Kategori arşivi: Yazarlar

EĞİTİMDE EKSİKLER

Her işin başı eğitimdir ve eğitimden etkilenmeyen kişi yoktur. Bu yıl eğitim öğretim yılında 20 milyon öğrenci var dendi. Bunlara yuvarlak hesapla anne-baba eklesek 60 milyon eder. Ama sistemde olmayanların da eğitimin gidişinden etkilendiğini hepimiz biliriz. Bu kadar önemli olan eğitime katılım eksikliğimiz vardır. İktidarlar eğitim sistemi ile kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor. Eğitim öğretim yılının verimli geçmesini dilerken gözlemlerime dayanarak eğitimdeki eksiklerimizi yazmak istedim.

Eksiğimiz; sosyal devlet anlayışına uygun eğitim politikalarının olmaması. Bu tespiti YÖK başkanı bile söylüyor, elbette muhalif olanlar da. Bırakın iktidarın politikasını, bakandan bakana değişen sistem dikiş tutmuyor. Adeta bir sistemsizlik egemen.

Eksiğimiz; eğitim sistemine paralel olan adaletli ve amacına uygun sınav sisteminin olmaması. Okullar, bilgi vermenin yanı sıra yaşam becerisi kazandıran en önemli kurum olmaktan çıkarak, sınavlara giriş için gerekli olan belgenin alınacağı binalara dönüşmüştür. Okulu değerli, sınavları güvenli yapmadığımız hiçbir sistemden verim bekleyemeyiz.

Eksiğimiz; eğitimde fırsat eşitliği ve adalet olmaması. Anayasa’mızda belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan her çocuğun eşit eğitim hakkı vardır. Ancak sınavlara bağlanan öğrenci için adil bir eğitim sürecinden bahsetmek mümkün değil.

Eksiğimiz; eğitimi nitelikli hale getirememek. Niceliğe boğulan eğitimde nitelik mumla aranıyor. Maalesef sistemi olmayan ya da sistemsizliği sistem olarak dayatan iktidarın eğitim sistemi nicelik salgınına yakalandı. Okulları, modern araçlarla donatan ama niteliğe dokunmayan tüketim alanı konumuna getirdik.

Eksiğimiz; temel becerilerin kazandırılamaması. Öğrenciler okuduğunu anlamıyor, dört işlem yapamıyor. Yapılan araştırmalarda ülkemizde temel eğitimi bitirmesine rağmen okuduğunu anlamayan, dört işlem becerisi dahi kazanamamış öğrencilerin oranları azımsanmayacak düzeyde.

Eksiğimiz; eğitimin üretime hizmet etmemesi. Öğrenciler ve aileler, okulun geleceğe katkısına şüpheyle bakıyor. Üniversiteler işsizliği ertelemekten başka bir işe yaramıyor. Okulu bitiren iş bulamıyor ama bazı alanlarda da nitelikli çalışan bulunamıyor. Çünkü eğitimde planlama yok. Oysa ülkemiz dünyaya örnek olan ve her çağa uyumlulaştırılacak Köy Enstitüleri Modelini üretmiştir.

Eksiğimiz; öğretmenin sistemdeki konumu ve itibarının korunamaması. Öğretmene atfedilen toplumsal görevler ancak özel bir öğretmen yetiştirme sistemi ile olur. Ancak bugün branşından çıkan soru sayısıyla doğru orantılı. Yıllar içinde bilgiye ulaşmanın yöntemleri değişti. Bugün öğretmenlik mesleği teknik sınav hazırlama ve mekanik bilgi aktarıma durumuna indirgendi. Öğretmenlik mesleği kapıkulu konumuna zorlanmaktadır. Örgütlenme durumları baskı altındadır.

Eksiğimiz; öğretmen yetiştirme süreçlerinin toplumun ve çağın ihtiyaçlarıyla uyumlu olmaması. Eğitim fakülteleri programları her yıl daha anlamsız ve amaçsız uygulamalar ile değişmektedir. Evrensel ilkeleri özümsemiş ama yerli ve milli olan, dünyada örnek alınan eğitim modellerini izleyip zamana ve topluma uyan bir eğitim sistemi kurmak zorundayız. Ki ülkemiz bunu geçmişte başarmıştır.

Eksiğimiz; eğitime ayrılan kaynakların verimli ve yerinde kullanılmaması. Ülkemizde kaynak boldur, paylaşım tercihleri farklıdır. Eğitime ayrılan bütçe her yıl oransal olarak düşmektedir. Ayrıca bakanlık bütçesi eğitimin ticari ve dini alanlarında kullanılmaktadır.

Eksiğimiz; sabahçı-öğlenci (ikili) eğitimin devam etmesi. Bugün henüz ikili eğitim sistemi var ise hepimizin utancıdır. Fırsat eşitliği bağlamında okullar arası altyapı ve imkân farklılıklarının giderilmesi ve her çocuğun hak ettiği nitelikli eğitimi alabilmesi için ikili eğitimin tamamen sonlandırılması artık bir tercihten ziyade zorunluluktur. İkili eğitimi bitiremeyen iktidar bu sorunları gündeme alıp çözeceğine öğretmenin giyimiyle uğraşmakta. Öte yandan karma eğitimden vazgeçip kız-erkek okullarını gündeme getirmektedir.

Eğitimi özgürleştirici, sorumlu bireyler, çağdaş, laik ve bilimsel düşünen sorumlu ve örgütlü insanların yetişmesine hizmet eder konuma getirmek için hepimizin eğitim hakkında bilgi sahibi olması ve bu alandaki örgütlenmelerde yer alması şarttır. Eğitim kişiye, iktidara, siyasilere bırakılacak bir alan değildir.

Bu eksiklere onlarcasını daha ekleyebiliriz. Çocuk yoksulluğunu ortadan kaldırmakla onların karnını doyurmakla başlamalıyız. Bunun için de önce niyet ve katılım gerekir.

ŞİMDİLİK ÖYLE AMA…

İnsanolunu ve diğer canlıları Yaratan, yaşatan Rabbimiz, “Aklınızı Allah’tan yana, yani (fayda etmekten yana) kullanın, şeytandan yana, yani (Zulümden yana) kullanmayın, yoksa yanarsınız!..” diye Kuran’da bildirilmiş.
Hem de 1400 yıldan beri!.
Bakıyoruz elli yılda birkaç köpeğin insanlara saldırdığını, çok seyrek de öldürdüğünü görüyoruz. Bunun sebebi de yine insanların suçu. Çünkü o köpeklere saldırıyorlar, taşla, sopayla, kürekle canlarını yakıyorlar, açlığa, susuzluğa, sevgisizliğe kovuyorlar, hatta, zehirleyip, çivili sopalarla bağlayıp, vurup, açlığa susuzluğa kovup katlediyorlar. Bir insana böyle yapsalar, neler neler yapabilir bir düşünür müyüz.
Nadir de olsa onları saldırganlığa mecbur bırakan yine insanların hatası!..
Bir haber duyuyoruz, çok nadiren, “Bir köpek bir insana saldırıp, öldürmüş!..”
İnsanoğlu bu duruma bir çözüm arıyor. Toplum ve Meclis çoğunluğu sonunda bir karara varıyorlar. “Tüm yurtta ki sahipsiz sokak köpekleri valilikler, belediyeler eliyle toplanıp, öldürülecekler.”
Ve karar uygulamaya kunuluyor. Ülke çoğunluğu, sessiz, yani bu kararı destekliyor. Pakiyi de o zaman, köpek öldürmesi milyarda bir, insan öldürmesi, milyarda MİLYONLARCA…
HER YIL MİLYONLARCA İNSAN, HAYVAN ÖLDÜRMEKTEN SABIKALI, İNSANLAR VAR DİYE, TÜM İNSANLIĞI ÖLDÜRME KARARI DA ÇIKARTSANIZA GÖRELİM?..
Sokak kedi ve köpeklerini sahiplenerek, ÖLDÜRÜLMEKTEN kurtarmaya çalışanlar da var ama çok azınlıkta maalesef!..
Şimdi, sokak masumlarını sahiplenerek öldürülmekten kurtarma zamanı, artık kim dünyasını da, ahretini de kazanmak istiyorsa…

TERCİH HEPİMİZDE!..

Kuran’ı Kerim. Sure 19:Ayet 38,39:
Onlar huzurumuza çıkacakları gün, ne iyi duyarlar, ne iyi görürler…
Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü için uyar! Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken, iş olup bitmiştir.

İhtiras ve akıl: Özlem Becan (2)

Günümüz siyasal iletişim araçlarından sosyal medya platformlarının çok yönlü işlevi ve bir örnek ‘Özlem Becan muhaberatı’, geçen haftanın özeti sayılır.

Muhaberatta sarf edilen sözlerden/saptamalardan ülke siyasetinin gelişmesine yarar sağlayacak çıkarımlarda bulunmak, bu köşenin gayret alanları içindedir.

Önceki bölümün sonunda, Becan’ın muhaberat üslup ve içeriğine dair eleştirilerine yer verdik.  

Becan, hırsızlık yapmadığını, ahlaklı biri olduğunu ve Gazi Mustafa Atatürk’ün iki büyük eserinden Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmanın utanılacak bir şey olmadığını vurguluyor eleştirisinde. Becan’ın hırsızlık yapmamayı, ahlaklı olmayı bir meziyet addetmesi bir çelişki ancak siyaset sahnesinde ortaya dökülen pespayelikler, yolsuzluklar düşünsel bir çarpıklığa da yol vermiyor değil.

Şöyle oldu cevaba cevabımız:

//Hamaset ve ajitasyon siyaseti acizliktir Özlem hanımefendi.  Benim için bu yazdıklarınız zevahiri kurtarma telaşıdır.   

Konunun özünü kavramadan ayrıntı üretmek, siyasi mülahazada zayıflık ifadesidir…   

Siz siz olun analiz kabiliyetinizi geliştirmek için çaba harcayın.                                                                         İdareimaslahat iyi değildir, fayda sağlamaz, siyasi gelişime ket vurur…  

Bu naçizane önerileri dikkate almanızı kuvvetle öneririm.  

Edirne’deyiz nasıl olsa daha çok görüşeceğiz ve size çok yararı olacak…

Ben kim miyim işte buyum Özlem hanımefendi…  

 Paylaştığım üç yazıyı sırasıyla okuyun, devamı da var…

Size yardımcı olacaktır o oturtulduğunuz koltuğun dinamiklerini anlamanız babında… 

Siyaseti çelik çomak oynamak sananlara ilaç niyetinedir… Düşünce penceresinin açılmasına yardımcıdır… Ha, tabii, vasatın tahakkümüne boyun eğenler için davul sesi gibidir, rahatsız eder, sıkıntı verir… Siyaset de böyle bir şeydir Özlem hanım; koltuk merakından ötedir.                                                                      Göreceksiniz o oturtulduğunuz koltukta Edirne’de alay konusu olacaksınız… 

Allah yar ve yardımcınız olsun…//

Becan’ın sosyal medyada siyasi propaganda yazılarına gelen yorumlar çok çeşitli ve renkli fakat genelde menfi. Yani Becan’ın oturtulduğu koltuğun dinamiklerini yok sayıp fevkalade önemli bir görev üstlenmiş rollerde kendini önemsetme çabasının karşılığı bulunmadığı hemen göze çarpıyor.

Daha 2000’in başlarında CHP’de yönetsel/örgütsel temeldeki yapısal sorunlara ve doğuracağı sonuçlara dikkat çeken, çözüm önerilerini tartışmaya açan, siyasi analizlerinden yararlandığım Serdar Seçkin’in konuya dair bir yorumuna yer vermeden devam etmeyelim.

Becan’ın oturtulduğu koltuğun eğreti ayaklarını anlamasına yardımcı Serdar Seçkin saptamaları şöyle:

//Kadın ve 2 çocuk annesi olmak eleştirilerden muaf olmayı getirmez. Siyaset ortamında bu kadar eleştiriyi üzerinde toplamak, makam dışında halkın içinde olamamak kadar kötü bir durum da olamaz. Bu sadece bir şekilde açıklanabilir. Pazarlık ve siyasi beklenti.  Siyasetçi kendi önünü açabilmelidir. Açamazsa kenara çekilmesini bilmeli, akp’den, butlandan, atanmadan medet ummamalıdır.

Yapılan siyaset değil, hırsın lokomotifliğinde kibir vagonlarıyla, ikbal peşinde katar oluşturmaktır. Ülkenin zor günlerinde sarayın adaletsiz adaletiyle elde edilen makamlar size/sizlere ait değildir. CHP ye yapılanların nedenleri nedir? Kime yol açıp yarıyor? Hiç düşünüldü mü?  Yorumların bir ikisi dışında hepsi aleyhinize.  Bu kadar lafa, hakarete değdi mi? 

Akp nin operasyonuna atlayarak butlanla göreve gelen, yukarıdan aşağıya atanan herkes tarihi bir sorumsuzluğun aparatıdır.

Sonucuna siz katlanacaksınız. Ama CHP ile birlikte toplumsal olarak ülkemizi, bireysel olarak da  çocuklarınızın, torunlarınızın, aile fertlerinin geleceğini yok etmenin adayı oluyorsunuz. Yazık...//

Becan ile sosyal medyadaki temasın doğurduğu siyasi irdelemelerin kıymetini bilmek lazım: çünkü yararlanmayı bilenler için hem mülahaza yeteneğini hem de sapla samanı ayırabilen siyasi analiz kabiliyetini geliştirme imkânıdır.

Biraz da bu nedenle köşemde Becan ile muhaberatı değerli addediyorum. Kendisini bu köşede layıkıyla ve zevkle ağırlama sözü de vermiştik. Gördüğünüz gibi yerine getiriyoruz.

Özlem Becan, sağ olsun, şahsıma yönelik yapay zekâ çizgili bir açık mektup yayınlayarak erken davrandı.  İyi de yaptı, muhaberata renk kattı.  Bu önemli mektubu yayınlamadan olmaz tabii, faydalanmak lazım…

Mektup uzun;  cevap babında tespit ve açıklamaları parantez içinde verelim yerimiz sınırlı zira…                                                            

// KÖŞEDEN SİYASET DERSİ VERMEK  (Ders değil siyasi düşünce paylaşımı diyelim.)  

Sayın Nurhan Işıkseren’e açık mektup…                                                                                  

Son yazınızda yine bolca kavram, uzun cümleler ve ağır siyasi ifadeler var.  

Atatürk, Cumhuriyet, halk, toplum, demokrasi, siyaset felsefesi…

Hepsi kıymetli kavramlar. 

Fakat bütün bu kavramların arasında bir şey gözden kaçıyor: İnsanlara saygı. (İnsana saygımız sonsuz.) Özlem Becan’a yönelik “oturtulduğu koltuk”, “yancılık”, “proje” gibi ifadeleriniz siyasi eleştiri değildir. (Aynen öyledir çünkü gerçeği yansıtmaktadır. Gerçeği eğip bükerek yanlışı doğru göstermek halüsinasyona neden olabilir; dikkat etmek lazım.)   

Bir siyasetçinin yaptığı yanlışları ortaya koyacaksanız koyun. Hangi icraatını eleştiriyorsanız açıkça yazın. Hangi politikasının yanlış olduğunu anlatın. (Ortada politika yok ki.)  

 Ama bir kadın siyasetçiyi küçümseyerek, makamını itibarsızlaştırarak siyasi analiz yaptığınızı düşünmeyin.  (Siyasette cinsiyet eşitliğine önem vermek lazım!) 

Özlem Becan o koltuğa gökten inmedi. (Nereden indi? KK’nın bahşettiği bir koltuk değil mi o? CHP il başkanlığı koltuğu boş muydu ki? Butlan Kemal sayesinde hoppadanak oturtulmadınız mı o koltuğa?) Yıllarca CHP örgütünün içinde görev yapmış, belediye başkanlığı yapmış, siyasi mücadele vermiş ve bugün CHP Edirne İl Başkanlığı görevini üstlenmiş bir isimdir.  

Dolayısıyla kendisine “oturtulduğu koltuk” demek kolaydır.  Asıl mesele, o koltuğun sorumluluğunu taşıyan kişinin ne yaptığıdır. Bunu da zaman gösterecektir.  (Ne zaman?)

 PEKİ, SİYASETTE TUTARLILIK? 

Madem bu kadar sık “siyasi mülahaza”, “ilke”, “siyaset felsefesi” diyorsunuz; biraz da siyasi hafızadan söz edelim.

2002 genel seçimlerinde Yeni Türkiye Partisi’nin Edirne milletvekili aday listesinde adınız yer aldı. 

Yıllar sonra CHP’nin Edirne Belediye Başkanlığı aday adaylığı sürecinde CHP adına siyaset yaptınız. Bunda utanılacak hiçbir şey yok. 

İnsanlar farklı siyasi yapılarda siyaset yapabilir, zaman içinde düşüncelerini değiştirebilir. Demokratik siyasetin doğasında bu vardır. Ama o zaman başkalarının siyasi tercihlerine “ilkesizlik”, “yancılık” veya başka yaftalar yapıştırırken insanın kendi siyasi yolculuğunu da hatırlaması gerekir.                                     Başkalarına tutarlılık dersi vermek kolaydır; asıl zor olan kendi siyasi geçmişinizle yüzleşmektir. 

Siyaset tek yönlü bir yol değildir. Ancak farklı siyasi duraklardan geçmiş olmayı doğal karşılayan bir insanın, bugün kendisiyle aynı düşünmeyenleri itibarsızlaştırmaya çalışması ciddi bir çelişki oluşturur. (Yapay zekâ kullanmak risklidir, tenakuza düşürebilir;  nitekim birbiriyle çelişen ve mana yoksunu cümleler hemen fark ediliyor.  Allaha şükürler olsun siyasette tutarlılık denince Nurhan Işıkseren nadir bir örnektir. Tevazu göstermeye de gerek yok.  Mutlak buhran başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünü tadımlık veriyorum:

https://hudutgazetesi.com/yazarlar/mutlak-buhran/  

Hatta buradan başlayarak bugüne kadar köşemde mevcut yazıları da, ders niteliğinde değil elbet,  okumanız meramımı anlamanıza yardımcı olacaktır.   

 KÖŞE BAŞKA, SAHA BAŞKA 

Sizin köşenizden bakınca siyaset çok kolay görünüyor.  Bu cümlede proje”, diğerinde “yancı”, bir başka yerde “koltuk merakı” diyorsunuz.   Fakat siyaset yalnızca köşeden yazılanlardan ibaret değildir.  

 Siyaset; örgüt çalışmasıdır. Sahaya çıkmaktır. İnsanların karşısına geçip hesap vermektir.                           Seçmenin karşısında durmaktır. Yıllarca emek vermektir. Ve en önemlisi, insanların iradesine saygı göstermektir.  (Falandır filandır da; siyaset, siyaset kavramının içini doldurmaktır.

Sahi nedir siyaset kavramı?) 

 Siz Özlem Becan’ın siyasi görüşlerini eleştirebilirsiniz.

Biz de sizin yazılarınızı eleştirebiliriz. Ama hiç kimsenin siyasi eleştiri adı altında bir kadını küçümsemesine, makamını itibarsızlaştırmasına ve kişiliğini hedef almasına gerek yok.

 BİR DE “SİYASET DERSİ” MESELESİ VAR

Sayın Işıkseren… 

 Köşe yazarı olmak insana siyaset üzerinde tekel sahibi olma hakkı vermez. (Tekel?)

 Siz yazarsınız. Özlem Başkan görevini yapar. Biz okuruz. Ve sonunda kararı Edirne halkı verir.                        Sizin “oturtulduğu koltuk” dediğiniz makamın sahibi, bugün CHP Edirne İl Başkanıdır. 

Yarın ne olacağını ise ne siz ne de biz biliriz. Bunu sandık, örgüt ve halk belirler. O nedenle biraz daha az küçümseme, biraz daha fazla somut siyasi eleştiri…  

Biraz daha az “ben bilirim”, biraz daha fazla “bakın şu nedenle yanlış” demek belki yazılarınızı da daha güçlü kılar. Çünkü kelime dağarcığının genişliği, siyasi analiz derinliği anlamına gelmez. 

Ve son olarak…  Siz Özlem Başkan’a köşenizden “ufkunu geliştirmesini” tavsiye ediyorsunuz. 

Biz de size küçük bir tavsiyede bulunalım: İnsanları küçültmeden de siyasi eleştiri yapılabileceğini deneyin. Belki o zaman hem yazdıklarınız daha çok okunur hem de söyledikleriniz daha çok ciddiye alınır. Çünkü siyasette asıl mesele, kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil; kimin ne kadar tutarlı, ne kadar saygılı ve ne kadar sahici olduğudur.  (Bu köşenin takipçileri bu tespit ve tavsiyeleri değerlendirecek kapasitedir. Niceliğe değil, niteliğe önem veren ismiyle müsemma “Eleştirel düşünce” köşesine söz düşmez.) 

 Yazar: TC Hanife Meriç

Biz kimseye siyasi ders vermiyoruz. Sadece dün söylenenlerle bugün söylenenleri yan yana koyuyoruz. Gerisini Edirne kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Bu yazının yazarı, siyasi hafızadır.//

Açık mektuba elbette teşekkür ederiz. Ancak vaziyeti kurtarma amaçlı, yapay zekâ ürünü, konunun özünden uzak,  kendi içinde çelişkili böylesi yazılar size itibar kazandırmaz, Sayın Özlem Becan.  

Mevzu sarihtir. Güç odaklarının Deniz Baykal’ı diskalifiye edip CHP’nin başına getirdiği kullanışlı eleman KK, bu kez CHP’yi bölerek gücünü kırmada, iktidarın ömrünü uzatmada görevlidir.

İmamoğlu düzeninde siz ve sizin gibi ıskartalar, KK’nın yereldeki taşeronları konumunda tekrar koltuk bulmuştur.  Gerisi laf-u güzaftır.

Özlem Becan elbette yalnız değildir. Çoktur onlardan CHP’de…

Uzunköprü Hür gazete hatırlatmış 30 Ağustos’ta birlikte poz verdiğiniz Recep Gürkan ile geçmişteki muhabbeti: https://uzunkopruhurgazete.com/kongrede-karsi-karsiya-torende-yan-yana/

Soruyor Uzunköprü Hür gazete: //Edirne siyasetinden mafyayı temizleyeceğiz” sözünde kim veya kimler hedef alındı? “Yönettikleri yerleri aile çiftliğine çevirenler” ifadesinin muhatabı kimdi? “Arkadan iş çevirenler” sözü kime yönelik söylendi? Aradan geçen yaklaşık üç yılda iki isim arasında ne değişti? Taraflar geçmişte kullandıkları ağır ifadelerin bugün de arkasında mı? Dün söylenen sözler mi gerçekti, bugün verilen görüntü mü?//

Durum değişikliğinin sebebi açıktır: KK’nın CHP’nin başına getirilmesiyle tekrar mühim siyasi şahsiyet etiketine kavuşmanın sevinci, geçmişe sünger çekmeyi elbette kolaylaştırmaktadır.

Biri Edirne’de, diğeri Uzunköprü’de 2024 yerel seçimlerinde halkın “istenmeyen adam/kadın” (Persona non grata) ilan etmesi sonucu ıskartaya çıkan bu siyasi figürler, şimdi yine millete hizmet için yanıp tutuşuyor olmalılar. Ne acayip yarış değil mi?

Hadi gelin Tülay’ı dinleyerek keyiflenelim biraz…

DÖNGÜ 1

Geç de olsa anne olduğunda ilk evladı kadar hiçbir şeyi daha fazla sevemeyeceğini düşünmüştü.

Ard arda ikisi kız, biri erkek olmak üzere dört evladının da sevgisinin aynı olduğunu duyumsadı yıllar içinde.

İlk torunu olduğunu dün gibi anımsıyordu bu hastane yatağında. Evlatlarından çok da ilk torununu sevdiğini unutmamıştı, sonraki torunlarını da ayni oranda sevmişti. Oysa şimdi torunun da baba olduğunu görmüş en tatlısı da torunumun evladı diye düşünüyordu bu hastane yatağında.

“Zor kalkarım artık ben buradan” diye hayıflandı etrafına yorgun gözlerle bakarak. Bütün gece dinmeyen, her gün biraz daha artan ağrıları yüzünden uyuyamadığı gibi başından bir an bile ayrılmayan büyük kızını da uyutmamıştı sabaha kadar.

Sabahın erken saatlerinde en küçükleri Recep yetişti hızır gibi. Yorgunluktan çökmüş  ablasını dinlenmek için evine gönderdikten sonra gülümseyen gözleriyle baktı anasına:

“Nasılsın anam, bugün daha iyi gördüm seni.”

“Ne iyiliği be kızanım, zor kalkarım ben artık ayağa, ölüm çıkar bu hastaneden, nerde küçük ablan bana çorba getirecekti” diye fısıltıyla çıktı sesi. Gıcırtıyla açılan hastane odasında çorba getiren kızını görür gibi olduğunda tekrar uykuya dalıverdi.

İflas etmişti böbrekleri. Bir yıl önce bütün tedavi önerilerine karşı çıkmış, büyük kızının evinde altı aylık sıkı bir ilaç ve yiyecek programı sonunda ayağa kalkmayı başarmış, yaz başında komşularıyla sokağın önünde sohbetlere bile başlamıştı. “İyileştim artık, ilaç milaç vermeyin bana” diyerek devam etmesi gereken tedaviye bile son vermişti kendince.

Sonunda zorlanan böbrekleri onu tekrar yatağa bağladığında artık geri dönüşün zor olacağını o da anlamış ama iş işten geçtiğini de hissetmişti. “Kader neyse onu yaşarım” diye düşünürken artan ağrıları yüzünden yine hastane odalarına sığınmıştı.

Geceler boyunca süren ağrıları izin verdiğinde kuş uykusuna yatar gibi uyuyabildiği anlarda çocukluğunu, gençliğini, yaşam mücadelesini rüyalarında görüp sayıklayarak uyanıyordu artık. Gözlerini açtığı gibi yanında olan evladından çok orada olmayanların isimlerini sayıklıyor, hepsini yanında görmek istiyordu.

“Daha dün gibiydi” diye kendi kendine sayıkladı gecenin bir yarısı. Çocukluğu, gençliği, ilk annelik yıllarını geçirdiği Balkan köyünün zorluklarını anımsayarak ufladı yatağında. Neydi o sabahtan akşama kadar ölesiye çalıştığı yıllar. Bir taraftan tarla günleri, bir ahır hayvanla uğraşları, sütü, yoğurdu, yayığı bitmeden günde üç defa köyün dışından bakır ağacı ile su taşımaları. Koca dersen işten başka bir şey düşünmez, bütün yükü karısının üzerine bırakırdı.

Yıllar sonra Edirne’yi göç etmeleri. Kira evlerinde geçen uzun yıllardan sonra ağırdan bozma bir evde bir daha annelik mutluluğunu tatmıştı.

Gözlerini açtığında o son doğurduğu evladını karşısında görünce gülümsemekten kendini alamadı.

“Anam benim” diyerek yanağına öpücük konduran *sonka’sına bir daha mutluluk gözleriyle baktı.

Doğan güneş hastane camlarını aydınlatmaya başlamıştı. Yeni bir gün başlıyordu hastane odasında, “sırayla gelir kızanlarım ziyarete beni bugün de” diyerek gözlerini doğan güneşe çevirdi.

*sonka; Doğan son evlat için Trakya’da söylenen bir söz.

MAVİ BAYRAK – 2

Saros’da sezon bitti sayılır…

Geçen hafta bugün bu köşede, Edirne İl Genel Meclisi Toplantısı’nda gündeme gelmesi üzerine Saros’da “Mavi Bayrak”sızlık konusunu ele almaya çalıştım.

İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu tarafından sunulan raporda, dünyanın kendi kendini temizleyebilen sayılı su kaynaklarından biri olarak gösterilen Saros Körfezi’nde Mavi Bayraklı plaj bulunmadığına dikkat çekilmişti.

Enez İl Genel Meclis Üyesi Şenol Kılıç da söz alarak, önceleri İstanbul Üniversitesi tesisleri ile Erikli’de “Mavi Bayrak” bulunduğunu söylemişti.

Yani, varmış da yalan olmuş…

**

Sosyal medyada paylaştığım “Mavi Bayrak” yazıma kıymetli dostum Şükrü Akıllı, fotoğrafla birlikte eklediği yorumla oldukça somut bir katkıda bulundu.

Aynen şöyle:

“Sevgili Bülent arkadaşım, öncelikle mavi bayrak konusuna değinmenizden dolayı teşekkür ederim.

Saros Körfezi’nde Erikli sahiline ilk defa Mavi Bayrak 2014 ve 2015 yıllarında alınmıştır. Erikli’de görev yaptığım o yıllarda özel gayret ve çalışmalarım, emeklerim sonucunda Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’na başvurduk.

33 temel kriteri karşılayan prestijli bir çevre ödülünü 2014 ve 2015 yıllarında iki defa aldık. Resmi törenle 23.6.2014 tarihinde Erikli sahilinde Mavi Bayrağı çektik. Uluslararası düzeyde il olarak Edirne’yi, sahil olarak da Erikli’yi tanıtma onurunu yaşattık.

Ben de iki yıl Mavi Bayrak temsilciliğini yaptım. Daha sonraki yıllarda Mavi Bayrak alındığına tanık olmadım. Bu bilgiyi de paylaşmak istedim.”

**

Daha sonra kendisiyle WhatsApp üzerinden yazıştık.

O yıllarda Erikli’de Turizm Kooperatifi olarak adeta bir belediye gibi çalıştıklarını anlattı.

Daha sonra kooperatifi feshederek Erikli’yi Keşan Belediyesi’ne devrettiklerini söyledi.

Öngörülen kriterleri yerine getirmenin kolay olmadığını da anlattı.

“Bu çalışmaları yapacak ve amaç edinen kimse de yok düşüncesindeyim” diye ekledi.

Kooperatif belediye gibi çalışırken Mavi Bayrak alan Erikli, anlaşılan o ki devrettikleri belediye aynı şekilde çalışamayınca Mavi Bayrak’a da veda etmiş.

Kısacası…

Mavi Bayrak sizlere ömür!

**

Müşerref Gizerler arkadaşımız da endişelerini şöyle dile getirdi:

“Keşan Sazlıdere köyü sahilinde yapılan BOTAŞ FSRU limanı yapım aşamasında Saros Körfezi’nde büyük tahribata yol açtığı ve doğalgaz taşıyan tankerlerin zararlarının devam edeceği hususları çevre uzmanlarınca, Saros Gönüllüleri’nce de defalarca gündeme getirilmişti.

Gelecekte kendini temizleme hızı korkarım yetersiz kalacak gibi.

Bu yıl ağustos ayında dip akıntılarını ve su soğukluğunu ben yeterince hissetmedim. Ayrıca sizin de belirttiğiniz üzere çevre kirliliği aldı başını gidiyor, derelerden akan kimyasallı sular hep risk.”

**

Erkut Erdem’in tespitleri de dikkat çekici:

“Balıkçı barınaklarının yol açtığı kıyı erozyonu nedeniyle Gülçavuş, Yayla gibi yerlerde kumsal kalmadı. Plajlar çamur, kaya doldu, kum kalmadı.

Mavi Bayrak için önce plaj lazım.

Balıkçı barınakları Mavi Bayrak alacak plaj bırakmadı.”

**

Peki, “sizlere ömür”e neden olan kriterlere şöyle bir göz atsak…

Kriterler; zorunlu (z) ve tavsiye niteliğindeki kılavuz (k) ilkeler olmak üzere iki grupta sınıflandırılıyor.

Kriter 1: Mavi Bayrak Programı ve diğer FEE eko-etiketi ile ilgili bilgiler plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 2: Sezon süresince farklı kategorilerde en az beş çevre bilinçlendirme etkinliği gerçekleştirilmelidir. (z)

Kriter 3: Yüzme suyu kalitesi bilgileri (deniz suyu analiz sonuçları) plajda sergilenmelidir. (z)

Kriter 4: Plaj kullanıcıları için yörede yer alan ekosistem, hassas doğal alanlar, çevresel unsurlar ve kültürel alanlar ile ilgili bilgiler panoda sergilenmelidir. (z)

Kriter 5: Plajda bulunan donanımı ve olanakları gösteren bir harita Mavi Bayrak Panosu’nda sergilenmelidir. (z)

Kriter 6: Yasalara göre hazırlanan plaj davranış kuralları panoda sergilenmeli ve plaj kullanımını düzenleyen yasalar istenildiğinde kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 7: Plaj, numune alım yöntemi ve numune alma takvimi konusundaki şartlara tamamen uymalıdır. (z)

Kriter 8: Plaj, alınan numunelerin analizi konusunda yüzme suyu kalitesi analiz standartları ve şartlarına tamamen uymak zorundadır. (z)

Kriter 9: Sanayi ve kanalizasyon atıkları plaj alanını etkilememelidir. (z)

Kriter 10: Yüzme suyu değerleri, mikrobiyolojik parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 11: Yüzme suyu fiziksel ve kimyasal parametreler için verilen limitler içerisinde olmalıdır. (z)

Kriter 12: Plajın bağlı olduğu yerel yönetim/plaj yöneticisi, plajlarda çevresel denetimleri ve kontrolleri yapmak ve bir çevre yönetim sistemini oturtmak amacıyla belde bazında Mavi Bayrak Plaj Yönetim Komitesi oluşturmalıdır. (k)

Kriter 13: Plaj, arazi kullanımı ve işletme açısından kıyı alanları kullanımını içeren tüm yasa ve yönetmeliklere uymalıdır. (z)

Kriter 14: Hassas alanların yönetiminde ilgili yönetmeliklere uyulmalıdır. (z)

Kriter 15: Plaj temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 16: Plaja gelen yosun ve diğer doğal bitki kalıntıları, kötü bir görüntü yaratmadığı sürece plajda bırakılmalıdır. (z)

Kriter 17: Plajda yeterli sayıda çöp kutusu, atık konteyneri bulunmalı, düzenli olarak boşaltılmalı ve temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 18: Geri dönüştürülebilen atıkların ayrı ayrı toplanabilmesi için imkânlar olmalıdır. (z)

Kriter 19: Yeterli sayıda sıhhi olanaklar (tuvalet-lavabo) bulunmalıdır. (z)

Kriter 20: Sıhhi olanaklar temiz tutulmalıdır. (z)

Kriter 21: Sıhhi olanaklar atık su sistemine bağlı olmalıdır. (z)

Kriter 22: Plajda izinsiz kamp, araç kullanımı ve herhangi bir atık boşaltımı yapılmamalıdır. (z)

Kriter 23: Köpekler ve diğer evcil hayvanların plaja girişleri katı bir şekilde kontrol edilmelidir. (z)

Kriter 24: Plajın bütün yapı ve ekipmanları bakımlı olmalıdır. (z)

Kriter 25: Yörede deniz ve tatlı su hassas alanları varsa, buradaki doğal yaşamı izleme programı uygulanmalıdır. (z)

Kriter 26: Plaj alanına ve belde içerisinde sürdürülebilir ulaşım araçları (toplu taşıma, bisiklet vb.) teşvik edilmelidir. (k)

Kriter 27: Kamu güvenliği için gerekli önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 28: Plajda ilkyardım malzemeleri bulundurulmalıdır. (z)

Kriter 29: Kirlilik kazaları ve riskleri ile mücadele edebilecek acil durum planları oluşturulmalıdır. (z)

Kriter 30: Plajda farklı kullanımlar sonucu olabilecek kazalara karşı önlemler alınmalıdır. (z)

Kriter 31: Plajda kullanıcıların güvenliği için gerekli önlemler alınmalı ve halka ücretsiz erişim hakkı tanınmalıdır. (z)

Kriter 32: Plajda içme suyu bulundurulmalıdır. (k)

Kriter 33: Beldede en az bir Mavi Bayraklı plajda engelliler için tuvalet, erişim rampası gibi imkânlar bulunmalıdır. (z)

**

Ben saydım…

Üç tane (k) var!

