DOLAR 47,91320,00%
EURO 55,4532-0,09%
ALTIN 6.770,70-0,50
BIST %
BITCOIN 30759281,10%
Edirne
24°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

58 okunma

SABAHA GELİRİM

ABONE OL
17 Ağustos 2026 12:41
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Yataktan kalkmakta zorlanan annesini tuvalete götürüp soyarak duşun altına soktu. Oturduğu taburede sıcak suyun altında gözleri kapalı annesini şöyle bir seyrederek sabunu başından vücuduna doğru kaydırdı. İki yıl önce  arkadaşlarının yanındayken felç gelmiş, anında müdahale ile önemli bir hasar görmeden kurtulmuştu annesi. Ancak ev içinde zorunlu ihtiyaçları için kalkıyordu yatağından veya koltuğundan.

“Bende yaşlanıyorum, annem gibi olmam kaçınılmaz” diye içi sıkılarak duruladığı annesini kurulamaya başladı.

Önceden hazırladığı kahvaltısını yemesi için yardım etti annesine. Yavaş, az ama sağlıklı bir kahvaltıydı bu. Televizyonda belgeseli açtı, seviyordu annesi belgeselde doğayı, doğanın içinde yaşananları. Öğlene kadar kımıldamadan seyredecekti televizyonu nasılsa.

Hızlıca kahvaltı masasını toplayıp önceden giydiği bisiklet kıyafetleriyle kapıya yöneldi, elinde kaskı ve eldivenleriyle birlikte.

Apartmanın giriş kapısından çıkardığı bisikletin üzerine atladığı gibi saldı kendisini Edirne’nin yeni yerleşim bölgelerine doğru. Ardından tül perde arkasından merakla onu gözleyen komşusunun varlığını hissederek.

Öğretmendi annesi, ama ne öğretmen. Dominant mı dersin, dediği dedik mi ne dersen de. Çocukluğunu, ergenliğini zehir etmişti annesi. “Bir de eğitimli kadın olacak anam” diye söylendi içten içe.

İlk anılarını düşününce hüzünleniyordu hep. Babası trafik kazasında ölünce eve gelen komşuları, yakınları teselli etmeye çalışıyordu annelerini. Ondan sonraki yıllar üniversiteye kadar hep annesiyle birlikte geçti. Babasının eksikliğini her gün hissederek. Annesiyle her gün kavga gürültü eksik olmadı aralarında.

İlk öğrenimi boyunca annesinin baskısını hep hissetti. Erkek arkadaşı olmasına asla izin vermedi. Lise bitip de iyi puanla gitmek istediği üniversiteye de izin vermeyince dayısı girdi devreye. Bütün okul masraflarını üstlenerek, evlerinin bir odasını ona vererek, ablasıyla yıllarca konuşmamayı göze alarak  yeğenine sahip çıktı dayısı.

Üniversiteyi bitirdiği gibi iş buldu, kalacağı bir evde. İş yerindeki bir arkadaşıyla aynı evi paylaşmaya başladılar.

Çalıştıkça işinde uzmanlaştı, kurumun başında en üst seviyelere kadar yükseldi. İyi kazanıyordu, kendi evini aldı, arabasını da.

Yıllar geçiyor ama bir türlü erkek arkadaşı olmuyordu. Bütün tanışmaları, yakınmalaşmaları bir süre sonra anlamsızlaşıyor, uzaklaşıyordu partnerinden. Bütün bu yaşananlar çevresinde “soğuk kadın” ibaresinin üzerinde kalmasına neden oldu.

Orta yaşlara geldiğinde hareketsiz büro yaşamının vücudunda bıraktığı izleri, kiloları her iki yılda bir beden yükselterek yenilediği gardırobu şahitlik ediyordu. Artık buna bir son vermeli diye düşündüğü dönemlerde sıkışan trafikte solundan sessize ilerleyen bisikletliyi gördüğünde bu’mudur diye sordu kendi kendine.

O gün karar verdi, madem spor yapacaktı öyleyse bisikletle başlayacaktı. İlk bisikletiyle akşamları sitenin önünde turlamaya başladı. İlk günler dakikalarda başlayan denemeler birkaç ay sonra saate, saatlere uzamaya başlayınca önce bisikletini değiştirdi, sonra bisiklet kıyafetleri edindi kendisine.

İşine de bisikletle gidip gelmeye başladı sonraları. Her gün iki saate yakın pedallamanın getirdiği güzellikleri de yaşamaya başladı. Önce vücudu düzene girdi, fazla kilolarından kurtuldu ve makus talihi de bir bisikletli tarafından değişti.

Trafikte tanıştılar. Tedbirsizce çıktığı bir sabah aniden bastıran yağmur nedeniyle “geriye mi dönsem” diye düşünürken yanında biten bisikletlinin arka bagajından çıkardığı yağmurlukla her şey değişti hayatında.

Arkadaş oldular önceleri. Kısa bir süre sonra da sevgili. Yaşamı boyunca ilk defa bir erkeğe bu kadar ilgi duyduğunu hissetti. Tanışmalarından bir ay sonra artık aynı evi paylaşıyorlardı bisikletli müzisyenlik yapan sevdiği adamla birlikte.

En büyük ortak tutkuları bisikletti. Kurdukları hayaller bile bisiklet üzerineydi. Turlara çıktılar. Her yaz Türkiye’nin değişik bölgelerine. Çadırda, pansiyonlarda gecelediler, yorulduklarında sırt sırta verip dinlendiler. Rampalarda yanından bir an bile ayrılmayan arkadaşının elini omzunda, selesinde hissetmek ayrı bir mutluluk veriyordu.

Tek anlaşamadıkları nokta ikisinin de işkolik olmasıydı. İkisi de asla işlerinden, işlerinin verdiği sorumluluk anlarının paylaşılamayacağı duygusundan kurtulamadılar. Dönem dönem ayrı da yaşadılar. Uzun sürmeyen ayrılıklar oldu bunlar hep. Her ayrılığın sonunda mutlaka birisi diğerinin kapısını çaldı. Barıştılar, yine ayrıldılar, yine barıştılar.

Yıllarca sürdü bu düzensiz yaşamları. Düzenli olan tutkuyla bağlandıkları işlerinden başlarını kaldırdıkları anda yine birlikte oldular, tatillere, gezmelere bisikletleriyle çıktılar.

Mevsimler sonbaharı gösterdiğinde beyazlaşan saçları yalanlamıyordu takvimlere düşen 50’lerin sonlarındaki yaşları. Sağlıklıydılar yine, daha seyrek görüşüyorlar ama aralarındaki saygı eksik olmuyordu. Sadece kendisi gibi tek çocuk olan arkadaşı artık felç olan babasını bakmak için bir şehir daha uzakta yaşıyordu.

Bir süre sonra kendi annesine de felç gelip de “aynı kaderi mi paylaşacağız yoksa” diyerek apar topar Edirne’nin yolunu tutmasının üzerinden iki yıl geçmişti bile.

Aralarındaki mesafe daha da çok artmıştı. Telefonda, sosyal medyada görüşüyorlar, sohbet ediyorlardı artık. Ama yetmiyordu işte. Yakınında olmak, onunla daha çok zaman geçirmek, kokusunu hissetmek istiyordu onun. O da aynı duyguları sık sık ifade ediyordu kendisine.

Beklediği o mesaj bir gece önce gelmişti. “Geçici olarak bir akrabamızı bırakacağım babamın yanına, iki gün sonra sabaha geliyorum sana” Sevinmişti, aylardır görüşmüyorlardı.

Yeni yerleşim bölgesinden Bosna köyü üzerinden geçip Karaağaç’a doğru keyifle pedallarken onu ve mesajını düşündü yeniden. “Karaağaç’ın içinde şöyle bir turlayayım, sonra dönerim annemin yanına” diye düşünürken birden karşısına çıkan evin duvarındaki yazıyı görünce gülümsedi. Telefonu çıkararak fotoğrafı whtasaptan atıverdi sevdiği adama. Yanıt anında geldi; “Geleyim ben de her şey olur, merak etme sen…”

Mesajı okuduğunda gülümsemesinin kıkırdamaya vardığını hissedince yeniden asıldı pedallara Edirne’ye doğru.

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya