
Yeni Parti’nin doğuşu bir mecburiyetten kaynaklanmıştır.
Özgür Özel ve kadrosunun CHP içinde kalması mümkün değildi; çünkü kullanışlı eleman ‘proje Kemal’in elinde CHP dumura uğramıştır, bir oyuncaktır artık.
Özel’in siyaseti sokağa taşıması, toplumsal muhalefeti diri tutan, iktidarı zorlayan hamleleri, önceden tasarlanmış senaryonun devreye sokulmasıyla örselendi. Yeni Parti’nin kurulması işte bu nedenle kaçınılmazdı, aksi CHP’yi esir alan siyaset mühendisliğine yol vermek olurdu.
Yıllardır bu iktidardan mustarip, Özgür Özel liderliğinde çapı giderek genişleyen toplumsal muhalefetin nihayet bir iktidar değişikliği yaratacağını hisseden, umutlanan seçmen, ‘kımıl zararlısı Kemal’in tekrar tahta oturtulmasıyla oynanan oyunu gördü.
Kemal efendi ve saz arkadaşlarının, yereldeki kuklalarının sosyal medyada alay konusu yapılması da bundandır.
CHP’nin başındaki ‘cunta’, ağızıyla kuş tutsa kendini kabul ettirecek bir alan yaratamayacaktır. Yıllardır partililerine, seçmene ‘aptal’ muamelesi yapan Kılıçdaroğlu, nefret objesine dönüşmüştür.
İktidar değişikliği beklentisindeki seçmen, Kemal efendiye yıllarca gösterdiği tahammülün bedelini de ödemektedir bir bakıma. Bu musibetten ders çıkarıldığı, Yeni Parti’nin hızla örgütlenmesinden ve kamuoyu araştırmalarından anlaşılıyor.
Özel’in “Yeni Parti’yi millet kurdu” saptaması isabetli değil tabii; ancak II. Kemal eliyle CHP’ye çökülmesine tepkili, bu iktidarın düşmesini ülke geleceği açısından şart gören seçmen kitlesi, Yeni Parti etrafında toplanmıştır.
Yeni Parti, CHP içinde şekillenmiş, İmamoğlu ekseninde bir ekibin mecburiyetten kurduğu bir partidir, milletin kurduğu bir parti değildir. Ülke siyasetinde böyle bir örnek de yoktur. Millet adına kurulduğu söylenen kadro partileri çoktur.
Özgür Özel’in Yeni Parti’de demokratik/saydam/dürüst bir parti yönetimi bağlamında dile getirdiği il ve ilçe başkanlarını, genel başkanı üye seçecek tasarrufu, CHP’de yıllardır dillendirilen üye talebidir ancak hiç karşılık bulmamıştır. Tüm genel başkanlar oligarşik yönetim tarzına zevkle yaslanmıştır.
Keza, parti harcamalarının hesabını üyeye veren bir yönetim de görülmedi CHP’de bugüne kadar. Özgür Özel’in bağışa dayalı parti gelirlerinin harcama dökümlerinin açıklanacağını belirtmesi, ülke siyasetinde bir ilerlemedir kuşkusuz. Hazine yardımları vatandaşın vergilerinden sağlanan konforlu bir finansmandır siyasi partilerde. Ancak hesabı verilmeyen harcamalar, o lüks ithal araçlar da vatandaşın tepkisini çekmektedir.
CHP genel başkanı iken vatandaşın parasıyla sağlanan finansmanın harcama dökümlerini önemsemeyen, kullandığı o lüks araçları makul gören Özel’in zihniyet değişikliği dikkat çekiyor tabii.
Milletin arkasında kalmak yerine önderlik edecek bir siyasi parti formasyonu Yeni Parti’de vücut bulacak mı zaman içinde göreceğiz.
Ancak Özel’in yeni yönetim anlayışının sözde değil özde kalması, Yeni Parti’nin geleceğinde mihenk taşıdır. Parti içi demokrasiden anlaşılan il ve ilçe başkanlarının, genel başkanın tüm üyelerin katılımıyla seçilmesi ise, yeterli değildir. Parti Meclisi, milletvekilleri, belediye başkanları nasıl belirlenecek?
Parti içi demokrasinin kapsamı geniştir: lider ve dar kadrosunun yönetim kademelerine, temsil görevlerine seçtiği yandaşlar, uzmanlar, akademisyenler, sivil/asker bürokratlar, seçkinler düzeni değil, üye ve parti organlarının partide oluşacak düzene dair karar alma süreçlerine katılması, parti içi demokrasidir.
“Aşağıdan yukarıya” doğru işleyen, merkez yönetime kadar tüm kademe seçimlerinde parti üyelerinin özgür irade ile belirleyici etkisinin görünür olduğu bir yönetim modeli, parti içi demokrasidir.
Özgür Özel genel başkan seçildikten sonra gerçekleştirilen “Değişim Kurultayı” verilen sözleri yerine getirmedi, merkez yönetimi eline geçirenin düdüğünü öttürdüğü oligarşik sisteme devam edildi. Dolayısıyla Özel’in geçmişten ders çıkararak özü sözü bir genel başkan niteliği sergilemesi gerekiyor. Önseçim kesin olacak deyip çark etmenin güven sorunu yarattığını hiç unutmamalıdır. Nitekim 2024 yerel seçimlerinde belirlenen belediye başkanlarının, meclis üyelerinin siyasi davranışlarındaki tutarsızlık da ortadadır.
Bunun temel sebebi ne pahasına olursa olsun seçim kazanmak anlayışına dayandırılabilir fakat yine de aday seçiminde özen gerektiğini yaşananlar göstermektedir.
CHP’nin oylarını artırmak için değişmesi, toplumun tümüne hitap etmesi, geçmişiyle hesaplaşması gerektiği, Kemal efendiyi proje taşıyıcısı yapan tasarımcıların laf salatasıydı. CHP’yi kullanılmak üzere formatlayan güç odaklarının iktidar değişikliği beklentisindeki seçmene kulağa hoş gelen ama boş sözleriydi bunlar.
CHP’nin siyaset felsefesini, temsil ettiği değerleri önemsizleştiren, PİAR siyasetine abanan parti yönetim tarzının sonuç getirmediği, Kemal efendinin seçim yenilgilerinden besbelli değil mi?
‘Proje Kemal’ İmamoğlu ekibi tarafından diskalifiye edilince siyaseti konforlu koltuklardan sokağa taşıyan Özgür Özel’e halkın bel bağlaması, umut arayışı da bunun sonucu değil mi?
Evet, iktidar değişikliğine odaklı vatandaşlar ‘proje Kemal’ ile oyalandıklarını, aldatıldıklarını geç de olsa fark ettiler; umutlarını yok eden, yeniden koltuğa oturtulan II. Kemal ise infial yarattı haliyle.
“Ben dededen CHP’liyim” diyenlerin bile istifa ederek hızla Yeni Parti’ye geçmeleri, bu ölçüde bir zemin değişikliği, ülke siyasi tarihinde yerini almıştır.
Gerçek bir “yeter söz milletin” çıkışıdır.
İktidar değişikliğine yetip yetmeyeceğini toplumsal talepler, sandık sonuçları gösterecek şüphesiz. Ancak sürecin yarattığı dinamikler siyasetin toplum yararına yapılması gerektiğine kuvvetli bir vurgudur ki bu da önümüze ‘vesayet siyaseti’ meselesini getirmektedir.
Seçilmişlerin, sivil iradenin, halkın temsilcilerinin: sivil/asker bürokratlar, yargı yoluyla denetlenmesini, vesayet altına alınmasını ifade eden ‘vesayet siyaseti’, neoliberal ekonomi politikalar zemininde yeniden biçimlenen sermaye sisteminin ağırlığını koyduğu bir kavramdır artık.
Deniz Baykal’ın bir kaset operasyonu ile koltuktan düşürülmesi, önceden formatlanmış Kemal efendinin devreye sokulması, sermaye sistemi içindeki güç odaklarının bir tasarıdır. Muhalefetin de kontrol altında tutulması gerektiğini, yapısı icabı iyi bilir ‘sistem’.
Muhteşem II. Kemal’in bir vazifeli konumu bu köşede ta 2014’de ifşa edildi. İlerleyen yıllarda da çeşitli açılardan işledik bu konuyu. Şimdi apar topar Yeni Parti’ye geçen kökten CHP’lilerdeki uyanışın siyasetinin özgürleşmesine, halk için yapılmasına basamak oluşturması ülkenin hayrınadır kuşkusuz.
Kılıçdaroğlu’nu ekarte eden İmamoğlu’nun da bir proje ürünü iddiasını duymuşluğunuz vardır. İBB seçim başarısından sonra, 2019’da bu köşede yayınlanan “İmamoğlu bir proje midir” başlığı altında yedi bölümlük bir ‘pehlivan tefrikası ’ arşivdedir.
İlk bölümden bir alıntıyla İmamoğlu’nun cevabını verelim…
//”Evet, ben bir projeyim, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk Cumhuriyeti’nin bir projesiyim.”
24 Haziran 2019 akşamı Beylikdüzü konuşmasında İmamoğlu ilaveten şunları da söyledi:
“Biz bu şehirde demokrasi inşa edeceğiz, adaleti inşa edeceğiz. Size söz veriyorum, geleceği inşa edeceğiz. Milli değerlerine her daim sahip çıkan, vatanın bölünmez bütünlüğünü her yerde savunan ama yanı sıra her yerde tam bağımsız Türkiye diyen, biz aynı zamanda gelecek için fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Size söz veriyoruz, ne sizi aldatacağız ne de aldanacağız. Siyaseti, ahlakla buluşturacağız…” Genel siyasete de atıf bu sözler açıktır ki, AKP iktidarına son verme hedefini dillendirmektedir. Elbette ayrıntıda, “… her yerde tam bağımsız Türkiye… Siyaseti ahlakla buluşturacağız…” sözlerinin nasıl hayata geçeceğini de bilmek gerekiyor. İmamoğlu, seçim zaferinin verdiği heyecanla sarf ettiği bu sözlerin karşılığını vermek için neler yapacak göreceğiz. Not etmiş olalım. İmamoğlu’na göre proje nedir anladık da; bu proje kendisine mi aittir, yani durumdan vazife çıkararak siyasi çalışmalarının çerçevesini kendisi mi çizmektedir, yoksa projenin uygulayıcı aktörlerinden midir, üstlendiği rolü beceriyle oynayan siyasi bir aktör müdür? Senaristler, proje müellifleri arasında yer almakta mıdır İmamoğlu, yoksa nitelikleri sebebiyle seçilmiş bir proje taşıyıcısı mıdır? Bu sorulara cevap aramak lazım; ancak sanılmasın ki İmamoğlu’nu önemsizleştiren, sıradanlaştıran bir bakış açısıyla bu satırlar kaleme alınmıştır. Aksine, İmamoğlu nitelikleri ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlamış ve büyük bir başarıya imza atarak kitlelerin sevgisini kazanmış, umut yaratmış bir siyasetçidir. Bu da kendisinden beklentileri öylesine yukarı taşımıştır ki, her zaman dikkatle takip edilecek ve sınanacaktır. İmamoğlu’nun “yeni siyaset” anlayışı bağlamında toplumsal duyarlılık yaratma çabasının, yani kamu kaynaklarının hesap verilebilir harcanması noktasında bilinçli bir toplumun gerekliliğine işaret ettiğinin de farkındayız.//
Bu saptamalar 2019’tan; İmamoğlu’na 2026 penceresinden baktığımızda çok farklı şeyler görüyoruz değil mi, değerli okur?
İmamoğlu’na isnat edilen suçların hakikati yansıtıp yansıtmadığı yargılama sonunda ortaya çıkacaktır. Tutuksuz yargılanmaması, iktidarın önünde engel teşkil ettiği yönündeki iddiaları güçlendirmektedir. Sadece İmamoğlu değil birçok CHP’li belediye başkanının tutuklanması ve yanı sıra AKP’ye geçenler, hem arızalı bir iktidar –muhalefet ilişkisine hem de siyasetin finansmanı meselesine ışık tutmaktadır.
Yeni Parti’ye umut bağlayanlar bilmelidirler ki siyasetin demokratikleşmesi, güç odaklarının vesayetine set çekebilen, katılımcı/saydam/dürüst işleyen bir siyaset kurumu, ülkenin kalkınması ve gelişmesinde önkoşuldur.
‘Proje Kemal’ ve pozisyon/koltuk peşinde şürekâsının siyaset anlayışından ders çıkaracaklar, öncelikle Yeni Partililerdir.
Eski partilerini ellerinden alan siyasi operasyona olanak tanıyan parti yönetim tarzındaki yapısal sorunların yeni partilerinde aşılması gerektiğini göz önünde bulundurmalıdırlar.
“Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözüne uygun düşen II. Kemal’in marifetleri alay konusudur, yönetimindeki CHP’nin de içi boşalmıştır. “Atatürk’ün koltuğu, Cumhuriyeti kuran parti gevelemelerinin toplumda karşılığı kalmadığı ayan beyan ortadadır.
Umut görülen Yeni Parti ise büyük bir yük altındadır. Güç odaklarının değil halkın çıkarlarını önceleyen bir siyasi kimlik için partililer ve seçmen parti politikaları ve işleyişinde ağırlığını hissettirmelidir.