
Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaraş, ‘Saraçlar Caddesi Sağlıklaştırma Projesi’ kapsamında cadde üzerinde Zindanaltı mevkiinde yer alan Roma surlarının görünürlüğünün yüksek duvarla azaltılmasının kent arkeolojisi ilkeleriyle çeliştiğini belirterek, mevcut duvarın yüksekliğinin en fazla 1,5 metreye indirilmesi veya belirli bölümlerinde şeffaf pencerelerin açılması önerisinde bulundu.

Prof. Dr. Yaraş, Saraçlar Caddesi’nde Roma Surları ve Kent Arkeolojisi açısından bulunduğu değerlendirmesinde, “Edirne, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından MS 123-124 yıllarında kurulan en önemli kentlerden biridir. Tunca Nehri kıyısında yaklaşık 360.000 m²’lik alanda castrum (ordugah) planına göre inşa edilen bu yerleşim, surlarla çevrilmiştir. Günümüzde bu surların bazı bölümleri kısmen korunabilmiştir. Bu Roma kalıntıları, Edirne’nin hem kültürel sürekliliği hem de kültür turizm potansiyeli açısından stratejik öneme sahiptir” dedi.
2023 yılında eski Edirne Valisi Hüseyin Kürşat Kırbıyık’ın başlattığı bugün de büyük bir hızla devam eden ‘Saraçlar Caddesi Sağlıklaştırma Projesi’nin kente estetik açısından kuşkusuz olumlu katkılar sunacağının altını çizen Prof. Dr. Yaraş şunları söyledi:

KENT ARKEOLOJİSİ İLKELERİ
“Ancak proje kapsamında cadde üzerinde Zindanaltı mevkiinde yer alan Roma surlarının görünürlüğünün azaltılması, kent arkeolojisi ilkeleriyle çelişmektedir. Çünkü modern kent planlamasında temel yaklaşım, mevcut kültürel mirasın bütün katmanlarıyla korunarak kamusal alanda görünür kılınmasıdır.
Saraçlar Caddesi’nde uygulanan bu yüksek duvar, estetik açıdan başarılı olsa da, arkasında kalan yaklaşık 1800 yıllık surların algılanmasını engellemektedir. Avrupa kentlerinde antik dönem surları ve benzeri arkeolojik öğeler, kent kimliğinin merkezine yerleştirilir; farklı mimari çözümlerle görünürlükleri artırılır. Bu yaklaşım, ‘urban archaeology’ (kent arkeolojisi) olarak tanımlanır ve çağdaş koruma politikalarının temel bileşenidir.
Edirne’de de benzer bir anlayışın örneği bulunmaktadır. 1990’lı yıllarda dönemin Valisi her zaman rahmet ve minnetle andığımız Fahri Yücel’in girişimleriyle ortaya çıkarılan Makedonya Kulesi, yakın zamanda kent arkeolojisine dair müze işlevi kazanacaktır. Ancak aynı sur hattında, kentin en önemli caddesindeki bu evrensel değerin perde arkasına alınması, bütüncül koruma yaklaşımıyla çelişmektedir.
MEVCUT DUVARIN YÜKSEKLİĞİ
Biz kent arkeolojisi uzmanlarının üzerinde durduğu temel ilke, kültürel sürekliliği kesintiye uğratmadan, farklı dönemlere ait katmanları kamusal mekânda görünür kılmaktır. Bu bağlamda önerilen çözümlerden biri, mevcut duvarın yüksekliğinin en fazla 1,5 metreye indirilmesi veya belirli bölümlerinde şeffaf pencerelerin açılmasıdır. Belki bu açıklıklara dijital ekranlar yerleştirilerek, kentin tarihsel gelişimini ve arkeolojik buluntularını aktaran multimedya içerikler gösterilebilir. Böylece hem estetik bir düzenleme korunur hem de kentin eşsiz arkeolojik mirası kamuya açık bir şekilde sergilenir.
Sonuç olarak, Edirne’nin 1800 yıllık surlarının kent kimliği açısından taşıdığı değer, yalnızca korunmalarıyla değil, aynı zamanda görünür kılınmalarıyla güçlenecektir. Bu tür uygulamalar, Avrupa’daki kadim kentlerde olduğu gibi, Edirne’nin de kültürel mirasını geleceğe taşımada örnek bir yaklaşım olacaktır.”