Kategori arşivi: Yazarlar

SEVGİ ÇAĞINA ÖZLEM

Öylesine dünyaca gaflet ki, 15 asırdan beri, onca nesiller geçti, ayan, aydıran ara da bulasın!.. Dünyanın hiç mazereti yok!..
Bir yanda, “Biz Müslümanız” diyen; diğer tarafta, “Biz Müslümanız” diyenlere, “Bunlar Müslüman” diyen bir dünya var!..
Bakın, Kuran’ı Kerim’e de görün bakalım, “Biz Müslümanız” diyenler, (Çoğunlukla) gerçekten Müslüman’mıymışlar?..
“Biz Müslümanız” diyenlere, “Bunlar Müslüman” diyenler gerçekten doğru mu söylüyorlarmış?..
Yine bakın, Kuran’ı Kerim’e, (Çoğunlukla) “Biz Hıristiyan’ız, Yahudi’yiz” diyenler, gerçek Hıristiyan, gerçek Musevi’ymişler?..
Tek doğru din, hepsi Allah’tan olan, Tevrat, İncil ve Kuran’ın tek dosdoğru din yolu. Tavrat ve İncil tahrif edilerek, Kuran’ın %.100 ü doğru iken, okunmadığı için HEPSİ mezhep çeşitlerine dönüşmüşken, İŞTE ZAVALLI İNSANLIĞIN DÜNYA HALİ!..
Tevrat, İncil’in yarısı tahrif edilmişken.. Tahrifatdan Allah’ın koruduğu, yüzde yüzü doğru olan Kuran’ın, anlamak için DÜNYACA hiç okunmadığı ortada!..
O zaman da, 15 asırdan beri, güzelim, Müslümanlık, güzelim, Musevi’lik, güzelim, Hıristiyanlık, bir türlü insanlara ışık olamıyor. Tam tersi, yalan tarkiatlarla yozlaşma olan inançla, yıkım kaçınılmaz oluyor!..

İnsanlık Kuran’ı anlamak ve uygulamak için bir okusalar, tahrif edilmemiş haliyle İncilin’de, Tevratın’da öğretilerinin gerçeğinin yazılı olduğu Kuran’dan öğrenip, sevgi çağını kuracaklar, inşallah.

Kuran’ı Kerim. Sure 21/Ayet 67:
Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Halâ akıllanmıyacak mısnız? Dedi.
4/44: Kendilerine kitaptan nasip verilenlere baksana! Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de doğru yoldan çıkmanızı istiyorlar.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Yaklaşık 50 yıldır Türkiye siyasetini yakından takip ederim. Toplumun çıkarını kendi çıkarının üzerinde görenlerle birlikte oldum yaşamım boyunca.

Demokrat Parti/CHP döneminde yaşananları sadece okumakla, o dönemi yaşayanların anılarını dinlemekle yeterli ayrıntılı bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum.

70’li yılların ortalarında Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’li dönemlerinden, önce 12 Mart’ı ardından 80 sonrası Özal’lı, Yıldırım Akbulut’lu, Mesut Özel’li dönemlerden yine Demirel’li Tansu Çiller’li dönemleri, Ecevit’in son yıllarında koalisyonları da gördüm.

Parti değiştirenler, memleketi komünistlerden temizlemek için Amerika ile iş çevirenleri de gördüm.

Ülkesi için doğruları savunanlar bir bir kurşunlanırken, katledilirken sağ siyasetin içinde yuvalanarak siyaseti kullanarak rant peşinde koşanlar farklı farklı sermaye kesimlerini oluşturdu. Sağ siyaseti yapanların nasıl bir sermaye oluşturduklarını Türkiye siyasetini yakından takip edenler çok iyi bilmektedirler.

70’lerin sonlarında palazlanmaya başlayan İslami Siyaset ve sermayeleri 12 Eylül faşist darbenin ardından Amerikan siyasetine paralel hareket eden sağ iktidarlar tarafından büyümeleri sağlandı.

1980 ile 2000 yılları arasındaki bu büyüme onları 2002 yılında tek başına iktidara taşıdı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iktidara geldiler.

Geldiler gelmesine ama Cumhuriyet tarihinde bütün iktidarlar köşeleri tutmuş, sermayelerini oluşturmuş, ekonomik olarak her alana el atmış durumdaydılar.

Yeni gelen iktidarın 24 yılda yaptıkları ortada. Ne yapacaklarını da görüyoruz, göreceğiz de.

