
Trakya Platformu, bölgede gelecek kuşakları riske sokan, canlılara, yaşam alanlarına, çevreye ve doğaya zarar veren her türlü yıkım projesine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürürken, Türkiye Çevre Platformu; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyadaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelelerini büyütmeye kararlı olduklarını, yeni İliçler yaşanmaması için susmayacaklarını duyurdu.
Türkiye Çevre Platformu’nun “Fırat’ta ve Coğrafyamızda Yeni İliçler Yaşanmasın!” başlıklı bildirisinde “Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen ve milyonlarca ton siyanürlü maden atığının doğaya karışmasına yol açan büyük felaketin üzerinden iki yıl geçti. Ancak geçen süre ne doğanın yaralarını sarabilmiş ne de kamuoyunun vicdanındaki soruları dindirebilmiştir” denilerek şunlara yer verildi:.
“İliç’te yaşananlar yalnızca bir “maden kazası” değildir. Bu olay; doğayı, insan sağlığını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını hiçe sayan bir kalkınma anlayışının kaçınılmaz sonucudur. Bu felaket bir kader değil, açık bir tercihin sonucudur.
Fırat Havzası Hâlâ Risk Altındadır
Çöken liç yığınlarıyla birlikte siyanür, arsenik ve ağır metallerin Fırat Havzası’na yayılma riski ortaya çıkmıştır. Fırat Nehri yalnızca bir su kaynağı değildir; yaşamdır, üretimdir, tarih ve kültürdür.
Havzanın sınır aşan niteliği nedeniyle buradaki her kirlenme yalnızca Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi etkileyen bir ekolojik güvenlik sorunudur. Bu yönüyle yaşananlar açık bir ekolojik yıkım niteliğindedir.
Bugün dahi bilimsel veriler kamuoyuyla tam şeffaflık içinde paylaşılmamış; bölge halkının karşı karşıya olduğu sağlık riskleri bütün yönleriyle ortaya konulmamıştır. Oysa bu tür felaketler, etkileri yıllara yayılan “sessiz zehirlenme” süreçleri yaratmaktadır.
İliç Bir Uyarıdır: Yeni Felaketler Kapıdadır
Türkiye Çevre Platformu olarak uzun süredir siyanürlü altın madenciliğinin yarattığı risklere dikkat çekiyoruz.
Geçtiğimiz yıl Diyadin’de planlanan projelere karşı ekoloji örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz çalışmalar, yalnızca yerel bir itiraz değil, ülke genelinde yükselen bir çevre uyarısıdır.
Bu yıl ise Muş ve Ağrı’da bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştireceğimiz etkinliklerde, Fırat Nehri ve Dicle Nehri havzalarındaki kirlilik tehdidini kapsamlı biçimde ele alacağız.
Çünkü biliyoruz ki; Fırat ve Dicle üzerinde kontrolsüz madencilik ve kirletici faaliyetler sürdükçe yeni İliçlerin yaşanması kaçınılmazdır.
Gerçek Kalkınma Doğayıla Barışık Olmakla Olur
‘Kalkınma’ adı altında yürütülen mevcut model, doğayı tüketilecek bir kaynak; yaşam alanlarını ise feda edilebilir bölgeler olarak görmektedir. Oysa gerçek kalkınma:
Temiz suyla,
Sağlıklı toprakla,
Güvenli gıdayla,
Yaşanabilir bir çevreyle mümkündür.
Ekolojik yıkım pahasına elde edilen hiçbir ekonomik kazanç, toplumun yaşam hakkından daha değerli değildir.
Yetkililere ve Kamuoyuna Çağrımızdır
İliç’teki ekolojik ve sağlık riskleri, bağımsız bilim insanlarının katılımıyla şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Fırat ve Dicle havzalarında siyanürlü madencilik faaliyetleri durdurulmalı; yeni projeler iptal edilmelidir.
Bölge halkı için uzun vadeli ve sistematik sağlık izleme programları oluşturulmalıdır.
Doğa ve toplum yararını esas alan yeni bir çevre politikası hayata geçirilmelidir.
Unutmayacağız, Mücadeleden Vazgeçmeyeceğiz
İliç bize bir gerçeği açık biçimde göstermiştir:
Doğa yoksa yaşam yoktur.
Türkiye Çevre Platformu olarak; Fırat’ın, Dicle’nin ve coğrafyamızdaki tüm yaşam alanlarının korunması için mücadelemizi büyütmeye kararlıyız.
Yeni İliçler yaşanmaması için susmayacağız.”