
Gönül UYANIKTIR
Dördüncü günümüzün son durağı olan Dağ Gölü gerçekten dünyanın sayılı harikalarından biriymiş. Kısaca bu bölgenin neden UNESCO Dünya Mirası koruması altında olduğunu bilmeyenler bile, korunması gerektiğini anlar diye düşünüyorum. Gölün 5-6 metre yukarısından manzarayı ve insanların kar hasretini izliyoruz.

KARDA ZORDUR YÜRÜMEK
Göle doğru iskele benzeri kaya çıkıntıları bir anda başka bir turun yolcuları olan (muhtemelen Arap ülkelerinden) kadınlar ve çocuklar coşkuyla karlı zemine iniyor. Hava ılık ve güneş yakıyor ama, gölün çevresinde karlar buzullar erimemiş…Kardeşim (Çocukluğunda ağaca çıkma şampiyonu) durur mu, ‘ben de iniyorum’ diyerek kolayca karlı zemine iniyor. Ayağındaki yazlık ayakkabıyı hesap etmeyince iki adım atmasıyla karlı zemine oturması bir oluyor.

Benden hayli uzakta, koşsam bile yetişemem, ‘kardeşime bir şey olmasın’ diye telaşlanırken bile fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Bu arada takım arkadaşımız Dilek Altay da düşme anını görüntülüyor. “Düşeceğini anladım, elimi uzatıp tutmak istedim, ama o çok uzaktaydı” diye o anda ne hissettiğini anlatıyor.
Kardeşim yardıma gerek kalmadan kalkıp gülerek el sallıyor, ben de Nevin de Dilek de rahat bir nefes alıyoruz.
BU GECE ALIŞVERİŞ MERKEZİNİ KEŞFEDELİM
Yıllardır kar hasreti çeken bizler, Norveç’in en yüksekteki dağ gölünde kar manzarasına doyamıyoruz. Norveç’de dördüncü günümüz geceye ulaşmasa da yemek saatimiz yaklaşırken geri dönüyoruz. Gemiye dönmeden önce de otobüste; ‘bu gece geminin alışveriş merkezini keşfedelim’ diye sözleşiyoruz.
Her iniş çıkışta yaptığımız ritüel gereği kartlarımız okunup ekranda yüzümüz göründükten sonra kamaralarımıza çıkıyoruz. Biraz yorgunuz, canım hiç yemek istemiyor. Ama almam gereken ilaçlarım var. İsteksiz de olsa 15’nci katta, ‘Avam Restoran’a çıkıyoruz. Nevin, “Ben doğru dürüst yemek yiyecem. Bıktım sizin otlamanızdan, her gün pizza patates!” deyip Yeşil Orkide’ye iniyor…

MİLLETİN TABAKLARI DOLU BİZ YİYECEK BULAMIYORUZ
Kahvaltıda ve akşam yemeklerinde tabaklarını doldurup, yanına ikincisini de ekleyenlere şaşıyorum. Üçüncüye de meyve almaya gidiyorlar. Kardeşim de ben de yiyecek bulamazken..!
Aslında geminin 15’nci kattaki yemek salonları yiyecek dolu. Ama en büyük eksiği zeytin hiç yok, peynirleri de çok farklı, bizimkilerin yanından bile geçmiyor. Mecburen birkaç parça domates, salatalık, bir dilim üzerine domates sosu gezdirilmiş, adına ‘pizza dedikleri salçalı ekmek, kızarmış patates, içecek olarak su veya çay kokusunu bulamadığımız, kırmızılı sıcak sudan içiyoruz.
Ama sonuçta çok memnunuz burada olmaktan, her anını yaşamak istiyoruz, ama her güzel şey gibi bu da sona yaklaşıyor.

GÜNEŞ BATMAK BİLMİYOR
Biz çevreyi izlerken Nevin geliyor. “Gün batımında fotoğrafınızı çekeyim, az sonra batacak” diyorum. Yarım saat oturuyoruz, hava bir türlü kararmak bilmiyor. Sonunda vazgeçip 5’nci kata iniyoruz. Müzik sesleri animatörlerin yarışmaları eşliğinde alışveriş merkezini dolaşıyoruz. Bizimkiler yüzük hastası, Swarovski mağazasını görünce gözleri parlıyor. Yüzükler alınıyor, sonra çantaları görüyorlar, ben almaktan vazgeçiriyorum. Euro’nun rakamı küçük ama hacmi büyük!… Yanı başında ünlü Belçika Çikolatası. Çikolatadan sanat eserleri yaratmışlar, “şekerimiz çıkar” deyip vazgeçiriyorum. Bana kızıp söyleniyorlar.

YÜZÜKLER ÇANTALAR BELÇİKA ÇİKOLATALARI
Birkaç mağaza daha ilerleyince canlı müzik eşliğinde dans eden çiftlerin senkronize hareketleri dikkatimizi çekiyor ve onları ayakta izlemeye başlıyoruz Dörtlü bir masa boşalınca oraya geçip koltuklara yerleşiyoruz. Garson hemen içeceklerimizi ve çerezleri masaya bırakıyor. Genç, orta yaş, yaşlı çiftler o kadar uyumlu, tango. samba, tvist ve aklınıza gelebilecek her tür dans figürlerini sergiliyor.
O zaman anlıyoruz ki, dans edenler gemideki dans atölyesine katılan, gemiden hiç inmeyen yolcular. Yiyip içip atölyelerde vakit geçiyor, yüzüp güneşleniyorlar.
(SÜRECEK)