DOLAR 47,7663 0.05%
EURO 55,1697 -0.02%
ALTIN 6.754,070,74
BIST 13.704,52-0,78%
BITCOIN 3045173-0,40%
Edirne
28°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

72 okunma

Musibet ve nasihat… (4)

ABONE OL
11 Ağustos 2026 18:22
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: nurhan-isikseren-1.jpg

Siyasetin finansmanı kanavasında ele alacaktık konuyu bu hafta fakat Çerçeve Yasa gündeme hacimli oturdu. Öncelik burada olsun…

Öze girmeden önce dikkatimizi çeken kavramsal bir hususa değinelim…

Yasa’nın ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi…’  başlığı biraz tuhaf kaçıyor, anlamakta zorlananlar çıkacaktır.

Ayrılıkçı terör örgütünün siyasal uzantısı DEM sözcülerinin sürekli dile getirdikleri “Türkiye halkları” kavramının, Atatürk Cumhuriyeti halk vurgusu ile örtüşmediği bilinen bir gerçek. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözündeki halk ifadesi;  dil, din, soy veya ırk farkı gözetilmeksizin kanun önünde eşit, ayrıcalıksız ve kaynaşmış bir bütündür” tanımlaması apaçıktır,  ülkenin çimentosudur.

Şaşırtıcı değil kuşkusuz; devlete silah doğrultmuş, binlerce vatandaşın ölümüne, sakat kalmasına yol açmış terör örgütü ve siyasal uzantısının Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve ilkeleri ile uzun zamandır hesabı var. Başka bir cumhuriyet istiyorlar.

Fakat her nedense Çerçeve Yasa tarifinde “halkların bütünleşmesinin güçlendirilmesi” diyememişler; kim bilir belki de Cumhur İttifakı’ndan itiraz gelmiştir.

Aslında halk ile toplum kavramları arasındaki bir nüanstır sadece…

Toplum,  ortak bir kültürü, kuralları, kurumları ve sosyal yapıyı paylaşan insan grubudur.   Halk ise bir ülkede veya bölgede yaşayan insanların bütünüdür. Toplum daha çok soyut bir düzeni ve yapıyı gösterir. Halk ise o yapının içindeki canlı insan ögelerini vurgular. (Wikipedia)

Atatürk’ün halk tarifindeki kaynaşmış bütünden rahatsız Siyasal Kürt Hareketi, ‘Türkiye halkları’ ifadesinin ayrılıkçı bir zihniyeti vurguladığını elbette biliyordu. Çerçeve Yasa’da toplum ifadesinin öne çıkarılmasına rıza gösterdiler herhalde. Her halükârda DEM’in taleplerini dayattığı bir sürecin adıdır Çerçeve Yasa.

Doğrudur, yasa başlığı sarih değildir, amaç ve hedefleri muğlaklaştıran bir ifadedir “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi…”

Hatta oksimoron bir ifadedir. Toplumsal bütünlüğümüz ne durumdadır, güçlü değil midir, değilse neden böyledir, güçlenme ne zaman başlamış ve ne kadar yol alınmıştır, ne yapılırsa daha güçlenecektir vb  soruları peş peşe sıralamak,  abesle iştigal görülmemelidir.

Ayrıca belirtmek gerekirse, Kürt Siyasi Hareketi’nin yaslandığı kimlik siyasetinin ülkeye bir fayda sağlamadığı, ülkenin demokratikleşme, kalkınma ve gelişme sorunlarının boyutundan da kolayca anlaşılmaktadır. 

Ve biliyoruz ki demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik, hak, hukuk gibi alanlarda yaşanan sıkıntıları etnik/dini kimlik zemininde ele almak kör kuyudur; ayrışma getirir ve çözüme dair demokratik talepleri örseler;  hedeflenen toplumsal bütünlüğü hiç güçlendirmez.

Ülke geleceğinin kimlik siyasetine teslim olup olmayacağı, kabul edilen Çerçeve Yasa ardındaki adımlarda test edilecektir. 

Şurası ise apaçıktır: terör ve tedhiş ile amacına ulaşamayan ya da konjonktüre ve bölgemizde emperyal güçlerin tasarımına, stratejik hedeflerine yaslanarak selden kütük kapma peşindeki ayrılıkçı terör örgütü ve siyasal uzantısının “şimdi vaktidir” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini değiştirme hevesi kabarmıştır.

Dün TBMM’de 67 ret, 7 çekimser oya karşın, 467 oyla kabul edilen Çerçeve Yasa, sahnenin ilk perdesinin ayrılıkçı terör örgütü ve siyasal uzantısı lehine kapandığını gösteriyor.                    Hatta referanduma gerek kalmadan iktidarın istediği Anayasa değişikliğinin önünün açıldığına da işarettir.  

Şüphesiz ki meselenin özü:  2024 yerel seçimlerinde DEM ile ittifak yapan                                            CHP’yi “demleniyor ” diye alaya alan iktidarın, süresini uzatmak amacıyla DEM’e mecbur kalmasıdır.  DEM’in üniter devlet yapısı – “Tek Millet/Tek Vatan/Tek Bayrak/Tek Devlet” –  karşıtı, etnik çeşitlilik vurgulu bir yurttaşlık talebine boyun eğmesidir.

İktidarın ömrünü uzatabilmesi için seçim sisteminde değişiklik içeren bir yeni anayasa da çerçevenin içinde olabilir.    

Biliniyordu lakin II. Kemal’in saltanat koltuğuna oturtulmasındaki kerametin bu boyutu silik kaldı.

Sadece CHP’yi iktidar yolunda örselemediği,  iktidara katkı sağlamakta, yancılık yapmakta ‘proje KK’nın her daim yararlı eleman kimliği bir kez daha ortalığa fışkırdı. Anayasa değişikliğinde referanduma gerek bırakmayan 400 milletvekili oyunun Çerçeve Yasa oylamasında 467’ye yükselmesinde KK’nın desteği, ‘arınma mavrası’nı gölgede bıraktı.

 Sadece İYİ Parti sürecin varacağı istasyonu doğru analiz ederek siyaset felsefesine, savunduğu değerlere uygun davrandı. Oy kaygısı ile hareket etmedi, topyekûn 29 ret oyu kullandı.

Evet, İyi Parti,  siyasetin bir sözcükten ibaret olmadığını gözler önüne serdi.

Parti içi iktidar amaçlı ayak oyunları, alavere dalavere, güç devşirmek, siyasi parti üyeliğini koltuk/rant kapısı görmek, idare-i maslahatçılık, maalesef  toplumda öyle kanıksandı ki  siyaset kavramının anlamı silikleşti.. 

Oysa Siyaset, akıl, bilim, hukuk ekseninde demokratik, adil, hesap verebilir anayasal devlet yönetimidir. Ülke güvenliği, ekonomik kalkınma, halkın gönenci için seçilmişlerin özenle ve toplum yararına sürdürmeleri gereken çalışmalara siyaset denir.

Saltanat koltuğunda II. Kemal’in CHP’si ise 29 kabul oyu ile destekledi Çerçeve Yasa’yı.                  2 ret ve oylamaya katılmayan 14 milletvekili, KK’nın görevini layıkıyla yerine getirmediğini düşündürse de 29 oy desteği Cumhur İttifakı’na önemli bir katkıdır.

Siyasette KK gibi proje elemanları kolay yetişmiyor; özenle seçilip güzelce formatlandıktan sonra siyaset sahnesine salıverildikleri yaygın bilinen bir gerçektir.

KK’nın hikâyesi kallavi ve mizah üretmeye elverişli bir örnektir mesela…   

2014 yerel seçimleri münasebetiyle 30 Mart’ta Tunceli’de miting yapan Kılıçdaroğlu,                    Seyit Rıza heykelinin bulunduğu Seyit Rıza parkında “Dersimli olmaktan gurur duyuyorum” seslenişi ile başlatmıştı aslında bugünlere gelen ittifakı.

