
Amacımız, ekonomiyle ilgili bazı genel bilgiler oluşturmak ve bu bilgileri paylaşmaktı. Kendimize göre bir planlama yaptık ve iki yazı yazdık. Birincide, başkalarının ekonomiyi nasıl ele aldıklarını özetlemiş ve bunun bize örnek oluşturmadığını söylemişiz. İkincide, “en çok konuşulan, en çok tartışılan konuları tek tek ele almaya” karar vermişiz ve ilk konu olarak ‘enflasyon’u seçmişiz. Ama biz bilgimizi ne kapitalistlerle, ne de “Enflasyon gibi araçlardan ben nasıl yararlanırım?” diyenlerle paylaşmak istemiyoruz. Biz, üreten veya dün üretmiş olanlarla dertleşmek istiyoruz; bugün onlar bizi okumasalar da. “Süte maya çalamıyorsak, göle maya çalalım” diyoruz. Bu nedenle, bu açıklamalarımıza devam edelim ama bu koşullarda bireysel ekonomik durumunu düzeltebilenlerden örnekler bulup ekleyelim dedik. Bu yazımızda önce ‘enflasyon’u bitirelim.
Diseflasyon: Enflasyon oranının düşmesi. Sermayeye çalışan yönetimler disenflasyonu amaçlayabilir ama bunu emekçinin refahını arttırmak için değil, sermaye sahiplerinin dış alım-satımını kolaylaştırmak için yapar. Çünkü emekçinin refahı ücret artırımıyla daha kolay sağlanabilir.
Reflasyon: Diseflasyonun karşıtı. Para basarak veya vergileri düşürerek düşen enflasyonu geri çevirip eski durumuna getirmek. Amaç yine sermayeye hizmet.
Stagflasyon: Aynı anda hem enflasyonun hızla yükselmesi, hem de işsizliğin artması. Yani sermaye için çabalayan yönetimin ekonomiyi yönetemez duruma düşmesi.
Deflasyon: Enflasyon oranının negatif olması. Yani fiyatların genelde düşmesi. Üretim, talebin üstünde olduğu zaman olabilir. Bizde söz konusu değil.
Özet: Kapitalizm, çelişkisiz olamaz. Bu nedenle bu çelişkilerin gizlenmesi ve patlamaya dönüşmesinin önlenmesi için türlü araçlar gerekli.
Tüm bu ekonomik kargaşalık kapitalizmin ürünü. Biz de bu nedenle kapitalizme karşıyız. Ama kapitalizme karşı savaşı hayalcilik görüyoruz. Ne halkımız böyle bir savaşa hazır; ne de aydınlarımız böyle bir savaşı örgütleyip, yönetmeye. Yapabileceğimiz, bu koşullarda bireysel kurtuluşu becerebilen emekçilerden örnekler bulup, bunların savaşını sunmak.
Mehmet’i bize PTT’den kargo getirdiğinde tanıdık. Sonra sitemizde mobilya da yıkadı, araba da. Yaşamı özetle şöyle:
Mehmet, Ağrı doğumlu. Babası duvar ve sıva ustası. Mehmet üç yaşındayken Antalya’ya gelmişler. Mehmet onüç yaşından beri hep çalışmış; aileye katkı için. Plajlarda, halı sahalarda. Evleri uzak olduğundan oralarda yattığı olmuş. Bu arada liseyi bitirmiş, üniversite sınavını kazanmış, beden eğitimi öğretmeni olmuş; çalışmaya hep devam etmiş, onaltı yıl da amatör takımlarda futbol oynamış…
Mezuniyetten bir yıl sonra evlenmiş. Değişik işlerde çalışmaya devam: Tramvay duraklarında iki yıl, biraz İngilizce de bildiğinden Türkiye’ye okuma amacıyla gelen öğrencilere rehberlik bir yıl (ücreti Euroyla yani yüksek ama yirmidört saat görev, yirmidört saat ev.) Bu düzenini bozduğundan bırakmış. PTT kargoda dağıtıcı olmuş.
Babası inşaat ustalığında oldukça iyi para kazanmış; iki amcasının önerisiyle bu parayla bir arsa alımında ortak olmuş. Böylece amcalar üçer daire sahibi olmuş, babası açıkta kalmış. Annesi de kanser olunca ve tedavi masrafları artınca Mehmet koltuk yıkama makinesi alıp bu tür ek işlere de girişmiş. Annesi ölünce çok yorucu bu ek işleri bırakmış.
Evlilikten sonra sekiz yıl aynı evde kiracıymış; sonra altı ev daha değiştirmek zorunda kalmış.
Şimdi Mehmet otuzyedi yaşında. Onbir yaşında bir kızı, yedi yaşında bir oğlu var. Babası ve kız kardeşiyle aynı apartmanda kiracı. Babasının yirmibin lira emekli maaşı var, ev kirası onaltıbin lira. Kendisi sabit işe geçmiş, aylık otuzaltıbin lira alıyor. Bir sitede bakım görevi yapıyor ve oradan da onikibin lira alıyor. Ev kirası onsekizbin lira…
İşte başarılı halk ekonomisi bu!
Sağlıcakla,