
Öğrenci Veli Derneği Edirne Şubesi, yeni eğitim öğretim döneminin bir yıldır değişmeyen sorunlarla açıldığını, yoksulluk büyürken ücretsiz okul yemeğinin hale verilmediğini bildirdi.
Öğrenci Veli Derneği Edirne Şubesi adına Kezban Demir tarafından yapılan açıklamada, “Türkiye’de milyonlarca çocuk ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluktan doğrudan etkilenirken, ücretsiz okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemiş olması eğitim politikalarının en büyük eksikliklerinden biri olmaya devam etmektedir” denildi.
Demir’in açıklamasında şunlara yer verildi:
2026-2027 eğitim öğretim yılı yine birçok sorunla birlikte başladı. Kamusal eğitime bütçeden ayrılan payın giderek düşmesi bu sorunların ana kaynağını oluşturmaktadır. Laik bilimsel eğitimde aşınma derinleşerek devam etmektedir. Yetersiz okullaşmanın getirdiği sorunlar eğitime erişmekteki eşitsizliği beslemektedir. Türkiye’de milyonlarca çocuk ekonomik krizle derinleşen yoksulluktan etkilenmekte, Türkiye OECD verilerine göre çocuk yoksulluğunda Meksika’dan sonra dünyada ikinci sırada. Çocuklar yoksulluk sebebiyle okula devam edememektedir. Devam edebilenler ise okula aç gitmektedir.
YOKSULLUK BÜYÜRKEN ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ HÂLÂ YOK
Türkiye’de milyonlarca çocuk ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluktan doğrudan etkilenirken, ücretsiz okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemiş olması eğitim politikalarının en büyük eksikliklerinden biri olmaya devam etmektedir.
Eğitim hakkından yararlanabilmek, yalnızca bir okula kayıtlı olmakla mümkün olmaz. Barınma, beslenme ve ulaşım eğitim hakkını bütünleyen haklardır. Bu haklarda yaşanan eksiklikler eğitim hakkından da tam ve eşit olarak yararlanmanın önündeki belirleyici engellerdir.
Sağlıklı beslenemeyen, ders saatlerini açlıkla mücadele ederek geçiren bir çocuğun eğitim sürecinden eşit ve nitelikli biçimde yararlanması mümkün değildir. Bu nedenle ücretsiz okul yemeği bir lütuf ya da sosyal yardım değil; çocukların eğitim hakkının ve fiziksel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Ücretsiz okul yemeği uygulaması, hiçbir ayrım gözetmeksizin kamu okullarındaki tüm kademelerde derhal başlatılmalı ve doğrudan genel bütçeden finanse edilmelidir. Veli-Der olarak bir kez daha yineliyoruz: Hiçbir çocuk yoksulluk ve açlık ve nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılamaz!
YERELDEKİ TABLO
FİZİKİ YETERSİZLİKLER, BİRLEŞTİRİLMİŞ OKULLAR
Yıllardır ifade ediyor olduğumuz sorunu, bu eğitim öğretim yılı başında da maalesef tekrar edeceğiz. Yeni yerleşim bölgesi olarak tanımladığımız mahallelerdeki okullarda kalabalık sınıflar eğitim öğretimi olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Edirne genelindeki okullarda ortalama sınıf mevcutları makul düzeyde gibi görünse de yeni yerleşim bölgelerindeki okullarda 40’a yakın öğrencinin bulunduğu ilk ve ortaokullar bulunmaktadır. Kalabalık sınıflar sorunu hem eğitim öğretimi olumsuz etkilemekte hem de sınıf ve okul hijyeni konusunda sorunlara neden olmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı biz velilerin ve eğitim emekçilerinin uyarılarına, taleplerine ve tespitlere rağmen okul yapımına gerekli bütçeyi ayırmıyor ve eğitimde planlama ve altyapı eksikliklerini de Edirne’de de örneklerini gördüğümüz üzere okul birleştirerek çözmeye çalışıyor. Depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle tahliye edilen Edirne Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi 1. Murat Anadolu Lisesi’nin üst katında, Süheyl Ünver Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ise Selimiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi binasında bu eğitim öğretim yılına başlamıştır. Eğitim hakkı kamusal bir sorumlulukla ele alınmalı, bütçeden eğitime yeterli kaynak aktarılmalı ve inşası bekleyen tüm okullar derhal tamamlanmalıdır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Edirne’de örnek olarak gösterilebilecek iki uygulama geçtiğimiz yıllarda hayata geçirilmiştir. Edirne Belediyesi’ne meslek lisesi öğrencilerine ücretsiz sağlamış olduğu öğlen yemeği için, Edirne Valiliği’ne de tüm okullarda öğrencilerin su içebileceği su sebillerinin yapım ve bakımı için teşekkürlerimizi sunuyoruz.
GÜVENLİ OKULLAR İÇİN HAK TEMELLİ POLİTİKALAR ŞART
Okullarda yaşanan şiddet olayları, çocukları koruyacak önleyici ve kapsayıcı kurumsal mekanizmaların yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Mevcut sistem kriz oluştuktan sonra devreye girmekte; çocukların ihtiyaç duyduğu erken müdahale ve koruma mekanizmaları işletilememektedir Son olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, okulları 120 puanlık bir “güvenlik karnesi” ve 4 farklı risk derecesine göre sınıflandıran yeni bir modeli uygulamaya koydu.
Ancak güvenlik meselesi yalnızca asayiş ve fiziki tedbirlerle sınırlandırılamaz. Görevlendirilecek personelin çocuk psikolojisi, çocuk hakları ve temel pedagoji eğitimi almış olması; bu personelin güvenceli ve kadrolu biçimde istihdam edilmesi kamusal eğitimin vazgeçilmez bir gereğidir. Çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir ortamda eğitim alabilmesi yalnızca polisiye önlemlerle değil; hak temelli, bilimsel ve önleyici politikalarla mümkündür. Bu doğrultuda; okullarda psikososyal destek birimleri güçlendirilmeli, “okul sosyal hizmeti” modeli hayata geçirilmeli, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalıdır. Akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, şiddeti besleyen ortamları kurutacak demokratik ve katılımcı bir okul ortamı yaratılmalıdır.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM AYRICALIK DEĞİL HAKTIR
İlk beş yaşın çocuğun gelişiminde oldukça kritik olduğunu, ilerleyen yaşlarda belirleyici olduğunu bilimsel araştırmalar söylüyor. Beyin gelişiminin Yüzde 90’ı bu ilk beş yıl içerisinde tamamlanıyor. Dolayısıyla bu yaşlarda çocuklara sunulan ortamın niteliği çok önemlidir. Çocuklara bu yaşlarda sunulacak ortam, yapılacak yatırım okul öncesi eğitim olanaklarından yararlanmalarıdır. Oysa giderek okul öncesi eğitimden yararlanmada bir düşüş görülmektedir.
Ülkemizde okul öncesi eğitim zorunlu olmadığından, çocuklarına okul öncesi eğitim aldırmak isteyen aileler, okulda kullanılacak araç gereçleri, beslenme ve ulaşım bedelini ödemek zorundadır.
Ülkemizdeki okul öncesi okullaşma durumuna bakacak olursak bu alanda da ciddi sıkıntıların olduğunu görebiliriz. Okul öncesi okullaşma oranı %54,OECD ülkelerinde ise bu oran %88’dir. MEB’in yayınladığı istatistiklere göre son yıllarda 399 anaokulu ve 4088 okul öncesi sınıf kapatılmıştır. Kamu kuruluşlarındaki öğrenci sayısı %39 azalırken 4-6 yaş kuran kurslarındaki çocuk sayısı %25 artmıştır. Bu nedenle biz veliler; okul öncesi eğitimin bir yurttaşlık ve eğitim hakkı olarak Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda eşit, laik bilimsel, parasız ve zorunlu kamusal bir sorumluluk olarak bütün 4-6 yaş çocuklarımız için talep ediyoruz. Yürüttüğümüz mücadele programının bir parçası olarak yaptığımız araştırmanın sonuçları da yukarıda belirttiğimiz üzere bu talepleri somutlamaktadır.
Tekrar belirtmek gerekirse eğitim anayasal bir haktır, okul öncesinden başlayarak parasız olmalıdır. Ayrıca okul öncesi eğitim zorunlu olmalı, derslerde kullanılacak tüm materyaller devlet tarafından karşılanmalıdır. Çocuklar 4-6 yaş kuran kurslarına, bir takım vakıf, dernek ve cemaatlere teslim edilmemelidir.
Sınavla öğrenci alan “nitelikli” okul kontenjanlarının kademeli olarak düşürülmesi, dar gelirli ailelerin çocuklarını niteliksiz görülen okullara ya da hane bütçesinden ciddi kısıntılara giderek özel okullara mecbur bırakmakta; eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp satın alınan bir hizmete dönüştürmektedir. Devletin görevi okulları “nitelikli-niteliksiz” diye ayırmak veya kontenjan kırpmak değil; her çocuğa kendi mahallesinde eşit, parasız, bilimsel ve nitelikli akademik eğitim imkânı sunmaktır. Öğrenci sayılarının her geçen gün arttığı MESEM uygulaması ise ciddi bir eğitim sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığı bu uygulama nedeniyle çocuk sömürüsü devam etmektedir. Haziranda yaptığımız açıklamada bu güne kadar 19 çocuğumuzu iş cinayetlerinde kaybettiğimizi belirtmiştik. Bizzat bakanın yaptığı açıklamada bu sayının 37 ye çıktığı bilinmektedir. 9000 iş kazası ve hayatını kaybeden 37 çocuk.
Biz Veli Der olarak taleplerimizi bir kez daha tekrarlıyoruz. Kamusal, parasız, bilimsel, laik, eşit ve nitelikli eğitim güvence altına alınmalıdır. Okul öncesi eğitim en az bir yıl zorunlu olmalıdır. Çocuk emeği sömürüsüne son verilmelidir, MESEM uygulamasından vazgeçilmelidir. Okullarda bir öğün yemek, temiz su verilmeli, okullara yeterli temizlik ve güvenlik elemanı tahsis edilmelidir.