24 yıl içinde gelinen nokta;

İşsizlik, devasa dış borçlar, yoksulluk içinde kıvranan milyonlar, isyan etme noktasına gelen milyonlarca genç.

Gençler umutsuz, gençler mutsuz. Gençler geleceği karanlık görüyorlar. Çıkış arıyorlar. İş, aş, ev, bark neyse de en önem verdikleri alan özgürlükleri. Özgürce oy vermek, karar vermek, ülkenin geleceği üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar.

Bu ülke kendi gençlerine güvenmeyecekse neye güvenecek?

Oy vermek istedikleri adaylar hapishaneye atılıyor, oy vermeyi düşündükleri partiye butlan terimiyle kayyum atanıyor.

Gençler öfkeli, ülke yorgun ve çoğunluk artık değişim istiyor.

Öyleyse mücadeleye devam.

Sözün bittiği yerde mücadele başlar.

KILIÇDAROĞLU İLE CHP BARAJI AŞAMAZ

Tarihin tekerrür ettiği olaylar her zaman yaşanabilir. Olan/bitenler hiç kimseyi umutsuzluğa düşürmesin. Kılıçdaroğlu yönetiminde gidilecek bir genel seçimde CHP baraj altında kalacaktır.

Bugün KK’nun ardına takılarak, hatta ona yön vererek utanmazca koltuk hevesi ile yola çıkanlar, (Kılıçdaroğlu da dahil ) yapılacak ilk genel seçimde bu hesaplarının üstüne, bir bardak soğuk su içmenin şokunu yaşayacaklardır. Sonuçta 2002 seçimlerindeki DYP , ANAP, DSP gibi %1’lerde kalarak, böylelikle milli iradeye CHP’ye, Cumhuriyete, Atatürk’e ihanetin faturası ödenecektir..

***

Yine 2002 seçimlerinde Fazilet Partisi’nden ayrılarak kurulan AKP’nin, kuruluşundan bir yıl sonra yapılan seçimlerde Anayasa’yı tek başına değiştirebilecek çoğunlukla kazandığı bir seçimin koşulları bugün de oluşmuştur.

İlk genel seçimlerde Özgür Özel’in öncülüğünde demokrat bir iktidarın gerçekleşebileceği hiç de uzak bir ihtimal değildir. Gerekirse yeni bir parti mi kurulur, mevcut partilerden birisinin çatısı altında mı seçimlere gidilir, mutlaka çaresi bulunur… Yeter ki umutlar tükenmesin, yılgınlık yaşanmasın.

Bu saatten sonra eğer sandık konulursa, adayımız ister İmamoğlu, ister Mansur Yavaş ; ya da kim olursa olsun Tayyip Erdoğan’ın artık seçimi kazanma şansı yoktur.

***

Bugün gelinen noktada MHP dahil hiçbir siyasi partinin, artık yaşam güvencesi yoktur. CHP’nin tasfiyesi mümkün olursa sıra MHP ve DEM Parti’ye gelecektir. CHP’nin olmadığı bir siyasi arenada AKP’nin MHP’ye ve DEM Parti’ye hiç ihtiyacı yoktur. Bu tasfiyeden sonra AKP’nin ilk işi Öcalan ve terörsüz Türkiye kamburundan kurtulmak olacaktır.

Neyse ki MHP ve Bahçeli bunun farkındadır..

***

Bu ülkede neler olup bittiğini namuslu herkes iyi öğrenmek zorundadır…”Benim siyasetle işim olmaz” “Beni ısırmayan yılan bin yaşasın” gibi bencil ve kolaycı zihniyetlerle, cahilliği de kendilerine kalkan yaparak, sessiz kalarak, mağduru değil güçlüyü savunup kendini kuruya atarak, havaya bakıp ıslık çalan kurnazlar… Utanmalısınız…

Evet.. İyi niyetle ama cahilliğiniz nedeniyle olayları yanlış değerlendirmiş olabilirsiniz.. Ama bu yanlışta inat etmek yerine ne olup bittiğini herhangi bir hukukçudan öğrenebilirsiniz, öğrenmek zorundasınız…

Bugün yapılanların Anayasa’ya, yasalara, YSK içtihatlarına, siyasi partiler yasasına uygun ve doğru olduğunu söyleyebilecek bir tek namuslu, mesleğinin insanı bir hukukçu, avukat, hatta bir hukuk fakültesi öğrencisi bulursanız gelsin; bizleri de aydınlatsın.

Bulamazsınız..

BAYRAM MI GELİYOR?

Kurban Bayramı kapıda…

Eskiden bu cümle insanın içine bir sevinç bırakırdı.

Şimdi ise milyonlarca insanın içine sıkıntı çöküyor.

Çünkü bu ülkede artık bayram yaklaşınca insanlar tatlıyı, şekeri, misafiri değil; hesabı kitabı düşünmeye başlıyor.

**

Ama önce kendimizden söz edelim.

Yerel gazeteler yarın yayımlandıktan sonra okurlarıyla yeniden Kurban Bayramı’nın ardından, yani 1 Haziran Pazartesi günü buluşacak…

Bayramınız şimdiden kutlu olsun…

**

Şimdi gelelim sadede…

Emekli maaşı ortada…

Asgari ücret ortada…

Pazardaki fiyatlar ortada…

Kasaptaki etiketler zaten başka bir gezegenden gelmiş gibi…

Fiyatlara bakınca insanın içi daralıyor.

Hal böyle olunca insanların aklındaki soru da değişiyor:

“Bu yıl hangi kurbanlığı alsak?” değil…

“Bayramı nasıl çıkaracağız?” oluyor.

**

Çarşıya çıkın görün…

Saraçlar’da vitrinlere uzun uzun bakıp eli poşetsiz dönen insanları…

Pazarda fiyat sorarken sesi kısılan emeklileri…

Kasabın önünden durup sadece etiket okuyan vatandaşları…

Bir de kurban pazarlarına gidin.

Eskiden pazarlık sesinden kulak duymazdı.

Şimdi birçok kişinin kurban pazarına yaklaşmaya bile cesareti yok.

Çünkü milyonlarca insan için kurban kesmek artık dini vecibeden önce ekonomik mesele haline geldi.

İşin daha acı tarafı ne biliyor musunuz?

Bu ülkede yıllarca çalışmış, prim ödemiş, çocuk büyütmüş emekliler bugün torununa bayram harçlığı verememenin utancını yaşıyor.

Bir emekli düşünün…

Bayram geliyor diye sevinemiyor.

Çünkü maaşı daha ayın ortasında tükenmiş.

Elektrik…

Doğalgaz…

Kira…

İlaç…

Market…

Hayat, maaşı lime lime etmiş.

**

Asgari ücretlinin hali farklı mı?

Ay başında cebine giren para, ay sonunu göremeden eriyor.

İnsanlar artık markete ihtiyaç listesiyle değil, “Acaba hangisini alamam?” hesabıyla gidiyor.

Eskiden yoksulluk konuşulurdu.

Şimdi yoksulluğun standardı oluştu.

Ve en tehlikelisi de bu zaten…

İnsanların yaşadığı sıkıntıya alışması.

**

Bir ülkede emekli et kuyruğuna razı hale gelmişse…

Asgari ücretli kurban etini yalnızca dağıtılırsa yiyebilecek durumdaysa…

Çocuklar bayramlık yerine “Bu sene idare edelim” cümlesini duyuyorsa…

Orada ekonomik kriz yalnızca rakamlarda değildir.

Vicdanlardadır.

Ama ekranlara bakıyorsunuz…

Her şey güllük gülistanlık.

Ekonomi uçuyormuş…

Büyüme rakamları rekor kırıyormuş…

Enflasyon düşüyormuş…

İyi de vatandaş neden pazarda yarım kilo domates hesabı yapıyor?

Neden insanlar bayramı sevinçle değil, masraf korkusuyla bekliyor?

Demek ki memleketin gerçek verisi TÜİK tablolarında değil…

Pazar filesinde saklı.

Çünkü vatandaşın cebinde hissedilmeyen hiçbir ekonomik başarı gerçek değildir.

**

Bayram dediğiniz şey biraz da huzurdur.

İnsanların sofrasına gönül rahatlığıyla oturabilmesidir.

Çocuğuna harçlık verirken yüzünün gülmesidir.

Misafir gelirken telaş değil mutluluk hissetmektir.

Ama bugün milyonlarca insan için bayram; neşe değil, geçim muhasebesine dönmüş durumda.

Kurban Bayramı geliyor…

Fakat memleketin büyük kısmı artık kurbanlık fiyatını değil, kıymanın gramını konuşuyor.

İşte insanın içini en çok acıtan da bu oluyor…

DERT HİKAYELERİ

Türk’ün dert hikayeleri çok!.. Asırlar boyu ve de en yeni, Kıbrs’da, Bosna Hersek ve Kosovada.. Ve de dünyanın bir çok coğrafyasında, Türklere karşı, açık ve gizli bir soykırım uygulanmakta olduğu ispatlıdır. Dünyanın, şeytanla yatıp şeytanla kalkan süper güçleri, çete orduları silahlandırıp, Türk sivil köylerine saldırtıyor; bebek, çoluk, çocuk, yaşlı, kadın demeden, masum sivil halk, son model silahlarla DÜNYA İNSANLIĞININ GÖZLERİ ÖNÜNDE, FOTOĞRAFLANA, İPATLANA ÖLDÜRÜLÜYORLAR!…
İKİ YÜZLÜ YALAN DÜNYA SEYİRCİ, BİZ TÜRKLER DERT EDEBİYATINDA…
TARİH BOYUNC, MÜSLÜMAN TÜRK’ün KATLİAM EDİLME HİKAYELERİ ÇOOK..
Anlat anlat bitmiyor.
Tamam dertler, fotoğraflarla, ispatlı hikaye gibi anlatılıyor da, şu soruyu sormak, en öncelikli yapamamız gereken değil mi?..
*”NEDEN?.. NEDEN?.., NEDEN?..
TARİH BOYUNCA, BU TÜRK KATLİAMLARI, NEDEN YAPILIYOR?..
*MASUM, SİLAHSIZ TÜRK SİVİLLERİ, BEBEK, ANNE, YAŞLI ÖLDÜRSÜNLER DİYE, BİRTAKIM CANİLERİ KİM KANDIRIP, SİLAHLANDIRIYOR?..
*VE KİMLER, AYLARCA, YILLARCA SÜREN, TÜRK KATLİAMLARINA “DUR!..” DEMİYOR VE DEMEK İSTEYENİ DE ENGELLİYOR?..
*KATLİAMLAR sadece HİKAYE edilirken, BU SORULARIN AÇIK CEVAPLARINI YAZIP, SÖYLEYENMESİ DE, ASIL TEŞHİS İLE NESİLLERİ UYANDIRMAK, OLMAZ MI?..
KİMLER, KİMLERİ, nasıl kandırIp, silahlandırdı ve Türk siviller, aileler katlettirildi?..
İKİ KOMŞU ÜLKENİN, KARDEŞÇE YAŞAYIP GELİŞMELERİ, KİMLERİN İŞİNE GELMEZ?..
İKİ KOMŞU DOST ÜLKENİN KARDEŞÇE GELİŞMELERİNİ ENGELLEMEK İÇİN, BİRBİRLERİNE DÜŞMAN EDİLMELERİ KİMLERİN İŞİNE GELİR?..
BAKIN, DÜNYAYANIN ŞEYTANLA YATIP ŞEYTANLA KALKAN, MİLLETLERİ KÖLELEŞTİRİP SÖMÜRENLERİN POLİTİKALARINA!..
HEP AYNI ENTRİKALAR UYGULANMIYOR MU?..
İKİ KOMŞU ÜLKE BİRİBİRİNE DÜŞMAN EDİLİYORLAR VE DE ASIRLAR BOYUNCA GELİŞMELERİ ÖNLENİP, KÖLE OLARAK KULLANILIP, SÖMÜRÜYORLAR!..
DİKKAT EDİN, BÖYLE ÜLKELER HİÇBİR GELİŞME ÜRETEMİYORLAR; HEP GERİLER, HEP MUHTAÇLAR, NEDEN?..
Bu teşhisleri akletmek yok; bol bol, dert hikayeleri anlatıp, ağıtlar yakılıyor, her iki tarafta da, YAZIK YA, YAZIK!..
ALLAH BEYİN VERMİŞ, KULLANIN DİYE BE!..

YUH OLSUN YA!..

Kuran’ı Kerim. Sure 10/Ayet 44:
Allah insanlara hiç zulmetmez; fakat insanlar kendi kendilerine zulmedi yorlar.
5/62: Onların çoğunu görürsün ki, günaha girmekte, düşmanlık etmekte ve haram yemekte bir birleriyle yarışırlar. Yapmakta oldukları şey ne kötü…
8/ 22: Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en şerlisi, sağır ve dilsizlerdir ki, hakkı akıl etmezler.

ÜRÜNLER ve FİYATLAR

Herkesin derdi kendine ait müşterek bir derdimiz var, oda geçim sorunu. Ayı nasıl tamamlayacağız, gelirler masraflara yetmiyor. Daha öncede bu konuda yazılar yazmıştım, konu devam ettikçe yine yazacağım.

