
Müşerref GİZERLER
Kentte baharı karşılama, Kakava ve Hıdırellez kutlamaları bu yıl da 9/8 likti.
Yoğun katılımlara sahne olan sokaklar, meydanlar ve çayırlar ritmin coşkusu ile adeta reng-i cümbüş deryası gibiydi.
Bu derya; tarihin derinliklerinde saklı yaşanmışlıklarımızı, kültürel kimliğimizi tarifsiz umutlarımızı ezgilerimizle oyunlarımızla anlatma, haykırma, birlikteliğiydi.

Sinanköy Pıravadı Hıdırellez pilav ocağı başı
Zira Trakya ve Roman müziğinin simgesi olan 9/8 lik ritm;, yaşamın zorluklarına karşı direnci de anlatan, umudu çağrıştıran bir dans/oyun dilidir.,,
Karşı karşıya oynanan oyunlarda aynı dil konuşulur. Ortak yaşam değerleri ile karşılaşılır, kavuşulur. Anılar tazelenir, yenileri kucaklanır, acılar törpülenir.
Karşılama dediğimiz bu karşılaşma ve kavuşma dilinin temelinde neş’e barış ve uzlaşı anlayışı yatar. Bu ritim sadece bir oyun müziği değil bireyler arasındaki bağları güçlendiren, barındırdıkları toplumsal hafızayı ve kültürel mirası bugünlere taşıma sevincini, geleceğe aktarma görevini gösterir.

Ve binlerce yıldır insanlığın sıkıca sarıldığı Hıırellez inanışı ve kutlamalarının bir parçasıdır halk oyunları, oyunlarımız.
Goran Bregoviç’in Ederlezi’sinin derin hikâyesinde olduğu gibi gibi her şeye rağmen baharın gelişini umutla karşılanması ritüellerindeki oyunlar, oyunlarımız yaşamın karmaşası içinde yorulan ruhlarımıza bir nebze olsun huzur verir.
Pek tabiiki Hıdırellez 9/8 ritme sığdırılıp anlatılamaz, yaşanmaz tıpkı oyunlarımız ve Edirne gibi

Çünkü, neş’e barış ve uzlaşı anlayışımızla barındırdığımız toplumsal hafızamızdaki kültürel mirasımız sayılamayacak değerlerle yüklü.
Örneğin yaşadığımız coğrafya, doğanın bahşettiği ürünlerle de adeta bir lezzet diyarı.
Oyunlarımızda olduğu gibi bireysel bağlarımızı güçlendiren, paylaşım temelinde şekillenip güçlenen ve bizi anlatan mutfağımız da ritüelleri ile Hıdırellez kutlamalarında göz ardı edilemeyecek vazgeçilmezimiz.
9/8 lik günlerin unutulanlarından olsa da……
Derin bir iç geçiriş ve özlemle Nedim Atilla’nın yazısını okurken (https://www.odatv.com/…/hidrellezin-unutulan-hikayesi-i.) hıdırellez kurabiyemin yanına anılarımı koyup kakava ateşinin enerjisi ile kırsalda, dallıklardaki hıdrellez kutlamalarında canlandırılan ritüelleri, lezzetleri tekrar aramaya karar verdim.

Belki 90’lı yıllarda Sinanköy deresi kenarında olduğu gibi naneli, soğanlı, bulgurlu kuzu-oğlak etli hıdırellez yemeği, ciğerli pirinç pilavı kazanlarına, , manda yoğurdu dolu çömleklere, gelin yanağı gibi kızarmış ekmeklere, süt aşı sinilerine rastlamak umuduyla.
Neşeniz bol, umutlarınız sınırsız hıdrelleziniz kutlu olsun.