DOLAR 43,1583 0.1%
EURO 50,3997 0.13%
ALTIN 6.411,220,70
BIST 12.402,211,20%
BITCOIN 40007992,43%
Edirne

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

YAĞMURLARDAN SONRA

YAĞMURLARDAN SONRA
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-1.jpg

Geçtiğimiz yıl sıcak ve kurak bir şekilde sona erdi.

Edirne’nin kullanma suyunu sağlayan en önemli kaynak olan Kayalı Barajı’nın yaz sonu hali içler acısıydı.

Ve su kesintileriyle karşılaştık sonbahar aylarında. Edirneliler olarak uzun yıllar boyunca yaşamadığımız, alışık olmadığımız durumlardı su sıkıntıları.

Kayalı barajının bu sıkıntılı halleri sonrasında Süloğlu barajına yöneldi gözler. Ve isale hattı yeniden yapılmaya başlandı.

Geçtiğimiz hafta yoğun yağmurlar yüzümüzü güldürdü. Sadece Edirne’nin değil, Trakya’nın ve bütün ülkemizin.

Edirneliler de büyük bir sevinç ve mutlulukla karşıladılar yoğun yağmurları. Yağışlarla birlikte barajlarda yükselen su oranları su sıkıntılarını yaşayan Edirnelileri yakından ilgilendiriyor sonuçta.

Ve tarımla yakından ilgisi olanları da sevindirdi yağmurlar. Edirne’de yaşayıp da köylerle ilgisi olmayan insan yok gibidir zaten. Kimimizin eşi dostu, akrabaları yaşamakta köylerde az da olsa.

Edirne Belediyesi Su Kanalizasyon Müdürü arkadaşım Ayhan Özer’le yaptığımız yazılı görüşmede hafta içinde yoğun yağmurlar sonrasında Kayalı’ya 4.5 milyon, Süloğlu’na 2 milyon metreküp su geldiğini keyifli bir ifadeyle belirtti.

Yoğun yağmurlar devam ederken sosyal medyadan coşan, adeta nehirlere dönen derelerin görüntüleri geldi arka arkaya.

Kayalı Barajı’nı besleyen Istrancalar’daki derelerin nehirlere dönüş görüntülerini Devletliağaç’tan sosyal medyada Ali Rıza Başkurt dostum paylaşmış “Koca nehir yine coştu, Kayalı barajının gözü aydın” diyerek.

Yine Vaysal köyünde yeğenim Fuat Koten, Değirmen Deresi’nin adeta bir nehre dönmüş çılgınlar gibi akarken görüntüsünü paylaşmış sosyal medyada. Ne sevindim, duygulandım görüntüleri görünce.

Çocukluğumu yaşadığım Vaysal köyünde Değirmendere’nin yazın en sıcak günlerinde bile yaklaşık iki metre genişliğinde bir karış yüksekliğinde gürül gürül tertemiz boncuk gibi akan suyu halen anılarımdadır.

Doğanın nimeti olarak hızla barajlarımızın kapasitelerinin yükselmesini sağladı son yağmurlar.

2026 yılını büyük bir ölçüde susuz geçirmeyeceğimiz belli oldu son yağmurlardan sonra.

Ya bir yıl sonrası, sonraki yıllar?

Devamını Oku

TENCERENİN KAPAĞI

TENCERENİN KAPAĞI
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni.jpg

Daha sabah saatleriydi, bir türlü bitmeyen hızlı tren yolunun altında indi bisikletinden.

Eliyle sürüklercesine götürdüğü bisikletiyle hemen sağ tarafta tencere kapağı tamircisinin yanına sokuldu. Elinde bir tencereyi parlatmakla meşgul ustaya selam vererek çantasından tencerenin kapağını çıkardı.

Karısı itinayla poşetlemiş ve tembih üstüne tembih yaparak göndermişti onu pazara. Neymiş efendim 40 yıldır kullanıyormuş da; çeyizinden getirmiş de, çok kaliteliymiş de, yerini hiçbir tencere tutmazmış da falanmış filanmış… Altı üstü bir kapak takılacaktı diye düşünse de huyunu bilirdi karısının, Onuştan hiç sesini çıkarmamıştı kapağı bisikletinin yan çantasına koyarken.

Tencereyi parlatmayı bitiren usta ağzını ve burnunu örten iş maskesini çıkardıktan sonra bir gelen emekliye, bir de emeklinin elindeki tencere kapağına bakan esnaf umutsuzca başını salladı.

“Bunlar tedavülden kalkalı çok oldu amca, olmaz senin işin.”

Sıkıntıyla kapağı elinde şöyle bir çevirdi, “Yanarız olmazsa” diye düşünerek sıkıntılı bir ifadeyle baktı ustaya…

“Bu kapak olmazsa hanım bana şimdi bu tencerenin aynısından aldırır, tek tencereyle kalsa iyi, oldu olacak takımını alalım, nasılsa kullanıyız diyerek beni bi dünya masrafa da sokar” diye düşündü. İnternetten bakmış karısı takımı nerdeyse emekli maaşlarının dörtte biri, öde öde bitmez.

Emekli düşündü derken sesli düşünmüş olacak tencere ustası sıkıntılı bir şekilde eski malzemelerin olduğu sandığı karıştırmaya başladı. Eliyle de “dur bekle” der gibi bir hareket yapınca tekrar umutlandı emekli bisikletçi. Bisikleti tutan ellerini gevşetti, ter içinde kalmıştı ellerinin içi sıkıntıdan, tencereyi, kapağı, emekli maaşının dörtte birini düşünürken.

Ustanın önerisiyle pazarın içlerine doğru ilerledi. “Sen alış verişini yaptıktan sonra gel, boşuna bekleme. Ben bi şeyler ayarlamaya çalışçam senin kapağa” demişti usta. Umutlanmıştı.

Lahanın yerlisinden demişti karısı, araya araya pazarın dip tarafında buldu yerlisini, 50’yi verip attı bisikletin heybesine. Pırasanın irisinden bi demet, ıspanağın körpesinden bi kilocuk attı tamamdı yemek işi. İki kilo mandalina, bir kilo da elmayı da aldığında biter alışverişim diyerek düşünürken aklına tencerenin kapağı tekrar gelince hızlanıverdi meyve tezgahına doğru. Sonra hemen ustaya…

Kapağı elinde gözleri parlayarak şöyle bir çevirdi emekli bisikletçi. Olmuştu işte hem de yeni gibi. Usta eskilerinden az kullanılmış bir kulp uydurmuş tencerenin kapağına üstelik bi güzel de parlatmış mı? Olmuştu işte, kurtulmuştu yeni tencere takımı almaktan.

Neşeyle bindi bisikletine, “Dün çayları bana ısmarlattılar, bugün İlhan’mı, yoksa Selami’mi ısmarlar?” diye düşünerek hızla asıldı pedallara mahalledeki kahveye doğru.

Devamını Oku

EDİRNE’NİN YOLLARI VE TRAFİĞİ

EDİRNE’NİN YOLLARI VE TRAFİĞİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-4.jpg

Altlarında son model bir araba, elektriklisinden.

Hafta sona ermiş, yorgunluk atacaklar, şöyle bir gezmeye çıkmış genç bir çift arabalarıyla, arkalarında bebek koltuğunda 5 yaşlarında çocuklarıyla birlikte.

Akşam saatleri, Huzurevi’nin önünde başlayan kuyruğun en sonundalar.

Bisikletle süzülüyorum, aralardan, olmadı kaldırımdan, bütün araçların yanından. Ben süzülerek ilerlerken yanımda milyonluk otomobiller sürünüyorlar adeta.

Trafik kilitlenmiş.

Birkaç dakikada ulaşıyorum Mimar Sinan Spor Salonu’nun yanına. Kavşakta trafik memurları yolu Erasta yönünde dubalarla kapatmışlar araçlara yol vermiyorlar.

Kavşakta tam bir kaos. Araçların büyük bir bölümü Erasta’ya gitmeye çalışıyor, trafik polisleri “yürüyün, yürüyün” diyerek eski SSK hastanesi yönüne itiyor trafik yoğunluğunu.

Trafik polisine yaklaşarak bilgi almaya çalışıyorum, nedir bu kaosun nedeni?

“Yoğunluk nedeniyle ışıklar yetersiz kalıyor ve kavşak her yönden kilitleniyor. O yüzden Erasta gidişini kapatarak açmaya çalışıyoruz kilitlenen trafiği.”

Otomobillerin homurtuları, motorların aralara sıkışması, kornalar, kornalar, kornalar. Kaos bir cehennem yaratıyor Erasta önünde. Uzmanlar uyarmıştı yıllar önce “Erasta yüzünden o kavşak cehenneme dönecek”. Haklı çıktılar.

Yirmi dakika sonra Huzurevi’nin önünde kuyruğun en arkasındaki araç geçiyor kavşaktan ancak. Genç çift gerilmiş, arkada küçük çocuk özel koltuğun arkasına dayamış başını. Daha küçük yaşta yorulmuş gibi. İlgiyle bakınıyor çevresine.

Otomobiller Edirne’yi yaşanmaz hale getirmeye devam ediyorlar.

Ya hafta içinde yaşananlar. Sabah çıkın hele 08.00 ile 09.00 arasında trafiğe de görün dünyanın kaç bucak olduğunu. Bütün kavşaklar kilitleniyor, açılır gibi olurken yeniden kilitleniyor. Olin de buna dahil.

Ya Kırklareli kavşağı ne demeli? Özel okullara çocuk gönderen aileler. Servislerde bunalan mini çocuklar, özel araçlarıyla tıkanan, adım adım ilerleyen trafikte okula, işe geç kaldığı için sıkıntı yaşayan anne babalar.

Edirne’de yaşamak zorlaşıyor günden güne. Açılan çevre yolları, yeni yerleşim yollarında devasa yollar çare olamıyor trafik cehennemine.

Alternatif ulaşım imkanları yaratmak zorunda ülkeyi yöneten merkezi iktidar ve kentleri yöneten yerel yönetimler.

Edirne için en etkili yöntem bisikletli ulaşım olacaktır. Hamdi, Recep görmezden geldi bakalım Filiz hanım duyacak mı sesimizi?

Devamını Oku

ELEKTRİKLİ Mİ?

ELEKTRİKLİ Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-3.jpg

Sonunda ben de elektrikli bisiklete geçtim.

Elektrikli bisiklete ilk zamanlar karşıydım. Hala yokuşları çıkabildiğime göre ne gerek var elektrikliye diye dikleniyordum elektrikliyi savunan pedaldaşlarıma karşı.

İlk binişimde fikrim değişiverdi, yumuşattı düşüncelerimi.

Cemil agam ilklerden, elektriklisini bana bir tur atmam için verdi. O ne öyle? Pedala dokunduğun gibi fırlıyor mübarek. İndim üstünden, ama aldı mı beni bir düşünce.

O kadar da attık tuttuk boşuna mı şimdi bunlar?

Ben düşüne durayım, bakıyorum her gün bir bisikletli arkadaşım sözleşmişler gibi elektrikliye geçiveriyor.

Pahalı da meretler. Adeta motosiklet parası, biraz daha zorlasak bi şahin çekeceğiz altımıza elektrikli bisiklet parasına.

Ama hafta sonu gelince toplanıp da elektriklileri yan yana dizmiyorlar mı? Baktıkça içimden sülenip sülenip duruyorum; “alsam mı ben de bi tane?” diye.

Asıl felaket yola çıkınca başlıyor. Ben emekli müdür agamla birlikte en arkada kara şanzımanlarımızla nefes nefese yetişmeye çalışıyoruz elektriklilere. Hadi düz yolda 25 basıyorsunuz be mübarekler rampada yapmayın bari hainliğinizi, ne üle bayır yukarı 20 kilometre süratle mi gidilir.

Müdürüm ha bire süleniyor pedallara asılırken; “yok kardeşim olmaz büle, bunlarla tura mura çıkılmaz, ya alacağız birer tane elektrikli ya da salcaaz bunları gitsinler gidecekleri yere, Müjdat’a ne bakalım biz, hem çok genç, hem de kuvvetli kızan, elektriklililerle yarışıyor mübarek.”

Molalarda elektriklilerin neşesine diyecek yok, biz müdürümle ha bire terli yerlerimizi siliyoruz.

Yeni İmaret’te kahvede çaylarımızı içerken minare gölgesinde hep bu elektriklilerin dedikodusunu yaptık müdürümle aylarca. Müdürüm hep bütçenin darlığından şikayet ediyor, bense “ne gerek var müdürüm, biz seninle elektriksiz de gideriz her yere” diye gazlıyorum.

Meğerse müdürüm kara kara düşünürken bütçeyi halledivermiş ve çekiverdi mi altına elektrikliyi.

Hadi bakalım şimdi de burdan yak.

Açtım telefonu müdürüme; “naapçam ben şimdi” deye;

“Gerçekçi insan için ayakları yere basıyor derler. Boş ver sen. Gerçekçi olma kardeşim. Biz bisikletçiyiz, bizim ayaklarımız yere mi basıyor? Ayağımızı yerden kesmişik biz çoktan, aklımız dersen bi karış havada. Al sen de bi elektrikli bak keyfine!”

Ne diyeyim? Daha o gün aldım bi elektrikli.

Çok da kaçıyı beyaaaa.

Devamını Oku

RESTORASYON HİKAYESİ

RESTORASYON HİKAYESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Saraçlar Caddesi büyük bir restorasyonla değişim yaşıyor ve turizm anlamında geleceğe umutla yürüyor.

Aşağıda anlatılan tümüyle gerçeklere dayanan Saraçlar Caddesi’nde tescilli bir yapıda yaşananlara aittir:

“Tarihi yapılara karşı büyük ilgim vardır. Elimdeki bütün imkanları zorlayarak 2003 yılında bu binayı aldığımda binanın sadece duvarları ve kolonları sağlamdı.

Elimde tapu ve binanın fotolarıyla birlikte Anıtlar Kurulu’nun Kaleiçi’ndeki binasına gittim. Çalışanlar önce binanın tescilli yapı olmadığını söylediler. Israrlarım üzerine alt kattan depodan bina ile ilgili dosyayı çıkardıklarında binanın tescillenmesi çalışmalarına başlandığını, binanın tescilli sayılması gerektiğini belirttiler bana. Benim de amacım bu tarihi binanın tescillenmesini sağlamaktı zaten. Yıkılmakta olan tarihi binasının tescillenmesini isteyen bu ülkede ilk kişi sanırım ben olmuşumdur ki bununla da gurur duyarım.

5 yıl kira almamak şartıyla kiracım binayı Anıtlar Kurulu’ndan gerekli izinleri alarak projesini çıkartarak kurulun denetimlerinde restorasyonu tamamladı.

18 yıl boyunca kirada kalan bu yapının her birkaç yılda bir Edirne Belediyesi’nden “Basit onarım” belgesi alarak dökülen dış sıvalar ve boyaları kapatmak için izin alarak binamızın dışının bakımını ve boyasını yaptırdım.

2023 yılında kiracımızın karşılıklı anlaşarak ayrılması ve binayı boşaltması üzerine ne yapabilirimi düşünmeye başladım. Kapsamlı bir restorasyonu göze alamazdım, buna ne bütçem yeterdi, ne de zamanım vardı. Yine Edirne Belediyesi’ne baş vurarak basit onarımda neler yapabileceğimizi görüştük. İç dış sıva ve tamiri boya, ahşapların tamiri ve boyası, çatının tamirini yapabileceğimizi öğrenince kolları sıvadık ve kendi imkanlarımla ve bütçemle bu onarımı bitirdim. Orijinal sarı rengiyle binamızın tamiri bitmiş oldu ve çok da güzel oldu.

Binamız bitip de çalışmaya başladığımızın üzerinden birkaç ay geçmişti ki Edirne Valiliği’nden bir çağrı geldi. Bütün Saraçlar Caddesi’nde mülk sahiplerine gelmiş olan çağrıydı bu, gittik görüştük.

Saraçlar Caddesi’nin boydan boya aynı renk ile boyanacağı belirtildi. Ben zaten yeni bitirmiştim bu işleri, tamirlerini de yapmıştım.

İmzalamadan önce ofiste Röleve ve Anıtlar Kurulu ile ayrıntılı olarak neler yapılacağı üzerine konuştuk. Görevliler ekranda görsel olarak ve basılı evraktaki görseller üzerinden binalarda yeni renkleri ön cephelerinde yapacakları uygulamaları, değişiklikleri, ahşap kapı ve pencerelerin, tentelerin değişeceğini ayrıntılı olarak açıkladılar. Ve amaçlarını şöyle açıkladılar;

‘Proje kapsamında, yapıların cephelerine sonradan eklenen kaplamalar kaldırılacak, pencere doğramaları yenilenecek ve eski dükkan doğramaları ahşapla değiştirilecek. Tabelalar belli bir düzende açılacak. Sokakta görsel kirlilik oluşturan klima, anten ve elektrik kabloları gibi unsurlar, çatıya veya arka cepheye taşınacak.’

Benim üzerinde durduğum en önemli konu binamın 22 yıllık ahşap malzemeleriydi. Kapılar ve pencereler yani. Anıtlar Kurulu’ndan izin almadığım, basit onarıma da girmediği için ahşap kapı ve pencerelerimi değiştirememiştim.

Röleve ve Anıtlar Kurulu görevlisi bütün Saraçlar Caddesi’nde olduğu gibi benim binamın da kapı ve pencerelerinin değişeceğini özellikle vurguladı. Öneriye olumlu yanıt verdim. Madem ki Saraçlar Caddesi değer kazanacak, Edirne turizmine katkı yapılacak; burada benim de olumlu bir katkı vermem gerekiyordu, imzaladım belgeyi.

Ve Saraçlar Caddesi’nde bildiğimiz restorasyon başladı. Caddenin en üstünden aşağı doğru inerek, aylarca süren güzel bir çalışma bütün hızıyla ve donanımlı teknik ekibiyle Saraçlar Caddesi tarihinin en büyük restorasyonunu geçirmeye başladı.

Saraçlar Caddesi’nin yanında Çilingirler Caddesi, Ayakkabıcılar Sokağı derken büyüdü restorasyon işi.

Binamızın dış girişinde iki yanında kolonlar ortaya çıkarıldı tırtıklama çalışması yapılarak. Harika bir görünüm aldı tarihi binamız bu kolonların ortaya çıkışıyla.

Üst katta duvarları incelerken bir farklılık bulmuş restorasyon uzmanları:

‘Burada bir farklılık var, sonradan yapılmış bu duvar, buranın eski fotolarını bulmalıyız, görüp orijinal haline getirmek istiyoruz’ denince Edirne’nin Yerel Tarih’e gönül vermiş dostlarımdan yardım istedim. Aynı içerikte iki ayrı ileti aldım. Yunanistan’da 2 Eylül 2018 yılında yayınlanan bir makaledeki fotoğrafta binamızın 103 yıl önceki hali net bir şekilde görünüyordu.

Bu fotoyu ilettik ve bunun üzerine yan cephemize iskele kurularak çalışma başladı. Orada sonraki yıllarda yapılan duvar kaldırıldı ve ahşap bir çerçeve oraya konuldu.

Yan tarafın üst katının ahşap pencerelerini yenileriyle değiştirdiler alt katta tek çerçeve kaldı orasını değiştirmediler. Geldik ön tarafa, geçtiğimiz günlerde alt katın komple ön tarafındaki kapı ve pencereleri bir günde yenileriyle değiştirdiler. Sıra geldi üst kata, sorduk teknik ekibe; ‘Bizim orada bir çalışmamız yok’ yanıtını alınca doğru muhatabımız Röleve ve Anıtlar Kurulu’na giderek durumu anlattım ve aldığım yanıt şu oldu;

‘Bütçemiz el vermiyor.’

Bu ne şimdi; ‘Türk işi’ mi?

Ve buradan Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’e bunu açık bir mektup olarak gönderiyorum ve soruyorum:

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verdiği sözün arkasında duracak mı?”

Devamını Oku