DOLAR 47,89930,05%
EURO 55,55720,21%
ALTIN 6.782,670,67
BIST %
BITCOIN 30453891,10%
Edirne
29°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

79 okunma

‘27 yıl sonra hala yapı envanteri yok’

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz, Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine ve büyük bir depremde yapı stoğunun ağır darbe alacağının bilinmesine rağmen, halen hangi yapıların riskli olduğuna yeterli yanıt verilemediğini söyledi…Halihazırda ülke genelinde riskli görülen 6 milyon bağımsız bölümün yalnızca 1 milyon civarının yıkıldığı ya da dönüştürüldüğünü söyleyen Eryılmaz, “Bugün hâlâ tamamlanmış ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip değiliz. Yıllardır dile getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir” dedi…

ABONE OL
17 Ağustos 2026 13:21
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: insaat-muhendisleri1.jpg

Olgay GÜLER

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz, Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine ve büyük bir depremde yapı stoğunun ağır darbe alacağının bilinmesine rağmen, halen hangi yapıların riskli olduğuna yeterli yanıt verilemediğini söyledi.

Edirne’de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıldönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilciliği tarafından bir basın açıklaması düzenlendi. İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz ile Temsilci Yardımcıları Memduh Kula, Ahmet Uğur Akyol, Ece Çil ve Abdulkadir Gülmez’in katılım sağladığı toplantıda basın metnini Eren Eryılmaz okudu.

‘HANGİ YAPILAR RİSKLİ HALA BİLMİYORUZ’

Eryılmaz, 17 Ağustos Marmara depreminin, gerekli önlemler alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açan yapı üretimi ve kentleşme anlayışının asıl sorun olduğunu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan her deprem, bu gerçeği yeniden hatırlattı. 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ülkemizin deprem tehlikesiyle birlikte kırılgan yapı stokunu da gözler önüne serdi. Her depremde, vaktiyle yapılması gerekenlerin yapılmadığını tekrar tekrar gördük. Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl yanıtlanması gereken soru şudur: Ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu biliyor mu? Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz” dedi.

‘YAKLAŞIK 6 MİLYON YAPI RİSK ALTINDA’

Türkiye’de milyonlarca yapının deprem açısından risk taşıdığının altını çizen Eryılmaz, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmî açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğu, bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında olduğu ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak dönüştürülmesi gerektiği belirtilmektedir. İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam 1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiği de ifade edilmektedir. Ancak riskin büyüklüğünü tahmin etmek ile riskin nerede olduğunu bilmek aynı şey değildir. Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu, bu açıdan önemli bir tablo ortaya koymaktadır. Rapora göre 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30.007 yapı için riskli yapı tespiti yapılmıştır. Bu yapıların içerdiği toplam bağımsız bölüm sayısı 194.381’dir; bunun 167.560’ı konut, 26.821’i işyeridir. Aynı yıl 11.940 riskli yapı yıktırılmış, bu yapıların içerdiği 59.329 bağımsız bölüm yıkım kapsamına girmiştir” diye konuştu. 

‘TAMAMLANMIŞ BİR YAPI ENVANTERİNE SAHİP DEĞİLİZ’

Halihazırda riskli görülen 6 milyon bağımsız bölümün 13 yılda yalnızca 1 milyon civarının bölümün yıkılmasının, kat edilen mesafenin çok düşük olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Eryılmaz, “13 yılda yıkılanın 6 katı kadar daha yapının yıkılması ya da dönüştürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı, yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit edilen yapıların kayıt altına alınması değildir. Türkiye’nin bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulmasıdır. 27 yıl önce milat kabul edilen 17 Ağustos’un ardından hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanması öngörülmüştü. Ancak bugün hâlâ tamamlanmış ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip değiliz. Yıllardır dile getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir” şeklinde konuştu.

‘KULLANIM SÜRECİNDE DÜZENLİ DENETİM ŞART’

Yapının güvenliği yalnızca binanın yapım yılı üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyleyen Eryılmaz, “Bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiği kadar, kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine herhangi bir müdahale yapılıp yapılmadığı da belirleyicidir. Zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatlar yapı güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir. Buna rağmen yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik bir teknik denetimden geçirilmemesi önemli bir güvenlik açığı yaratmaktadır. Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi kadar, bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesini engellemek de zorunludur. Nitekim 6 Şubat depremlerinde yeni sayılan bazı binaların da yıkılmış olması kamuoyunda endişeleri daha da artırmıştır. Güvenli yapı üretimi; doğru zemin araştırmasından doğru projelendirmeye, nitelikli malzeme ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bütünlüklü bir mühendislik sürecidir. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki eksiklik, yapı güvenliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamusal yarar ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması, proje ve uygulama süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin ve gerçek anlamda uygulanması, yapı denetiminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi ve yapı üretim sürecinin bütün aşamalarının kamusal denetim altında olması zorunludur” ifadelerini kullandı.

‘ÜRETİM VE DENETİMDEKİ SORUNLARI ORTADAN KALDIRAMIYORUZ’

Gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini dile getiren Eryılmaz, “17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yıl, Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması için fazlasıyla uzun bir süredir. Bilim insanları uyardı, mühendisler uyardı, meslek odaları, üniversiteler ve daha nice kamu kurumu onlarca rapor hazırladı. Meclis araştırma komisyonları sorunları ortaya koydu. Ancak ne yazık ki yaşanan her büyük depremde, aynı gerçeklerle yeniden karşı karşıya kaldık. Buna rağmen hâlâ milyonlarca riskli yapıdan söz ediyor, ancak bu yapıların hangileri olduğunu çoğunlukla bilmiyoruz. Hâlâ kentsel dönüşümden söz ediyor, ancak dönüşümü riskin en yüksek olduğu alanlardan başlatacak tüm yönleriyle ve şeffaf bir sistem kuramıyoruz. Hâlâ yeni yapılar üretiyor, ancak yapı üretim ve denetim süreçlerindeki sorunları bütünüyle ortadan kaldıramıyoruz” dedi.

‘MESLEK ODALARIYLA BİRLİKTE HAREKET EDİLMELİ’

Yapılması gerekenleri de sıralayan Eryılmaz şöyle devam etti:

“Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanteri derhal oluşturulmalıdır.

Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmalıdır.

Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçleri, riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmelidir.

Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli yurttaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynakları sağlanmalıdır.

Kentsel dönüşüm, rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir.

Yapıların kullanım sürecinde güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı kontrolü yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmelidir.

Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesi sağlanmalı, bunun için meslek odalarıyla birlikte hareket edilmelidir.”

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya