Atatürk 1919’a kadar Osmanlı yönetimine sadık; bu yönetimi düzeltmeye çalışıyor.
7 Kasım 1918’de son görevi yıldırım orduları komutanlığı, yıldırım ordularının lağvı nedeniyle sona eriyor; 16 Kasım’da Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geliyor.
16 Mayıs 1919’a kadarki altı aylık dönemde Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da ilk günlerdeki yaşamını, atlaya atlaya, Sadi Borak’ın “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları”ndan alıntılayalım.
Mustafa Kemal, Adana’dan İstanbul’a geldiği bu ilk gün durumu inceler: Görünüş tahmin edildiğinden de kötüdür. Limandaki 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan gemisinden oluşan 55 gemili filodan başka 6 tane de denizaltı vardır. Bu gemilerden 3 bin 500 de asker çıkarılmıştır karaya…
Mustafa Kemal Paşa ah ve vah ile dövünmenin bir yararının olmadığını görür. Öncelikle Tevfik Paşa kabinesine güvenoyu verilmemesine, İzzet Paşa’nın sadarete geçmesine ve kendisine Harbiye Nazırlığının verilmesine çalışır.
Şimdi ilk iş olarak Padişah Vahdeddin’i, “tilki” diye nitelediği bu içten pazarlıklı padişahı kendi düşüncelerine çekmeye çalışacaktır…
Minberde düşüncelerini yazar…Bu arada kendisini bir kısım yabancı gazeteciler ve özellikle Çanakkale savaşlarında kendisine üç kez yenik düşmüş İngiliz generali Sir William Birdwood ziyaret eder… Perapalas’ta işgal kuvvetleri komutanı Harrigton’un masasına davetine… Bizim geleneklerimize göre daveti ev sahipleri yapar. diye yanıt verir. Vahdettin’le üç kez daha görüşür. Aralık 1918’de Vahdettin Meclis-i Mebusan’ı kapar…
Mustafa Kemal daha kesin kararla girdi 1919’a… Kabinede görev almayı ya da hükümeti düşürmeyi amaçlayan tasarıları gerçekleşmemişti. Artık tek yol vardı önünde. Anadolu’ya geçmek, ulusal direnişi orada yürütmek… (Bu kitapta, Atatürk’ün 9. Ordu müfettişliğine atanışının öyküsü tüm aşamalarıyla anlatılmakta.)
Atatürk Anadolu’ya geçer. Erzurum, Sivas kongreleri, Birinci Millet Meclisi’nin kuruluşu, İstiklal Harbi’nin kazanılması, Lozan antlaşması, Cumhuriyet’in ilanı, devrimler… Hep başarılarla dolu bir gelişme! Ama bu arada isyanlar, ihanetler, suikast teşebbüsleri, uyuşmazlıklar, çatışmalar, entrikalar… Genel mutluluklar içinde birçok mutsuzluk nedeni!
Nutuk’ta Atatürk, bu olayları ve kendi mücadelesini anlatmakta. Bazı örnekler bulmaya çalışalım.
Memleket dahilinde ve İstanbul’da milli varlığa düşman teşekküller… Bitlis, Elazığ vilayetlerinde, İstanbul’dan idare olunan Kürt teali cemiyeti… Konya ve havalisinde, İstanbul’dan idare olunan Tealii İslam Cemiyeti… Memleketin her tarafında itilaf ve hürriyet, sulh ve selamet cemiyetleri… İngiliz muhipleri cemiyeti…
Bu cemiyetlere intisabedenlerin başında Osmanlı padişahı ve halifei ruyı zemin unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye nezaretini işgal eden Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ve Sait Molla bulunuyordu. Cemiyette İngiliz milletine mensup bazı sergüzeştler de vardı. Mesela: Rahip Frew gibi…
Düşünülen kurtuluş çareleri: …İngiltere himayesi…Amerika mandası… Mahalli halâs çareleri…
Benim kararım… Hakimiyet-i milliyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk devleti tesis etmek!..
Ali Galip, güzergahında bulunan Sivas’ta tevakkuf etmiş… Dahiliye nezaretinin aleyhimdeki emri gelir gelmez faaliyete başlamış. Sivas sokaklarında Benim; hain, asi, muzır bir adam olduğuma dair duvarlara yaftalar yapıştırılmış.
Kendisi de, bir gün; Sivas’ta vali bulunan Reşit Paşa merhumun nezdine giderek… Ben senin yerinde olsam, derhal kollarını bağlar, tevkif ederim ve senin de böyle yapman lazımdır, demiş…
Bir aralık dayanamadım; şu telgrafı tasvit edip çekilmek üzere memura verdim:
11/10/1919
Dahiliye Nazırı Adil Bey’e
Milleti, padişahına maruzatta bulunmaktan menediyorsunuz. Alçaklar, caniler! Düşmanlarla millet aleyhinde tertibatı hainanede bulunuyorsunuz…
Mustafa Kemal
İki ay sonra Sadrazam Paşa’ya,
11/12/1919
Sadrazam Ferit Paşa’ya
Vatan ve milletin ve mukadderatını payimal ve zatı hazreti padişahının şeref ve haysiyeti mülûkaneleri ihlal ile teşebbüsat ve harekâtı gafilaneniz tahakkut eylemiştir. Milletin padişahımızdan başka hiçbirinize emniyeti kalmamıştır…
Umumi Kongre Heyeti
Sonuçta İstanbul’daki hükümetle münasebeti kesmek kararı alınıyor ve Anadolu’da örgütlenmeye çalışılıyor ama gerek kongre üyelerinin gerek kuvvet komutanlarının tereddütleri, itirazları, tavsiyeleri bitmiyor. Örneğin Kazım Karabekir Paşa, 8 Ekim 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın hükümet işlerine karışmamasını teklif ediyor; İstanbul’un can sıkıcı vaziyeti devam ediyor. Bayburt’ta bir yalancı peygamber ortaya çıkıyor ve yalancı peygamberin oğullarının ve tevabiinde bazılarının itlafı ile yok ediliyor. İstanbul’daki Harbiye nazırı Cemal Paşa genç kumanda unsurlarını uzaklaştırmak istiyor. Bu kargaşalık içinde Misakı Milli hazırlanıyor… Ecnebilerin İstanbul’da tecavuzatı arttırarak nazır veya mebuslardan bazılarının tevkifine başlamaları ihtimaline binaen, bilmukabele, Anadolu’da bulunan ecnebi zabitlerinin tevkif edilmesine karar veriliyor. 9 Mart 1920’den itibaren İstanbul İngilizlerce adım adım işgal ediliyor… Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplanıyor… İcra vekilleri heyeti teşkil ediliyor… Hıyaneti Vataniye Kanunu ve müteakip aylarda İstiklal Mahkemeleri… Dahili isyanlar: Anzavur isyanları, Düzce isyanı, Hilafet ordusu, Yenihan, Yozgat ve Boğazlıyan isyanları, Cenup hudutlarındaki hadiseler, Konya isyanı… Aynı anda, Yunan ordularına karşı mücadele, nizami ordu kurma çalışmaları, Çerkez Ethem ve kardeşleri sorunu, Londra konferansına katılımda İstanbul yönetimiyle uyuşmazlık, mecliste karşı grupların oluşması ve sürekli tartışmalar, tenkidler… Tüm bu olumsuzluklara karşın İstiklal Harbinin zaferle sonuçlanması, Lozan Sulh Muahedesi…
Vatan kurtarılıyor, Cumhuriyet ilan ediliyor ama Atatürk’ün sorunları bitmiyor. Mecliste hem devrimlere karşı çıkışlar, hem bireysel çekişmeler devam ediyor… Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığının uzatılışı bile zorlukla oluyor. Mustafa Kemal Paşa’yı meclis dışında bırakacak kanun teklifleri veriliyor…
Bu yazımızı bireysel çekişmelere, uyuşmazlıklara önek bir iki alıntıyla bitirelim.
Kayseri’den henüz açılmıştık. Sivas’tan doğru bir kamyon geliyor. Baktık Celal Arif, Hüseyin Avni. Biz de, onlar da durduk. Derhal onların kamyonuna gittim. “Yahu! Ne yaptınız siz be? Bir çuval inciri berbat ettiniz.” dedim. Somurtup durdular. Devam ettim. “Siz, Mustafa Kemal’i düşüreceğiz diye gittiniz. Hâlbuki Karabekir’le uğraştınız. Bu ne mantık? Ne beceriksizmişsiniz. Ben size Karabekir’le uyuşun demedim mi?” İkisi birden dediler ki, “Ne yapalım pek kötü adam.” “Pekiyi öyle olsun, fakat maksadınız için önce onunla hoşgeçinip işi görmeliydiniz…” (Dr. Rıza Nur’un Moskova-Sakarya Hatıraları 2. Baskı. Sayfa 11)
…Mustafa Kemal Paşa şaşırdı.
-Demek onu istikbal de etmeyeceksin?
-Hayır dedim. Beni mazur görün. Bunca yersiz tarizlerinden sonra artık İsmet Paşa ile karşı karşıya gelemem.
Müteessir oldu ve gayet samimi görünen, yumuşak bir sesle,
-Raufçuğum dedi, ne söyleyeyim bilmem ki, haklısın. Bu muhit adamı ahlaksız yapıyor.
-Paşam, üzülme dedim. Bir düzine namuslu adamla sen bu memleketi mükemmel idare edersin… (Siyasi Hatıralar-Rauf Orbay. Sayfa 558.)
…Zafer sulhune kavuştuktan sonra istiklal harbinin hakikatleri, o tehlikeli günlerdeki fikir ve hareketleri cılız veya menfi olanlar tarafından örtbas edilerek bir düziye yalanlanmış ve bütün işler bir şahsa maledilerek milletin hal ve istikbali tek ele teslim olunmuştur.. Bu suretle hürriyet ve hakikat zincirlenerek zindana atıldıktan sonra tek iradeye esir olan yeni ve eski emeksizler hakiki mal sahiplerine her vasıtayla saldırarak onların haklarını çiğnemişlerdir. Onların bu gayretleri boşa gitmemiştir. Kolayca ve fakat şerefsizce servet ve saadetlerini bol bol elde etme fırsatına kavuşmuşlardır… (İstiklal Harbimiz-Kazım Karabekir. Sayfa 2428)
Sağlıcakla,