
Dünyanın en büyük pilav kazanında çalışan aşçılar (Foto: Alıntı)
Gönül UYANIKTIR
Özbekistan’ın başkentine, ‘Taşkent İslam Kerimov Uluslararası Hava Limanı’na yerel saatle 14.00 sıralarında indik. Türkiye ile aramızda iki saatlik fark nedeniyle yolculuğumuz 7 saat sürmüş sayılıyordu. Apronda ata topraklarına ilk adımımızı attıktan ve valizleri beklemek dahil toplam kırkbeş dakika sonra ver elini Taşkent!
Uçaktan inen Taşkentlilerin bağajları dehşet verici devasa kolilerdi, Bu nedenle hava limanı önünde taşıyıcı araçlar sıralanmış, yakınlarını ve onların Türkiye’den getirdikleri kolileri bekliyordu, Bu yoğunlukta Yerel Rehberimiz Sümeyya ile tanıştık ve tur otobüsümüz havalimanına 12 km mesafede bulunan Başkent Taşkent’in kalbine doğru hareket etti.

Beş Kazan Restoranın Özbek Pilavı reklamından
İlk durağımız Taşkert’in en önemli turistik restoranlarından biri olan, ‘Beş Kazan’ dı. Edirne’de, arkadaşlarım beni; ‘yanına zeytin peynir al, orada aç kalırsın, onlar her öğün et yer’ diye uyarmıştı… Meğer çok haklılarmış!
Lokantaya daha ilk adımımda devasa bir taş ocağın içinde yine devasa bir tencere ve bu hacimlerle orantılı et parçaları ile burun buruna geldim. Sonradan bu restoranın dünyanın en büyüklerinden ve ayrıca gördüğüm kazanın da, ‘dünyanın en büyük pilav kazanı’ olduğunu öğrendim. (En büyük ciğer tavası da bizde, turistler içine girip poz veriyor!)

Emir Timur Anıtı. (Güler İşlik)
Çevresi tabandan tavana camla çevrili bu bölümde yapılan işlemleri yoldan geçenler de durup seyredebiliyor. Beni uyaranlar haklıymış, Demek ki, ‘Beş Kazan’ adı da burudan geliyor. Restoranın beş devasa taş ocağındaki beş ayrı kazanda farklı işlemler yapılıp, sonra hepsi pilav kazanında buluşturuluyor. Aynı şekilde restoranda dizili taş fırınlarda pişen ekmekleri de sıcak sıcak sunuyorlar.

Taşkentin geniş ve yeşil meydanları
Kazanların çevresinde dizilmiş etleri gördükten sonra iştahım iyice kaçtı. Garsonun, ‘pilavda at eti mi, dana eti mi istersiniz?’ sorusu üzerine çeşitli sebzelerden oluşan salatayı yemekten de vazgeçtim. “Bu bıçakla et kestiler, bu çatalla et yediler” moduna girdim ve seyahat boyunca da modum değişmedi.
Otellerde aldığımız kahvaltıların yanında, peynir, zeytin, kaşar zulam beni gayet güzel idare etti. Et yemediğim için hiç pişman olmadım! (saçlarım dışında)… Kimse sataşmasın, ‘Aç kaldın’ paniği yapmasın diye de pideye benzeyen ekmeklerinden koparıp, hala yaptıramadığım dişlerimin elverdiğince yemeğe çalıştım.

Ağlayan Ana Anıtı
“Türkler at eti yer!” diyen birkaç arkadaş at etinin tadına baktı ve ekşiye çalan bir lezzeti olduğunu söyledi. Ben de, ‘dana eti kuzu eti yiyen, bu eti de yiyebilir’ diye kendi iç sesimle hiç de haddim olmayarak onayladım.
Pek az boş yeri bulunan devasa restorandan ayrıldıktan sonra şehrin kalbi sayılan Hazreti İmam Kompleksinde, Barak Han Medresesi ve Hazreti İmam Camisine doğru yol aldık. Sırasıyla savaşta tüm çocuklarını kaybeden, ‘Ağlayan Ana Heykeli’, Özgürlük Meydanı ve Emir Timur Han Meydanını dolaştık. Said Bey ve Sümeyya Hanım rehberliğinde ilk günümüz şık bir restoranda yenen akşam yemeği ile sona erdi. Ardından ki gece konuklayacağımız otelde dinlenmeye çekildik.
YARIN : Mistisizm ve modernizmin yakıştığı başkent!