Kategori arşivi: Kültür-Sanat

Edirne, “Kahramanların değerli yayı”

Gönül UYANIKTIR
Doğup büyüdüğüm, yaşamakta olduğum kentle ilgili bilinmeyenleri, kalıplaşmış, uzun yıllar kabul görmüş söylemleri ya da az bilinip üzerinde fazla durulmayanları araştırmayı seviyorum. Bilgi dediğiniz her şey birbiri ile bağlantılı… Mesleğimden ve yerel gazete mantığından kaynaklı, okuduğum her haberde yorumda bir ‘Edirne’ bağlantısı arıyorum…
Bir araştırma sırasında, Abdülkadir Süleyman İnan’ın ‘Doğu Türk ve Moğol Folklorundaki “Edrene” Kelimesine Dair” isimli yazısına rastladım. Başkurt tarihçisi, halkbilimci, dilbilimci, öğretim üyesi; Arapça, Farsça, Rusça, Almanca ve bütün Türk lehçelerini bilen Abdülkadir Süleyman İnan’ın yazdıklarını okudukça kalıplaşmış bazı bilgilerin aslında ne kadar da araştırılıp soruşturulmaya muhtaç olduğunu düşündüm.
Rusya Yekaterinburg Çıgay Köyü’nde 26 Eylül 1889 tarihinde doğan ve çeşitli kültürel ve siyasi çalışmalarla tanınan İnan, 1925 yılında Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelip yerleşiyor. İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde hocalık yapan Abdülkadir Süleyman İnan’ın araştırma ve yazılarında ‘Edirne’ adının kökenine dair de bilgiler yer alıyor. Atatürk’ün teşvik ve takdiriyle üniversitelerde hocalık yapan İnan, daha sonra Turancılık meselesinden yargılanıp görevlerinden alınıyor. (Ölüm tarihi ve yeri 1 Ekim 1976, İstanbul)
Edirne Türkler’in eline geçtikten bir süre sonra Adrinople olarak kullanılan adı Edrene olarak telaffuz edilmeye başlanıyor. Bu isim de Edirne ve çevresinde imal edilen ve Osmanlı Ordusunda çok değerli sayılan yayların, Türk lehçelerindeki ismi ile örtüşüyor. Bu lehçelerde, ‘yay’ ve ‘KAHRAMANLARIN DEĞERLİ YAYI’ anlamına gelen Edrene, Edrine, Adrina kentimizin ismi ile aynı şekilde telaffuz ediliyor. (Edirne’de imal edilen yaylar imparatorluk dışındaki Türk devletleri tarafından da çok değerli sayılıyor ve kahramanların kullandığı yay şeklinde ifade ediliyor.)


Oysa bizim Edirne adına ilişkin kalıplaşmış bilgimiz şu: Edirne, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından M.S. 120’de yeniden imar edildiği için, buna izâfeten, “Hadrianapolis” ismi verilmiş. Doğu Roma (Bizans) zamanında “Adrinople’” olarak anılmış, Türkler Edirne’yi fethedince, bu isme uyumlu olarak ilk önce “Edrine” demişler, sonradan bu kelime halk arasında “Edirne” olmuş… Peki, Edrine adı ‘Adrinople’dan mı benzeşerek dönüşüyor, yoksa Türk lehçelerindeki ‘kahramanların yayı’ ‘yay’ anlamından mı geliyor?… Ya da Edrine’nin çok değerli yayları Türk lehçelerine, bir savaş ve spor aletine isim olarak mı geçmiş.? Abdülkadir Süleyman İnan, tüm Türk lehçelerine hakimiyeti nedeniyle bu konuya da yazısında açıklık getirmiş, bir pencere açmış.


KAZAK- KIRGIZ- KALMUK- MOĞOL-BAŞKURT LEHÇELERİNDE EDRENE
Genel geçer kalıplaşmış bilginin aksine Türk Lehçeleri Profesörü Abdülkadir Süleyman İnan; Kazak-Kırgız, Kalmuk-Moğul epopelerinde (destan) KAHRAMANLARIN YAYI, Başkurt lehçesinde ise umumiyetle bir nevi YAY anlamını ifade eden ‘EDRENE’ kelimesinin menşeini şu şekilde açıklıyor.
“ Profesör G. J. Ramstedt 1936’da neşrettiği “Kalmuk Sözlüğü”nde Kalmuk halk edebiyatında ve yazı dilinde tespit edilen ‘EDRENE’ kelimesini “okun kirişe dayanan kalın ucu (?), kahramanın büyük atış yayı, Başkurtça ‘â d r i n e’ gerilmiş kirişli bir yay” diye izah ediyor. Ramstedt’in gösterdiği kaynaklara göre, bu kelime Kalmuklar’ın eski destanlarından Dzangar’da bulunmaktadır. O, bu kelimeyi Başkurtça ‘â d r i n â’ kelimesiyle karşılaştırmakla iktifa etmiştir. Bu güne kadar malûm olan Türk lehçeleri sözlüklerinde yay manasına gelen ‘â d r i n e’ kelimesi ancak Başkurt lehçesinde tespit edilmiştir. Son yıllarda neşredilmiş bir Başkurt sözlüğünde ‘e d r e n e’ kelimesi “kemik ve kurt siniriyle kaplanmış yay” diye izah edilmiştir.


EDRENE : EN KIYMETLİ YAY
Başkurt Etnografyasına dair pek önemli eser yazan S. I. Rudenko da, Katay Başkurtlarının kullandıkları yayın ‘e d r i n e’ olduğunu kayıt ve resmi ile vermektedir. Kataylar’ın kullandıkları edrine-yay (S. 1. Rudenko’dan) Kalmuk destanlarında anılan ve okçu Başkurtlarda en kıymetli yay sayılan ‘edrene’- ‘edrine’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci payitahtı olan Edirne’nin adıyla adlanan bir yay olduğu Türkolog ve mongolistlerden kimsenin hatırına gelmemiştir. Bir türlü kıymetli yay ifade eden ‘edrene’, kelimesinin etimolojisi hâlâ karanlık sayılmaktadır.
Kalmuk Destanı Dzangar’da “kahramanın atış yayı” ve Başkurtlar’da “kemik ve kurt siniriyle kaplanmış yay” demek olan ‘edrene’ ‘adaranâ’ kelimesinin menşeini Doğu Türkleri’nin folklor materyallarının tetkiki bize pek açık göstermektedir. Sir-Derya kıyılarında tespit edilen Kazakça “Adil Sultan” destanında şu parça vardır:
“Üç casına kelgende Adil Sultan, cas sultan çamırkandı, gamlandı çın temirdi çarlandı edrene ‘sin tizine salıp kurdu indi atkan çerdi eşik eşik col etti er tizinden kan etti tutkalından şart ketti tartkan çayı (yayı) sultandın.”
KIRIM ŞEHZADESİ ADİL SULTAN DESTANI, EDRENE VE EDİRNE
Adil Sultan Destanında ‘edrene’, Başkurtça ve Kalmukça’da olduğu gibi, doğrudan doğruya yay manasına kullanılmıştır ki yay mefhumunu ifade eden arkayik bir kelime zannolunur. Orta Asya Kırgız- Kazakları eski kahramanların “edrene” denilen bir türlü yay kullandıklarını yalnız destanlarından bilirler, İrtiş havzasındaki Kırgız-Kazaklar ise “edrene”nin Başkurt icadı olan yay olduğunu söylerler. EDRENE’nin EDİRNE şehrinin adını taşıyan, orada veya dolaylarında yapılan yaylardan başka bir şey olmadığını Adil Sultan Destanı’nın Kögenni Kıyat’ta tesbit edilen Kırım rivayetindeki şu parça pek açık göstermektedir:
“Kırım hanlığında Adil Sultan (adlı) genç sultan (prens) vardı. On yaşına geldi. Ona İstanbul’daki Sultandan ferman geldi; Acem şahın fethini senden isterim, dedi. Balyemezden top al Tobrucadan at al”… Adil Sultan destanının konusu 1578 yılında Türk-İran savaşında İranlıIara esir düşen Kırım şehzadesi Adil Geray’in macerasıdır. (Bak Abdülkadir, Orta Türk destanları ve Kırım.: Adil Sultan. Emel dergisi, 1931, sayı 5 ve 11), ® Zarif Taşkendî «Edebiyati Kazakıye» Kazan 1909, s. 9-18. “Edirne’den cay (yay) al Baha’dan uzun ok al”
KIRIM HALKI EDİRNE’NİN YAYI BABAESKİ’NİN OKUNU UNUTMAMIŞ
Bir acem, Adil Sultana şöyle diyor;
“Adil Sultan efendim Balyemezden topun yok Tobrucadan atın yok Edime’ den cayın yok Baha’dan alağan okun yok.” Başkurtça’da e d r e n e, Kalmukça’da a d b r b n â diye söylenen bu kelime Kırım rivayetinde, son zaman söyleyişine göre, ‘E d i r n e’ şeklindedir. Şüphesizdir ki Kırımlılar, bu yayın Edirne yayı olduğunu unutmamışlardır. Kırım rivayetindeki “Baha’dan uzun ok al„ mısraındaki “Baba,, nedir? Bunun da Edirne çevresindeki Babaeski olabileceği hatıra geliyor. Her halde XVI’ncı asırda Türkiye mamulâtından olan ‘Edirne yayı’ Başkurt ve Kırgız ülkelerinde Balyemez’in topundan ve “Baba”nın okundan daha çok tanınmıştır. Edirne’de yapılan yayın, XVI. asırda “edrene” “edrine” adıyla yayılması o zaman bu şehrin adı “E d r e n e” telaffuz edildiğini gösterse gerektir.
17’nci asır şairlerinden Nef’inin “Edrene şehri mi bu ya gülşen-i me’va mıdır Anda kasr-ı padişahı cennet-i âlâ mıdır” beytindeki Edrene’nin sırf vezin icabı değil, o zamanki telâffuza da uygun olduğunu kabul etmek mümkündür. Radlloff, Proben, VII, s. 215. Ayni eser, 219”
BAŞKURTLAR KİMDİR :
Başkurtlar Ural Dağları’nın İdil (Volga) havzasının kuzey kesiminde bozkırlarda yaşarlar. Yaşadıkları bölgeye Başkırdistan denir, başşehri Ufa’dır. Başkırt (Başkurt) Türkleri’ne mensup olan A. Zeki Velidi Togan’a göre Başkırt kelimesi Beş Ogur’dan gelmekte, asılları Türkistan’ı terkederek kuzeye ve sonra batıya geçen Kıpçak Türkleri’ne dayanmaktadır. Hatta bir kaynağa göre bunlardan bir grup Macaristan’a kadar gitmiştir. XI’nci yüzyıla kadar şaman oldukları, Moğol hâkimiyetinden önce İslâmiyet’i kabul ettikleri bilinmektedir. Askerlerini ateşli silahlarla değil, sadece ok, yay ve süngü ile teçhiz ediliyorlardı. Rus ordusunun Berlin işgalinde ön saflarda yer alıp Almanlara korkulu anlar yaşattılar. 1812-1814 Rus Napolyon savaşların gönüllü olarak katılıp Paris’e kadar da savaşarak vardılar. Ustaca ok yay kullandıkları için Fransızlar’ın “Kuzeyli Amur” (Kuzeyli yakışıklı adamlar) dediği Başkurtlar, iki oku dişlerine, ikisini de eline alarak dört oku peş peşe seri şekilde attıktan sonra süngü ile düşmana saldırmaktaydı. 1861 yılına kadar Rusya’da resmi kölelik sistemi vardı, yani basit halk köle iken Başkurtlar özgürdü.
EDİRNE YAYI BABAESKİ OKUNUN MACERASI
Avrupa’ya kendilerini hatırlaması için Başkurtlar hatıra olarak meşhur Alman yazar ve şair Johann Wolfgang von Goethe’ye ok yay hediye etmişler. Rivayetlere göre Goethe ömrün sonuna kadar bahçesinde ok atarak zaman geçirmiş. Şimdilerde o yay, Goethe müzesinin deposundaymış. Diğer hatıra, Schwarz şehrinin kilisesinin çatısında bulunan ok. Rivayetlere göre Başkurtların oklarının etkin bir silah olduğundan şüphe duyan yerli halka göstermek için askerlerden biri kilise çatısına ok atmış. Ok çatıyı delmiş ve orda kalmış. Zamanla çürüdüğü için demir ok ile değiştirilmiştir… İşte o oku fırlatan yay Edirne’de, ok ise Babaeski’de üretilenler olabilir…