Kılıçdaroğlu’nun bu siyasi hamlelerini bir yalpalama görmek ise, yanlış bir okumadır. 

Büyük sermaye çizgili ABD etkisini komplo teorisi şeklinde yaftalamak, yadsımak yerine bir projenin  varlığı üzerinde kafa yormak ve Kılıçdaroğlu’nun icraatlarını da bu zeminde değerlendirmek lazım.

Dersim kalkışmasının elebaşısı için isyancı yerine “Seyit Rıza bölgede sevilen bir insandı” diyerek topu taca atan Kılıçdaroğlu’nun ‘proje’ sadakati açık değil mi?

Yine 2014 yılında Sezgin Tanrıkulu’nun, “Genel Başkanımın bilgisi dâhilinde buraya geldim, CHP Genel Başkan yardımcısı olarak Dersim’de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum” sözleri de ‘proje’nin itina ile uygulandığının ifadesidir. Aynı günlerde CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Dersim katliamı, Meclis özründen sonra ise Dersim Kanunu ile çözülebilir” demesi de tesadüfi değildi elbet…

Açık kaynaklardan derlediğimiz bu alıntılarda Dersim meselesine ‘proje’ gereği farklı bakıldığını da görüyoruz.

Oysa Kuruluşun, genç Cumhuriyetin ilk yıllarında aşiretlerin, eşkıyaların feodal düzeni,  arkalarında İngiliz parmağı bir isyanı/kalkışması yok mudur?

Dersim isyanı 21 Mart 1937’de Singeç Köprüsü’nün havaya uçurulması ve yakınındaki karakola saldırılarak 33 askerin şehit edilmesiyle başlamamış mıydı, yanlış mı hatırlıyoruz?

Tarih okumaları farklı olabilir; dönemin dinamiklerine dayalı yaşanmış acılarda, travmalarda duygudaşlık/empati insani bir yaklaşımdır; ancak Kürt isyanlarını makul göstermeye kalkarsanız PKK’nın 1984’te başlattığı silahlı eylemleri savunur duruma düşersiniz.

Baran Yazgan’a haksızlık yapılıyor!

‘Proje’nin Edirne ayağı,  hoppadanak CHP Edirne milletvekili yapılan Baran Yazgan’ı da işte bu ‘empati’ stratejisinin,  bir pazarlığın taşıyıcı aktörü görmek gerektiğini belirtmiştik.

Ayrıntısına girersek ilk söylememiz gereken: Yazgan’ı milletvekili yapan dinamiklerin yanlış açıdan değerlendirilmesidir. Dedikodu siyaseti temelinde, bir iş insanı konumundan kaynaklı maddi gücün milletvekili seçtirilmesinde rol oynadığı iddiaları siyasi kulislerde öne çıkmıştır.

Sosyal medyada yayınladığı Seyit Rıza heykeli önündeki fotoğrafı da tepki almıştı CHP seçmeninde. Oysa o da piri KK gibi bir zamanlar “bölgede sevilen insan görülen Seyit Rıza” heykeli önünde fotoğraf çektirmiş!

Kaldı ki Baran’ı milletvekili yapan dinamiklerin ‘proje’ bağlantısı, 31 Mart’ta birinci parti çıkan CHP’ye Kürt oylarının katkısı hiç dikkate alınmadı. Konforlu bir suskunluk ile yetinildi. Genel bir ifadeyle, kazanılan belediyeler yan cebe konulurken iktidarı getiren dinamikleri doğru anlamak için gayret gösterilmedi.

Hülasa, Baran Yazgan CHP’de kaldı, iktidarın Çerçeve Yasa’sına ‘evet’ oyu verdi diye kızmak yerine taşları yerli yerine oturtarak vesayet siyasetinden kurtulmak için çabalamak, aktif siyaset içinde yer alan yurttaşların önceliği olmalıdır.  

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya