
SADE VATANDAŞ / RECEP TAŞKIRAN
Uzun bir aradan sonra yine beraberiz.
Köprülerin altından çok sular geçti; bazen günler, bazen haftalar, bazen de yıllar…
Ama ben yıllardır direksiyon başında eğitim veriyorum.
Genç, yaşlı, heyecanlı, korkulu yüzlerce kursiyer gördüm.
Hepsinin ortak bir noktası vardı: Edirne’deki kavşaklar.
Daha ilk derste direksiyonu kavrayan her kursiyerin eli, bazı kavşaklara gelince istemsizce sıkılır.
Ben usta öğreticiyim; refleksim var, tecrübem var.
Ama kursiyeri yan koltuğa oturtup bazı kavşaklara girdiğimde, içimden “şimdi dikkat et” demek yetmiyor.
Çünkü o kavşakta kimin duracağı, kimin geçeceği tabelaya değil, sürücünün alışkanlığına kalmış durumda.

Açık konuşayım:
Biz kurslarda kurala uygun sürüş öğretiyoruz.
Ama Edirne’de bazı kavşaklar, kurala uygun sürücüyü cezalandırıyor.
Sağdan gelen var ama durmuyor.
Dönel kavşak ama dönen mi öncelikli, giren mi belli değil.
Işık yok, çizgi yok, yönlendirme yok…
Sonra da “kursiyer niye panikledi?” diye soruyoruz.
Bir kavşakta ders anlatıyorum:
“Sağdan gelen önceliklidir.”
Tam o sırada soldan biri hızla giriyor.
Kursiyer bana bakıyor:
“Hocam ama o durmadı…”
İşte sorun tam da burada başlıyor.
Kavşaklar ezberle değil, mantıkla çözülmeli.
Ama mantığın çalışması için önce doğru tasarım gerekir.
Gece değiştirilen bir kavşak düzeni, sabah saatlerinde sınav stresine döner.
Kursiyer değil, usta öğretici bile şaşırır.
Biz sürücü yetiştiriyoruz; cesur değil, bilinçli sürücü.
Ama şehir planlaması bilinçli olmazsa, verilen eğitim havada kalıyor.
Kavşaklar sınav parkuru değildir.
Kimsenin refleksini ölçmeye gerek yok.
Edirne’de kavşak sorunu sadece bir trafik sorunu değil; aynı zamanda eğitim, güvenlik ve sabır meselesidir.
Direksiyon başında her gün bunu birebir yaşıyoruz:
Bir gün kazayla, bir gün son anda yapılan bir frenle…
Şunu net söyleyeyim:
Düzgün kavşak, yarım sürücüyü bile düzgün yapar.
Bozuk kavşak, en iyi sürücüyü bile hataya zorlar.
Direksiyon başından görünen gerçek budur.