Geriye kalan 30 kriterin tamamı (z)!

Yani…

z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z, z!

(Z)or dostum, (z)or…

Ama asıl zor olan bu 30 kriteri yerine getirmek mi?

Yoksa Saros gibi bir değeri yıllar içinde “Mavi Bayrak”sız bırakmak mı?

İşte onu da si(z) düşünün…

“MÜSLÜMAN” DEMEK

Yaratan’ımız son kitabında, önceki gönderdiği kitaplar olan Tavratın ve incilin nerelerinin tahrif edildiğini açıklamış.
Ve de, Tevrat’ın, İncil’in aslını açıklar, kapsar helde, artılarıyla Kuran’ı son kitap olarak insanlığa lütfetmiştir.
Demek ki, Kuran’ı okuyup, inanan insan, bu üç hak kitaba da inanmış oluyor!..
O zaman, “Müslüman” demek, aynı zamanda, tahrifatsız İncil ve Tevrat’a da inanan kimse” demek oluyor. Allah’ım ne büyüksün, insanoğlunun nankörliklerine rağmen, yine de kurtarmak için neler bahşediyorsun.
“Müslüman” ne demek, Kuran’da 14 asırdır yazıyor. Ben uydurmuyorum.
Müslüman” demek:
Üç hak din ve Zebur kitaplarından yol ışığı alıp, uyup, yaşayan insan, demek!..
“Müslüman” demek:
Hurafelerden, Kuran’a göre temizlenip, yarısı doğru kısımlarıyla tek kitap haline getirilmiş,Tevrat’ı, İncil’i, zeburu, Kuran ile birlikte kutsal kitabı sayan, Hz. İbrahimi, Hz. Musa’yı, Hz. Davutu, Haz. İsâ’yı, Haz. Muhammet’i Allah’ın ISLAHATÇI ELÇİLERİ olarak tanıyan, UYAN demek!..
“Müslüman” demek:
Aklını ve gönlünü kullanıp, İnançta, bilimde, sanatta, cümle aleme faydalar üretmek için canla başla ÇALIŞAN İNSAN!.. demek.
“Müslüman” demek:
Kuran’ı anlamak için kendi dilinden okuyup, anı, geçmişi, geleceği, ayetlere göre yorumlayıp, bilinçlenip, iyilik yolunda, kötülükler ve kötülük yapanlarla CANLA BAŞLA, MALLA SAVAŞAN, demek!..
“Müslüman” demek:
“Yaratan’dan Ötürü” cümle aleme, insanlara, hayvanlara, bitkilere faydalar üretmek için, CANIYLA, MALIYLA, SAVAŞAN İNSAN!..
“Müslüman” demek:
Dünyanın neresinde olursa olsun, sömürü, kölelik, fitne, fesat, algı tahrifatı, lüks, israf, arsızlık, ahlaksızlık, her türlü sapkınlıkları ortadan kaldırmak için, İNANÇLI BİLİM eğitimi ile SAVAŞAN İNSAN!.. demek.
“Müslüman” demek:
Aklını kullanıp, Şeytan’ın uşaklarını gözünden, sözünden, yaptığından tanıyıp, onu farkeden, kandırılmayan ve FIRSAT VERMEYEN!..demek.
(Elden geldiğince….)
Kuran’ı okuyan bunları öğrenir.
DEMEK Kİ, MÜSLÜMANLIK, OMUZ ÜSTÜ BEYİN EMEĞİYLE, POZİTİFTE ÇOK ÇALIŞMAK YOLUYMUŞ!..

(İşte bunları öğrenilmesin diye, Kuran’ı dünyada okutmaz, şeytan uşakları!..)

Kuran’ı Kerim. Sure 9/Ayet 19:
Hacılara su içirmeyi, Mescid-i Haram’ı onarmayı; Allah’a ve ahiret gününe inanıp, Allah yolunda mücadele edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbu ki onlar Allah katında eşit değillerdir.

Allah zalimleri hidayete erdirmez.

Mesciti haram: Kâbe, Cami, gibi topluca dua ile ibadet edilen mekanlar.

YAZ BİTTİ

Yaz bitti, gelişi varsa gidişi de olacak. Sonrası kışın başlangıcı. Sonbahar ne demek; kışa hazırlık devresi demek. Kış için hazırlıklar yapmak. Örneğin, tarhana, çeşitli salçalar, bulgur, kuskus, çeşitli turşular yapmak. Acaba bu devirde her şeyin hazırının olduğu marketlerde satıldığı bir zamanda, kaç aile vardır bunlarla uğraşan? Belki köylerde vardır.
Eylül ayı kışa hazırlık ayıdır. Yalnız yiyecek bakımından değil, ısınmak içinde hazırlıklar yapılır. Şehirlerin çoğunda doğal gaz var ama köylerde doğal gaz yok. Köyler kışa hazırlık olarak odun, kömür ihtiyacını karşılamak zorunda. Tabi buda bir masraf. Masraflar bir birine eklenince Eylül ayı enflasyonu da yüksek çıkacak, hazırlıklı olalım.
Her devrenin bir hazırlık safhası oluyor, bu bazen yiyecek konusunda, bazen diğer konularda. Eylül ayı okulların açılış ayı oluyor. O güne kadar okul bilmeyen çocuklar okulla tanışıyor, okullu oluyor. Bu da onlar için başka bir heyecan. Tabi bu heyecana ailelerin parasal harcamaları da gerekiyor. Bu pahalılıkta dar gelirlilere Allah yardımcı olsun.
Yalnız aileler mi kışa hazırlık yapıyor; kurumlar Vilayet, Belediyeler de kendilerine göre kışa giriyoruz deyip onlarda bir takım hazırlıklar yapıyorlar. Yol tamiratları, arızalı sokak lambalarını, su tesisatlarını onarmak. Belediyelerinde kendine göre hazırlıkları var. Belediyeler sadece bunlarla yetinmemeli, soğuk havalarda tıklım tıklım dolu olan kahvehanelerle de ilgilenmeli. Kapalı mekan olan kahvehanelerimizin kaç tanesinde havalandırma sistemi var, kaç tanesinin doğru dürüst tuvaleti var. Peki temizlik konusu hak getire, çaya, kahveye zam yaparken bunlar niye göz önüne alınmaz. Masa örtüleri haftada bir yıkanmalı, değişmelidir, iskemleler yırtık pırtık. Çaya zam yaparken bunlar niye görülmez. Kahvehane mefruşatı deterjanlı suyla haftada bir temizlenmelidir. Belediyemizden bu hizmetleri bekliyoruz.
Belediyemiz rutin işlerinin yanında güzel hizmetler de yapıyor. Ulus Pazarı ismiyle anılan Pazar kalktıktan bir kaç ay sonra Edirneli esnafın oluşturduğu Balkan Pazarı faaliyete geçmiştir. Bundan başka İstasyon mahallesindeki hurdacılar oradan kaldırılarak, güzel bir temiz ortam yaratılmıştır. Dilaverbey mahallesindeki şebeke suyu tesisleri tamamlanmıştır. Bunlar küçümsenecek hizmetler değil. Belediyemizi bu başarısından dolayı kutlarız.
Sen, sen ol hazırlıksız kışa girme. Çünkü YAZ BİTTİ…

ASIL İBADET

Yaşamın içinde ki, insanları, hayvanları, bitkileri gözlemleyip, (“ÖNCELİKLE KURANI ANLAMAK İÇİN OKUMANIN IŞIĞINDA,”) “İYİLİKLERİ ARTIRMAK, YAYMAK,” “KÖTÜLÜĞÜN TEMEL KAYNAĞI NEREDE?” diye düşünüp, çözümü bulup, insanları uyarmak kulluk vazifemiz.
Rabbimiz bu yolu bize, 39/66: ayetinde,
“Tek Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol!” diye bildirmiş.
İBADET: en açık haliyle işte bu.
Öyle beş farzla sınırlı değil, sonu yok!..
Kısaca: KARŞIMIZA ÇIKAN İYİLİKLERİN, ZORLUKLARIN HEPSİNE ŞÜKÜR’den sonra, iyilikleri geliştirmek, kötülüklerin nedenlerini bulup, azaltmak için mücadele etmek hem KULLUK VAZİFEMİZ hem de MÜSLÜMAN İBADETİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR!..
Müslüman’ın bir tanımı da: Tevrat’ın, İncil’in Kurana göre arınmış hallerine, Zebur’a, ve de hapsini doğrulayıcı, KORUNAN Kuran’ ı okuyup, uygulayan, cümle alemin iyiliğine çalışan insan!..
YAŞAMIN İÇİNDE YAPILAN İYİLİK, KOLAYLIK, BEREKET, KÖTÜLÜK, ZORLUK, BEREKETSİZLİK…
HEPSİNE ŞÜKÜR, AMA…
ŞÜKRÜN DE BİR SORUMLULUĞU VAR!..
O DA HATALARI BULUP DÜZELTMEYE EMEK VERMEK…

KENDİMİZ İÇİN DEĞİL, CÜMLE ALEMİN FAYDASINA ADANMAK İÇİN VARIZ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 21/ayet 35:
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtahan olarak, kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hapiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.
7/130: And olsun ki, biz Firavuna uyanları, düşünüp, ibret alsınlar diye, tuttuk, senelerce mahsul kıtlığı ve kuraklıkla kıvrandırdık.

Yazlıklardan göç başladı!

Birer birer sönüyor ışıklar.

Saros sahilleri mükemmel kuma, denize sahip ama mevsim çok kısa.

Haziran ortalarında başlayan hareketlilik Eylül ayı bile girmeden yerini sessizliğe bırakıyor.

Böyle olunca da zincir marketler bile kapatmak için her gün cirolarına bakıp duruyorlarmış.

Halbuki Enez dahil bir çok sahil bölgesinde doğalgaz da var artık.

Buna rağmen pek çok emekli deyim yerindeyse elini çekeni olmadığı halde kalmak istemiyor haklı olarak.

Haklı olarak diyorum çünkü sağlık açısından tedirginler bir çoğu.

Kalıp endişeyle yaşamaktansa bırakıp gitmeyi tercih ediyorlar.

Yüzlerce kez yazdım bu konuyu.

Yazlıkçılar nedeniyle nüfusu birçok ilçeden büyük olan Enez’de tam teşekküllü bir hastane yok.

Bırakın hastaneyi tedaviyi, iğne vurdurmak ilaçlarını yazdırmak için bile otostop çekmek zorunda kalıyor birçok yaşlı vatandaş!

Böyle olunca da belli bir yaşa gelmiş olan yazlıkçılar en güzel mevsimde bile kalmak istemiyorlar maalesef!

Peki ya haksızlar mı?

MİLYONLARA YAZIK

DÜNYANIN EN BEREKETLİ COĞRAFYASINDA, VATANININ, köyünün, taşının, suyunun, toprağının, hayvanının KIYMETİNE NANKÖRLÜK EDİLİRSE, gidilir elin ayak işlerinde heder olmaya!..
Niçin?..
Cebine para koyup, altına bir araba alıp, güya hayatını kurtardığını sanmaya!..
Elin oğlu, dünyaya üretir, satar, kazanır ama ne pahasına?..
Çalışanların sağlıksız işlerde, sağlığı gider; köyündeki bereket dolu gün, bulutlar, göğün rengini bile unutulur!..
Zaman çabucak geçer, GİTTİ ÖMÜR!…
Cebinde bol para, altında bir araba, geldin memleketine, “Rahat rahat geze, toza yaşayayım” diye!..
Ama cebindeki parayla, altında ki arabayla, evden doktora, doktordan eve!..
Bir de övünülür “İyiki param, arabam var ki doktora gidip ilaçlarımı alıyorum!..” diye!..
Hiç düşünülmez, “Sağlıklı olsaydım da çok param, lüks arabam, villam olmasa da olurdu” diye.

Beyin devrede olmayınca, eğitim sıfırın altında olunca, ülkesinin kıymetlerine nankör gelinirse, yaşam bir arabaya, cepte paraya yüklenirse, yazık oldu nesillere!..

Kuran'ı Kerim. Sure 21/Ayet 10: 

Andolsun, size içinde, sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hlâ akıllanmaz mısınız?