Geçim sıkıntısı derdi dünyanın her yerinde var. Çaresi ya gelirleri arttırmak yada ürün fiyatlarını aşağı çekmek, yani ucuzluk sağlamak. Nasıl olacak bu, ekonomideki arz talep konusuna hakim olmakla. Bir mal ne kadar azsa fiyatı yüksek olur, ne kadar bolsa fiyatı düşük olur. Ucuzluk istersek mal üretimini arttırmalıyız. Pahalılıkla baş etmenin yolu ücretlere, maaşlara enflasyon kadar zam yapmak olmamalı, zam zammı doğuruyor, yine enflasyonun içinde boğuluyoruz.

Halkın birinci derecede ihtiyacı olan ürünler üzerinde ki bunlar gıda maddeleri olur, narh uygulamak. Üreticiden tüketiciye kadar gelen mal bir kaç aracı değiştirerek fiyatı artıyor. Aracı sayısını azaltmak çare olabilir. Marketlerin özel kamyonları olmalı, bunlarla üreticiden markete mal taşınmalı, aracı ortadan kaldırılmalı.

Yazması kolay peki nasıl olacak bu, aracılık Türkiye’de bir sektör halini almış. Portakalı toptancı tarlada üreticiden iki liraya alıyor beş altı aracıdan sonra portakal markette 50 TL’den satılıyor. Kazanan kim; ne üretici, ne tüketici, kazanan aracı oluyor.

Halkın birinci derecede ihtiyacı olan ürünlere zam yapmak izinle olmalı, izinsiz zam yapılmamalı. Örneğin, berberler, ulaşım araçları, sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri, lokantalar, kahvehanelerde zam izne tabi olmalı. Ürünlerde fiyat etiketi uygulanmalı. Zamlar biraz dizginlenmeli yani biraz kontrollü liberal ekonomi uygulanmalı. ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler, istediğim fiyata satarım’ bu liberal ekonomi olmuyor, bu başıboş ekonomidir.

Pahalılığı önlemenin asıl yolu Türk Lirasını değerlendirmektir. Bunun çaresi de Lirayı aranılan para haline getirmek, geçerli akçe yapmak, Türkiye ekonomisini güçlü hala getirmek.

Zam furyası nasıl önlenir, her ay aylık enflasyon ne kadardır bu açıklanıyor, altı ayda birde maaşlara, ücretlere ne kadar zam yapılacak buda açıklanıyor. Zamlar açıklanınca daha zam yapılmazdan önce halkın ihtiyacı olan ürünlere esnaf zam yapıyor. Daha ortalıkta para yok, maaşlara, ücretlere zam yapılınca para piyasaya çıkmış oluyor, bu seferde satıcılar, esnaf bir zam daha yapıyor. Zam üstüne zam da pahalılığı yaratıyor. Hükümet davul, zurna çalarak zam yapacağını ilan etmemeli. Bırakınız oto, villa, mücevher, lüks eşya fiyatları istenilen miktarda artsın, onları bol paralı insanlar asın. Onların pahalılığı onları etkilemez. Sen asıl halkın elzem ihtiyaçları olan ürünlere yapılan zamlar halkı eziyor. Asıl konu bu, bu durumla nasıl baş ederiz?

İşle uğraşanların bir derdi nasıl zengin olurum, ticaretle uğraşılıyorsa işin kolayına kaçılıyor, elindeki mala zam yapmak. Bir yerde o da haklı diyelim, satmak için alacağı malı zamlı alıyor, o da istemese de zam yapıyor. Bu konunun biraz halli bazı ürünlere devlet desteği olmalı.

Peki dünya piyasası nasıl, aşağı yukarı oda bizim gibi. Savaşlar piyasayı alt üst etti. Bütün mesele ÜRÜNLER ve FİYATLAR…

DEVŞİRME

DEVŞİRME:“Toplama, eğitme, dönüştürme, şartlandırma” anlamında bir kelime.
DEVŞİRME: iyiye devşirme, kötüye devşirme, olabilir.
DEVŞİRME: Yani, Pozitife devşirme, veya negatife devşirme, olabilir.
DEVŞİRME: İyiye, pozitife eğitip, dönüştürme, ya da kötüye, negatife şartlandırma.
Bu tanımlardan sonra nereye geleceğiz?..
Tarihi devşirmelere bakalım: Tarih de, görülür ki, Müslüman Türkler iyiliğe, pozitife eğitip devşirirler. Çünkü ellerinde, insanları sömürmek için, yarısı yalan yazılmış kutsal kitaplar yoktur. Yüzde yüzü doğru Kuran’a göre eğitip, devşirmişlerdir.
DİĞER YANDAN, DEVŞİRME: Tarihe ve halâ da, bu günümüze bakarsak, Şeytanla yatıp, şeytanla kalkanlar, insanlığı sömürmek için, İNSANLIĞI KÖTÜLÜĞE, ZARARLIYA, NEGATİFLİĞE ŞARTLANDIRIP, DEVŞİRİR VE DE DEVŞİRMEYE DAİMA DEVAMDALAR!..
Şeytanın yeryüzü temsilcileri asla durmazlar, insan zaafiyetlerini fırsata çevirirler. Amaçları insanları, Allah ve akıl yolundan çevirip felakete sürüklemektir.
İnsanlığın, bu günkü durumunu izlediğimiz de, besbelli ki, ŞEYTAN TATİLDE!..
İSPATI YUKARDA YAZILI OLDUĞU GİBİ, “Negatif devşirilme olabilir mi acaba?!..
————————— ———————————
Kuran’ı Kerim. Sure 20/Ayet 82:
Muhakkak ki ben, tövbe edip, İmân edenler, faydalı amel işleyeni, sonra da doğru yolu tutanı affederim.
24/5: Ancak bundan sonra tövbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
36/62: Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp, saptırdı, halâ akıl erdiremiyor musunuz?

Trump’ın Yetkileri

Geçen sene yaklaşık bu zamanlar katıldığım bir kongrenin sunum yaptığım oturumunda Trump’ın realizmi konulu bir sunum dinlemiştim. Hatta bir dostumla birbirimize bakıp şahıslar nasıl realist olabilir ki? Realizm bir teoridir ve sistemik seviyedeki devlet eyleme biçimlerini inceler deyip konuyu anlatan sayın meslektaşımıza iletmiştik. Kendisi de karşılık olarak ben bu şekilde anlatmayı uygun görüyorum deyip Trump’ın her hareketinin ardında ileri atılan adımlarda da geri atılan adımlarda da ince bir strateji olduğunu iddia etmişti. Elbette metodolojik olarak fahiş bir hata içeren bu sunumun bir “muhteşem kral” portresi çizen yanı da oldukça sorunluydu. Heyhat, bilimsel mecralara da sızan bu yaklaşım aslında güzide basınımızın popülarite kovalamasından ibaret bir sabun köpüğü.

Öncelikle; Trump bir dünya kralı değil. O’nun da tıpkı diğer ABD başkanları gibi uyması gereken kurallar ve kanunlar var. Bizdeki gibi süper kahraman şeklinde bir sunum sanırım bir başka deyişle ABD’nin üstü örtülü “ihtişam” kabulünden de kaynaklanıyor. Ha bir de bir şekilde özdeşleşme arayışı denebilir. Buna ek olarak Trump ilk döneminden sonra yargılandı bunu çok da dikkatten kaçırmamakta fayda var.

Trump’ın yetkileri sınırlı değil, attığı bazı adımlar büyük değişiklikler şeklinde Türkiye’deki güzide basın organları ve onların daimî yorumcuları tarafından yorumlansa da aslında durum bazı makyaj çalışmalarından ibaret. Bunun en önemli örneği Savunma Sekreterliği’nin adının Savaş Sekreterliği olarak değiştirildiği ifadesi. Bu türlü bir isim değişikliği Kongre kararı gerektirir ki; böyle bir isim değişikliği resmi olarak gerçekleşmedi.

Bunun yerine olanı anlatayım; Trump, 5 Eylül 2025 tarihinde 14347 sayılı Executive Order (Bir çeşit kanun hükmünde kararname olarak tanımlanabilir) ile Savunma Sekreterliği’nin adının ikincil bir isimle Savaş Sekreterliği olarak değiştirildiğini belirtti. Yani Savunma Sekreterliği adı ortadan kalkmadığı gibi Savaş Sekreterliği bu kurumun ikincil ismi olarak tanımlandı. Makyaj işte tam burada… Bu şu demek bu isim Trump dönemi için ikincil bir isim olarak kullanılacak. Böyle anlatınca hiç heyecanlı değil ama “Trump Realizmi” deyip bak adam savaş istiyor o yüzden “bakanlığın” adını Savaş olarak değiştirdi deyince en az iki saat televizyon programı kurtuluyor.

Gelelim adam savaş istiyor derin analizine! Şimdi kamunun genelinin anlayışıyla “İran savaşı” bir anda yavaşladı değil mi? Laf bol da “savaş” icraatı yok! Hah bu neden yok biliyor musunuz? ABD başkanlarına tanınan askeri güç kullanma yetkisi sınırlı da ondan! Bu kısımdan da bahsediyor musunuz “adam savaş istiyor” analizlerinde. O süre doldu. Zaten geçen gün Senato’da Trump aleyhine yapılan ve Trump’ın askeri gücünün kısıtlı olduğunu hatırlatan oylamada Cumhuriyetçi Senatörlerden bazıları da başkan aleyhine oy kullandı. Neyse burası bu satırları okuyanlar için çok şaşırtıcı olabilir ama Amerika’da öyle işte…

Sonuç olarak özellikle ekranlarda ve hatta ekran yüzlerinin bazen bilimsel kongrelerde çok cilaladığı Trump ABD’de çok konuşan ancak icraat aşamasında başkanlardan bir başkan olarak tarihe geçecek. Bu arada analiz düzeyi bağlamında çalışmalar yürüten ve bu bağlamda görüşlerini bilimsel mahfillerde sunan sayın meslektaşlarıma da saygılarımla birlikte şükranlarımı sunuyorum.

Şunu unutmamak lazım politoloji bir bilimdir. Bu bilimin de tıpkı diğer bilimler gibi metodolojisi, teorileri ve test alanları vardır. Yani televizyon stüdyolarında bu iş yapılmaz. Sonra düşünmeyin bir anda altın neden düştü, halbuki ben o altınlarla daire alacaktım “en sevdiğim yorumcu 3. Dünya Savaşı çıkacak demişti” diye… Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…

BAKMASINI BİLMEK

Baktığına, “Yaratan’dan Ötürü” bakan insan, her yerde, Yaratan’ın sonsuz ilim ve sanatı ile yaratıttığı, imkansızı imkanlı kılıp verdiği, KUTSAL NİMETİ GÖRÜR.
Baktığına, “Yaratan’dan Ötürü” bakan insan, Baktığına Allah ile birlikte bakar ve ancak o zaman HAKİKATİ görmesi mümkündür. ALLAH İLE BİRLİKTE BAKAN, HER YERDE “SEVGİ” BULUR!..
Her şeyi, kediyi, köpeği, çiçeği, insanı, yıldızları, doğayı, her şeyi…
SEVGİ VE ŞEFKATLE DEĞERLENDİRİR. “BAKTIĞINDA NOKSANLIK GÖRENİN, İNANÇSIZ BAKIŞINDADIR, NOKSANLIK!..
Gerçek sevgiden, merhamet, şefkat ve vicdandan yoksun olan insanın, bakışları kutsal gerçeklikte ki manâya ulaşamaz. Zihinleri, gözleri kör ve kulakları sağırdır. Böyle insanların yoksun olduğu şey, İNANÇ’TIR.
İnanç zafiyeti içinde ki insan, müthiş, mucize yaratılışı, inkâra düştüğü için, her şeyi sıradan görür ve heveslerinin afetlerine verir benliğini. Sevgi değil, çıkarcı, talancı, tecavüzcü egodan bakar, her şeye!..
ALLAH VERMİŞSE VARDIR, VERİRSE OLUR!..
RAHMETTEN BAŞKASINI YARATMAMIŞTIR.
“Yaratan’dan Ötürü, ne muhteşem yaratmış, şükür” diye…

SEVGİYLE, VİCDANLA, MERHAMETLE, AKILLA, ÇIKAR ARAMADAN bakanların çoğalması dileğimle, inşallah.

Kuran’ı Kerim. Sure 23/Ayet 71:
Eğer Allah onların keyiflerine tabi olsaydı, göklerle, yer ve bunlarda bulunan kimseler muhakkak bozulur giderdi. Hayır, biz onlara, izzet ve şerefleri olan, Kuran’larını getirdik de onlar, şereflerinden yüz çeviriyorlar.

GENÇLİK VE DEĞİŞİM

İnsan sürekli değişen bir canlı. Evren, doğa ve insan zihni sürekli bir akış ve dönüşüm içinde. Antik çağ filozofu Herakleitos; evrendeki mutlak değişmezlik, sadece değişimin kendisidir demiş. Özellikle gençlik değişim demektir. Elbette değişim olumluluğu içermektedir.

Hikâyeyi duymuşsunuzdur; gencin biri yolda atının üzerinde ilerlerken yaşlı bir adam yanına gelir ve “Oğlum ben yaşlıyım bineğim de yok, izin ver de atına ben bineyim sen yaya yürü” der.

Genç: “Tamam amca gel, bin” diyerek attan iner ve yaşlı adam ata biner. Genç adam, amcanın yüzüne tebessüm ederek yanında yürür. Yaşlı adam bir iki adımdan sonra atı hızlandırır ve kaçmaya başlar. Maksadı atı çalmaktır. Atının çalındığını gören genç adam ise arkasından şöyle seslenir: “Amca, sen benim atımı değil huyumu çaldın. Benim evde bir tane daha atım var, ben ona da binerim. Ama bundan sonra her kim benden atımı isterse asla vermem” der.

Değişim sözcüğü olumluluk olarak anılmakla birlikte hikayedeki gibi olumsuzluğa yönelende vardır. Zaten her değişim olumlu olsaydı bugün içinde bulunduğumuz durumu yaşamazdık. Bizleri her zaman umuda yönlendiren doğadır. Nasıl ki su dağlara akmaz ise toplumlarda duraklar ama geriye gitmez.

Doğa kurallarına göre düşünüp her canlı gibi yaşama direnmek, birlikte daha güzel günler hayali ile örgütlenmek gereklidir. Birbirimizin kara gün dostu olmak gibi insanı insan yapan ilişkileri geliştirmek zorunluluktur.Maalesef ülkemizde yukarıdan aşağıya güven yok edildi. Siyaset de bu güvensizliğin mihenk taşıdır. Güzel huyların, insanlığın olumsuz değişimi, değişim değil çürümedir, başkalaşımdır.

İnançları ticarete ve oya dönüştüren liberal hırsızların ve soytarıların kirlettiği ilişkiler insani değerlerimizi yok ediyor. Bu ilişkiler olumsuz değişimi ve devamında başkalaşımı üretiyor.

Gençlik Haftası’ndayız. Bu ülke, en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan bugünlerin güzellikleri adına mücadeleye girdi. Yaşı ve heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan, yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı davaya katıldı. Umutsuzluğun en koyu zamanında dağlarda ateşler yakarak umuda dönüştüren gençlikti. Bu nedenledir ki 19 Mayıs; gençlik günüdür.

Bugün geldiğimiz nokta tarih yazan gençlikten işsiz ve umutsuz gençliğe dönüştüyse de çözüm yine gençliktedir. Huyumuzu değiştiren at hırsızları gelip geçicidir. Rakamları olumsuzluğa getirenler 1919 yılında olduğu gibi yine gidecektir.

Evet bugün gerçek acı veriyor. Rakamlara kısaca baktığımızda; iktidarın dediğini istatistik diye yazan TÜİK bile gizleyemiyor gerçeği. Rakamları ne kadar eğip bükse de işgücü içerisindeki en dinamik nüfus olan 15-34 yaş arasındaki nüfus ya iyi çalışma koşullarında bir iş bulamıyor ya da ümitsiz işsizler kervanına katılıyor. 15-34 yaş grubundaki bu sayı 24 milyon 44 bin ve toplam nüfusun yüzde 28,2’si. Ülke gençliği, işsizlik ve geleceksizlik kuşatmasında.

Gençleri umutsuzluğa sürükleyen de biliyor ki hiçbir toplum bazen duraklasa da geriye dönmez. Her toplum ‘baht-ı kara maderini’ bir gün değiştirir ve önde, hep öndedir gençlik. Biliyoruz ki; ülke en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. Çünkü bazı anlarda mesele, başlamaya cesaret etmektir. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan cumhuriyeti kurdu ve bugünlere getirdi.Devamında cumhuriyetin demokratik olması adına bu mücadeleyi yürüttü. Yaşı veya heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı dava uğruna mücadelede yer aldı.

Sistem hepimizi etkiler. Ancak bizi biz yapan, bizi insan yapan ilkelerimizi değiştirmeden olumlu değişimleri yaratmalıyız. Atını kaptıran genç gibi huyumuzu olumsuzluktan yana değiştireceğimize atını alan hırsız kişinin peşine düşmeliyiz.

Birçok kişi maalesef değişimden etkilenerek başkalaşım yaşar. Ancak ideolojisi, ilkeleri, vicdanı olanları ve aklını satmayanları başkalaşmaz.Tarihten almamız gereken dersleri alarak toplumdaki kötülüğe karşı iyiliği örgütlemeye çalışanlar her zaman olmuş ve kazanmıştır.

Gençlere güvenmeli ve özgürlüklerine destek olmalıyız.