03 Nisan 2025 Perşembe
Her toplantının amacı vardır. Kent Konseyinin “yeşil alanlar nasıl olmalı?” sorusuna yanıt aradığı panelde konuşmacıları dinlerken kurduğum hayal; evimizin yakınında yeşil alandayım. Alanda bank, oturak gibi donatılar var. Yerlere de uzanabilirsiniz. Çünkü tertemiz. Burada oturup kitap okumak istemez misiniz?
Yeşil alanlar kentlerin akciğerleridir denir. İnsan akciğerini yok eder mi? Etmişiz maalesef. Yıllardır bizim olan yeşil alanlardan birileri ceplerini doldurmuş, eşini dostunu memnun etmiş. Bizle yani belediyeye verdiği “kira” veya belki de “işgaliye bedeli” devede kulaktır. Bazıları var ki kiracı olduğu yerde kiraladığı bölgeler var. Kiracının kiracısı da yapısını yapmış; bazen börekçi bazen balıkçı. Ya da alan bakılmamış,izbe ve korkunç şekilde duruyor, insanın yararlanmasına engel bir durum var yani.
Kentlerde yeşil alanların yararlarını yazarak kimsenin kafasını şişirmek istemem. Zaten bilmeyen yok ve isteyen de bulabilir.
Toplantıda ilginç fikirlerden birisi de dere yataklarının değerlendirilmesi. Bugüne kadar birçok yerde kurumuş dere yatağı hemen imara açılır ve kademeli apartmanlar dikilir. Herkes kazanmıştır. Bir gün olur bir sel gelir; kader!
Kentimiz yeşil alanlar konusunda çok şanslı diye düşünüyorsanız yanılırsınız. Meriç, Tunca kıyıları da dahil kişi başına düşen yeşil alan ülke ortalamasından az. Bu da imara yeni açılan yerlerin yeşil alan düzenlemesi daha düşünülerek olmalı demektir. Yeşil alanı olmayan mahallelerde de bir şekilde yeşil alan üretmek gerekir demektir.
Bugüne kadar hepimizin olan yeşil alanlar amacı dışında kullanılmıştır. Bugün bu anlayışın yanlışlığı anlaşılmış olmalı ki kentlilerin yıllardır talep ettiği gibi yeşil alanlar hepimize açık ve insanca yararlanılacak şekle geçecek. Bekliyoruz. Yine toplantıda bir öneri; çok mantıklı. Her yeşil alanın korunmasını, bakımını yapacak alan gönüllüleri oluşturmak. Belediye ve Kent Konseyi bilgisi dahlinde bu gönüllü ekipleri kurulmalı. Mahalle Meclislerinin de temeli olur bu tür oluşumlar.
Ya diğer ortak alanlarımız ne durumda?
Hepimize ait olan sadece yeşil alanlar yok. Hazinemize ait olan binalar, arsalar, meydanlar, tarihi yerlerimiz var. Bunlar maalesef merkezi iktidarın tasarrufunda. Bürokrat olarak ile atanmış kişiler merkezin aldığı kararı uygulamaktadırlar. Kentimiz ile hiç de ilgisi olmayan kişi veya kurumlara bu yerler verilmektedir.
Bu günlerde gündemde olan yurt alanı son değil, olmayacak da. Çünkü bizler bunlardan haberdar bile değiliz. Olay neydi? Hepimize ait olan bir arsamız var. Valilik yukarıdan gelen bir emirle burasını yurt yapmak üzere bir derneğe, vakfa 49 yıllığına veriyor.
Verebilir mi? Hukukta yeri var diyelim, etik mi? “Bana yer verin ben orada yurt açayım ve devletime katkım olsun” düşüncesi doğru gibi gözükse de etik olmaz. Sonuçta bu kurum veya kişi burasının yapılması, işletilmesi hizmeti sürecinde ticaret yapacak, para kazanacak ve iş, iyilik, sevap gibi sınırları aşacak.
Belediyenin konut alanı olan bu yerin durumunu yurt olarak değiştirmesi kentlinin varlığı üzerindeki yanlış kararıdır. Buraya yurt yapmak isteyen kurumun aidiyeti, asıl amacı gibi soruları sormuyorum bile. Dini inançları kullanarak ortak alanları kapatmak devrindeyiz.
Bize düşen hisse; biz kentin sakini değil sahibiyiz deriz yıllardır. Yetmez; ülkenin veya dünyanın de sahibiyiz.Sahiplik aklarımızı öğrenip bu tür işlem ve uygulamalara karşı hakkımızı aramalıyız. Panelde bu da anlatıldı. Kent, çevre, barış gibi birçok konuda hak üçüncü kuşak haklar olarak ülkelerin mevzuatlarında var. Kullanmak için de önce birinci, ikinci ve şimdi de üçüncü kuşak haklarımızı bilmemiz gerekiyor. Devletler bu hakları mevzuatlarına işleyip uygulamakla yükümlü. Ama bu mevzuatların uygulanmasını sağlayacak olan bizlerin baskısı, hakkını aramasıdır.
Bize en yakın yeşil alanlarımızı kamusal yarar için kullanabiliyor isek diğer ortak zenginliklerimize de ana-babamızdan gelen hakkımız gibi sahip çıkarak bizden sonraki kuşaklara aktarılmasını sağlamalıyız. Toplumlar geçmişi ile mutlu, gelecek ile umutlu olur.
Hepimizin olan yeşil alanlarda bir kitap değil çeşitli kitaplar okuduğumuzda ve kent alanlarından hepimiz eşit yararlandığımızda biz mutlu, kentler huzurlu olacaktır.