandırmacaya siyasal iletişim, halkla ilişkiler diyen mürekkep yalamışlar da çoktur), umudunu yitirmiş kitlelere kurtarıcı/kahraman gibi pompalanan İmamoğlu, elbette ‘esas oğlan’ sıfatıyla çekim merkezidir.

Özel’in kendine misyon biçen şu pek iddialı: “Tek hedefim CHP’yi iktidar yapmak, tarihe 25 yıllık AKP iktidarını bitiren genel başkan olarak geçmek, yapmazsan bir gün bile görevde durmam” sabun köpüğü sözlerinin siyasal iletişim açısından kuşkusuz mahsuru yok.

Ancak, tutarsız yanı hemen göze çarpıyor. Bir kere CHP’nin kurumsal kimliğini büyük bir rahatlıkla ayaklar altına almak, ya bir özgüven patlamasıdır, ya da kendini darı ambarında görmektir.

Eğer CHP iktidara gelecekse bunun konjonktüre bağlı, yükselen toplumsal muhalefet dinamikleriyle mümkün olacağını, kendisinin sadece taşıyıcı aktör konumunda bir görevli sıfatını bilince taşımalıdır Özgür Özel.

Mamafih, A’dan Z’ye İmamoğlu’na angaje bir CHP yönetiminden kendi bahsediyor hem de baş aktörlüğe soyunuyor. Ayrıca, kim cumhurbaşkanı adayı olur ve kazanırsa o kişi AKP iktidarına son verecektir. Yani, yüzde 51 meselesi varken sanki parlamenter sistem varmış gibi iddialı sözler sarf etmek, popülizm bir yana komik de kaçıyor.

İmam’ın CHP’sinin eskiyi aratmadığı, antidemokratik bir parti yönetiminin büyük laflara rağmen halen devam ettiği apaçıkken, Atatürk’ün koltuğunda oturmanın sorumluluğundan sürekli bahseden Özgür Bey’in önce şapkasını önüne koyup icraatlarındaki tutarsızlığı görmesini tavsiye ederiz.

Örneğin: Değişim Kurultayı lafta kalmış; CHP’ye demokrasi gelmemiştir. Mahalle delege seçimlerinden itibaren genel merkez kurgulu kongreler zaten CHP’deki sözde demokratik yönetim tarzını anlamak için yeter artar da kurultayda çarşaf liste esas deyip delegelere genel başkanın anahtar listesini dayatmak, CHP üye ve seçmenini aptal yerine koyan bir yönetim anlayışının yansıması değil de nedir, değerli okur?

Madem anahtar liste ile PM seçilecek yapın o zaman baştan bir blok liste hiç olmazsa âleme rezil olmayın. Üstelik mahalle delege seçimlerinden itibaren zaten imbikten süzülürcesine belirlenen kurultay delegelerini burunlarına bir de anahtar liste dayayıp küçük düşürmeyin. Onlara kukla muamelesi yapmayın; kendinizle de bu kadar çelişmeyin Özgür Bey “demokrasi de demokrasi” diye meydanlarda haykırırken.

AKP’yi iktidardan düşürüp ülkeye böyle mi demokrasi getirecek Özel’in mihmandarlığındaki İmam’ın CHP’si? Bu tutarsızlık, parti içi demokrasiden hepten yoksun AKP’nin eline koz vermiyor mu, seçmenini tahkim etmesine yardımcı değil mi?

CHP’de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi gereksinimini gözler önüne seren bu gerçekleri istediği kadar kulak arkası etsin Özel, iktidar yolunda bir CHP için ne denli ayak bağı teşkil ettiğini yaşayarak görecektir. Bu da bizim köşeli bir iddiamız olsun.

Kuşkusuz 17 yıl sonra yenilenen program içeriğine dair de söylenecekler var. Belki ilerde gireriz bu konuya. Ancak, usul hakkında söyleyecek olursak aynen göstermelik Değişim Kurultayı gibi Seçimli Program Kurultayı da şekilseldir. Genel merkez oligarklarının övündükleri 81 ilde gerçekleştirilen yeni program konulu danışma kurulu toplantıları laf olsun torba dolsun mahiyetindedir. Üyenin dolgu malzemesi, konu mankeni olduğu, oligarşik yapıda yönetilen CHP’de demokratik, dinamik işleyen bir örgütten de bahsedilemez. Örgütten anlaşılan ‘genel merkez hizmetlisi memurlardır’, il, ilçe yönetimleridir.

Hadi gelin 39’uncu Kurultay’ın Edirne’de yarattığı hezeyandan biraz bahsedelim…

Edirne’den neden PM üyesi yok diye hayıflananlar ve vaziyeti kurtarmak için çözüm geliştirenler sosyal medyada birbirleriyle yarışıyorlar.

Şu iki soruyu soranlar çok az:

PM’ye Edirne’den birinin gir(e)memesinin sebebi ne, yani çap/yeterlilik?

Edirne örgütünün PM’de temsil edilmesi ne ifade edecek koltuk doldurmaktan öte?

Gözü yükseklerde Taybıllı’nın YDK üyeliği bir nebze de olsa bu PM ihtirasını dindirmişti. Hatta yerini koruyacağına umutla bakanlar da vardı.                                                                                   

Mesela Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hataa pek emindi ablasından.

Biraz kafa yorsaydı ablasının Edirne’de iki başlılığı önlemek için geçici bir görevle onurlandırıldığını, vitrine konulduğunu fark ederdi.

Özel, 2024’te aynısını Edirne mitinginde Recep Gürkan’a yapmıştı. Iskartaya çıkardığı Gürkan’ı öyle övmüştü ki neredeyse meydandakileri gözyaşlarına boğacaktı.

Eğer Taybıllı genel merkez oligarklarına sadakatte kusur etmez ve çok çalışırsa,  Aylin Nazlıaka gibi yine vitrine konulabilir, bir bakmışsınız milletvekili bile yapılmış. 

PM’de temsil edilmemekten dolayı mutsuz ve yine hüsrana uğrayan Cumhuriyet Halk Partililerin imdadına her daim görev adamı, sebatlı, dipçik gibi partili Erdal Akgün yetişti.   Ne yapıp ne edip birini buldu, Lüleburgazlı Bihlun Tamaylıgil yetmiyor mu, Faik abiden sonra bizi o temsil edecek artık Ankara’da saptamasıyla yüreklere su serpti.

Daha ne olsun, bu başa bu tıraş…