Yeşilay danışanlarından ‘tertemiz’ sergi

Olgay GÜLER
Edirne’de Yeşilay Danışmanlık Merkezleri’ne (YEDAM) başvurarak hizmet alan danışanların, Halk Eğitim Merkezi usta öğreticilerin yardımıyla hayatlarında açtıkları tertemiz sayfayla tasarladıkları eserler, düzenlenen sergiyle vatandaşların beğenisine sunuldu.


Bağımlılıkla mücadele için Yeşilay Edirne Şubesi’ne başvuranların, Halk Eğitim Merkezi’nde görevli usta öğreticiler eşliğinde tasarladıkları eserler, oluşturulan sergiyle beğeniye açıldı. Toplam 60 danışanın 384 eserinin sergilendiği Edirne’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen açılışına Edirne Vali Yardımcısı Ali Uysal, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Ertuğrul Tanrıkulu, Cumhur İttifakı Edirne Belediye Başkan Adayı Belgin İba da, Edirne Şube Başkanı Müzekka Bayrak ve vatandaşlar katıldı.


Açılışta konuşan Şube Başkanı Bayrak, Edirne ve Keşan YEDAM’da bağımlılıkla mücadele kapsamında 2023 yılında 1191 kişiyle görüştüklerini söyledi. Bayrak, “Bağımlılıklardan uzak sağlıklı bir yaşam sürmek isteyen Yeşilay Danışmanlık Merkezi’ne başvurarak destek alan danışmanlarımızın, İl Milli Eğitim Müdürlüğü Halk Eğitim Merkezi’nde görevli usta öğreticimizin önderliğinde tasarladıkları ürünlerin sergisini açıyoruz. 2023 yılında Edirne ve Keşan YEDAM tarafından bağımlı ve bağımlı yakınlarıyla gerçekleştirilen görüşme sayısı 1191 kişidir. Bağımlılıklarla mücadelemizde Yeşilay’a destek veren başta valimiz Yunus Sezer olmak üzere tüm kurumlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz, iyi ki varsınız, iyi ki Yeşilay var diyoruz” dedi.


Vali Yardımcısı Ali Uysal da, günümüzde madde bağımlılığının yanı sıra teknoloji ve sosyal medya bağımlılığıyla da mücadelenin önemine vurgu yaptı. Uysal, “2023 yılında 120 başvuran olmuş merkezimize. Bu başvuruların yüzde 90’ı madde bağımlılığı. Artık günümüzde teknoloji bağımlılığı adı altında yeni bir bağımlılık var. Bunun yanında sosyal medya bağımlılığı var. Buna da çok dikkat etmemiz gerekiyor. Gençlerimizi doğa ile tabiat ile buluşturmamız lazım. Bu anlamlı etkinlik için Yeşilay’ı kutluyorum” diye konuştu.

Selimiye’nin 594 penceresi yenilendi!

Olgay GÜLER
Türk- İslam mimarisinin zirve eserlerinden, Mimar Sinan’ın ‘ustalık eserim’ dediği Edirne’deki Selimiye Camisi’nin 594 penceresi, restorasyon kapsamında yenilendi.
Edirne’de yıllık ziyaretçi sayısı 1 milyonu geçen, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camisi’nde, 25 Kasım 2021’de başlanan restorasyon çalışmaları sürüyor. Tarihi yapıda kurşun yenileme ve taş onarımları tamamlandı, 4 minaresinden 3’ünde de çalışmalar bitirilip, iskeleler söküldü.


Çalışmalara ilişkin bilgi veren Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Ahmet Saraç, “2021 yılı Kasım ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce başlatılan restorasyon çalışmaları hızlı bir şekilde devam etmekte. Camimizin dış cephe onarımlarında son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Bu kapsamda caminin dış cephe temizlikleri, taş onarımları, kurşun yenileme işlemleri tamamlandı. 3 minaremizin restorasyon çalışmaları tamamlanıp, iskeleleri söküm aşamasındadır. Dördüncü minaremizde de onarım çalışmalarına devam ediliyor” diye konuştu.


‘ESKİ İHTİŞAMIYLA KAZANDIRACAĞIZ’
İç mekanda araştırma raspaları ile oymaların da tamamlandığını dile getiren Saraç, “Kalem işi proje çalışmalarımız ve uygulama çalışmalarımıza da devam ediyoruz. Camimizin kündekari kapı ve pencere kepenklerinin konservasyon ve restorasyon çalışmaları, atölyelerimizde devam ediyor. Oralarda da son aşamaya gelmiş durumdayız. Camimiz bu süreçte ibadete ve ziyarete açık durumdadır. Edirne’nin simgesi Selimiye Camisi’ni en kısa sürede eski ihtişamıyla hem ibadete hem de iç ve dış turizme kazandıracağız” dedi.


Camideki 594 pencerenin de yenilendiğini kaydeden Saraç, “Minare külahı altında bulunan 1 adet çinimiz, aynı ebat ve forma üretilerek yerlerine montajları yapıldı. Bunun yanında betonarme olan tüm içlik ve dışlık pencerelerimiz söküldü, yerine yeni pencerelerimiz yapıldı ve montajları da tamamlanmak üzere” diye konuştu.

EFOD’dan sınır ötesi ‘dostluk’

Olgay GÜLER
Edirne Fotoğraf Sanatı Der-neği ve Yunanistan Aleksand-rapoli Trakya Yaratıcı Fotoğ-rafçılık Derneği arasında, fotoğraf çalışmaları ve projeleri içeren işbirliği protokolünün ilk adımı, ‘EFOD Nilgün Erman Sokak Fotoğrafları’ proje atölyesinin ‘Sokağın Gözü’ adlı sergisiyle, Dedeağaç’ta atıldı.
EFOD ve Aleksandrapoli (De-deağaç) Trakya Yaratıcı Fotoğrafçılık Derneği arasında fotoğraf sergileri, fotoğraf eğitim çalışmaları ve projeler için işbirliği protokolü imzalandı. Kültürel, sanatsal etkileşim ve dostluk bağlarının gelişmesinin hedeflendiği işbirliğinin ilk adımı ise Dedeağaç’ta ‘EFOD Nilgün Erman Sokak Fotoğrafları’ proje atölyesinin ‘Sokağın Gözü’ adlı sergisiyle atıldı. Dedeağaç Kent Müzesi’nde gerçekleştirilen serginin açılışına Yunanistan Edirne Konsolosu Aris Radiopoulos, Dedeağaç Belediye Başkan Yardımcısı, iki derneğin yönetimiyle üyeleri katıldı.


‘SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNE İNANIYORUZ’
İki ülkenin dernekleri arasında hayata geçen işbirliğiyle ilgili konuşan EFOD Başkanı Serdar İyiiz, yapılan çalışmanın bir Avrupa Birliği projesi olmadığını özellikle vurgulamak istediğini kaydetti. İyiiz, “Çünkü protokol içindeki etkinlikler her iki dernek üyelerinin maddi ve manevi özverileriyle hayata geçirilecektir. Kültürel, sanatsal etkileşim ve dostluk bağlarının gelişmesi açısından her iki dernek de bu protokole çok önem vermektedir. Dolayısıyla bu iş birliğinin ilk adımı olarak sergimizi açtık. 2024 yılı Nisan ayında Trakya Yaratıcı Fotoğrafçılık Derneği’nin de bir sergisi Edirne’de açılacak. Sanatın birleştirici gücüne inanıyoruz” dedi.

EFOD yeni yöneticilerini seçti

Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği ( EFOD) 12 Ocak 2024 Cuma günü olağan genel kurulunu yaptı. Dernek binasında gerçekleştirilen genel kurulda Yönetim Kurulu Asıl Üyeliklere, mevcut başkan Serdar İyiiz, Hasan Karakaş, Tamer Yavuz, Özlem Demir, Cüneyt Varna seçildiler.
Seçim sonuçlarına göre görev paylaşımları şu şekilde gerçekleşti:
EFOD YÖNETİM YEDEK ÜYE LİSTESİ : Özgür Barış Çoban, S. Sevil Erdal, Nagehan Gürkaynak, Selva Atalan, Çiğdem Girgin
TFSF ASIL DELEGE LİSTESİ : Serdar İyiiz, Behiç Günalan, Tamer Yavuz, Özlem Demir
TFSF DELEGE LİSTESİ YEDEK : Hüseyin Koşar, Hasan Karakaş, Nagehan Gürkaynak, Cüneyt Varna
EFOD DENETLEME KURULU ASİL LİSTE : Nilgün Erman, Hüseyin Koşar, Alparslan Bolu
EFOD DENETLEME KURULU YEDEK LİSTE : Arzu Hülya Nalçakan, Mustafa Korkmaz, Remziye Sivri

Topluluk’tan Klasik Türk Müziği Konseri

Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu’nca düzenlenen “Gönülden Gönü-le” Klasik Türk Müziği Kon-seri 18 Ocak 2024 Perşembe günü gerçekleştirilecek.
Şef Halil Erseven’in yönetmenliğinde Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu Konser Salonu’nda düzenlenecek konser saat 20.00’de başlayacak.
“Gönülden Gönüle” Klasik Türk Müziği Konseri’nin biletleri, biletinial.com ve sanat cepte ile Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu’nun gişesinden temin edilebilecek.

Özlem Ağırgan’dan gerçek hayatlar!

Gönül UYANIKTIR
Edirne Kütüphanesi önceki müdürlerinden Özlem Ağırgan, iki yıla, “Yeni Zengin Ahmet Efendi” ve “Yaşanmışlıklar” ismini verdiği iki kitap sığdırdı. İlkinde hem ailesinin biyografik romanını yazdı, hem de bir dönemin Edirne’sini adeta bir tablo gibi ortaya koydu. ‘Yaşanmışlıklar’da da kendisi ve eşi merhum Mehmet Deniz Ağırgan özelinde iki farklı bölge ve şehrin insanlarının, örf ve adetlerinin, karşıtlıklarının ve tanıştıklarında uyuşup kaynaşmalarının öyküsünü anlattı.


Edirne’de geçmişten bu güne ‘Yeni Zengin Ahmet Efendi’ lakabı ile tanınan dedesi merhum Ahmet Şenkal’ın yaşamından kesitlerin yer aldığı kitap, sondan başa doğru Eski Cami’deki cenaze töreni ile başlıyor. Daha sonra Ahmet Efendi’nin ailesine yöneliyor. 1897 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında geniş arazilerini geride bırakarak Batı Trakya’dan Edirne’ye gelen Yeni Zengin ailesine Kirişhane semtine toprak veriliyor. Özlem (Gürsel) Ağırgan; Yeni Zengin Ahmet Efendi kitabının ön sözünde; “Kitabı; Dedem Ahmet Efendi (Şenkal), eşi Behiye Hanım (Fenerci) Şenkal ve kızları annem Saime (Şenkal) Gürsel, teyzelerim Zeynep (Şenkal) Solman, Emine (Şenkal) Ertür, İhsan (Şenkal) Türksen’e armağan ediyorum” ifadesini kullanıyor ve kitabının içeriğine ilişkin olarak da şöyle diyor:
“DEDEM YENİ ZENGİN AHMET EFENDİ”
“Şehirler, onları var kılan bireylerin renkli yaşam biçimleriyle ayakta kalırlar. Geçmişten bugünlere aktarılan gelenekler, görenekler ve sanat eserleri yeni yaşananlarla eskileri arasında köprü oluşturur. İşte tam bu nedenle aktaracağım yaşam öyküsü, ilginizi çekecek sanırım.
Elinizdeki kitap bir biyografik roman, gerçek olaylar, gerçek kişiler ve mekanlar roman biçiminde aktarılmıştır. Tarihsel olaylarla Edirne’nin Balkan Savaşı sonrasında iki ailenin Yeni Zengin Ahmet Efendi ve Ahmet Fenerci ailesinin, yeşermiş bir aşkın sonucu yollarının kesişmesi ve o dönemdeki yaşam biçimlerinin aktarılması ile ortaya çıktı. Yeni Zengin lakabı ile tanınan Ahmet Efendi’nin yaşam öyküsü, bir dönem Edirne’sini ve yaşam biçimini sizlere ya hatırlatacak ya da tanıtacaktır “


ÖZLEM VE MEHMET’İN YAŞANMIŞLIKLARI
Özlem Ağırgan’ın, “Yaşanmışlıklar / Bir Ömür Böyle Geçti” ismini verdiği ikinci biyografik romanı ise, eşi Mehmet Deniz Ağırgan’ın Hatay Erzin’de 1945 yılında başlayan yaşam serüvenden yola çıkıyor. Kitabın ilk bölümünde bölgenin ve aile yapısının özelliklerine, Mehmet’in çocukluğu ve okul yaşamına ilişkin akıcı bir anlatımla devam ediyor. Mehmet’in babasından habersiz, annesinin desteği ile İstanbul’daki üniversite yılları, aile bağları, hem okuyup hem çalışırken başından geçenler ve Özlem’le tanışması…
Kitap iki gencin tanıştıktan sonra yaşadıkları, aile kurup çoluk çocuğa kavuşmaları, güzel ve sıkıntılı günleri, oğulları Özgür ve Önder’in doğumları, çocukluk ve okul yılları yalın ve sürükleyici bir dille anlatılıyor. Kitabın son bölümü Özlem’in Önder’siz ve Mehmet’siz kalışı ve sonrası ile tamamlanıyor. Özlem (Gürsel) Ağırgan kitabın ön sözünde, toplumları yaşatmanın en etkin yollarından birinin gelenek ve göreneklerin nesillerden nesillere aktarılması ile mümkün olduğunu vurguluyor ve şöyle diyor :


“Her bireyin yaşanmışlıkları, ister istemez aynı zamanda toplumu da etkiler. Bu nedenle özel yaşam biçimleri önemlidir. Farklılıklar; topluklar için kültür aktarımı için gereklidir ve bu farklılıklar toplumu zenginleştirir. Zaman zaman çatışmalar olsa da toplumun düşünce açısından gelişmesinde ve aktarımların, ortak değerlerin kabullenilmesinde etkin rolü olduğu görülür. Elinizdeki bu biyografik roman, gerçek bir hayat öyküsünden, gerçek kişiler, gerçek yerler ve gerçek olaylarla roman üslubu ile sizlere aktarılmaktadır. Farklı coğrafyalarda ve farklı kültür yapılarında olan iki ailenin çocuklarının aşık olmalarıyla başlamış, çıkar ilişkileri nedeniyle engellenmiş, uzlaşmayla son bulmuş bir aşkın öyküsüdür.”

Koleda yine korkuttu!

Olgay GÜLER
Trakya’nın çeşitli bölgelerinde farklı isimlerle kutlanan ve kötü ruhların kovulduğuna inanılan Balkan geleneği, Kırklareli’nin Babaeski ilçesine bağlı Büyükmandıra beldesinde ‘Koleda’ adıyla kutlandı.
Kırklareli’nin Babaeski ilçesine bağlı Büyükmandıra Beldesi’nde 6 yıldan bu yana kutlanan ve geleneksel hale gelen Balkan geleneği olan ‘Koleda’, bu yıl da renkli görüntülerle sahne oldu.

Trakya’nın çeşitli bölgelerinde farklı isimlerle, kış aylarının en soğuk günlerinde kutlanan gelenek için Büyükmandıra’da çok sayıda vatandaş bir araya geldi. Büyükmandıra Beldesi’nce düzenlenen geceye katılan vatandaşlar yüzlerini boyayıp, beyaz çarşaf giydi. Kutlamalar öncesi evlerinde toplanan halk, yüzlerce yıldır olduğu gibi korku hikayeleri anlattı. Korku hikayelerinin anlatılmasın ardından kabak tatlısı pişiren belde halkı, ellerinde meşalelerle evlerin camlarını çalarak içeridekileri korkuttu. İnanca göre; evlerinde kabak tatlısı pişirip yiyenler korkmazken, kabak pişirmeyenler ise korkuyor.


‘KIŞIN KASVETLİ RUHUNDAN KURTULUYORUZ’
Büyükmandıra Belediye Başkanı Ersan Çölgeçen etkinlikte vatandaşlarla birlikte eğlenip kötü ruhlardan arınıldığına inandıklarını belirtti. Çölgeçen, “Bu gecede, kışın en soğuk zamanlarında makaslarımızı iple bağlayıp, kilimin altına atıp evcil hayvanlarımızın yırtıcı hayvanlardan korunduğuna inanıyoruz. Fırınlarımıza, kuzinelerimize tabaklarımızı atıp, kokusuyla kötü ve karamsar olayların olmayacağına inanıyoruz. Koleda’mız yaklaşık 1000 yıllık bir gelenek ve beldemizde 6 yıldır kutluyoruz. Trakya’dan katılım yüksek oluyor, vatandaşlarımızla beraber eğlenip kışın kasvetli ruhundan arınıyoruz. Kadınlarımıza da çok teşekkür ediyoruz, 2 aydan beri uğraşla bu etkinliğe hazırlandılar, onlara da çok teşekkür ediyorum. Her şeye bir kadın elinin değmesi olayı daha güzel hale getiriyor, onlara çok teşekkür ediyorum” dedi.


‘ÇOK EĞLENECEĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM’
Etkinliğe ailesiyle birlikte katılan Ali Arda Akay (13), “İnsanları korkutacağım, 1000 yıllık bir gelenek olduğunu biliyorum. Çok eğleneceğimi düşünüyorum. Arkadaşlarımızla beraber katılıyoruz. Makyajımı da ben seçtim, özel yaptırdım. İnsanların camlarını çalıp, kendimi gösterip kaçacağım” diye konuştu.


‘HER SENE COŞKUYLA KUTLANIYOR’
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinden gelen Agah Temurlenk de Koleda’yı her sene coşkuyla kutladıklarını söyledi. Temurlenk, “Koleda, yıllardır süre gelen bir gelenek. Her sene yapıldığı için coşkuyla kutlanıyor. Bölgede tüm Trakyalıları toplayan bir etkinlik. Biz de her sene katılıyoruz. Bir konser etkinliği olacak, daha sonra çeşitli gösteriler ve eğlenceler olacak. İnsanların pencerelerine vuruyoruz, korkutuyoruz. Böyle bir gece” ifadelerini kullandı.


‘İNSANLARI KORKUTUP EĞLENECEĞİZ’
Demir Kösegil de gece boyunca kötü ruhları kovacaklarını belirtti. Kösegil, “Lüleburgaz’dan geliyorum. Kötü ruhları kovmak için yapılıyor diye biliyorum. Eğleneceğimizi düşünüyorum. İnsanları korkutacağız ve eğleneceğiz” dedi.

Anne mirası, Edirne’ye armağan

Gönül UYANIKTIR
Edebiyat Öğretmeni merhum Talia Yaveroğlu Demirer’in, daha önce üzerinde hiçbir araştırma yapılmayan ‘Edirne Ağzı’ konulu mezuniyet tezi, 70 yıl sonra oğlu tarafından kitaplaştırıldı. Ahmet Gökhan Demirer, babası Sırrı Doğan Demirer’in “ilerde değerlendirilir” diyerek özenle sakladığı anne mirası; içinde ‘Gramer Hususiyetleri’, ‘Konuşma ve Masallar’, ‘Şarkı ve Türküler’, ‘Maniler’, ‘Bilmeceler’, ‘Sözlük’ ve üç masalın yer aldığı ‘Edirne Ağzı’ isimli kitapla kent kültürüne kazandırdı. Gökhan Demirer, kitabın kapak fotoğrafı olarak da ailenin maliyeci ve sanatçı ekolünden, merhum Sükuti Arıer’ın 1973 yılında Ortakçı Köyü’nde çektiği fotoğrafı kullandı. Kitap, 2023 yılı Aralık ayının son günlerinde Ceren Yayıncılık tarafından basıldı.


