
15 yaşıma kadar çocukluğumu memleketim olan Aydın’da yaşadım. Sonrasında Kuleli Askeri Lisesi ile başlayan serüvenim nedeniyle memleketime yılın sadece birkaç haftası misafir olarak döndüm. Mahallemiz kısmen öğretmen ve memur mahallesi, büyük ölçüde de muhacir ve görece yoksul ailelerin yaşadığı bir mahalle idi. Hemen hemen aynı dönemde yapılan evlerle hep birlikte, hep beraber yola çıkmış insanların çocuklarıydık.
***
Şimdilerde gençlerin oluşturduğu çeteler gündemde… O yıllarda, bizler de mahalle bazında çeteleşmiş gençlerdik. Yani o işler bugün başlamış değildi.
Mahallemizin kızlarından, sokaklarımızın güvenliğinden biz sorumluyduk. Bir yabancı aynı sokaktan sık sık geçmeye başlamışsa, durdurulup sorulur, yeterli yanıt alınmazsa kişinin, kimi zaman hastanelik edilecek derecede darp edilmesi “Vukuat-ı adiye”den sayılırdı.
Hele mahalleler arası çete savaşları, tarafsız mahallerde randevulu buluşup yapılan kıyasıya kavgalar kahramanlık destanlarına dönüşür, günlerce konuşulurdu. Kavgada öne çıkanlar ayrıcalıklı olarak saygı görürlerdi.
Ama o günlerin çocuklarından hemen hepsi ilerleyen zamanlarda Aydın’ın saygın isimleri oldular.
***
Yani kısacası gençlerin kanı o zamanlarda da kaynardı… Ama bu kavgalar hiçbir zaman gasp gibi cinayet gibi, çetelere tetikçilik gibi anlamlar içermezdi. Devrin gençleri bu kavgalarla menfaat sağlamak, mafyanın yeni unsurları, yeni oluşumları olmak gibi bir yola girmediler. Şimdilerde ise gençlerin bu olağan delikanlılık enerjileri, yer altı dünyasında bir geçim kaynağı haline geldi.
Şimdiki gençler şiddet göstermek için mahalleden geçene sopa atmak yerine bir akıllı telefon alamayacak olmanın, iyi bir eğitim göremeyecek olmanın, görse de bir iş sahibi olamayacak olmanın, iş sahibi olsa da elde ettiği yaşam standardı ile yurt dışına çıkamayacak olmanın soğuk gerçeği ile yüz yüze geldikleri için ya mevcut çetelere tetikçi oldular, ya da kendi çetelerini kurdular. Bu yollarla akıl edemeyecekleri kadar para sahibi oldular. Gittikçe çoğaldılar ve çoğalmaya devam ediyorlar.
***
Ekonomideki çöküşün, hukuka adalete güvensizliğin yarattığı en büyük olumsuzluk, gençlerimizin kendi dışlarında oluşturulan, ama bir ölçüde kabul etmek zorunda bırakıldıkları bu süreçtir.
Enezli bir çocuk, okumak, doktor olmak yerine “Kaçakçı olacağım” diyerek şimdiden övünüyor ve yönünü belirliyor. Uyuşturucu ticaretinin bir ucuna tutunan bir genç, kısa zamanda aklına gelmeyecek maddi imkanlara kavuşabiliyor. Örneğin son model bir telefon cihazına en kısa zamanda kavuşabiliyor..
Ya da bu işlere cesareti yoksa yurt dışına kapak atmanın yollarını arıyor.
***
Kısacası en az birkaç kuşak gencimizi kaybettik, kaybediyoruz. Kaybedeceğiz. Görülmesi anlaşılması gereken bu oluşumlar ve çeteleşmeler bir asayiş olayının çok ötesinde sosyal bir çöküşün çok açık göstergeleridir.
***
Ne yapmak gerekli? Nerden başlamalı? Bunları yanıtlamak beni aşar. Ancak en azından yerel gayretlerle istihdam yaratacak, gençleri köylerine bağlayacak projeler üretmeliyiz.
Tarım alanında hepimizi şaşırtacak, devlet, belediye, il genel meclisi, meslek odaları, üniversiteler ölçeğinde yapılabilecek çok şeyler var. Ama önce en kısa zamanda bu tehlikenin varlığını görmeli oturup konuşmalıyız.
***
Ne var ki “Gelin, hiç yoksa Enez’i konuşalım” diye çağrı yaptıklarımızdan bu davete çok da yanıt gelmedi. “İş yapsın” diye seçilenlerin Edirne’de Vali Bey’in başarılarından pay kapabilmek O’nunla yan yana görünmek ve “Resim çıkılmak”tan başka bir gayretleri, bir birikimleri, bir hayalleri, bir yetenekleri yok.
***
Uyanalım; Bu tehlike, bu bela hep bizden uzaklardaymış gibi görünür ama kapımızın önündedir. Hatta belki de çocuğumuz bu girdabın içindedir; haberimiz olmaz…