
Sevgili peygamberimiz, Hz. Muhammet, Müslümanlı dinine girmek isteyen Araplara, “Şahidim ki, tapılacak tek ilah Allah’tır; şahidim ki Muhammet, onun kulu ve elçisidir!..” yemini ile Müslümanlığa dahil olduğunu, söyletiyordu!..
Kelimeyi şehadetin Arapçasını yazmama gerek yok, çünkü Türk’üm ve Türkler anlasın diye yazıyorum. Türk’e Arapça yazılır mı hiç?..
Araplara Arapça, Kelime-yi şehadet: kelime tercümesi:
“Tapılacak tek ilah Allah’tır; Muhammet onun kulu ve elçisidir” olan bu söz verişin, kısa bir özetini yapıp, açarsak:
“Ben, dünyevi hiçbir şeyi putlaştırıp tapmayacağım, yalnız, Tek Yaratan’a tapıp, O’nun kulu ve elçisi olan, peygamberine, kitabında ki emirlerine inanarak, uyarak yaşayacağıma söz veriyorum” demek olan, Müslümanlığa giriş sözünü, söyletirdi!..
Araplara tabi ki, Arapça söyletirdi!..
Anlamadıkları başka bir dilde söyletmek olmazdı ki!..
Tabi ki, her milletin kendi diliyle söylenmesi lâzım ki, insanlar ne dediklerini anlasınlar ve verdikleri sözün şuuruna varsınlar!..
Anlamadan, Arapça söylerlerse, ŞUUR EKSİK KALIR. Müslüman yükümlülüklerinin ne olduğunu bile, anlaya, kendi dilinden vermeli sözünü!..
En mantıklı olanı bu değil mi?..
Ne dediğine, aklı da, gönlü de yata, yakışa!..
Bazıları çıkıp, “ Ne dediklerini bilmeseler bile, her ülkede Arapçası öğrenilip, orjinali gibi söylenmeli!..” derse!..
Bu yolun, Arapçayı putlaştırmak demek olduğunun, zora koşmak olduğunun, mantıksız olduğunun fakında mıyız?.
“O mutlaka öyle yapılmalı; bunun böyle olması şart!..” diyenler çıkar mı çıkar!..
Ama benim beynim, aklım, Kuran ve hadis bilgim var ya!..
Birileri çıkıp, bana, kendi algılarına göre, “BÖYLE YAPMAN ŞART!..” diyecek, ben de, MANTIKSIZCA, AKILSIZCA, BEYİNSİZCE, BİLGİSİZCE, ona uyacağım ha, olur mu be kardeşim?.
Ben beyinsiz miyim, beyinsizce ona buna uyayım?.
Kuran’ı Kerim’de yazıyor ya!.. Şeytan her an DEVREDE ve insanların İNANCINI sulandırmaya, yokuşa sürmeye, zorlaştırmaya, YOZLAŞTIRMAYA ve de insanları ATEŞE ATMAYA, usanmadan, VAR GÜCÜYLE çalışıyor!..
TEDBİRLİ OLMAK, KANMAMAK, ÇOK KOLAY!..
BİRAZCIK AKIL!..
İşte sevgili Atatürk’ümüz, bunları Türk milletine öğretsinler diye, Kutsal kitabımızı Arapçadan Türkçeye tercüme ettirip, üstüne de İlâhiyat bilimini kurmuştu!..
Kuran’ı Kerim. Sure 41/44:
Biz, Kuran’ı yabancı bir dille göndermiş olsaydık, Arap kâfirleri “Onun ayetleri tafsilatlı bir şekilde açıklanmalıydı! Bu ne! Dil yabancı, muhatap Arap, öyle şey mi olur?” diyeceklerdi. Onlar de ki: “O inanlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır.
İnanmayanların ise, kulaklarında ağırlık vardır, Kuran’a kördürler. Onlar uzak bir yerden çağırılanlar gibi, çağıranı görürler, sözlerini anlamazlar.”