DOLAR %
EURO %
ALTIN
BIST %
BITCOIN %
Edirne
°

KALAN SÜRE

83 okunma

Türkiye AİHM’den çıkabilir mi?

ABONE OL
1 Eylül 2026 18:22
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: nurhan-isikseren.jpg

Türkiye’yi altı maddenin ihlali nedeniyle mahkûm eden AİHM, Osman Kavala’ya 70 bin Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum Türkiye’nin altı maddeden suçlu bulunmasına ve Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması kararına tepki gösterdi.

Milli hukuk ile evrensel hukuk arasında köprü kurulamayacağını; “Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının bağlayıcılığına dayanak oluşturamayacağını, söz konusu düzenlemenin yargı kararlarına değil, uluslararası sözleşmeler ile kanunlar arasındaki norm uyuşmazlıklarına ilişkin olduğunu” ileri sürdü.

Bir adım daha atarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olma durumunu, AİHM’e bireysel başvuru hakkını gözden geçirme zaruretini vurguladı.

Uçum, AİHM kararlarını siyasi buluyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplara dayalı kararlar devam ederse Türkiye’nin yol ayrımına mecbur kalacağını muhataplarının bilmesini istiyor ve eğer bu noktaya gelinirse AİHM sisteminin çökeceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’nin gücünün daha iyi anlaşılması için sarf edilen bu sözlerin mutlaka bir karşılığı vardır; ancak AİHM’i çökertecek kudrete sahip bir Türkiye uyarısı Avrupa siyasi mahfillerinde abartılı bulunabilir.

Hukuki açıdan bir değerlendirme bu köşenin sınırlarını aşar.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’un sözlerini yüksek irtifa bir uçuş, zevahiri kurtarma amaçlı tribünlere sesleniş görenleri ciddiye alacak değiliz; yetkin ağızların değerlendirmelerine itibar etmeyeceğiz de ne yapacağız…

 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş,                             Uçum’un açıklamalarına şu sözlerle tepki gösterdi: “Deli saçması olur.” 

Türkiye’nin 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasındaki Avrupa Konseyi’nin bir üyesi, keza Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine  bir o kadar taraf olduğunu, zorunlu yargı yetkisini de 1990’dan beri özümsediğini belirten Tuğrul Türkeş’in açıklamasındaki şu saptamalar da Uçum’a  ayar verici nitelikte: “ Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım” ifadelerini kullandı.

Tuğrul Türkeş’in “Kafkayen absürtlük”  kavramını seçerek kullandığı, entelektüel görünümlü Uçum’a inceden bir gönderme, Franz Kafka atfından anlaşılıyor.

Absürtlük (saçmalık), mantık dışı devasa bürokratik mekanizmalarla ve otoriter yapılarla mücadele, bireyin ezici güçler karşısında çaresiz kalması, Kafka eserlerinin karakteristik düşünce dünyasıdır.

Türkeş, Uçum’a hukuk devleti dersi de vermiş… 

//Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefâlet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.                                                                                                                                                                                

Salt “Kavala” özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en “görünür” yüzüdür.//

AİHM eski yargıcı Rıza Türmen’in açıklamaları da gayet net;  kararın Kavala dosyasıyla sınırlı kalmadığın, AİHM’in Türk yargı sistemindeki temel aksaklıklara, özellikle de yargının siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasına işaret ediyor.

Eski AHİM yargıcı Türmen, kararı Kavala ile sınırlı görmüyor, devam eden ‘İBB davası’ ve başka yargılamalarla da ilişkilendiriyor, bu dosyaların kesin hüküm sonrası AİHM’e taşınması durumunda benzer bir ihlal sonucu çıkabileceğine dikkat çekiyor.   

Avrupa Konseyi’nin duruma seyirci kalmasının uyulmayan önceki kararlar nedeniyle zorlaştığını belirten Türmen, sürecin nereye varabileceğini şöyle değerlendiriyor…  

//Avrupa Konseyi’nde üçlü bir mekanizma var Parlamenter Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter arasında. Kararı uygulatmak için bu üçlü anlaşmayı devreye sokabilirler.                                                  Üçlü mekanizma başlatılırsa Türkiye’ye bir ziyaret yapılır, ilgililerle konuşulur, ikna etmeye çalışılır. Dönüşte Genel Sekreter bir rapor hazırlar. Aşamalı bir rapor ile belirli zaman dilimleri içinde ne yapılacak, hangi tedbirler alınacak sırayla yazılır. Hâlâ bir sonuç alınmamışsa, o zaman Avrupa Konseyi Statüsü’nün ihraçla ilgili 8’inci maddesi uygulanır. Yani bu yolun sonunda Konsey’den atılma vardır.//

Uluslararası insan hakları örgütlerinin “Osman Kavala’yla ilgili AİHM kararını uygulayın” çağrısı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’u ırgalar mı bilemeyiz; fakat Adalet Bakanlığı’nın kayıtsız kalması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Uluslararası Af Örgütü  (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), Uluslararası Hukukçular Komisyonu (International Commission of Jurists-ICJ) ve Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (Turkey Litigation Support Project-TLSP),  AİHM’in Kavala davası kararına ilişkin yaptıkları ortak açıklamada:                                                                                                           

Türkiye’nin hem uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri hem de Anayasası doğrultusunda Osman Kavala’yı derhal serbest bırakması ve hakkındaki mahkûmiyet kararını kaldırması gerektiği dile getirildi.

İnsan hakları örgütleri, Kasım 2017’den bu yana hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutulan insan hakları savunucusu ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala davasında AİHM kararını tarihi nitelikte görerek çarpıcı bir değerlendirmede de bulunmuş: 

//AİHM Kavala’nın devam eden tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve adil yargılanma, ifade ile örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ayrıca Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının insanlık dışı ve alçaltıcı muamele teşkil ettiğine ve Türkiye yetkililerinin Kavala’yı hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutarak kötü niyetle hareket ettiğine hükmetti. Kavala’nın mahkumiyetinin ardında onu cezalandırmak, susturmak ve insan hakları çalışmalarını engellemek şeklinde örtülü bir amacın bulunduğu sonucuna vardı. Mahkeme, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasına ve mahkûmiyet kararının kaldırılmasına karar verdi.//

Açıklamada: sürecin hukuka aykırı olduğuna dair hiçbir soru işareti kalmadığı, Avrupa Konseyi’nin kararın uygulanmasını güvence altına almalı çağırısı da yer alıyor…

//Avrupa Konseyi, Parlamenter Meclisi ve Genel Sekreteri, Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla bu kararların uygulanmasını güvence altına almak için gerekli tüm tedbirleri almalı ve ellerindeki tüm araçları kullanmalı. Avrupa Konseyi ve üye devletleri, Türkiye’nin bu kararları uygulamamasının yol açtığı sonuçları, sözleşme sisteminin bütününün etkinliğine ve inandırıcılığına yönelik temel bir tehdit oluşturduğunu görmeli… Bu kapsamda devletler, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması yönündeki somut taleplerini açıkça dile getirmeli.//

Rıza Türmen, AİHS’den çıkmanın Avrupa Konseyi’nden çıkmak anlamına geleceğini ve doğuracağı sonuçları şöyle özetlemiş: 

//Avrupa Konseyi’nden çıkmak demek, Avrupa’yla, Batı’yla Türkiye arasındaki değerler temelindeki bütün ilişkilerin sona ermesidir. Aynı zamanda bundan Avrupa Birliği’yle olan ilişkiler de payını alır. Türkiye yüzünü başka bir tarafa çevirir. Yani cumhuriyetten bu yana izlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgası, temel politikası, temel yönü değişir.//                                                                                                     Türmen, böylesi bir kararın Avrupa’dan alınan fonlar ve aradaki ticari ilişkiler nedeniyle ülke ekonomisine olumsuz yansımaları olacağını da hatırlatmış.   

Biraz geriye giderek biz de bir hatırlatmada bulunalım…

Ta 2004 yılında İtalya’nın başkenti Roma’daki Türk Büyükelçiliği’nde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, “Türkiye’yi AB için 2004 sonuna hazırlıyoruz. Tek kriter Kopenhag siyasi kriterleridir. Meclisten kanunları geçirdik. Bunları uygulamaya geçirdiğimiz zaman bunu tüm Avrupa da görecektir. Reformları Türk halkı hak ettiği için yapıyoruz” demişti.

Ancak, Kopenhang kriterlerinin Ankara kriterlerine dönüştüğü gün gibi ortada.

AB kapısında yıllardır bekletilen, Avrupa’nın göçmen deposuna dönüştürülen Türkiye’nin AB ile ekonomik ilişkilerde yaşadığı sorunlar da incir çekirdeğini doldurmaz zira karşılıklı çıkarlar temelinde yıllardır yürümektedir.  AB’nin çıkarları daha fazladır kuşkusuz. Ekonomisini dış borç almadan  döndüremeyen Türkiye, Eurobond ihraçlarında %5,5 ile %7,5 arasında faiz ödemektedir.

Temmuz 2026’daki NATO zirvesi ‘Beştepe karşılaması’nda Trump ve AB liderlerinin hürmetkâr tutum ve davranışları, “Büyük Türkiye” ifadesi değil de nedir?

AB ile arası limoni Trump’ın,  zirveye “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğum saygıdan dolayı gidiyorum” açıklaması…

Macron’un Emine Erdoğan’ın neredeyse ellerine sarılması…

Zirvedeki devlet ve hükümet başkanlarının eşlerinin Çankaya köşkündeki ağırlamada Emine Erdoğan’a gösterdikleri teveccüh…

Kafamızda soru çengelleri yaratıyor değil mi?

Evet, Kavala davası AİHM kararı Avrupa Konseyi’ni harekete geçirebilecek mi?

Uçum, söylediklerinin arkasında duracak mı?

Yoksa NATO zirvesinde Mehteran eşliğindeki ‘Beştepe karşılaması’ dinamikleri idareimaslahata mı yol verecek?

https://share.google/LSvapvawypbgB1uBI

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya