DOLAR 46,7007 0.07%
EURO 53,3008 0.31%
ALTIN 6.114,711,10
BIST 14.350,601,62%
BITCOIN 28213132,98%
Edirne
25°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

85 okunma

TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Tiyatronun Toplumsal Dönüşümündeki Rolü... -2-

ABONE OL
1 Temmuz 2026 16:31
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: hakan.jpg

Salih Hakan COŞKUNTUNA

Nisan 2026

Geleneksel oyunların en belirgin özelliği, oyuncu ile seyirci arasındaki mesafenin “doğrudan iletişim” yoluyla ortadan kaldırılmasıdır. Bu durum, seyirciyi izlemenin yanında, oyunun akışını doğaçlama yoluyla etkileyebilen aktif bir katılımcı haline getirir. Sevda Şener, bu yapıyı Bertol Brecht’e dayanarak halkın kendi gerçekliğiyle yüzleşme alanı olarak tanımlar (Şener, 2012, s. 279).
“Halkçı sanat, halkın geleneklerine bağlı olduğu kadar onu geliştirir de. Hem halkın anlatım biçimlerini kullanır, hem de o biçimleri zenginleştirir. Halkçı sanatın özü doğru olmalıdır. ‘Halkçı Tiyatro’ çalışan geniş kitlelere yönelmeli, onların sorunlarını ele almalı ve onlara yarar sağlamalıdır. Brecht’e göre böyle bir tiyatro geniş anlamı ile gerçekçi olacaktır. Çünkü halk gerçeğe benzeyen sanatı daha kolay anlar ve değerlendirir. Ancak bu gerçekçilik anlayışı politik ve estetik kısıtlamalardan arındırılmıştır; bilinen gerçekçi tiyatronun öz ve bicim kalıplarından kurtulmuştur. Halkçı Tiyatro; halkın yalnızca edilgen bir tüketici olmadığı, kendi toplumsal ve ekonomik gerçekliği üzerine rasyonel bir şekilde düşündürüldüğü ve sömürü mekanizmalarını fark ederek dünyayı değiştirmeye itildiği, eyleme dönük bir bilinçlendirme alanıdır.” (Şener, 2012, s. 279-280).
Bu bağlamda köy oyunları, geleneksel kültürün bir parçası olarak kuşaktan kuşağa aktarılan ve yer yer ritüel kökenlerle ilişkilendirilebilen folklorik pratikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel zeminde ortaya çıkan yapı ile Türk tiyatrosuna miras kalan karakterin “tip” kullanımıyla canlandırılmasıdır. Karagöz ve Hacivat, Kavuklu ve Pişekâr arasındaki çatışma, toplumsal sınıflar, eğitim düzeyleri ve ideolojik duruşlar arasındaki gerilimin estetik bir dışavurumudur. Ortaoyunu ve Tuluat türlerinin doğaçlama yapısı, toplumsal otoriteye karşı bir “güvenlik zemini” oluşturmuştur. Sokullu’nun (1978, s. 11) ifadesiyle bu oyunlarda komedya unsuru, toplumsal tabuların ve siyasi aksaklıkların eleştirilmesi için uygun bir zemin hazırlar. Pekman’a göre, geleneksel sanatçı, sahne üzerinde kurduğu bu özgürlük alanıyla, gündelik hayatın hiyerarşik yapısını geçici olarak tersyüz eder (2002, s. 18-19).
Geleneksel olandan modern döneme, temaşa sanatının kültürel normları ve bilgilerin aktarılma sürekliliği; çeşitli coğrafyaların geçişleri ile farklı yapıların geleneksellik içinde belirginleşmiştir. Anadolu’nun “yer” ve “soy” katmanları, günlük yaşam da estetik ritüelden temsile geçişidir. Anadolu uygarlıklarından miras kalan danslar ve kukla oyunları, İslam döneminde form değiştirmiş, ancak özündeki “yaşamsal devinimi” korumuştur (And, 2014, s. 28-31). Köy seyirlik oyunları, değişen aksiyonlar ve gösteri dağarcıklarıyla; doğanın, döngünün ve insanın varoluşsal çabasının deneysel yansımalarıdır (And, 2014, s. 18-22). Oyunlar, bulunulan “yer” (coğrafi miras) ve “soy” (etnik hafıza) bileşenleriyle ortaya çıkmıştır. Bu dramatik yapının kökenleri, insanın ritüelistik ihtiyacına dayanır. Bu noktada, geleneksel oyunlardaki doğaçlama unsuru, rastgele bir konuşma değil, binlerce yıllık birikimin anlık bir tezahürü, bir “kültürel akış” halidir.
(SÜRECEK)

    En az 10 karakter gerekli
    Özhanlar Mobilya