“EDİRNE’YE SONSUZ SEVGİMLE HAZIRLADIM”
Edirne’nin Yeniimaret semtinde doğan Talia Yaveroğlu, Edirne Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünde okudu ve 1953 yılında mezun oldu. Talia Yaveroğlu, mezuniyet tezinin önsözünde, tez konusu olarak aldığı ‘Edirne Ağzı’ hakkında hiçbir ilmi araştırma yapılmadığını belirtiyor ve “Buna sebep olarak bizde dil çalışmalarına çok geç başlanmış olmasını ve Edirne’nin son asırda her bakımdan ihmal edilmiş olmasını görüyorum. Doğduğum ve büyüdüğüm Edirne şehrine olan sonsuz sevgim beni bu vazifeyi hazırlamaya sevk etti” ifadelerine yer verdiği görülüyor.


ŞİVELER BALKAN KAVİMLERİNDEN GÖÇLERDEN ETKİLENDİ
Talia Yaveroğlu Demirer, Edirne halkının son senelerde Balkan kavimlerinin muhacereti ile çok karıştığını bu yüzden malzeme toplamakta güçlük çektiğini belirterek şivelerin de bu karışıklıktan etkilendiği konusuna dikkat çekiyor. Köylülerin şiveyi saf olarak muhafaza ettiklerini düşünerek malzemenin büyük kısmını, masalların ekseriyetini, iki konuşmayı ve türkülerin bir kısmını, Edirne’ye 25 km. mesafedeki Ortakçı Köyü’nden aldığını kaydediyor. Talia Demirer’in oğlu, A. Gökhan Demirer, bugün yapılması mümkün olmayan 70 yıllık mezuniyet tezine ilişkin ‘Editörün Notu’nda şunları yazıyor:


AHMET GÖKHAN DEMİRER ANNE MİRASINI EDİRNE’YE ARMAĞAN ETTİ
“Annem, Ankara Üniversitesi Ankara Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezuniyet ödevini Edirne’de, dayısının köyü Ortakçı’da yaptığı derlemeler ile Edirne ağzı üzerine yapmıştır.19521953 öğretim yılına ait bu çalışması bugün Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü Kütüphanesi, Nr.1275’te kayıtlı olup, Prof. Dr. Selâhattin Olcay tarafından kaleme alınan ‘Doğu Trakya Yerli Ağzı’ isimli 1995 tarihli Türk Dil Kurumu yayınında kaynak çalışma olarak yer almaktadır. Bilim insanı merhum Mecdut Mansuroğlu, 1959 yılında yapmış olduğu Edirne Ağzında Yapı, Anlam, Deyim ve Söz Dizimi Özellikleri çalışmasında o güne kadar Edirne ağzı üzerine yapılmış bir çalışma olmayışından bahisle, anneme teşekkür etmektedir.


GÖÇLERLE BİRLİKTE TRAKYA AĞZI DA DEĞİŞTİ VE DÖNÜŞTÜ
Bu eseri kitaplaştırırken inceleme fırsatı bulduğum Edirne ve Trakya ağzı hakkında farklı Trakya üniversiteleri kaynaklı bazı yayınlar, geçmiş yayınların yetersizliğinden bahsediyorlar, fakat sadece kendi yakın çevrelerinde yapılan çalışmalardan haberdar görünüyorlardı. Ben dil bilimci değilim, lakin çok yalın bir gerçek, yıllar içinde çok farklı bölgelerden artarak süregelen göçler ile, annemin ve Mansuroğlu’nun yetmiş yıl önce belirttiği üzere, Edirne ve Trakya ağzının hızla değiştiği ve dönüştüğüdür. Dolayısı ile gerek annemin bu lisans tezi ve gerekse onunkine yakın yıllarda 1950’lerde yapılan Edirne ağzı çalışmalarının bugün artık yapılmaları neredeyse imkansız veya çok zordur. Bu çalışmaların dil bilimden öte, benzersiz ve çok değerli birer kültürel antropolojik kaynak oldukları muhakkaktır. Zira bu kitaplaştırma çalışmasını yaparken edindiğim 2021 tarihli ve 1380 sayfalık tuğla hacminde bir Trakya ağızları sözlüğünde: endoskopi, endüstri, endotermik, dijital, dizayn, jakuzi, jenerasyon, jeofizik sözcüklerine rastlarken, annemin bu çalışmasında yer verdiği pek çok yerel sözcüğü bulamamış olmak bana tebessüm ettiriyor.


KİTABIN ÖN SÖZÜNÜ BELEDİYE ESKİ BAŞKANLARINDAN GÜNGÖR MAZLUM YAZDI
Annemin ölümünün ardından, bu çalışmasının bendeki pelur kağıda daktilo edilmiş karbon kopyasından bir pdf dosyası oluşturup bir kaç nüsha çoğaltmış, bir nüshasını da Edirne eski belediye başkanı, Edirne Yerel Tarih Grubu kurucusu, başkanı ve yazar, değerli büyüğüm sayın Güngör Mazlum’a vermiştim. Bir zaman sonra kendisiyle buluştuğumda, bana annemin çalışmasını büyük bir keyifle okuduklarını, bu çalışmada yer alan manilerin, bulmacaların ve türkülerin çoğunun artık bilinmediğinden bahisle bu çalışmanın bir kitaba dönüştürülmesinin Edirne için çok değerli bir kültür hizmeti olacağını söyleyince hevesle ve mutlukla işe koyuldum. Kısa sayılabilecek bir sürede, günümüz teknolojisinin de yardımı ile çalışmayı dijitalize ettim. O günün koşullarında daktilo etmenin zorluğunun sebep olduğu bazı yazım hataları hariç çalışmanın dili de dahil, orijinal haline pek dokunmadım. Annemin önsözündeki kendi dipnotlarından ayrı olarak, diğer bölümlere sadece bir kaç kısa dipnot ekledim. Sadece, annem ve anneannemden vaktiyle çok dinlediğimiz ve 1950’lerde büyüklerin geceler boyu tefrika ederek anlattıklarını bildiğim Tülübarak dahil üç güzel masalı da kitabın sonuna koydum. Masallar genel olarak toplumsal cinsiyet temsilleri, insan-çevre ilişkisi bağlamında kültürel çalışmalar için zengin bir malzeme sunmaktadır.


BALKAN MİTOLOJİSİNDEKİ AYI FİGÜRÜ OLUMLU KONUMDA
Kitaptaki Kurbağa, Çerkeve Kızı, Tülüce, Tülübarak ve Kara Boncuk masallarının, ince bir mizaha yaslanan kurguları, naif melodramatik sahneleri ve kahramanları ile klasik masalları tersyüz eden birer karşı masal olarak da okunabileceğini değerlendiriyorum.
Burada andığım son üç masalın önemli bir kahramanı olan ayı figürünün de doğu anlatılarında çoğunlukla olumsuz bir yerde olmasının aksine, Balkan mitolojisinde yüce doğaya bir gönderme olarak genellikle olumlu bir konumda olduğunu belirteyim. Kurulu toplumsal ilişkileri tüm kötülükleriyle de yeniden üreten klasik masalların daha uzun yaşayabildiğini okumuştum. Kim bilir, bu kitaptaki bu güzel masallar belki birer -karşı masal- oldukları için unutuldular.


BABAM, “İLERDE DEĞERLENDİRİLİR” DİYE SAKLAMIŞ
Annemin bu çalışmasını “ilerde değerlendirilir” diyerek ölünceye kadar özenle koruyan babam Sırrı Doğan Demirer’i sevgi ve rahmetle anıyorum. Bu çalışmanın kitaba dönüştürülmesi için çok değerli teşviki ve sunuş yazısı için başta sayın Güngör Mazlum olmak üzere, kitap yapma fikri hakkında değerlendirmeleri için oğlum Enis Demirer’e, Nedim Topyan’a, çalışmanın sonuna eklediğim Tülübarak, Çerkeve Kızı ve Kara Boncuk masallarını hatırlayıp anlatan Makbule Yelgin’e, teyzem Mukadder Topyan’a ve kitabın basımını mümkün kılan Ceren Yayıncılık sahibi Şeref Kurtiş’e teşekkür ederim.”

“Destanların Dansı, Yüzyılın Destanı” sanatseverlerle buluşuyor!

Alagöz Kültür ve Sanat tarafından hazırlanan, sanat yönetmenliğini Serhat Turak’ın yaptığı tiyatral gösteri “Destanların Destanı, Yüzyılın Destanı”, 10 Ocak Çarşamba Saat: 19.30’da Atatürk Kültür Merkezi ve Belediye Konservatuvarı sahnesinde izleyicileri ile buluşacak. Edirneliler, eşsiz kostümleri, özenle hazırlanmış tarihsel koreografileri ve çok daha fazlasını barındıran bu tiyatral dans gösterisini ücretsiz olarak izleyebilecek.

Müziklerini Taner Demiralp’in bestelediği, Serhat Turak’ın sanat yönetmenliğini yaptığı “Destanların Destanı, Yüzyılın Destanına ” adlı gösteri, Nuh Tufan’ından Dede Korkut’a, Dört Element’ten Nevruz’a, Sarı Gelin’den Tomris’e, Cevanşir’den Alparslan’a, destanlardan kahramanlara, ozanlardan şairlere, acılardan zaferlere ve birçok tarihsel süreci işleyecek. Görkemli bir yolculuk niteliğinde olan gösteri, müzik, dans ve tiyatro gibi gösteri sanatlarını bir araya getirerek izleyicisine sunacak.

Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi ve Belediye Konservatuarı’nı Edirne’ye kazandırmaktan ve Edirne halkına böylesine güzel etkinlikler sunmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Belediye Başkanı Recep Gürkan, “ Edirnelileri kültür ve sanatla buluşturabilmek en büyük hayalimizdi. Şimdi burası yetenekli gençlerimizin, deneyimli oyuncularımızın, kıymetli sanatçılarımızın uğrak noktası haline geldi. Çok mutluyuz. Şimdi ise ülkemizin ünlü tiyatral gösterisi “Destanların Destanı, Yüzyılın Destanına” ev sahipliği yapıyoruz. İzleyenleri tarihsel bir yolculuğa çıkacak, ücretsiz tiyatral gösteriye tüm halkımızı bekliyorum” dedi.