DOLAR 32,1994 0.05%
EURO 35,0276 0.08%
ALTIN 2.504,96-0,20
BIST 11.048,992,88%
BITCOIN 22862885,71%
Edirne
27°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ziya Gökerküçük

Ziya Gökerküçük

16 Mayıs 2024 Perşembe

    SEÇİLMEK Mİ DEMOKRASİ Mİ?

    SEÇİLMEK Mİ DEMOKRASİ Mİ?
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Siyasi partiler demokrasinin olmazsa olmazıdır. Demokrasi kendimiz gibi düşünmeyenlerin hakkını korumaktır. Demokrasi kurallarının işlediği seçimlerde tüm adayların üyelerce belirlenmesi esastır.Sonrasında da seçilenin desteklenmesi gerekir. Ayrıca partiyi temsil eden organlarda bulunanlar(il-ilçe-milletvekili) adaylar arasında taraf olmamalıdır.Ve parti içi mücadele de kaçınılmazdır, partiye dinamizm getirir.
    Olması gereken; Belediye başkan adayı, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclis üyelerinin tarafsız davranan parti idareleri öncülüğünde ön seçimle belirlenmelidir.
    Olanlara, yaşananlara bakınca demokrasi, tarafsızlık gibi ilkeleri unutan parti idarecileri sorun çözmekten öte sevdikleri isimleri seçtirmek için karşılıklı pazarlık derdindeler.
    Oysa her partili Meclis üyeliklerine aday olabiliyor. Başkan adayı belirsiz iken bu göreve aday olanlar başkan belirlenince hiç kaale alınmayıp partinin yönetim ekibi tarafından liste düzenleniyor. Yeni kişiler usule uymak için adaylık başvurusu yapıyor.Adı ekip oluyor! Birine yaslanmadan, güvenmeden göreve talip olanlar, ekiplerin(!) içinde olmayanlar, birisinin hamiliğinde olmadan göreve talip olanlara saygı nerede?
    Elbette asıl gürültü belediye başkanlıklarında oluyor. Başkanlar genel merkezin nasıl yaptığı belirsiz temayül yoklaması, anket gibi yöntemler sonucunda genellikle atanıyor. Yanlış. Önseçim yapılıyor ama aday gösterilmiyor. Yanlış. Edirne örneğinde olduğu gibi adaylığı açıklandıktan sonra bile bir şekilde görevinden ayrılmak zorunda kalabiliyor. Külliyen yanlış.
    Olması gereken dışında olan tüm bu iş ve işlemler yasal mı? Yasal. Etik mi? Tartışılır. Demokratik mi? Hayır.
    Bu durum değerlendirmesi ilimizde yaşananlar üzerinde yorumlanmamalıdır. Bu tür tartışmaların yaşandığı yer genellikle Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Birçok yanlışları varsa da bu tartışmalar demokrasi yolunda bir arayışın gerginlikleri, tartışmaları olmalı diye olumlu baksam da bu kadar yaşanmışlık sonrasında bunun polyanacılık olduğunu sanıyorum.
    Tartışmaları olumlu yönde ileriye götürecek olan; üyeye sorumluluk vermektir. Her tür temsil görevine gelecekleri seçme sorumluluğunu üyeye yüklemektir. Yıllar öncesinden beri bu demokratik yöntem uygulansaydı bu gün partilerde demokrasi kültürü gelişirdi. Böylece hem parti hem de ülke geriye gidilmezdi.
    Denebilir ki “üyemiz ilgisiz ve doğru insanı seçemiyor; köfte ekmeğe kanıyor!” Bu kez seçemez ise bir sonrakinde seçecektir. Sorumluluk almayan kişi eleştiri yapmaz, sorumsuzca dedikodu yapar. Bu hakkı çenesinden almanın yolu demokratik, şeffaf, açık, katılımcı seçimler olmalıdır.
    Evet, sağ partilerde bu tartışmalar az yaşanıyor. Liberal partilerde bazen yaşansa da din soslu otoriter partilerde adeta hiç görülmüyor. Çünkü biat kültürü var. Yukarıdan aşağıya reisler, başganlar, çıkar gruplarına uygun olarak listeyi hazırlıyor. Bunun tartışılması bile çıkarların kesilmesi demektir, sineye çekiliyor.
    Sistemin bütününe baktığımızda demokrasi yok. Her şeyin vitrinlerde sergilendiği kapitalist düzende demokratik görüntü şahane. Her görüş seçimlere girebiliyor. Herkes parti, sendika, dernek kurabiliyor. Demokrasi var!
    Oysa ülkemizde burjuva demokrasisinin bile kuralları işlemediğinden feodalizm egemendir. Demokrasi mücadelesini sağ partiler zaten vermezler.Sayın Erdoğan’ın dediği gibi demokrasi bir araçtır ve gerektiğinde inersin. Ki adında “adalet” olan AKP o araçtan ineli çok oldu. Bu mücadele muhalefete düşmektedir. Gel gör ki muhalefet de adeta bu mücadeleyi engellemekten, iktidara benzemekten öte bir şey yapmıyor. Hepimiz söylemde dillendiriyoruz ki; tekli yönetimlerin karşıtı çoğulcu yönetimlerdir. Gizliliğin alternatifi şeffaflıktır. Otokrasinin karşısında demokrasi olmalıdır. Bekleyerek hiç biri olmayacaktır.
    İnsanız. Kısa dönemli çıkarlara koşmayı düzen öğretti bize. Ama hedef vicdanımızın rahat olması yani insan olmaksa gündelik kişisel çıkarları, illaki seçilmenin değil uzun erimli toplumsal çıkarların peşinde koşmalıyız. Tolstoy ne der bu konuda; “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.” Derdimiz canlı olmak değil, insan olmaktır. İnsan olmak da anlamaktan ve erdemli olmaktan geçer.
    Bir şekilde bu makamlarda bulunanlar veya bulunma yarışında olanlar diyebilirler ki “o iş o kadar kolay değil”. Elbette kolay değil. Toplumsal kültürümüzün kahramanlar aradığını hepimiz biliyoruz. İşte demokratik ilişkileri oluşturma yolunda kahraman olma aracıdır örgütler.
    Siyasi partiler beslenme veya egemenlik kurma makamı değildir. Çiftlik hiç değildir. Siyasi partiler demokrasinin tohumunun yayıldığı yapılardır. Partiler bu demokrasi tohumunu üyelerine ve topluma veremiyor ise kendi geleceklerini yok ettikleri gibi toplumu da çürütüyorlar, unutmayalım. Ve şunu da unutmayalım ki; demokrasi sözle değil birlikte eylemlerle gelecektir. Bunun tek yolu; seçilmeyi tatlı bir yarış olarak görüp asıl amacın demokrasiyi güçlendirmek olduğunu anlamak ve ona göre davranmaktır.