
1978 yılında başladığım gazetecilik serüveninde önümden birçok unvan geçti.
Muhabir…
Şef…
Genel Yayın Yönetmeni…
Şimdi yeniden muhabir oldum.
İnsan, yarım asır sonra başladığı yere döner mi?
Demek ki dönüyormuş…
**
Dayımın kızı rahmetli Zeynep Arseven, Edirne Lisesi’nde benden iki dönem sonra okuyordu.
Yıllar önce bana anlattığı bir anısını hiç unutmadım.
Edebiyat öğretmeni Talat Hocamız, bir gün derste örnek olarak iki kompozisyon okumuş.
Ardından da;
“Bunları yıllar önce Bülent Ayan yazmıştı” demiş.
O gün çok duygulanmıştım.
Bugün de aynı duyguyu hissediyorum.
Hem Talat Hocamızı, hem de Zeynep’i rahmet ve özlemle anıyorum.
**
Edirne Lisesi’nde Fen Bölümü öğrencisiydim.
Nasıl olduysa…
Hayat beni edebiyatın ve gazeteciliğin tam ortasına getirdi.
1978 yılında rahmetli babam Raşit Ayan’ın çıkardığı Trakya Ekspres Gazetesi’nde muhabir olarak çalışmaya başladım.
Bir gün matbaaya iki kişi geldi.
“Bülent Ayan hanginiz?” diye sordular.
Sorular sordular…
Notlar aldılar…
Sonra sessizce ayrıldılar.
Bir hafta sonra TRT’den teklif geldi.
Meğer o iki kişi beni değerlendirmeye gelmiş.
Daha sonra öğrendim ki, dönemin TRT Edirne Muhabiri, eski belediye başkanlarımızdan Ali Rıza Ataktürk beni önermiş.
Babamı da…
Rıza Amca’yı da…
Bugün bir kez daha rahmetle anıyorum.
**
TRT’nin ardından Milliyet Gazetesi geldi.
Sonra yıllar birbirini kovaladı.
Milliyet’in Edirne Bürosu kuruldu.
Şef oldum.
Ama hiçbir zaman masaya çakılıp kalmadım.
Yine sahadaydım.
Yine haber peşindeydim.
Trakya’nın dört bir yanı…
Bulgaristan…
Yunanistan…
Romanya…
Kosova…
Balkanlar…
Haber neredeyse ben de oradaydım.
Zaman zaman yolumuz Almanya’ya, Polonya’ya kadar uzandı.
2000 yılında Milliyet’ten ayrıldım.
NTV’de…
Akşam Gazetesi’nde…
Çorlu’da Avrupa Yakası Gazetesi’nde…
Lüleburgaz’da Görünüm Gazetesi’nde görev yaptım.
Genel yayın Yönetmeni olarak yaklaşık 16 yıldır da Hudut Gazetesi çatısı altındayım.
**
Geçtiğimiz günlerde Basın İlan Kurumu’nun denetimi vardı.
Yönetmelikte yapılan değişiklik nedeniyle gazetelerin kadroları yeniden düzenlenmiş.
Hudut Gazetesi’nin sahibi Gönül Uyanıktır aradı.
Durumu anlattı.
Gazetemizin 5 kişiden oluşması gereken asgari kadrosunda Genel Yayın Yönetmeni diye bir unvan bulunmuyormuş.
1 Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, 1 Sayfa Sekreteri ve 3 Muhabir…
“Kurallar neyi gerektiriyorsa onu yapalım.” dedim.
Yeni sözleşmeyi imzaladım.
Artık resmen muhabirim.
**
Doğrusu hiç gocunmadım.
Çünkü gazetecilikte en değerli unvanın muhabirlik olduğuna hep inandım.
Haberi bulan…
Sokağı dinleyen…
İnsanların sevincine de derdine de tanıklık eden kişi muhabirdir.
Gazeteciliğin kalbi orada atar.
Demek ki yarım asır sonra başladığım yere dönmüşüm.
İyi ki de dönmüşüm.
Çünkü insanın gerçek unvanı, kartvizitinde yazan değil; ömrü boyunca yapmaktan vazgeçmediği iştir.
Ben yine muhabir olarak meslekte başa döndüm…
Bir de yaşça başa dönebilsek…