
Belediyeler seçimle gelen yerel kurumlar olduğu için demokratik topluma, katılımcı demokrasiye açılan kapıdır. Belediye yönetimleri kurucu iradenin zamane koşullarına göre olumlu/olumsuz sonuçları dışında 1960’lı yıllarda başlayan kentleşme ile arayışlara girmiştir.
1973 ve sonraki seçimlerde İstanbul, Ankara, İzmir, İzmit, Diyarbakır ve Fatsa gibi kent belediye başkanlarının politikaları ve bazı uygulamaları, merkezi yönetimlerle gerilimlere konu olmuştu. Başkanlar ilk kez merkezi politikalara itiraz edebiliyor ve çalışma alanlarını geliştiriyorlardı. Bu durum hem CHP’li hem de sol-sosyalist başkanların toplumcu belediyecilik deneyimlerini siyasetin merkezine taşımıştı. Bu yeni eğilim 1977 seçimlerinde CHP’nin tarihinde alacağı en yüksek oy oranına ulaşmasında da etkili olmuştu.
Yerellerin güçlenmesi olması gerekendir. Ama bundan rahatsız olan yerel sermaye ve bağımlı olduğu uluslar arası güçler önlem almakta gecikmedi. Bu nedenle de 12 Eylül 1980 cuntası ülkemizin demokratikleşmesi yolunda en büyük sapmadır.
Bu sapma sonucunda istenen merkeze kafa tutmayacak muhafazakâr belediyeciliğe ön açıldı. 90’lı yıllardan sonra ortaya çıkan muhafazakâr belediyecilik deneyimleri demokratik ilişkilerden çok ticari ve cemaat, tarikat, mafya gibi feodal ilişkilerle kendi amacına hizmet eder konuma getirildi.
Bu anlayış kentliyi kentli olmaktan çıkarıp iktidar partisinin tebaası haline getirmiştir. Öte yandan iktidarın devamını da sağlamıştır. Bu anlayışa uygun yasalar belediyelerde kirlenmeyi kaçınılmaz kılmıştır. Özellikle belediyelerin kamusal görevlerini yapmayıp yaptırmaları belediyelerin ticari anlayışla şirket türü yönetilmesini getirmiştir.
1989 yerel seçimleri ve sonrasında sosyal demokrat ve küçük yerleşimlerdeki sol-demokrat belediyeleri dışarıda tutarsak, 1980 sonrası belediyecilik; kentleri bütünüyle sermayeye teslim eden ve oradan da kendi çevresi için maksimum yarar üreten muhafazakâr belediyecilik deneyimleri ile yüklüdür. Uzun yıllar süren bu muhafazakâr belediyecilik deneyimi sözcüğün gerçek anlamında kentlerin canına okumuştur.
Bu fenalığa karşı yeni modeller bulunması da yine muhalif belediyelerce olmuştur. CHP ve muhalefet sanırım 1980 öncesi deneyimleri de gözden geçirdi ve kentlinin derdini anlamaya çalıştı. 2019 yerel seçimlerinde kazanan İstanbul ve Ankara CHP’li başkanları başta olmak üzere CHP’li belediyeler yeni modeller geliştirdi. Merkezi iktidarın yoksullaştırdığı yurttaşlara yerelden katkı sunmak ve bunda adil davranmak önemliydi. Kent Lokantaları, askıda giyim ve yiyecek, ulaşımda ve iletişimde kolaylık sağlamak gibi vicdani hizmetler bazı örneklerdir.
Bu olumlu çalışmalar 2024 seçimlerinde kendini gösterdi ve 2023 genel seçiminde ikinci olan CHP, 2024 yerel seçimlerinde ülke nüfusunun yüzde 70’den fazlasını yönetir duruma geldi. Bu aynı zamanda ekonominin de yüzde 73’ünü de yönetme sorumluluğunu getirdi. 2024 yerel seçimleri, Türkiye’de siyasetin ve sosyolojinin kesiştiği alanlarda belediyecilik deneyimlerini ve etkilerini yeniden düşünmeyi sağladı. Son on yıllık belediyecilik tecrübesi, uzun bir aradan sonra, ‘demokrasi yerelden gelir’ sloganını saklı olduğu yerden çıkardı ve gündemin tam ortasına taşıdı.
1980 öncesi yurttaşların arayışı sonucunda gelişen muhalefeti durdurmanın yolu muhtıralar ve sonunda da 1980 faşist darbesi olmuştu. Bugün ise gelişen muhalefetin yerel yönetimler üzerinden susturulmaya çalışıldığını görüyoruz. İktidarın yargı yoluyla yerel yönetimlere yaptığı darbenin gerçek amacı; iktidar olma umudu olan CHP’yi engellemektir.
CHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin Mart 2024 seçimlerinde elde ettiği başarı, bu ülkenin siyasal geleceği için daha önemli bir kapı açtı. Türkiye, geleceğini belediyeler aracılığıyla yeniden kurmaya çalışıyor. Yapılacak ilk genel seçimde muhalefetin başarılı olması, büyük ölçüde muhalefet belediyelerinin performansları ile ilgili olacaktır. Bu yüzden bugünkü belediyeler ve belediyecilik, hiç olmadığı kadar yerel ötesi anlam ve öneme sahip.
Bu önem nedeniyledir ki iktidar ülkeyi yönetmeye aday kadroları belediyeler üzerinden siyaset dışına çıkarmaya çalışmaktadır. Bu nedenle biz kentliler olarak yerelimizde belediyelerin doğru işler yapması için yurttaş sorgulaması yapmalı ve belediye görevlilerinin hata yapmasına engel olmalıyız. Belediye yetkililerimiz de olayın ciddiyetini kavramalı ve şeffaf, demokratik, katılımcı ve asli çareler üreten işler yapmalıdır. Olay belediyeler meselesini aşmış ülkenin geleceğine dair temelin atılması durumuna varmıştır.