
Pazar günü Ticaret Lisesi Mezunları 1984/85 Mezunlarına mezuniyetlerinin 40.Yılı Plaketini verdi. Buluştuk, özlem giderdik, pilava kaşık salladık.
Okulumuzdaydık yüzlerce mezun. Gençlerden çok yaşlılar vardı bizler gibi. Hepsinde ayrı bir heyecan. Hele dönem arkadaşlarıyla buluşanların değmeyin keyfine. Ya o koridorlarda 40 küsur yıl önce kaçamak bakışlarla birbirlerine süzen dönemin aşıklarının yine uzaktan bakışmaları. Yıllar acımasız yapmış yapacağını. Ama ha o heyecanlı buluşmalar yine eksik değildi pazar günü mezunlar gününde.

“Ticaretten Yankılar” okulumuzun gazetesi. Benimle yaşıt. 1964 yılından beri ara vermeden yayınına devam ediyor. Son sayılarında okul anılarımı kapsayan yazılar göndererek katkı vermeye çalışıyorum bende. Aşağıdaki yazı yayınlanmayan, sansüre takılan okul anıları. Oysa ne kadar da masumca.
Not; Yazımın sansüre takılmasının nedeni gençleri sigaraya teşvik etmesiymiş. O dönemde sigara içen arkadaşlarım ben de dahil olmak üzere sigara içen yok şu anda aramızda.

İşte o sansüre takılan yazı;
ARKADAŞ ISLIKLARI
Yazılı var bugün onuştan okuldayız bu güzel havada hemde.
Devamsızlığımız tavan yapmış uyarı üstüne uyarı mektupları gidiyor evlerimize. Kim der bunlar lise son sınıf öğrencileri. Nasıl alacağız bu diplomaları da geçtim üniversiteyi, hayata atılacağız, ekmeğimizi kazanacağız, tek derdimiz bu şimdilik.
Fevzi, Ahmet ve ben sınıfta en çok devamsızlığı olanlarız. Bütün suç bende aslında. Gördüm mü güzel havayı, hiç canım istemiyor okulu da dersleri de. Kendim gitmediğim gibi arkadaşlarımı da gazlıyorum gitmeyelim okula diye.
Kıyık’ta evlerimiz yakın sabahları Ahmet Yılmaz’la birlikte gidiyoruz okula. Okula gidene kadar işliyorum ona; “Amedim havaya baksana” He Ahmet’in de pek gidesi yok ya, üstelik te cebinde 5 lirası, bi paket birinci cigaramız garanti.
Ahmet’i kafaladım mı sıra Fevzi Genç’te. Gene geç kalacak, bekliyoruz okulumuzun karşısındaki caminin köşesinde. Nasıl da hızlı hızlı koşturuyor, geç kaldım havasında. Uzaktan basıyoruz ıslığı, anlıyor, sevinçle ıslıkla yanıtlıyor bizi.
“Bu güzel havada okula mı gidilir beyaa” dememizi gülerek karşılıyor Fevzi, katılıyor oda bize istikamet çarşı, adres; “Düşeş attım yek geldi, istemeden çay geldi; Sarı Kahve” Çaylar da Fevzi’den.
Yine hava güzel bugün ama okuldayız işte; Ticaret Aritmetiği’nden yazılı var, ilk dönem ortalama gelmiş 3, sıkı çalıştım ilk yazılıda 5 almıştım, buradan 6 veya 7 almalıyım ki Yunus İzer hocamız da biraz itelerse anca geçeriz sınıfı.
Daha ikinci teneffüs, yeni yeni alıştığımız cigarayı okulun tuvaletinde tüttürme zamanı. İtinayla çıkartıyorum iç cebimden birinciyi, cos diye bir ses geliyor kibritten, gözümüz tuvaletin üst kapıya bakan penceresinde, sırayla gözcülük yapıyoruz. Tek cıgaranın etrafına diziliyoruz Ahmet ve Fevzi’ye Hüseyin Solmaz’da eşlik ediyor. Tek başına olsa 216 içer Hüseyin ama kalabalıkta asla çıkarmaz. Bi fırt çeken yanındakine uzatıyor cıgarayı. Birinci cıgarası sürekli içilmekten ucunda uzun kıpkırmızı bir kor oluşuyor, şekilden şekile giriyor dal cıgaramız. O da ne İsmet hocam fırtına gibi giriyor tuvaletin içine. En köşeye başlıyor işemeye bizim telaşla attığımız cıgaranın üzerine. “coosss” diye bir ses geliyor, duymamış gibi yapıyor İsmet Özipek hocamız;
“Çocuklar sigara içmiyorsunuz değil mi” diye sorarken gülümsüyor;
“İçmiyoruz hocam içmiyoruz” diye hep bir ağızdan yanıtlayarak hızlıcı alt kattakı 3 KOOPERATİF sınıfımıza doğru gidiyoruz gülüşerek, Hüseyin atıyor kahkaayı;
“Ulan gene yakalandık İsmet hocaya beyaaa”