Kategori arşivi: Yazarlar

BAZI ÖNERİLER

Ne yaparsak yapalım Edirne’den başka Edirne yok. Edirne için ne yapsak azdır. Bir kere tarihi koruma bakımından İstanbul birinci ise Edirne’de ikinci veya üçüncüdür. Turizm açısından belki üçüncü veya dördüncüdür. Sosyal yönden diğer vilayetlerden geri değildir. Antik yapıların çokluğu bakımından diğer vilayetlerden geri değiliz, tek kusurumuz bunlara sahip çıkmamak.

Son zamanlarda Edirne’ye ilgi artmıştır. Su boruları değişiyor, eski ahşap yapılar aslına sadık kalınarak restore ediliyor, köprüler, camiler, taş yapılar onarılıp sağlamlaştırılıyor. Elbette bunlar yeterli değil esas olan daha önce var olupta yok edilen yapılarda örneğin Kaleiçi’ndeki su terazisi gibi buna benzer yapılarda onarılıp meydana çıkartılmalı. Sabuni mahallesindeki bir virane ahşap yapı bir Edirneli zengin tarafından satın alınıp sıfırdan onarılıp butik otel haline getiriliyor. Bu olay diğer zenginlere de örnek olsun. Yine ayni mahallede Selamsız sokakta bugün otopark yeri olarak kullanılan yere bir kaç Edirneli zengin bir araya gelip orasını bir katı yer altında üç katı yer üstünde olmak üzere çok güzel dört katlı otopark yapabilir. Zenginlerimizden bu konuda ilgi bekliyoruz.

Yine Sabuni mahallesinde ismi — Terziler, Dikiciler — sokağı olarak anılan sokak onarıldı, boyandı, yol kaldırımları yeniden yapıldı. Yol genişliği 2 metreyi bulmaz. Yağmurlu, karlı havalarda su birikir, bazı dükkanların içine de girer bu hali önlemek için çarşı boyunca dükkanların damına ÇAM ÖRTÜLÜ DAM yapılsa çarşı yağmurdan ve kardan korunmuş olur böyle bir uygulamayı bekliyoruz. Eski Cami ile Belediye arasındaki kavşakta orta yerdeki göbekte hiç bir anlamı ve manası olmayan sonradan yapılma küpler durur, su fışkırtırlar, yıllardır oradadırlar. O küpleri başka yere konmak üzere kırıp dökmeden kaldırılmalı ve o göbeğe Fatih Sultan Mehmet’in at üstündeki heykelini, şahi topları ile birlikte güzel bir mermer kaide yapılarak koymalı. O göbeğe çok yakışır, çünkü Fatih Sultan Mehmet yalnız İstanbul’u fethetmekle kalmamış, bu fetihle Orta Çağ kapanmış, Yeni Çağ başlamıştır. Böyle bir anıt heykel orasını hak eder, bu uygulamayı bekliyoruz.

Çocuk oyun alanları; bizim çocukluğumuzda bu kadar çok bina yoktu, boş arsalar çoktu, oraları bizim oyun sahalarımızdı. Şimdi oralarda beton yığınları var, çocuklara oynayacak yer yok. Her mahallede çocuklar için oyun parkları, o parklarda oturulacak banklar, orta yerde fıskiyeli havuz, ağaçlar ve çiçekler olacak park yerleri olmalı. Bu öneri lüks değil ihtiyaçtır, ilgi bekliyoruz.

Yıllarca ha oldu, ha olacak derken nihayet hızlı trene ulaşıyoruz. Son haberlere göre Uzunköprü’ye gelmesi için gün sayılıyormuş, ondan sonrası Edirne bu müjdeyi bekliyoruz. Eğer hızlı tren Edirne’den başlarsa Kars’a kadar uzanırsa, bin Edirne’den hızlı trene 14 saatte Kars’ta ol, ne güzel bir gezi olur, bekliyoruz. Selimiye önündeki yeşil alana muhteşem bir fiskiyeli havuz gerektirir, o boşluk doldurulmalıdır.

Edirne’ye Kırkpınar zamanı oluşacak bir fuar lazım. Kapıkule-Otogar arasında şehir içi yolcusunu ulaştıracak raylı sistem yapımını bekliyoruz ve BAZI ÖNERİLER . . .

İZLİYORUZ YA

“Ben insanım” diyenlerin çoğuna bir gün gelecek, bu soru sorulmayacak mı sanılır?..
“Bizi en üstün bir beyin ile yaratan, güneşi, gezegenleri, hayvanları, bitkileri, havayı, suyu, vs.. bizim bereketimize vermiş Rabbimiz.
Açık açık belli, lütfedip vermiş işte!..
O zaman, neden insan gibi Rabbine şükrederek, emanet nimetlerini bakıp, doyurup, korumuyorsunuz?..
Kirletiyor, bozuyor veya talancılara müsaade ediyorsunuz?.. denmez mi sanıyor bazılarımız!..
“Bir de halâ daha fazla bereket, su, sağlık, huzur istiyorsunuz. Havayı, suları, toprağı, tohumu, ekmeği, tuzu, şekeri, peçeteyi zehirlere bulayıp; hayvanlarınızı açlığa, susuzluğa kovup, zevk için nişan tahtası yapıp; yalanı, dolanı, lüksü, israfı, torpili, rüşveti çoğaltanlara, bunlar günah ve haram değil miydi?” denmeyecek mi sanır, bazıları?..
Nimetlerini bozanların kendilerinin de bozulacağı, İLÂHİ KANUNLA ve de BİLİMLE besbelli değil mi?.. Allah’ı unutanları, Allah’ında unutacağını Kuran’dan öğrenmediniz mi?..
Bunca olumsuzluk bağıra bağıra, hastaneleri doldura doldura, ülkeleri yıka yıka, yaşanırken, yazıp, çizip, söyleyip, insanları uyarmak için mücadele eden de çıkmıyor deyiver…
Yüz milyonda bir, iki!..

“Yaratan’ın verdiği nimetlerine karşı, NANKÖRLÜK, NEYİ HAK EDER?..” diye bir gün sorulmaz mı sanılır?..

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 116:
Sizden önceki devirlerde, yeryüzünde insanları bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkârdılar.
4/74: Dünya hayatını ahret hayatı karşılığı satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük mükâfet vereceğiz.

KAHRAMAN SENSİN

Dini önderlerden mucize bekler gibi siyasi liderlerden de kahramanlıklar bekleriz. Demokratik toplumlarda kahramanlar sanat sunusu olarak geçmişten geleceğe uzanır. Her toplumun geçmişten gelen kahramanları vardır. Bugünden yarına olacaktır da. Ama onlardan umut bekleme devri kapanmıştır.

Farklı inançların ve etnik yapıların kesiştiği ve bu kültürlerden oluşan toplumların yaşaması sebebiyle coğrafyamız kahramanlar diyarıdır. Bu nedenle de toplum olarak inanmasak da mucize bekler bir halimiz olduğunu itiraf edelim.

Bugün toplumun büyük bir kesimi hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun zorluklar içindedir. AKP’yi iktidar yapan 3Y (Yoksulluk, Yoksunluk ve Yasaklar) durumuna geri döndük. Toplum; yoksul.Toplum; sosyal devlete ulaşamıyor. Toplum; her kesime uzanan yasaklarla kuşatılmış durumda. İktidar, iktidar kalma uğraşısı içinde kendince haklılık payı bularak tüm kozlarını kullanıyor. Bunalan toplum muhalefete yönelme çaresini bulmuş iken zorlanan hukuk ile muhalefet de karmaşaya sürüklenmiş durumda. Bu durum içinde kaos türü bir belirsizlik egemen.

Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının yüz bini aştığı günümüzde sofrasında çeyrek but görmeyi unutan bizlere ne idüğü belirsiz ‘mutlak butlan’ ile butlanma umudu şırınga ediliyor. Mutlak butlan mıyız geçici butlan mıyız bilmiyoruz ama butları Kemal Sunal gibi camekandan izliyoruz.

İktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. Gençlerin gelecek umutlarını taze tutamıyor.Muhalefeti kapanmaya, kendi içinde ayrışmaya zorluyor. Egemenlik milletindir diye diye halkın seçtiği yerel yönetimlere el koyarak suçlulukları kanıtlanmadan tutuklu kalmalarını sağlıyor. Emrindeki basın-yayın ile de itibarsızlaştırıp sosyal linç ortamı sağlıyor. Bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen muhalefetin yapacağı ekonomik ve demokratik taleplerde ortaklaşmaktır. Bölünen ana muhalefeti ve diğer siyasi yapıları bir araya getirmek ve yurttaşlık sorumluluğunda yanyana örgütlemek önemlidir. O nedenle CHP tartışma ve ayrışmasına; kalan da giden de değerlidir gözüyle bakmakta yarar vardır. Toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites yükseltmek acil görevdir.

Muhalefet olarak kahraman beklememeliyiz. Yan yana durarak hepimiz kahraman olmalıyız. Toplum olarak yalnız bırakılan kişiden kahraman çıkmaz. Özgür Özel genel başkan seçildiğinde yazmıştım; “Özgür, özgürleşirse CHP özgürleşecek, CHP özgürleşirse ülke özgürleşecek. Özgür Özel özgürleşti bence ve bugüne kadar iyi bir sınav verdi. Parti özgürleşecek iken Kara Koyun itelendi araya.

Bugün CHP ayrışıyor ve Özgür Özel dedikçe ayrılanlar gömlek çıkarmak yerine toplum için ateşten gömlek giyiyor. Önemli olan zor zamanda kararlı olmaktır. Şu an yaşanan ayrışmada da taraflar yan yana olabilecek şekilde ipleri germemeli, telleri kesmemelidir.

Kullanım süresi geçen ürünleri marketlerden toplayarak kendi marketinde satar haline getirilen uyanık pazarlamacıları üreten ortam; bize orta çağ pazarlarında olan sistemi dayatıyor. Ortadoğu ve dolayısıyla ülkemizde tarihin yeniden kurgulandığı bir dönemdeyiz. İktidara göre; muhalefet dediğin iktidarı sürekli iktidarda tutma görevini yapmalıdır! Kalan CHP bunu yapacak, ayrılan CHP eksiklerini gidererek iktidarı hedefleyen mücadelesini ülke insanlarıyla yapacak. İlhan Cihaner demişti sanırım; “İçine devlet kaçmış muhalefet olmaz.”

Yerel sorunları ve ülke sorunlarını konuşmaya zaman ayırmamak iktidarın amacı idi ve onu da başardı. Bakın ülke gündemini yazıyor, toplum olarak bunu konuşuyoruz. Oysa her gün elektrikten köprülere, doğalgazdan iletişime, pazardan markete fiyatlar artıyor ve hepsi tekel durumunda devlet kontrollü. Bunlara gelen “mutlak zam” her şeyi olumsuz etkiliyor.

Bu karmaşa içinde muhalefet belediye başkanları da zor durumda, biliniyor. Ama tek çare kentlilerle birlikte olabilmektedir. Bakın CHP’li Fındıklı Belediye başkanı ne yaptı? Sokakların kilit taşlarını belediye çalışanlarının önderliğinde şirkete vermeden imece usulü ile döşedi. Halkçılığı öne çıkaran çıkarması gereken muhalefet için bir örnek. Her belediyede olabilir, neden olmasın. Kahraman sensin…

GALA GÖLÜ’NÜ KURUTSAK MI, KURTARSAK MI?

Çeltik tarımı; Enez’in, GALA Gölü Milli Parkı’nın pirinçten daha önemli bir değer olduğunu bilerek çevreyi koruyarak, kurallara uyularak, anız yakmadan, Gala Gölü’ne musallat olmadan, yapılamaz mı?

El cevap: Yapılamaz..

***

Yapılamaz, çünkü geçen yazımda da belirttiğim gibi bu tarımı planlaması, düzenlemesi, denetlemesi gereken siyaset ve bürokrasi çevresi çeltikçiyi gördü mü havaya bakıp ıslık çalıyor, görmezden geliyor. Hatta onları yasalara karşı korumayı bir TRAKYALI olmanın gereği sayıyor. “İPSALA PİRİNCİ, BİRİNCİ” diyerek övünüp mutlu oluyor. Sanki çeltikten pay alıyormuş gibi çeltikçilere özel dokunulmazlık sağlıyor.

***

500 bin dönüm arazi hasat sonrası cayır cayır yakılıyor ama bu doğa katliamı görevlilerin sembolik bile sayılamayacak ölçülerde para cezaları ile geçiştiriliyor. Gerçek ölçülerde sulak alana bitişik arazilerde anız yakılmasının dönüm başına para cezası 3.493,10 TL’dir. Lütfen 300 bin dönüm için alınması gereken para cezasının miktarını hesap edebilir misiniz? Ettiniz mi? Peki… 2025 sonuna göre bu amaçla tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen gerçek miktarı, tahsil etmekten sorumlu vatansever, dürüst, namuslu bürokratlarımızdan öğrenebilir miyiz? Ben öğrenmek için elimden geleni yapacağım da benim Edirne Milletvekillerim, Milletvekili adaylarım bu yürekliliği gösterebilecekler mi? Öğrenip bize duyuracaklar mı?

Bir süre bekleyip göreceğiz..

***

Sorunu çözmek için sadece üreticiyi hizaya getirmek yetmiyor. Öyle bir çark işliyor ki bu düzenin bozulması tarım dışı kişi ve kuruluşların da işine gelmiyor.. Örneğin 1930’lu yıllarda yasalaşan Çeltik Komisyonları bu sistemin merkezinde bulunuyor.. Şimdilerde DSİ, İl, İlçe Tarım Müdürlükleri ve bu konuda hizmet veren pek çok özel kuruluş varken ÇELTİK KOMİSYONLARI’nın ne işe yaradığını, bu hantal ve hiçbir işe yaramaz komisyonların kendi bütçelerinin gerekliliğini ve tahsil edilen paraların kullanım alanlarının çeltikle ilintilerini birileri bize anlatmalıdır. Kısacası Çeltik Komisyonları’nın işlevi yeniden belirlenmeli, ama bana sorarsanız tez elden kaldırılmalıdır. İşlevleri kalmamıştır. Bu komisyonlar bu savruk tarım düzeninin kılıfı olmaktan çıkarılmalıdır.

***

Vakıf arazilerinin çeltik tarlası olarak kiralandırılması ve kullandırılması kısıtlanmalıdır. Bu arazilerde daha çok emek yoğun aile işletmeciliği, kooperatif işletmeciliği teşvik edilerek, işsizliğe çare olabilecek alternatif tarım yöntemleri düşünülmelidir. Gala gölü ve Gala Gölü Milli Parkı sulak alanları içerisinde kalan özellikle hazine ve vakıf arazileri tarıma kapatılmalıdır. Enez’in Kale restorasyonunu bile kendine vazife edinmeyen, Enez Camii onarımını yıllarca savsaklayan Vakıflar Bölge Müdürlüğü bu kazandıkları paraları nerelerde, nerelere harcar?

Ben bunu hep merak ederim..

**

Devlet tüccar gibi düşünmemelidir. Kendine emanet edilen mülkleri kolaycı usullerle değil en verimli, en toplumcu bir anlayışla, alternatif çözümlerle korumanın ve kullanmanın zor yollarını aşabilmelidir. Devlet arazileri Vakıflar eliyle Gala’yı tükettirmeye, peşkeş çekmeye, aracı olmamalıdır. Vakıflar da, Belediyeler de bu arazileri kiralarken doğaya olan korumacı anlayışlarını öne çıkarmalı, anız yakanlara sonraki yıllarda kiralama yapmamalıdır. Bu arazileri kendileri nadasa sokarak her yıl üst üste kiralama yönteminden vaz geçmelidirler. Belediyeler, halkının bir bölümü yokluk ve yoksulluk içerisindeyken İpsala’daki gibi kiralama gelirlerini bol bulup DSİ’ye rakip olup, ne olacağı, ne idüğü belirsiz “zihni sinir” kanal projeleri ile uğraşmamalıdır.. Kiraya verilen bu arazilerde yapacağı alternatif tarım ve üretim modelleri ile İpsala halkının, gençlerin işsizlik sorununu çözen projeler üretilmelidir.

***

Evet.. Biliyorum… Ne söylesem boş… Onlara göre it ürüyecek, kervan yürüyecek… Çünkü bu konuda siyasi parti gözetmeksizin tüm siyasiler suskundur.. Susmak zorundadır.. Çünkü bu konuda eleştiri yapmak, alternatif çözümler üretmek arı kovanına çomak sokmaktır. O nedenle Trakya yıllardır “BUTLANCI” Faik Öztrak’tan başka dişli, adı sanı bilinir bir siyasetçi çıkartmakta başarısız olmaktadır… Siyasi arenada yeni bir şey söylemeyen, düzene kafa tutamayan, alternatif üretmekten aciz (özellikle solcu) siyasetçiler ancak “Trakya gündöndüsü” gibi Öztrak’a bakarak yol bulmaya çalışırlar.

***

Yazıyı şimdilik bitirmeliyim. Birileri beni ciddiye alsa da yanıt verse diye beklemenin de anlamı yok. Belki bir başka yazıda çeltik taban fiyatının niçin yüksek olduğunu merak eder sorarım. İpsala Pirinci birinci mi ya da hangi özellikleriyle birinci bunu tartışmak isterim.

DENE DE GÖR!

Dene de gör!..
Şükür içinde boğulursun, gönülden, ruhtan yaparsan eğer. Açlıktan, açıkta kalmaktan ölen var mı?
Hepimiz ne sıkıntılar çektik, siz de düşünsenize?
Tok olana imrenip isyan etmediysen, yine “Şükür” deyip faydada olmaya çalıştıysan, sınav dünyasında olduğunun inancıyla, beklentisiz yaşadınsa, yaşamaya devam ediyorsan, “GÖRÜNMEZ Mİ” sanırsın?
Görmen gerekeni sen de görürsün, inan!

Yeterki, ruhun fiziğine hükmetsin; fiziğin ruhunun emrinde olsun. İnan şükür içinde, göz yaşlarında boğulursun.

Kuran’ı Kerim. Sure 11/Ayet 7:
Hanginizin ameli daha güzel olacak diye, sizi imtahan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.
Yemin ederim ki:
“Ölümden sonra muhakkak dirileceksiniz” desen, kâfir olanlar derhal, “Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir” derler.
11/8: Andolsun biz onlardan azabı sayılı bir güne kadar ertelesek, mutlaka “Onun gelmesini erteleyen nedir?” derler.
Bilesiniz ki kendilerine azap günü geldiği gün, onlardan uzaklaşacak değildir.

Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepe çevre kuşatacaktır.

Yukarda ki nurlu ayetin bir yorumu da şöyle olabilir mi?..
Allah herşeyi, insanlar iyilik mi, yoksa kötülük mü yapacaklar diye imtahan etmek için yaratmıştır.
Neye iyilik, kötülük yapacaklar?..
Kendilerine, insanlara, hayvanlara, ağaçlara, doğa ve tabiat varlıklarının tümüne!..
Ölümden sonra dirilmeye inanmamak:
İnanmayanların ispatları var mı?..
Yoksa, nasıl bu hükme varıyorlar?..
İspat yoksa, o zaman inkâr olmuyor mu?..

Musibet ve nasihat… (1)

CHP’de yaşananlar, yıllardır ciddiye alınmayan, ihmal edilen yapısal sorunların büyüyerek yarattığı tsunami dalgalarıdır.

Peki, nedir temel sorun?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilmemesidir. Oligarşik yani bir zümrenin yönetimi; genel merkezi ele geçirme, elde tutma odaklı parti içi iktidar mücadeleleridir.

Geçmişte hizipler arası çekişmelerde her şeye rağmen bir geçirgenlik vardı. Hizip başları genel merkez yönetiminde koalisyona açıktı.

Parti içi iktidar mücadelesi keskinleşip çıkmaza girildiğinde “Abi formülü” devreye girerdi. Hikmet Çetin arabuluculuk görevine çağrılır, baltalar toprağa gömülürdü ilk fırsatta tekrar çıkarılmak üzere…

CHP’nin 1980 darbe sürecinde kapatılmasının ardından devreye giren Halkçı Parti/SODEP birleşmesinden doğan SHP’nin uzun yıllar genel başkanı Erdal İnönü de çok rahatsızdı bu hizip başlarından ve siyaseti bırakmasında etken olduğu söylenir.

Hizip başları ile yemekli bir uzlaşma arayışı toplantısında Erdal İnönü, garsonun “ne yiyeceksiniz” sorusuna “birbirimizi yiyeceğiz” cevabı durumun özetini veren bir hikâyeciktir.

CHP’deki hizipçiliğin olumluymuş gibi sunulmasına da sıkça tanık olmuşsunuzdur.

Sosyal demokrat partilerde fikir kanatlarının varlığına dayalı böylesi iddiaların gerçekle bağı yok denecek kadar azdır. Esas olan genel merkezi ele geçirmek ve elde tutmaktır.

CHP’de önde giden hizip başı rahmetli Deniz Baykal’dı.

Murat Karayalçın, Ertuğrul Günay, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, rahmetli Hasan Fehmi Güneş diğer hatırı sayılır hizip başlarıydı.

CHP’nin Deniz Baykal yönetiminde 1999 yılında 8,7 oy oranıyla baraj altında kalmasının sebepleri muhtelif olmakla birlikte hizipçiliğin partiye verdiği zarar da göz ardı edilmemeli.

Nitekim CHP’deki 1999 hezimetinin baş sorumlusu Deniz Baykal’ın suların durulmasını beklemek üzere evine çekilerek merkez yönetimi Altan Öymen ve Tarhan Erdem’e emanet ettikten kısa bir süre sonra mührü Altan Öymen’den geri alarak tekrar partinin başına geçtiğinde ilk söylediği şu sözler kök sorunun açık ifadesidir: “Kavgalı eve kız verilmez…”

Sonrasında diğer hizip başları çil yavrusu gibi dağılmışlardır

Murat Karayalçın ikinci SHP’yi kurmuş, gençlik kolları yıllarında parlak çocuk muamelesi gören Ertuğrul Günay, şürekâsıyla birlikte AKP’ye geçmiştir.

CHP’nin temsil ettiği değerlere yaslanan, kendisine sol kanat etiketini de layık gören Günay hizbi, AKP çatısı altında ülkeye demokrasi getirme mücadelesine soyunduğunu söyleyecek kadar ileri gitmekte sakınca görmemiştir.

Katıldığı televizyon programlarında sunucunun konuyu fazla deşmemesi için “kırılırım” diyerek duygusallaşan Günay’a çok tanık olduk. Böylesi ‘kırıtmalar’ sayesinde AKP’deki siyasi kariyerinde hızla yükselmiş ve bakanlık koltuğuna arkasını yaslama şerefine de nail olmuştur.

Ne hazindir ki Günay’ın ülkeye demokrasi getirme mücadelesi uzun sürmemiş, AKP’de kullanılıp atılan eşkaller sokağında kendini bulmuştur.

İki dönem AKP’den milletvekili yapılan Günay’ın yol arkadaşlarından CHP Edirne örgütünün pek solcu Erdal Kalkan abisini anmadan geçmeyelim.

Geçmeyelim çünkü CHP’deki yapısal sorunların anlaşılmasında bu figürlerin tutum ve davranışları billur bir zemin sunmaktadır. Yararlanmak lazım!

Evet, geçmişten çıkaracağımız ana sonuç şudur: yıllardır görmezden gelinen, ihmal edilen  genel merkezi ele geçirme odaklı yapısal sorun, oligarşik parti yönetim tarzı -günümüz koşullarının da etkisiyle-  bugün CHP’nin ‘karpuz gibi’ ikiye bölünmesine zemin oluşturmuştur.

Yapısal sorunları elbette etraflı ele alacağız.  Bu köşenin külliyatı buna müsait.

Güncel olana girelim önce…

Kemal efendinin tekrar CHP’nin başına getirilmesinin yarattığı infial ortada.

Toplumsal muhalefetin dinamosu konumuna gelmiş CHP’yi örseleme projesinin taşıyıcısı konumundaki Kemal Bey ve saz arkadaşlarına itibar edenlerin, koltuğunu kaybetmiş eski genel merkez muktedirleri ve yerel örgütlerdeki yanaşmaları olduğu apaçık.

‘Proje Kemal’in söyledikleriyle CHP üyesinin aklıyla alay eden yönetim tarzından açıkça hakaret eden aşamaya geldiği görülüyor.

Bu da kahir ekseriyet Cumhuriyet Halk Partililer, bu iktidardan kurtulmak isteyen vatandaşlar nezdinde -sosyal medya paylaşımlarından gördüğümüz kadarıyla- Özgür Özel genel başkanlığındaki CHP’nin önünün kesilmesinde taşıyıcı aktör, inandırıcılığını çoktan yitirmiş ‘proje Kemal’i nefret objesine dönüştürmüş durumda.

Öyle böyle değil, yıllarca ‘dürüst siyasetçi’ muamelesi gören ama artık kitleleri aldatmakta mahir bir siyasi kukla muamelesine maruz kalan Kemal Bey’e sosyal medyadaki ‘iltifatlar’ dudak uçuklatan cinsten. Kantarın topuzu kaçmış vaziyette: sert eleştirilerden, alay ve ironiden,  galiz sözlerden geçilmiyor.

CHP’nin başına getirilmesiyle kendine misyon biçtiği ‘arınma mavrası’ yok mu vallahi KK’nın baş yapıtı sayılmalı. Sülün Osman bile bu kadarını akıl edemezdi.               

Bu yazı dizisi geçmişe dönük bir perspektif de sunacak. Retrospektif niteliği sorunların kaynağının doğru kavranmasında yardım edecektir kanaatimizce.

Şu görevli KK’nın temel dayanağı ‘arınma mavrası’ hakkında geçmişe bir bakalım,  13 sene önce, Nisan 2013’te yazılmış “CHP nereye-1” başlıklı yazımızdan yararlanalım…       

//… “ CHP’nin önergesiyle 4’üncü yargı paketinde “ihaleye fesat karıştırmanın” 5 yıldan 12 yıla kadar olan cezası 3 yıldan 7 yıla indirilecek. İhalede kamu zararı doğmadıysa ceza 1 yıldan 3yıla kadar olacak (Hürriyet, 29 Mart 2013).”

Haydi buyurun bakalım; AKP’yi en çok yolsuzluk konusunda eleştiren, siyasi etik değerlerin yasalaşması için kanun teklifi veren CHP, dördüncü yargı paketine böyle bir öneri sokuyor. CHP’nin sekiz tutuklu vekilin tahliyesini sağlayacak önergesi ile Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılmasına ilişkin önergeleri reddediliyor ama “ihaleye fesat karıştırmanın” cezasının düşürülmesini sağlayan önerge AKP ve CHP’li milletvekillerin oylarıyla hemen kabul ediliyor.

Dahası var. Önerge sahiplerinden CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan,  düzenlemeden AKP’den BDP’ye kadar tüm partilerin belediye başkanlarının yararlanacağını belirtmiş ama haberde AKP’li bir belediyenin dahi ismi geçmiyor. Düzenlemeden yararlanacaklar arasında MHP’den sadece Edremit Belediye Başkanı Tuncay Kılıç’ın ismi geçerken, CHP’li üç belediyeye değinilmiş.

Nasıl mı?  Şöyle: “Düzenlemeden koşulları uyması halinde soruşturma yürütülen CHP’nin İzmir Belediyesi, Edirne Belediyesi ve su dağıttığı için dava açılan İzmir Dikili Belediyesi’nde ihaleye fesat karıştırma suçlamasına muhatap olanların yararlanacağı öğrenildi (Akşam.com.tr).

Tamam, bir an için suç ve ceza dengesinde adaletin sağlanması gerektiğini düşünelim.  “İhaleye fesat karıştırmanın” cezasının yüksek olduğunu kabul edelim.

Ama bu konuda düzenleme yapılması için öne çıkmak neden CHP’ye düşer?

Hem de bir ‘son dakika’ hamlesiyle.

Ataşehir Belediyesi Yeni Hizmet Binası açılış töreninde konuşan Sayın Kılıçdaroğlu bakın nasıl bir tespitte bulunmuş: “Yolsuzluk görmek istiyorsanız gidin AKP’li belediyelere, hizmet görmek istiyorsanız gelin CHP’li belediyelere (kanalahaber.com, 30 Mart 2013) .”

Mademki AKP’li belediyelere ilişkin CHP’nin böyle bir saptaması var, önemli bir yolsuzluk olan “ihaleye fesat karıştırma” suçunda ceza indirimi için neden önerge verir?

Üstelik siyasi etik kanunu teklifini veren bir parti olarak.//

Yıllarca dürüst siyasetçi muamelesi gören  ‘Proje Kemal’in toplumu nasıl aldattığı anlaşılmış görünse de mevzu derin ve kapsamlı; çıkarılacak çok ders var.

SORGULAYIP BAKALIM

“Bilim” demek, araştırıp, sorgulayıp, ispatı bulmak demek!..
Pekiyi de, Tarihin, sorgulanıp, ipatlanması ve gerçeklerin insanlara ders olmasını “KİM” istemez?..
Tarhin, faydalı ve de zararlı örneklerinin NEDEN ve NİÇİNLERİNİ İSPATLI öğrenmeyip, gelecek nesillerin de tekrar aynı hatalara düşmesini “KİM” ister?..
Tarihi olayları ganimat savaşları ve sığ tarihsel olaylar zinciri diye tahrif ederek, SORGULANMADAN, EZBERE ÖĞRETİLMESİ, “KİMLERİN” işine gelir?..
Tarihi olayları, yer ve zaman tarihi ile ezberletilmesi, “Tarih bilimi” KANDIRMACASI OLMAZ MI?..
İnsanlığın tarih bilinci tahrif edlirse, maddi ve bilim gücü ile, çıkara, talana, dayalı tarih bilinci aşılanırsa, insanlık habire ATOM bambası yapmaya, birbirini, “BENİM ÇIKARIM” deyip, katledip, sömürgeleştirmeye çalışmaz mı?..
Şeytanla yatıp şeytanla yatanların yazdıkları tarih kitaplarından, TARİH BİLİMİ ÖĞRENİLİRSE, DÜNYANIN O TARİH KÜRSÜLERİ, ŞEYTANA HİZMET EDİP, İNSANLARI KANDIRMAK İÇİN KULLANILMAZ MI?..
Sevgili ATATÜRK’ÜMÜZ, “TÜRK DİL VE TARİH KURMUNU” BOŞUNA KURMADI!..
EY TÜRK GENÇLİĞİ NEREDESİNİZ?..

Elalemin hurafeli tarih kitabı diye yazdıklarını ezberleyip tarih bilimcisi olmak kolay. Sahaya çıkın da, gerçekleri sorgulayıp, yorumlayıp, bulup, ispatlayın da, kandırılmaktan kurtulsun şu dünya!..

Kuran’ı Kerim. Sure 43/Ayet 37:
Muhakkak ki bu şeytanlar, onları yoldan çıkarırlar. Onlar da doğru yolda olduklarını sanırlar.

FATURA

Kahvenin önünden geçerken her masaya teker teker soruyordu yaşlı kadın; “Evladım Tredaş’a nasıl gidebilirim, burdan minibüs geçiyor mu?” Kahvedekiler de hep aynı şekilde yanıtlıyorlardı “Yukarıdaki duraktan teyze…”

Belki kırk yıl olmuştu ilk ve son elektrik faturasını ödediğinde.

Yeni evliydiler daha, bütün gün çalışan kocası faturayı ve elektrik parasını eline tutuşturmuş, “Belediye arkasında elektrik kurumu var, git oraya öde” demişti.

Bir daha da hiç fatura ödemeye göndermedi kocası onu. Fırsat mı vardı sanki göndermeye. Arda arda gelen iki oğullarıyla ilgilenmiş, onları büyütmüş ama fakirlikten okutmayı başaramamışlardı. Oysa iki oğlu da çok akıllı çocuklardı ve öğretmenleri onların okuması için defalarca konuşmuştu çocukların anneleriyle.

İşte şimdi bir ay önce ölen kocasının arkasından eve gelen elektrik faturasını ödemesi gerekiyordu. “Elektriğini keserler ödemezsen” demişti komşusu.

Kocası girdiği işlerde eninde sonunda mundar çıkarır, kavga eder ve atılırdı işinden. Emekli olana kadar yapmadığı iş kalmamış, en son bir çay ocağında çalışarak ancak evin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştı.

Az mı yalvarmıştı çocukları okula başlayınca “Adaammm bende gireyim fabrikaya be, bak kızanlar büyüyü, anam gelir arada ilgilenir kızanlarla ben de para kazanırım evi katıklarım, günü gelince de emekli olurum.”

Kime anlatmıştı ya? Herif nuh demiş peygamber dememişti; “Bi karıya mı bakamaycam ben be? Millete rezil mi olayım seni fabrikaya göndereyim de. İki kızanımız var Allah onların rızkını verir” demişti her defasında. Rızkı veren Allah çocukların okumasına nedense izin vermemişti.

Çocuklardan büyük olanı sanayiye çırak verdi babaları. Zeki çocuktu çıraklığı ve kalfalığı kısa sürdü, askerden geldiğinde kendi dükkanını açtı, Edirne’nin kazalarda yamulan arabaların kaportalarını en iyi düzelten ustalardan birisi haline geldi, işleri her yıl biraz daha büyüdü, babasının eksik kalan sigortalarını bile ödeyerek emekli olmasını sağladı.

Küçük oğlu babasına benziyordu, her girdiği yerde sorunlar yaşadı, askerden geldikten sonra fabrikaya girdi, ordan bi kızla evlendi erken emekli olup köye yerleştiler, kızanları olmadı ama anlayışlı gelin işte idare etti kocasını, yaşayıp gidiyler şimdi sakin sakin.

Yaşlı kadın bunları düşünürken önünde duran minibüs şoförüne de sordu; “Evladım Tredaş’a nasıl gidebilirim” diye. “Bir üst duraktan teyze…”

Yürüdü yaşlı kadın bir üst durağa kadar. Önünde duran bisikletliye dikkatli bakınca tek torunu olduğunu gördü, sevinçle doldu yüreği. Toruna bisikletten inmesine bile izin vermeden “Paşaammmm” diyerek sarıldı.

Trakya Üniversite’sinde Tıp Fakültesi’nde okuyordu bi tanecik torunu, doktor olacaktı o. Sonra babaannesine bakacaktı hastalandığında, gurur duyuyordu torunuyla.

Sevgi dolu gözlerle babaannesini süzüyordu torunu. Elindeki faturayı görünce anladı torunu babaannesinin durumunu. Faturayı eline alarak babasına bir mesaj gönderdi, iki dakika sonra gelen mesaja bakarak;

“Babaannem, faturanı ödemiş babam, artık bütün faturalarını otomatik ödemeye almış, sen dert etme artık” diyerek babaannesinin elinden tutarak karşıdaki dondurmacıya girdiler. En sevdiği dondurmanın beyazıydı, dondurmasını yerken gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi yaşlı kadının.

Osmanlı Sahil Kervansarayı ne olacak?

2006 yılıydı.

Görenlerde öyle bir merak uyandı ki, önünden geçenler “artık bir şeyler olacak galiba” diyerek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Yıllardır atıl durumda bulunan “İngiliz Kışlası” diye anılan kervansarayda böyle bir çalışma yapıldığını görmek herkesi heyecanlandırmış ve sevindirmişti.

Şüphesiz bir turizm bölgesi için çok çok önemliydi.

Birde tabela asılınca, yeşeren umutlar bir o kadar daha çoğaldı.

Tabela da; “Osmanlı Sahil Kervansarayı” yazıyordu.

Ve altında da, Trakya Üniversitesi’nin imzası.

Anlaşılan o ki; Trakya Üniversitesi buranın restorasyonunu üstlenmişti.

Başlatılan hummalı bir çalışma ile iğne oyası gibi kazılar ilerledikçe, yavaş yavaş kaybolan tarihte ortaya çıkıyordu.

Hem toprak altında kalan bu tarih ortaya çıkarılacak, hem de burası Trakya Üniversitesi tarafından bir çarşı ve alışveriş merkezine dönüştürülecekti.

Bahçesine bir büfe, masalar kondu.

Işıklandırıldı.

Umutlar, büyük bir beklentiye dönüştü.

Fakat her ne olduysa da o kadar oldu.

Her şey bir anda durdu.

Yeniden bir harabeye dönüşmeye başladı.

O gün bu gündür hiç bir şey yapılmadı.

Hatta eskisinden de kötü durumda şuan.

Edirne Valiliği, Trakya Üniversitesi, Vakıflar ve Enez Belediyesi’nin yapacağı ortak bir çalışma ile yaz aylarında her gün önünden binlerce araç geçen bu kervansarayın ayağa kaldırılması hiç de zor değil bence.

Bu görüntüler bir turizm kentine hiç ama hiç yakışmadığı gibi, önemli bir tarihi eser de yok oluyor maalesef!

Naçizane hatırlatmak istedim bir kez daha.

Umarım gereken yapılır.

HAZİNE YARDIMI VE “LÜKS HAYAT” OPERETİ

2026 yılı için Hazine yardımına hak kazanan CHP’nin kasasına giren para 1,815 Milyar TL… Yani eski parayla 1, 8 Trilyon TL.. Bunun yarısı “Butlan” öncesi harcanmış olsa bile öbür yarısı şimdi BUTLAN çetesinin eline geçti.. Şimdi bu parayı yetkisiz mazbatasız, kişi ve kurumlar eliyle kullanıyorlar. Daha genel seçim sonrasına kadar her yıl bu ödeneği katlanarak alacaklar.

Yeme de yanında yat..

***

Bu hazine yardım paralarıyla Baykal döneminde CHP için bilmem kaç katlı AKILLI GENEL MERKEZ binası yapıldı. Yani bu az buz para değil.. Baykal yaptığı antidemokratik tüzük değişiklikleri ile bu binada iktidarı hedeflemeden, hatta aklından bile geçirmeden TEK ADAM ve Ana Muhalefet Partisi olarak, arkasını da askeri vesayete dayayarak, batması zarar etmesi mümkün olmayan bir holding gibi partisini -ya da çetesini- yönetti… Yıllarca bu mekanda “LÜKS HAYAT” opereti canlı olarak yaşandı.. Bir yanda AKP’nin sarayı, öte yanda CHP’nin AKILLI GENEL MERKEZİ -ya da Sarayı ile- bir siyasi tahterevalli süreci yaşandı.

***

O süreçte AKP Baykal’dan, Baykal da AKP’den çok memnundu. Tahterevallinin öbür ucunda oturan Baykal, AKP’yi hep yukarda tutuyordu.. Yerinden de kalkamıyordu.. Yerinden kalksa öbür uçtaki düşecek oyun bozulacaktı. O yüzden kalkmayı hiç düşünmedi.

Baykal o kadar dünyayı umursamadan yaşıyordu ki sekreteri ile olan ilişkisini O’nu milletvekili yapacak kadar ileri götürdü. Ama bu süreçte ayağı çarşafa dolaştı ve istifa zorunlu hale geldi.. Bu olay yaşanmasaydı Baykal rahmetli oluncaya kadar partinin, ya da CHP Holding’in TEK ADAMI, tek patronuydu.

Buraya kadar itiraz eden var mı?

***

Sonrasında dürüst bildiğimiz Kılıçdaroğlu bu holdinge patron olunca saraydan beslenenler tarafından o da kısa zamanda eğitildi ve yola getirildi. Kısa zamanda AKILLI ve bol akçeli Genel Merkezin tüm nimetleri ile o da lüks hayat operetinin nağmeleri ile dans etmeye alıştı… Ben, seçimi kaybettiği akşam istifa etmeyerek inatla devam etme kararının arkasındaki gerçeğin bu akıl almaz hazine yardımları ile oluşan bu çok ayrıcalıklı dünyadan vaz geçememek olduğuna inanıyorum.. O akşam istifa etme yürekliliğini gösterseydi bugün karşımıza BUTLANCI Kemal olarak çıkmazdı. Hatta belki de bir süre sonra yine Genel Başkanımızdı.

***

Umarım gün gelir bu hazine yardımı denilen, seçmen sayısına göre hesaplanan bu paraların üstüne çökenlerden, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bunun hesabı sorulur. Butlan kararını verenlerden, bu paranın üzerine atlayıp yetkisiz ve usulsüz harcama yapanlardan bunun hesabı sorulur. CHP seçmeninin parası gasp edilmiştir. Çünkü CHP Holding artık AKP Sarayının güdümünde ve hizmetindedir. Bu para bitip tükeninceye kadar da hizmete devam edilecektir. Ne yazık ki bu hazine yardımı o partiye oy verenlerin oranına göre hesap edildiğinden arsızca kullanılan bu paralar CHP’li seçmenin cebinden çıkan ama AKP’ye kaptırılan trilyonlardır.

***

Bu saltanata, bu “Lüks Hayat”a HAYIR diyebilmek kolay değildir.. Kılıçdaroğlu ve çetesi neyin peşinde olduklarının farkındadırlar, Bunu “Müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit” etmekten hiç sıkılmazlar.. Çünkü ömür kısadır.. Fırsat varken yaşamak gerekir.

İhanetlerinin bedelini çocuklarına miras bırakmak bile bunların umurunda olmaz. Eskiden asker vesayeti ile dans edenler bugün AKP güdümünde “Çayda çıra” oynamaktadırlar..