
Salih Hakan COŞKUNTUNA
Nisan 2026
Ertuğrul’un, Meyerhold ve Konstantin Stanislavski’den (1863-1938) etkilenmesini Ertürk şu şekilde değerlendirir:
“Stanislavski’nin gerçekçi tiyatrosu, seyirci ile sahne arasındaki sınırı tamamıyla yok etmeden, tiyatronun bünyesinde seyirci ile temsil arasında ‘katartik’ bir özdeşleşme hedefliyordu. Modern Türkiye’de henüz kurumlaşmaya başlanan bir dönemde Muhsin Ertuğrul için Stanislavski gerçekçi tiyatrosu 1930’larda önem kazandı. Fakat yine de, Ertuğrul’un Meyerhold ile çalışmasının önemi yadsınamaz.” (Ertuğrul, 2023, s. 34).
Ertuğrul’un sahnelediği oyunlarda karakterler toplumsal dönüşümün simgesel temsilcileridir. Bu durum; tiyatronun felsefi yapıda “öz” ve “biçim” arasında gerilimi yansıttığı göstermiştir (Ertuğrul, 1975, s. 77-83). Sokullu (1998) Türk Tiyatrosunda komedya devrimini incelerken, Ertuğrul’un bu yenilikçi yaklaşımının toplumsal ilişkiyi güçlendirdiğini belirtmiştir. Tiyatro, bir “sosyal mühendislik” alanıdır, nitekim Ertuğrul bu kurulumu, geleneksel tiyatronun yöntemsel bütünlükten yoksun yapısından evrilterek disiplinli bir sistem tesis etmiştir (Nutku, 2018: s. 56).
“Tiyatro, Bilimsel Disiplindir” kavramı ile Ertuğrul, Stanislavski’nin Bir Aktör Hazırlanıyor eserindeki yaklaşımını drama ve yaratıcı drama teknikleriyle Türk Tiyatrosu için uğraş verenlere ve tiyatro sanatına uyarlama çabası yadsınamaz gerçektir (Ertuğrul, 2023: s. 24-26, 34-36). Geleneksel Türk Tiyatro (ortaoyunu-tuluat-kanto-meddah) tarzları, seyirci ile kurduğu dışsal ve doğrudan iletişime dayalıdır. Ertuğrul Stanislavki’den esinle tiyatro çalışmalarına “alan” kavramını getirmiş, oyuncunun sahnedeki rolü ile bütünleşmesini ve büründüğü karakterin psikolojik geçmişini (subtext/alt metin) inşa etmesini zorunlu kılmıştır (Ertuğrul, 1989, s. 330-340). Nutku’ya göre, “Ertuğrul, ‘oyuncunun sahnede kendi gibi değil karakterin mantığı ile hareket etmesini’ tiyatro ve eğitim devrimi prensibi ile vurgulamıştır (2014: s. 89). Ertuğrul’un tiyatro anlayışı; “sosyosanat ilkeleri ile sosyal laboratuvar” işleyişinde sahne, toplumun sosyolojik dönüşümünü hedefleyen bir mühendisliktir. Bu edinim; Cumhuriyet modernleşmesinin unsuru olmuştur (Temel, 2016, s. 1765). Cumhuriyet ilkelerinde toplumsal norm ve olguları ile yeniden tanımlanan sosyosanat alanı; 207nci yüzyılın nihai felsefe ve düşünsel değişimi Ertuğrul’un rol seçimlerindeki aydınlanmacı karakterlerinde vücut bulmuştur.
“Drama Sanatı ile taklitten eyleme geçiş, insan eyleminin estetik bir bütünüdür” ilkesi ile Nutku (2013, s. 28-29) Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosuna kazandırılan “aksiyon yöntemi” Ertuğrul tarafından içkinleştirilmiştir. Geleneksel yapıdaki -tuluat, ortaoyunu, meddah, kanto- karakter tiplemesi, Ertuğrul öncülüğünde yaşayan canlı drama öznelerine dönüşmüştür (Ertuğrul, 1975, s. 34-35). O, Halka inmek değil, halkı yükseltmek olarak tanımladığı bu ilkeyi şu sözlerle açıklar , “onun içindir ki bugün insanlığın tek sınırsız olan sanat diyarının uyrukları birer pervane gibi, bu ışığın çevresinde uçuşmaktadırlar. Ve ben bu pervanelerin en küçük birisi olmakla övünç duyuyorum.” (Ertuğrul, 1975: s. 54).
Kuramsal/Kurumsal Tiyatro ve Toplumsal Görev işlerliğinde Ertuğrul’un tiyatro ve tiyatro sanatına kazandırdığı “kurumsal kimlik” ve “toplumsal görev” bilinci; felsefi, sosyolojik ve pedagojik düzlemlerde kişilik bulmuştur. Ertuğrul, yurtdışında (Fransa, Almanya, Avusturya, Amerika, İsviçre, Mısır v.d.) aldığı eğitim ve izlenimleriyle gittiği Rusya’da, Sovyet sanat anlayışı ve sanat açılımlarından etkilenmiştir. Meyerhold’un “biyomekanik”* disiplini ile Stanislavski’nin “içsel gözlem/içsel gerçeklik”** kuramı: Ertuğrul’a göre:
“Meyerhold kendi damı altında topladığı irfanın iki ucu demek olan münevverlerle, gayrı münevverlere aynı derecede hizmet edebilmek için birçoklarımızın ümit ettiği gibi ikisinin ortasını bulmadı. Bilakis her ikisinin de fevkinde bir tarz yarattı. Bu tarz şimdiye kadar gördükleri ananeye merbut tiyatro tarzının büsbütün üstünde olduğu gibi münevverleri alakadar etti. Diğer tarafında da esasen tiyatro hakkında kökleşmesi ve kök salmış bir tarz tanımadıkları için gayrı münevverlere tiyatronun bugün bulunduğu noktayı böylece tanıttı.” (Birkan, 2023: s,120-121).
Tiyatronun kamu hizmeti ile toplumsal ödevi yerine getirme ülküsü, Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosunun sahneleme pratiği ile oluşturduğu ulus devletin kültürel inşa etme girişimidir. Bu kuruluşun mimarı Ertuğrul, tiyatroyu; Meyerhold bağlamında “yaşamsal gereklilik” mertebesine yükseltmiştir. Nitekim Ertuğrul’a göre; tiyatro, sadece toplumun aynası değil, bizzat toplumun yarınını kuran bir eğitim okuludur (1989: s. 124). Ertuğrul hiyerarşik estetik sentezi ve sanat anlayışı; 1925 yılında Rusya’da deneyimlediği “Sovyet Avangardizmi”nin izdüşümüdür (Birkan, 2023: s.44-45). Meyerhold’un tiyatroda eski, yeni ve güncel olanı bir araya getirerek yeni bir sentez üretmesi önce Rusya’da, sonra Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde örnek olarak değerlendirilmiştir. Ertuğrul’a göre; bu “Toplumsal Devrim”; toplumun manevi kalkınmasına katkı sunan kültür kurumlarının kolektif bir strateji izlemesini zorunlu kılar. Bu kurumsallık içerisinde tiyatro, toplumsal dönüşümün öncü aktörü olarak konumlandırılmıştır. Dolayısıyla tiyatro sanatının halk kitleleriyle kuracağı organik bağ, toplumsal ilerleme açısından hayati bir önem taşımaktadır (Ertuğrul, 1975: s. 45).
(SÜRECEK)