DOLAR 48,62920,04%
EURO 56,1236-0,08%
ALTIN 6.729,060,13
BIST %
BITCOIN 37730390,02%
Edirne
19°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

76 okunma

‘Komşuluk zayıfladıkça güven de azalıyor’

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin'in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, "Birbirimize Neden Güvenmiyoruz?" konusu ele alındı. Hazırlanan raporda komşuluk ilişkilerinin zayıflamasının toplumun birbirine güvenini de azalttığına dikkat çekildi.

ABONE OL
14 Eylül 2026 16:56
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: sp-2.jpg

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, “Birbirimize Neden Güvenmiyoruz?” konusu ele alındı.

Raporda; Türkiye’de toplumsal güvenin mevcut durumu, insanlar arasındaki güven ilişkileri, komşuluk kültürünün zayıflaması, gençlerin mahalleyle bağı, ekonomik şartlar, liyakat ve adaletin toplumsal güven üzerindeki etkileri değerlendirildi. Ayrıca güvenin yeniden inşasında aile, mahalle, ahlak, adalet ve dayanışmanın önemine dikkat çekildi.

TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL GÜVEN KRİZİ

Saadet Partisi tarafından hazırlanan raporla ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

Türkiye’de toplumsal güven konusunda ortaya çıkan tablo hepimizi düşündürmelidir. İnsanların birbirine güvenmekte zorlandığı, komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı ve toplumsal bağların giderek aşındığı bir süreçle karşı karşıyayız.

Araştırmalar bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de insanlara güven oranı yalnızca %14 seviyesinde. İnsanlara ne kadar güvendiği sorulan vatandaşlarımızın %36,4’ü “hiç güvenmiyorum” anlamına gelen sıfır puanı veriyor. Toplumun %62,7’si düşük güven aralığında bulunuyor.

Daha da düşündürücü olan, insanların karşısındaki kişinin dürüst davranacağı konusunda yaşadığı tereddüttür. İnsanların fırsat bulduklarında kandırmaya mı yoksa dürüst davranmaya mı çalışacağı sorulduğunda güvensizlik %53,6 seviyesine ulaşıyor.

Bu rakamlar bize güven sorunu ile birlikte toplumumuzdaki ilişkilerin nasıl değiştiğini gösteriyor.

Çünkü güven azalınca insanlar kendi dar çevrelerine çekiliyor. Aile, akraba, hemşehri veya tanıdık üzerinden iş yürütme anlayışı güçleniyor. “Tanıdığın var mı?” sorusu liyakatin önüne geçtiğinde ise toplumsal güven daha da zarar görüyor.

KOMŞULUK ZAYIFLADIKÇA GÜVEN DE ZAYIFLIYOR

Araştırmanın bize gösterdiği çok önemli bir gerçek daha var: İnsanlar birbirleriyle ilişki kurdukça güven artıyor.

Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven oranı %36’ya çıkarken, komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde bu oran %18’e düşüyor. Yani komşuluk ilişkileri güçlendikçe güven de güçleniyor.

Gençlerimizin komşularına en az güvenen kesim olması da üzerinde özellikle durmamız gereken bir başka meseledir. 55 yaş üzerindeki vatandaşlarımızda mahalledeki insanlara güvenenlerin oranı gençlerin neredeyse iki katına ulaşıyor.

Biz şehirlerimizi büyütürken insanlarımızı birbirinden uzaklaştırmamalıyız. Aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı, aynı mahallede yaşayanların birbirinin derdinden haberdar olmadığı bir şehir hayatı sağlıklı değildir.

GÜVENİN TEMELİ AHLAK VE ADALETTİR

Saadet Partisi olarak toplumsal güven meselesini yalnızca bireysel ilişkilerin problemi olarak görmüyoruz.

Güvenin olduğu bir toplum için insanların hakkının korunması, emeğinin karşılığını alması, kuralların herkese eşit uygulanması ve liyakatin esas alınması gerekir.

Her vatandaşımız “Hakkımı ararsam adalet yerini bulur”, “Çalışırsam emeğimin karşılığını alırım”, “Hak edersem o göreve gelirim” diyebilmelidir.

Milli Görüş’ün “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı bugün her zamankinden daha önemlidir. Ancak ahlak çağrısını adaletten ayrı düşünemeyiz. Ahlaklı insanla birlikte adil bir düzene de ihtiyacımız vardır.

Toplumsal güveni yeniden tesis etmek istiyorsak; adaleti ve liyakati güçlendirmeli, aileyi korumalı, mahalle kültürünü yeniden canlandırmalı, gençlerimizin toplumsal hayata katılımını artırmalı ve insanlar arasındaki dayanışmayı güçlendirmeliyiz.

rapor

Türkiye’de toplumsal güvenin oldukça düşük seviyelerde olması, yalnızca bireyler arasındaki ilişkileri değil; toplumsal dayanışmayı, ekonomik hayatı ve birlikte yaşama kültürünü de olumsuz etkilemektedir. Araştırmalara göre Türkiye’de insanlara güven oranı %14 seviyesinde kalırken, katılımcıların %36,4’ü insanlara güven konusunda “0” puan vermektedir. Toplumun %62,7’si ise düşük güven aralığında yer almaktadır.

Veriler, güvenin eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe arttığını; kadınların erkeklere göre daha temkinli olduğunu ve özellikle gençlerde komşuluk güveninin daha düşük kaldığını göstermektedir. Buna karşılık insanların birbirini tanıması ve sosyal ilişkilerin güçlenmesi güveni artırmaktadır. Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven %36 iken, seyrek görüşenlerde bu oran %18’e düşmektedir.

Bu tablo, toplumsal güvenin yeniden inşası için adalet, liyakat, sosyal dayanışma, güçlü aile ve komşuluk ilişkilerinin önemini ortaya koymaktadır. Saadet Partisi’nin “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışı doğrultusunda; hakkın korunduğu, kuralların herkese eşit uygulandığı ve insanların birbirine güvenebildiği bir toplumsal düzenin güçlendirilmesi gerekmektedir.

                BIRBIRIMIZE NEDEN GÜVENMİYORUZ?

Güven, bir toplumu bir arada tutan en önemli değerlerden birisidir. İnsanların birbirine güvenebildiği bir toplumda dayanışma güçlenir, ortak hareket etme imkânı artar ve günlük hayat daha sağlıklı işler.

Güvenin zayıflaması ise yalnızca bireyler arasındaki ilişkileri etkilemez. Aileden mahalleye, çalışma hayatından ticarete, şehir hayatından toplumsal dayanışmaya kadar geniş bir alanda sonuçlar doğurur.

Türkiye’de toplumsal güven konusunda ortaya çıkan veriler, üzerinde önemle durulması gereken bir tabloya işaret etmektedir. İnsanların önemli bir bölümü tanımadığı kişilere  güvenmekte zorlanmakta, güven daha çok aile, komşuluk ve tanıdık çevre içerisinde oluşmaktadır.

Bu durum şu temel soruyu gündeme getirmektedir:

Türkiye’de insanlar neden birbirine güvenmiyor ve toplumsal güven nasıl yeniden güçlendirilebilir?

Türkiye İnsanların Birbirine En Az Güvendiği Ülkeler Arasında

Pew Research Center’ın 2025 yılında 25 ülkede yürüttüğü araştırmaya göre Türkiye, insanlara güvenin en düşük olduğu ülke konumundadır.

Araştırmada Türkiye’de insanlara güven oranı yalnızca %14 seviyesinde kalmaktadır.

Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması’nın (TGSS) 2024 verileri de bu tabloyu desteklemektedir.

Araştırmada katılımcılardan insanlara ne kadar güvendiklerini 0 ile 10 arasında değerlendirmeleri istenmiştir.

Sonuçlara göre:

• Her üç kişiden birinden fazlası, %36,4’ü, insanlara güven konusunda sıfır puan vermektedir.

• Katılımcıların %62,7’si 0-4 arasında yer almaktadır.

• 6-10 arasında puan verenlerin oranı yalnızca %17,8’dir.

Bu sonuçlar Türkiye’de insanlar arası güvenin oldukça düşük bir seviyede bulunduğunu göstermektedir.

Daha dikkat çekici olan ise toplumun önemli bir bölümünün yalnızca temkinli davranmaması, güven konusunda en düşük seçenek olan “0” cevabını vermesidir.

“Fırsatını Bulursa Beni Kandırır” Düşüncesi

Toplumsal güvenin önemli göstergelerinden biri de insanların karşılarındaki kişinin dürüst davranacağına inanıp inanmamasıdır.

TGSS kapsamında katılımcılara insanların fırsat bulduklarında kandırmaya mı yoksa dürüst davranmaya mı çalışacakları sorulmuştur.

Bu soruda güvensizlik %53,6 seviyesinde ölçülürken yüksek güven tarafında bulunanların oranı %22,5 seviyesinde kalmaktadır.

Bu sonuç, toplumsal ilişkiler açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir problemi göstermektedir.

Bir insan tanımadığı bir kişiyle karşılaştığında ilk olarak “Bana zarar verir mi?”, “Beni kandırır mı?” veya “Bundan nasıl korunabilirim?” diye düşünüyorsa sosyal ilişkiler giderek daha fazla tedbir üzerine kurulmaya başlar.

Güvenin yerini şüphe aldığında ise insanlar arasındaki mesafe büyür.

Güvensizliğin Toplumsal Maliyeti

Güven, gündelik hayatın görünmeyen altyapısıdır.

Esnaf ile müşteri, çalışan ile işveren, komşular arasındaki ilişkiler belirli bir güven duygusu üzerine kurulmaktadır.

Güven azaldığında insanlar tanımadıkları kişilerle ilişki kurmak yerine ailelerine, akrabalarına, hemşehrilerine veya yakın çevrelerine yönelmeye başlayabilir.

Böylece toplumsal ilişkiler daha dar çevreler içerisinde şekillenebilir.

Bu durum zaman içerisinde “tanıdık” ilişkilerinin önem kazanmasına, objektif kurallar yerine kişisel bağlantıların öne çıkmasına ve kayırmacılığın normalleşmesine zemin hazırlayabilir.

Güvenin zayıf olduğu toplumlarda her anlaşmanın daha fazla teminata, her iş ilişkisinin daha fazla tanışıklığa ihtiyaç duyması ekonomik ve sosyal hayatı da zorlaştırır.

Dolayısıyla toplumsal güvensizlik yalnızca insanlar arasındaki ilişkilerin değil, toplumun işleyişinin tamamının meselesidir.

Eğitim ve Gelir Yükseldikçe Güven Artıyor

TGSS verilerinin ortaya koyduğu dikkat çekici sonuçlardan biri eğitim seviyesi ile güven arasındaki ilişkidir.

Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe insanlara duyulan güven de yükselmektedir. Bu farklılık ilkokuldan lisansüstü eğitime doğru kademeli şekilde artmaktadır.

Eğitim, insanların kendilerinden farklı sosyal çevrelerle karşılaşmasını sağlayabilmektedir. Farklı düşüncelere ve hayat tecrübelerine sahip insanlarla temas etmek, önyargıların azalmasına ve birlikte yaşama kültürünün gelişmesine katkı sağlayabilir.

Araştırmada gelir düzeyi yüksek olanların da insanlara daha fazla güvendiği görülmektedir.

Bu durum ekonomik şartlar ile toplumsal güven arasındaki ilişkinin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

Geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı ve ekonomik rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda insanlar arasındaki dayanışma duygusunun korunması daha da önem kazanmaktadır.

Bu nedenle toplumsal güven meselesi aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.

Kadınlar İnsanlara Daha Az Güveniyor

Araştırmanın önemli sonuçlarından biri kadınlarla erkekler arasındaki güven farkıdır.

İnsanlara güven puanı;

kadınlarda ortalama 2,7/10,

erkeklerde ise 3,3/10 düzeyindedir.

Kadınların insanlarla iletişimlerinde erkeklerden daha temkinli bir yaklaşım sergiledikleri

görülmektedir.

Komşuluk İlişkileri Güveni İki Katına Çıkarıyor

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri komşuluk ilişkilerinin sıklığı ile mahalleye duyulan güven arasındaki bağlantıdır.

Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güvenenlerin oranı %36’ya yükselmektedir.

Komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde ise bu oran %18’e gerilemektedir.

Aradaki fark oldukça dikkat çekicidir.

İnsanların birbirleriyle temas etmesi, konuşması ve ortak hayatı paylaşması güveni güçlendirmektedir.

Bu nedenle mahalle yalnızca insanların evlerinin bulunduğu fiziki bir alan olarak görülmemelidir.

Mahalle aynı zamanda insanların birbirini tanıdığı, ihtiyaç sahiplerinin fark edildiği, çocukların birlikte büyüdüğü, yaşlıların gözetildiği ve dayanışmanın yaşatıldığı sosyal bir çevredir.

Komşuluk zayıfladığında güven de zayıflamaktadır.

Gençler Komşularına Daha Az Güveniyor

Araştırmaya göre gençler komşularına en az güvenen kesimdir.

55 yaş üzerindeki kişilerde mahallesindeki insanlara güvenenlerin oranı gençlerin neredeyse iki katına ulaşmaktadır.

Bu sonuç nesiller arasında mahalle ve komşuluk ilişkilerinin değiştiğini göstermektedir.

Özellikle dijitalleşmeyle birlikte sosyal ilişkilerin önemli bir kısmının dijital ortamlara taşınması, gençlerin yaşadıkları mahalleyle kurdukları ilişkiyi de değiştirmektedir.

Bir genç dünyanın başka bir bölgesindeki insanlarla her gün iletişim kurabilirken aynı apartmanda yaşayan komşusunu tanımayabilmektedir.

Bu nedenle gençlerin yaşadıkları mahalle ve şehirle bağlarını güçlendirecek sosyal, kültürel ve gönüllülük faaliyetlerinin artırılması önemlidir.

Aynı Mahallede Uzun Süre Yaşamak Güveni Artırıyor

Araştırmaya göre çocukluğundan beri aynı yerde yaşayanlar, sonradan taşınanlara göre mahallelerindeki insanlara daha fazla güvenmektedir.

Üstelik bu farklılık farklı yaş gruplarında da aynı yönde devam etmektedir.

Bu sonuç aidiyet duygusunun toplumsal güven açısından önemini göstermektedir.

İnsan yaşadığı çevrede uzun süre kaldıkça komşularını, esnafı ve mahallenin sosyal yapısını daha yakından tanımaktadır.

Tanışıklık arttıkça belirsizlik azalmakta, belirsizlik azaldıkça güven güçlenmektedir.

Bu nedenle şehir politikalarında insanların yalnızca barınması değil, yaşadıkları yere aidiyet geliştirebilmesi de önemsenmelidir.

Güven Krizi Kayırmacılığı Besleyebilir

Toplumsal güvenin düşük olduğu ortamlarda insanlar kendilerini güvence altına almak için tanıdık çevrelere yönelmektedir.

Aile, akrabalık, hemşehrilik ve arkadaşlık ilişkileri böyle durumlarda daha önemli hale gelebilmektedir.

Bu ilişkiler dayanışma açısından değerli olmakla birlikte kamusal ve ekonomik ilişkilerin yalnızca tanışıklık üzerinden yürütülmesi başka sorunlara yol açabilir.

“Tanıdığın var mı?” sorusunun liyakatin önüne geçtiği bir toplumsal düzen güveni daha da zayıflatır.

Bu nedenle liyakat yalnızca kamu yönetiminin değil, toplumsal güvenin de temel  meselelerinden biridir.

İnsanlar hak edenin hakkını aldığına, kuralların herkese eşit uygulandığına ve kişisel ilişkilerin sonucu belirlemediğine inanmalıdır.

Aile, Mahalle ve Güven

Güven duygusunun ilk öğrenildiği yer ailedir.

Çocuk; sözünde durmayı, emanete sahip çıkmayı, başkasının hakkına riayet etmeyi, paylaşmayı ve yardımlaşmayı ilk olarak ailesinde öğrenir.

Bu değerler daha sonra mahalle, okul ve toplum içerisinde gelişir.

Dolayısıyla aile bağlarının ve mahalle ilişkilerinin zayıflaması toplumsal güven açısından

da dikkate alınması gereken bir süreçtir.

Milli Görüş Perspektifinden Toplumsal Güven

Milli Görüş anlayışının temelinde “Önce Ahlâk ve Maneviyat” ilkesi bulunmaktadır.

Toplumsal güven meselesi de bu anlayıştan bağımsız düşünülemez.

Çünkü güven yalnızca hukuki düzenlemelerle oluşturulabilecek bir değer değildir.

İnsanların birbirlerinin hakkına riayet ettiği, emanete sahip çıktığı, verdiği sözde durduğu, kamu malını koruduğu ve kendisi için istediğini başkası için de istediği bir toplumsal ahlaka ihtiyaç vardır.

Ancak ahlak çağrısı tek başına yeterli değildir.

Aynı zamanda adaletin tesis edilmesi gerekir.

İnsanlar;

hakkının yenilmeyeceğine,

emeğinin karşılığını alacağına,

kuralların herkese eşit uygulanacağına,

liyakat sahibinin önünün açılacağına

ve ihtiyaç duyduğunda toplum tarafından

yalnız bırakılmayacağına

inanmalıdır.

Adaletin zayıfladığı yerde güvenin güçlü kalması mümkün değildir.

Bu nedenle toplumsal güvenin yeniden inşası, ahlak ve adaletin birlikte güçlendirilmesini gerektirmektedir.

Çözüm Önerileri

1. Adalet ve Hukuk Güveni Güçlendirilmelidir

Kurallar kişilere göre değişmemeli, vatandaşlar hak aradıklarında adaletin işleyeceğinden emin olmalıdır.

2. Liyakat Esas Alınmalıdır

Kamuda ve çalışma hayatında kişisel ilişkiler değil ehliyet, liyakat ve emek belirleyici olmalıdır.

3. Sosyal Adalet Güçlendirilmelidir

Ekonomik şartların toplumsal güven üzerindeki etkisi dikkate alınmalı; gelir dağılımında adaleti ve sosyal dayanışmayı güçlendiren politikalar uygulanmalıdır.

4. Mahalle Kültürü Yeniden Canlandırılmalıdır

Yerel yönetimler mahalle ölçeğinde insanların birbirleriyle tanışmasını sağlayacak sosyal ve kültürel faaliyetleri desteklemelidir.

5. İnsanları Buluşturan Şehirler Kurulmalıdır

Parklar, mahalle meydanları, kültür merkezleri, spor alanları ve ortak sosyal mekânlar şehir planlamasının temel unsurları arasında yer almalıdır.

6. Komşuluk İlişkileri Desteklenmelidir

Mahalle dayanışması, gönüllülük faaliyetleri ve yerel sosyal destek mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır.

7. Gençlerin Mahalleyle Bağı Güçlendirilmelidir Gençlerin sosyal sorumluluk ve gönüllülük

çalışmalarında aktif rol alabilecekleri yerel modeller geliştirilmelidir.

8. Aile Kurumu Desteklenmelidir

Aile içi iletişimi ve kuşaklar arası dayanışmayı güçlendirecek sosyal politikalar  uygulanmalıdır.

9. Eğitimde Ahlak ve Değer Boyutu

Güçlendirilmelidir

Eğitim yalnızca akademik başarıya odaklanmamalı; dürüstlük, adalet, sorumluluk, yardımlaşma, merhamet ve emanete riayet gibi değerleri de güçlendirmelidir.

10. Kadınların Kendilerini Güvende Hissettikleri Şehirler Oluşturulmalıdır

Kamusal alanların güvenliği, ulaşım ve şehir planlamasında kadınların güvenlik algısı dikkate alınmalıdır.

11. Toplumsal Kutuplaşmayı Azaltacak Bir Dil Benimsenmelidir

Farklı düşüncelere sahip insanların birbirlerini tehdit olarak değil, aynı toplumun eşit mensupları olarak görebilecekleri bir toplumsal iklim oluşturulmalıdır.

12. Sivil Toplum ve Yerel Dayanışma Güçlendirilmelidir

İnsanların ortak meseleler etrafında buluşabilecekleri sivil toplum, gönüllülük ve dayanışma mekanizmaları desteklenmelidir.

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya