
Türkiye F-35 projesinde çıkarılırken bu köşede bir yazı yazmıştım. İlişkiler katman katman diye… İfade aslında bana ait değil F-35 projesinin Amerikan tarafında yürütücülerinin ifade idi. Yani F-35 projesinde “şimdilik” ilişkilerimizi askıya alabiliriz ama bu her alanda ilişkilerimizin kopacağı anlamına gelmiyor demişlerdi. Üzerinden yıllar geçti, gerçekte ilişkilerin her alanda kopmadığı ne tam iyileştiği ne de tam kötüleştiği bir süreç geçti. Aslında bu durumda şu kadim söz geliyor insanın aklına; devletlerin kalıcı dostlukları ve düşmanlıkları olmaz. Uluslararası politika arenası bu acı gerçeği pek çok kez pek çok çeşitlilikte karşımıza çıkardı.
Son temaslarla birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde yeniden bir iyi döneme girileceği sözleri ifade edilecek. Zira yapılan ekonomik anlaşmalar ve Türkiye’nin uyguladığı gümrük vergisi oranlarının kaldırılması bunun en net göstergesi. Yıllar öncesinde bu köşede yazdığım yazıda bize F-35’lerin de mutlaka verileceği hususunu dile getirmiştim. Zaman veremem zira kâhin değilim ama o da gerçekleşecek.
Ancak bu iyileşme meselesi bir tarafın diğer tarafı mutlak kontrolü olarak da ele alınmamalı. Bu şartların ortaya çıkışı da ne bir zafer ne bir hezimet. Bu ilişkilerin gelişen krizler sürecinde ekonomik imkân ve kapasiteler bağlamında yeniden düzenlenmesinden ibaret bir durum.
Kimse kimseyi dize getirmiyor yahut kimse kimseyi fethetmiyor. Bu çerçeveden bakışların uluslararası politikanın dinamiklerinin kavranmadan ortaya konduğunu ve konacağına da dikkat çekmek isterim. Devletler birbirleriyle çıkarları uyuştuğunda yakınlaşır uyuşmadığında uzaklaşır. Bu temel bir kuraldır. Bu durum anlaşıldığında ikili ilişkilerin tanımlanması da daha rasyonel bir zemine oturacaktır. Bu ilişki bağlamında ABD uluslararası politikanın sistemik seviyesinde eyleme kapasitesine sahip bir devlet Türkiye Cumhuriyeti de alt-sistemik seviyenin önemli bir devleti olarak konumlanıyor.
İki devlet arasında özellikle Suriye meselesinde asimetrik bir güç ilişkisi bulunuyor. Ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomik üretim ve bağımsızlık hususundaki zayıf adımları ABD karşısında asimetrik güç ilişkisinin getirdiği avantajı akamete uğratıyor. Ha bu noktada şunu da dikkaten kaçırmamak gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yakın müttefik olarak tanımladığı pek çok Körfez Devleti ABD ile de çok yakın hatta sembiyotik bir ilişki içinde… Bir başka deyişle Körfez devletleri ile yakın ilişki kurulması ABD karşısında bir ittifakın oluşum temellerini ortaya koymuyor. Tabii bunu tespit edebilmek için de rasyonel olmak şart.
Bu sıkıcı ve heyecansız yazı burada bitti. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları.