İLKBAHAR  SEBZELERİMİZE VE MEYVELERİMİZE DAİR (2)

Müşerref GİZERLER

Pazarlarımızı dolaşmaya devam ederken eski manavlarımızı hatırlayıp yenilerinin açılmasını hayal ediyorum.

Müşterisine pırasayı hazırlarken zembiline havuç koymayı ihmal etmeyen Rafet Ergül amcayı,

1970 li yıllarda Yıldırım’da yatak domatesi üreten Safa Lepki’yi örneğin.

Kiraz beni gibi kalan Tahtakalenin manavlarından, baba yadigârını koruyan Mustafa Lepki’nin manavı.

Efsane üzüm bağlarımzın olduğu yene yerleşim yeri Kavgaz mevkiinde Karaağaçlı Bahçıvanların yeri tarladan tezgâha, Pazar usulü seçmece.

 Umutların tükenmediğini gösteriyor.

Karaağaç Timurlaş ovasındaki dolaplı bahçeleri tekrar canlandırabilecekmiyiz!

Yemyeşil pazar tezgâhlarını görünce galiba evet.

Sebze meyve deyince hep etli, gösterişli kısımları gelir aklımıza yemekte bu kısımlar önceliklidir. Peki yapraklar? O meyvesine lezzet veren sarıp sarmalayan yapraklar sadece yaprağından yapılanlar, salatalıkların ana maddesi olan yapraklar bütün incelikleri ve zarafetiyle albeni derler.

Tabiat yaprakları fazla detaya kaçmadan ayrı ve daha ince titiz bir sanat zevkiyle işlemiş aslında. Ustaca çalışmış. Bazılarının kokuları da onlara ayrı bir misyon görev yüklemiş.

Etli erik yemeği

Mesela salata deyince önce yaprağı düşünmek gerekmez mi. Başta yeşil salata yaprakla alakalıdır. Lahana, semizotu marul hindiba ayrıca bunlara karıştırılan nane maydanoz dereotunu unutmamalı. Kerevizi, kuzukulağını radikayı saymak lazım. Ebegümeci, labada otları da köklerinden itibaren yapraktır. Onlarda tezgâhlarda tercih edilir oldu. Sarmaları ayrı bir toprak, kır doğa kokusu ile kaplıdır.

Hele Maydanoz yaprağındaki incelik, rüzgârda dalgalanan taze maydanoz yapraklarının etrafa saldığı o koku, otsu, ferah ve canlandırıcı bir aromadır. Maydanozlu ekşili Rumeli usulü köftelerimizde bu aromayı hissetmeyenimiz yoktur. Limon ve yumurta ile terbiyelenen suyunda ayrıca nazlı nazlı salınmaya devam ederler.

Maydanozla beraber doğadaki tazeliğin sembolü olan nanenin ferahlatıcı kokusuna ne demeli midevi limonlu çayını ıhlamurları beklemeden keyifle yudumlamak gerek.

Baharda itibar yemeğimiz olan taze soğanlı ciğer sarmamızın vazgeçilmezidir nane.

Kuzu etli yaprak filiz kebabı

Ayrıca yine baharın bulgurlu kol böreğinde ne zaman yer alacağım der gibi demet demet tezgâhlarda bekliyorlar. Yapıp yerken üzerinde bir dal nane ekleyeceğimiz limonatanın ferahlığını düşleyelim.

Son yıllarda taze asma yaprakları da filizleri ile süsler oldular Pazar sepetlerini.

Güneşe uzanan asma filizleri ve yaprakları geometrik ve kıvrımlı yapılarıyla ayrı bir estetik güzellikteler. İnce damarları ve narin kokuları ile tarih boyunca uzun ömrü, koruyuculuğu gibi pek çok simgesel tanımlarla da anlatılmış.

Kaşkarikas

Vişne zamanı yakın zeytinyağlı sarmasına pek yakışır. Vişneli ekmeğimizi de unutmayalım.

İnce uç dut yaprağı sarmasına da karadut tanelerini eklemeyi de denemek gerekir. Lezzetini yaprağı ile hissetmek hoş ve anlamlı olur gibi.

Benim taze asma yaprağı ile çok kez yaptığım bahar yemeklerinden kuzu etli filiz/yaprak kebabı gözdemdir. Konuk ağırlamalarında lokum gibi pişmiş bu kuzu lezzetini taze yaprakla süsleyip servis etmeyi yeşiline. filizine saygı olarak görürüm.

Bu lezzeti, görünümü elde etme titizlik bir uğraş olsa da çok zahmetli değil.

Altı düz bir yemek pişirme kabına önce filizleri yerleştirin.- Üzerine birkaç kat taze yaprak döşeyin. Kenarda bir kapta kuşbaşı kuzu etine tercihe göre küçük bir baş soğan tercihen taze soğan çentip, tuz, kimyon ve az karabiber ve birkaç parça tereyağı ile harmanlayıp yuvarlayın. Yaprakların üzerine koyup diğer taze yapraklar ile sarıp sarmalayıp kısık ateşte kendi suyu ile pişireceksiniz. Tavuk eti ile da yapabilirsiniz.

İnanıyorum ki sizinde baharda vazgeçilmeziniz olacaktır bu bahar filizleri kokulu lezzet.

Bilenlerimiz de vardır muhakkak. Eski bir Edirne yemeği.

Ve geçelim meyvelere biraz da.

Malum kiraz zamanı. Bizim kirazlarımız resim gibi kirazlar. Seyrine doyum olmuyor. Daha çok süsü andırıyor. Ama birden bakmışız ki ortadan kaybolacak. Yağmurlar dolayısıyla biraz endişeli yaklaşıyoruz kurtlu mu acaba? Bilmiyoruz ki yağmurdan mı, ilaçlamadan mı belki doğanın süreci. Ziraatçilere bırakalım.

Kirazı taze yemekten başka bir şey yapıyormuyuz hayır gibi. Aslında hakkını vişneye bıraksa da reçelinde kokusunu hissetmek mümkün. Geçmişte Tekel’in Mecidiyeköy Likor Fabrikasında likörü üretiliyormuş şimdi varmı içkiler bahsinde ayrı bir değerlendirme konusu şimdi uzun olur.

Yeşil erikler ağzı sulandırıyor. Ekşileri de komşu çocuğuna göz kırptıracak cinste. Yaprak sarmasına yakışır ama.

Edirne’li Musevilerin yeşil sakız kabağından yaptıkları kaşkarikasın adeta baş malzemesi. Sarmısak ve dereotu ile harmanlanlandığında hoş bir aromaya dönüşüyor.

Yeşil renkte toplanmasına rağmen dalında bırakılıp olgunlaşınca kabukları kırmızılaşan hafif tatlı ve yumuşak papaz eriği ile etli erik yemeği de hoş olur. Balkan ülkeleri ve Bulgaristan lezzetlerinde de var. Kurutulup yapılan kaklar da kışlık hoşaflariçin kurtarıcıdır.

Yerli kayısılarımız henüz aynı renkte yaprakları arasında gizleniyor. Çanakkale ve Egeden gelenlerle şimdilik nefsimizi körlüyoruz. Yerli hoş kokulu kayısılarımızı hasretle bekliyorum. Kireç kaymağına yatırılmış çıtır çıtır reçelini yapmak üzere.

Meyveli yemekler bahsi çok çeşitli ve renkli aslında geçmişten günümüze mutfağımızda.

Yaklaşan kurban bayramının özeli gerdan tatlısına kayısılar yetişir mi, taze kirazlar kalır mı bilemem ama kurutulmuşları ile anneannelerimizin, babaannelerimizin lezzetlerini anmak için bayram yemekleri listeme almalıyım.

Pazarları dolaşmaya devam edeceğim, yeni meyveler ve sebzeler yolda.

Yeni manavların açılıp bunları onların tezgâhlarında renk renk çeşit çeşit görmek hayallerim devam edecek

Çünkü Tahtakale manavlarından Sefa Lepki amca’nın hikâyesi, halen var olan dükkanında elektirik mühendisi oğlu Mustafa’nın tezgahlara dizdiği  taze sebze ve meyveler, canlı tutuyor bu hayalimi.

Safa amca, Sefa olarak anılıyor. 1929 doğumlu. Babası Mustafa da sebze yetiştiricisi, 1324 doğumlu. Aile Karacaovadan gelmiş. Balıkpazarındaki Çukur bakkalda Yahudiler ile çalışıyor bir müddet. Bakkal kapanınca kendi manav dükkânını açıyor. Zira Yıldırım’da bir sebze bahçesi de var.

Manav Sefa – Mustafa Lepki

1970 li yıların başında domates yetiştiriyorlar. O yıllarda Edirne’de tek domates üreticisi durumundalar. Her yıl 15 dönüm domates ekiyorlar bahçelerine. Ve yanında taze soğanlar da var.  Yatak domatesi diye adlandırıyor oğlu Mustafa o domatesleri., Bir dönümden 10 ton civarında domates alındığından da söz ediyor ayrıca.. Ve sebze meyve haline de veriyorlar ürünlerini. Zamanla ürün ve üretim çeşitliliği artınca ilk turfanda yerli sebzeler yer alıyor manav tezgâhlarında.

Yıldırımda Soğanlık mevkiindeki otobüs durağına da isim olmuş Lepki’ler.

Lepki’lere selam olsun

Bu leziz kokulu ürünlerimizle de mutfak alışkanlıklarımızı ve zevklerimizi canlı tutalım.

Komşudan sınıra 5,2 milyon euroluk proje

Bulgaristan ile Türkiye arasındaki sınır bölgesinde orman yangınları ve doğal afetlere karşı hazırlık kapasitesini güçlendirmek amacıyla yaklaşık 5,2 milyon avro bütçeli FLAMESHIELD Projesi hayata geçirildi.

Bölgesel Kalkınma ve Bayındırlık Bakanlığı tarafından yürütülen Bulgaristan-Türkiye Sınır Ötesi İşbirliği Programı 2021-2027 kapsamında finanse edilen proje, Bulgaristan İçişleri Bakanlığına bağlı Genel Yangın Güvenliği ve Sivil Koruma Müdürlüğü koordinasyonunda, Türk ve Bulgar kurumlarının iş birliğiyle uygulanacak.

Kırcaali Haber Gazetesi, söz konusu projeye Svilengrad, Topolovgrad ve Bolyarovo belediyelerinin de dahil edildiğini aktardı. Gazetenin haberinde şunlara yer verildi:

“Yetkililer, projenin sınır bölgesinde orman yangınlarına karşı hazırlığı artırmayı, müdahale sürelerini kısaltmayı ve kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmeyi hedeflediğini belirtti. Projeden 300 binden fazla kişinin doğrudan faydalanmasının beklendiği ifade edildi.

FLAMESHIELD kapsamında yangın risk analizleri ve haritalama çalışmaları yürütülecek, ortak operasyonel prosedürler hazırlanacak.

Ayrıca 120 gönüllü ve ilk müdahale personeli eğitilecek, yaklaşık 200 kişilik yerel destek ekipleri oluşturulacak. Sınır hattındaki 30 köy için risk değerlendirmeleri yapılırken, gönüllülerin takibi için dijital sistem kurulacak.

Proje kapsamında Bulgaristan’da ağır arazi araçları, su tankerleri, koruyucu ekipmanlar ve iletişim sistemleri temin edilecek. Türkiye tarafında ise dronlar, arama-kurtarma ekipmanları, 4×4 araçlar, lojistik araçlar ve afet yönetimi için bilişim sistemleri kullanılacak.

Proje sonunda Bulgaristan-Türkiye sınır bölgesinde yaklaşık 588 bin hektarlık alanın orman yangınlarına karşı daha etkin korunması hedefleniyor. Yetkililer, erken müdahale ve koordinasyon kapasitesinin önemli ölçüde artacağını vurguladı.

Yetkililer, artan orman yangınları ve sel riskine dikkat çekerek iklim değişikliğinin etkilerinin bölgede daha belirgin hale geldiğini ifade etti. Projenin, hem müdahale kapasitesini hem de afetlere hazırlık düzeyini güçlendireceği kaydedildi.”

Türk Mutfağı Haftası başlıyor

Edirne, Türk mutfağının köklü mirasını ve zengin gastronomi kültürünü yaşatacak önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 21-27 Mayıs Türk Mutfağı Haftası kapsamında düzenlenecek etkinliklerde, bu yılın teması olan “Bir Sofrada Miras” anlayışı çerçevesinde Edirne’nin tarihi, kültürel ve gastronomik değerleri ziyaretçilerle buluşacak.

Kültürel mirası yalnızca tariflerle değil; üretim teknikleri, paylaşım kültürü, ritüeller ve sofrada kurulan birliktelikle anlatmayı amaçlayan etkinliklerde, Edirne mutfağının seçkin örnekleri vatandaşların beğenisine sunulacak.

Program kapsamında;

Edirne Tava Ciğeri,

Edirne Bayram Sofrası,

Coğrafi işaretli ürün sunumları,

Rumeli mutfağından nohut ekmeği ve Hıdırellez pilavı,

Edirne Saray Mutfağı’ndan soğan dolması, avcı böreği, gaziler helvası ve gül şerbeti,

Anadolu ve Rumeli’nin ortak değeri olan keşkek,

İpsala kandilli mantısı gibi geleneksel lezzetler çeşitli etkinliklerle tanıtılacak.

Etkinlikler; Mimar Sinan Heykeli önü, Edirne Gastronomi Akademisi, Saraçlar Caddesi ve Trakya Üniversitesi II. Bayezid Sağlık Müzesi gibi şehrin önemli noktalarında gerçekleştirilecek.

Türk Mutfağı Haftası etkinlikleriyle, Edirne’nin sahip olduğu gastronomi mirasının ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılması, yerel ürünlerin görünürlüğünün artırılması ve kültürel hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor.

“Sofra, birlikte olmanın en eski dilidir” anlayışıyla gerçekleştirilecek hafta boyunca ziyaretçiler yalnızca yemek tadımı değil; kültür, tarih, gelenek ve paylaşım odaklı bir deneyim yaşayacak.

23 ülkeden 213 sanatçı Edirne’de

Edirne, 21 Mayıs – 28 Haziran 2026 tarihleri arasında ilk kez düzenlenecek Edirne Bienali ile çağdaş sanatın uluslararası buluşma noktalarından birine dönüşüyor. “Köprüler” teması etrafında şekillenen bienal; 23 ülkeden 213 sanatçıyı tarihî mekânlarda bir araya getirerek hafıza, kimlik, göç, teknoloji ve kültürel çeşitlilik üzerine çok katmanlı bir düşünme alanı kuruyor.

Tarih boyunca imparatorlukların, kültürlerin ve geçişlerin kenti olan Edirne, şimdi çağdaş sanatın uluslararası buluşmasına hazırlanıyor. Bu yıl ilk kez düzenlenen Edirne Bienali, 21 Mayıs – 28 Haziran 2026 tarihleri arasında “Köprüler” temasıyla kentin tarihsel dokusunu, kültürel hafızasını ve kamusal alanlarını çok katmanlı bir sanat rotasına dönüştürüyor.

Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan Edirne; mimarisi, nehirleri, sınır kimliği ve çok kültürlü yapısıyla bienalin kavramsal omurgasını oluşturan “köprü” fikrine güçlü bir zemin sunuyor. Bienal, yalnızca fiziksel köprüleri değil; geçmiş ile bugün, yerel ile evrensel, gelenek ile çağdaş üretim arasında kurulan görünmez bağları da görünür kılmayı amaçlıyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi destekleriyle; Resim Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği öncülüğünde gerçekleşen Edirne Bienali, kente yayılan kapsamlı programıyla uluslararası ölçekte yeni bir kültür-sanat platformu oluşturuyor.

Bienalin açılışının, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi ise etkinliğin çoğulcu ve kapsayıcı yaklaşımını daha da görünür kılıyor. Açılışla birlikte Edirne, yalnızca sanat eserlerinin sergilendiği bir şehir değil; birlikte düşünmenin, tartışmanın ve karşılaşmanın mekânına dönüşüyor.

Tek Bir Küratoryal Ses Yerine Çok Katmanlı Bir Diyalog

Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tek merkezli bir küratoryal yapı yerine çoğul bir düşünsel alan öneriyor. Didem Çapa koordinasyonunda gerçekleşen bienalin küratör ekibinde Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, GuZhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Irina Batkova ve Songül Güneş Gültekin yer alıyor.

Sergilerden performanslara, söyleşilerden atölyelere uzanan program; sanatçıları, akademisyenleri ve izleyicileri aynı düşünsel zeminde buluşturarak bienali yalnızca izlenen değil, deneyimlenen bir sürece dönüştürüyor.

23 Ülkeden 213 Sanatçı Edirne’de Buluşuyor

Bienal kapsamında 23 ülkeden 213 sanatçı bir araya geliyor. Fotoğraf, yeni medya, heykel, performans ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden üretimler; hafıza, göç, teknoloji, ekoloji, sınır ve toplumsal dönüşüm gibi güncel meseleleri odağına alıyor.

Uluslararası ölçekte tanınan sanatçılar ile genç üreticileri aynı zeminde buluşturan yapı, “köprü” kavramını yalnızca mekânsal değil; kuşaklar, üretim biçimleri ve düşünsel yaklaşımlar arasında kurulan bir ilişki olarak ele alıyor.

Edirne’nin Tarihî Mekânları Bienalin Parçasına Dönüşüyor

Bienalin en dikkat çekici yönlerinden biri, Edirne’nin tarihsel ve kamusal alanlarını aktif bir anlatı mekânı olarak yeniden yorumlaması. Yirmiyi aşkın noktaya yayılan bienal rotası, izleyiciyi kentin katmanlı hafızası içinde dolaştırıyor.

Bienalin rotası, II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nde tarihsel şifa fikrini çağdaş sanatın düşünsel alanıyla buluştururken; kentin tarihi mirası, sanatın dönüştürücü gücüyle yeniden yorumlanıyor.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı ve Ali Paşa Çarşısı, geçmişte olduğu gibi bugün de karşılaşmaların merkezi haline gelirken; Karaağaç Gar Binası ise yolculuk, ayrılık ve geçiş kavramlarını çağdaş sanat aracılığıyla yeniden düşünmeye açıyor.

Tarihi Gümrük Karakolu, Edirne’nin sınır kenti kimliğini güçlü bir şekilde yansıtarak göç, aidiyet ve kimlik meselelerini güncel tartışmalarla ilişkilendiriyor.

Bienalin kavramsal merkezini oluşturan “köprü” fikri ise en güçlü karşılığını Meriç ve Tunca nehirleri üzerindeki tarihî köprülerde buluyor. Bu yapılar, yalnızca iki noktayı değil; geçmiş ile bugünü, insan ile doğayı, yerel ile evrenseli birbirine bağlıyor.

Kentin Gündelik Hayatı Sanatla İç İçe Geçiyor

Sergilerin yanı sıra dans performansları, konserler, açık hava projeleri, çocuk ve gençlere yönelik atölyeler ile halka açık söyleşiler, bienalin kamusal karakterini güçlendiriyor. Kentin ikonik noktalarından kamusal alan projelerine kadar uzanan etkinlikler sayesinde Edirne’nin gündelik yaşamı sanatla iç içe geçiyor.

İzleyici böylece yalnızca planlı bir sergi deneyiminin değil, beklenmedik karşılaşmaların ve çok katmanlı bir kültürel dolaşımın da parçası haline geliyor.

Edirne İçin Kalıcı Bir Kültürel Hafıza

“Köprüler” teması etrafında şekillenen ilk edisyonuyla Edirne Bienali, kentin tarihsel eşik kimliğini uluslararası çağdaş sanat alanına taşıyarak kalıcı bir kültürel model oluşturmayı hedefliyor.

Bienal; sanatçıları, izleyicileri, akademik çevreleri ve kamusal alanı aynı zeminde buluşturarak Edirne’yi yalnızca tarihsel bir miras kenti olarak değil, aynı zamanda güncel ve dinamik bir kültür-sanat merkezi olarak yeniden konumlandırıyor.

Aramızdan ayrılanlar

SEVİM KIRCI VEFAT ETTİ

Atatürk Mahallesi sakinlerinden merhum Ahmet Kırcı’nın eşi, Hüseyin ve merhum Hüsnü Kırcı ve Semiha Gürcenan’ın anneleri, Birol Gürcenan’ın kayınvalidesi Sevim Kırcı 85 yaşında vefat etti. Merhume; dün Mevlana Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazı sonrası Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

KEMALETTİN SAĞ VEFAT ETTİ

Nurhayat Sağ’ın eşi, Cüneyt Sağ, Nilüfer Tuncalı ve Funda Çamlı’nın babaları Kemalettin Sağ vefat etti. Merhum; dün Hasan Sezai Dergahı Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

Enez’de anne-babalara Digital Bağımlılık Semineri

Enez’de Kartopu ve Sahil Derneklerinin müşterek programları dahilinde sürdürülen Ana/Baba Seminerleri’nin konusu bu defa çocuklarda “Digital Bağımlılık ve Okul Zekası” olarak belirlendi.

Bayram tatilinden yararlanarak Enez’e gelen, aslen Enez/Hasköy’lü olan Aile Danışmanı/Eğitimci/ Sosyolog Metin Özver’in yöneteceği seminer 29 Mayıs Cuma (Bayramın 3 ncü günü) Kartopu Toplantı Salonu’nda yapılacak.

Saat 11.00 de başlayacak olan semineri, iki Dernek adına düzenleyen Başkan Yardımcısı Şükran Şentürk “Çocukların eğitimi için eğitimli aileler gerekir. Bu konuda sosyologların, uzmanların desteği yol göstericiliği çok önemlidir. Bu konuda hemşehrimiz SayınMetin Özver’in varlığı Enez için bir şanstır.. Bu konuda ailelere vereceği bilgiler çok kıymetlidir. Umarız bilimselliğe inanan Enezli anne ve babalar bu fırsattan yararlanırlar.” dedi.

Seminerin ücretsiz olduğunu vurgulayan Şentürk, velilerin yanı sıra konuya duyarlı eğitimcilerin de bu toplantıya katılmasını beklediklerini sözlerine ekledi.

Basketbol U16 kızlarda sıra 2. turda

İsmail DEMİRAY
Türkiye Basketbol Federasyonu’nun 2025-2026 sezonu Yurt İçi Faaliyetleri programı kapsamında Edirne’de 18 Mayıs Pazartesi günü başlayan U16 Kızlar Türkiye Şampiyonası’nda 2. tur maçları bugün oynanacak.
Mimar Sinan Spor Salonu’nda saat 11.00’de başlayacak ilk maçta A grubu ikincisi ile B grubu üçüncüsü, saat 13.15’te B grubu ikincisi ile A grubu üçüncüsü, saat 15.30’da C grubu ikincisi ile D grubu üçüncüsü ve saat 17.45’te de D grubu ikincisi ile C grubu üçüncüsü karşı karşıya gelecek.
Şampiyonada yarın çeyrek final, 23 Mayıs Cumartesi günü yarı final ve klasman maçları, 24 Mayıs Pazar günü de final ve klasman maçları oynanacak.


3.GÜN SONUÇLARI
Mimar Sinan Spor Salonu
Ankara BOTAŞ 79-37 ÇBK Mersin
Ankara Gallardo 72-42 Çaykur Rize
Fenerbahçe A 64-53 Samsun Canik Belediye
TED Ankara Kolejliler – İzmir Gelecek Academy
Edirne Spor Salonu
Fenerbahçe B 55-33 Bursa Nilüfer Belediye
Eskişehir Çağdaş Kolejliler 39-45 Emlak Konut B-
Çankaya Üniversitesi 79-48 Emlak Konut A
İzmit Zirve – Nesibe Aydın


2.GÜN SONUÇLARI
Mimar Sinan Spor Salonu
Eskişehir Çağdaş Kolejliler 61-45 Fenerbahçe B
Emlak Konut B 53-58 Bursa Nilüfer Belediye
İzmit Zirve 45-84 Çankaya Üniversitesi
Nesibe Aydın 56-51 Emlak Konut A
Edirne Spor Salonu
İzmir Gelecek Academy 54-65 Fenerbahçe A
TED Ankara Kolejliler 38-68 Samsun Canik Belediye
Ankara Gallardo 55-70 Ankara BOTAŞ
Çaykur Rize 51-63 ÇBK Mersin
1.GÜN SONUÇLARI
Mimar Sinan Spor Salonu
Fenerbahçe A 79–78 TED Ankara Kolejliler
Samsun Canik Belediye 86-25 İzmir Gelecek Academy
Ankara BOTAŞ 81-51 Çaykur Rize
ÇBK Mersin 52-62 Ankara Gallardo
Edirne Spor Salonu
Çankaya Üniversitesi 67–52 Nesibe Aydın
Emlak Konut A 65–52 İzmit Zirve
Fenerbahçe B 80-34 Emlak Konut B
Bursa Nilüfer Belediye 47-55 Eskişehir Çağdaş Kolejliler

U12’lerde Edirne Birlik birinci

Edirne U12 Futbol Ligi’ne A Grubu’nda 6 karşılaşma ile devam edilirken, Edirne Birlik bitime 1 hafta kala A Grubu’nda birinciliği garantiledi.

A GRUBU’NDA 10. HAFTA SONUÇLARI

Şükrüpaşa Atletik 0–1 Çınar

Trakya Kartalları 0–0 Şükrüpaşa

Özel İdare 0–4 Aslantepe

Alsancak 2–0 Edirnespor

Yıldırım GB 1-10 Edirne Birlik

25 Kasım 3–2 Sancaktar

GENÇLİK VE DEĞİŞİM

İnsan sürekli değişen bir canlı. Evren, doğa ve insan zihni sürekli bir akış ve dönüşüm içinde. Antik çağ filozofu Herakleitos; evrendeki mutlak değişmezlik, sadece değişimin kendisidir demiş. Özellikle gençlik değişim demektir. Elbette değişim olumluluğu içermektedir.

Hikâyeyi duymuşsunuzdur; gencin biri yolda atının üzerinde ilerlerken yaşlı bir adam yanına gelir ve “Oğlum ben yaşlıyım bineğim de yok, izin ver de atına ben bineyim sen yaya yürü” der.

Genç: “Tamam amca gel, bin” diyerek attan iner ve yaşlı adam ata biner. Genç adam, amcanın yüzüne tebessüm ederek yanında yürür. Yaşlı adam bir iki adımdan sonra atı hızlandırır ve kaçmaya başlar. Maksadı atı çalmaktır. Atının çalındığını gören genç adam ise arkasından şöyle seslenir: “Amca, sen benim atımı değil huyumu çaldın. Benim evde bir tane daha atım var, ben ona da binerim. Ama bundan sonra her kim benden atımı isterse asla vermem” der.

Değişim sözcüğü olumluluk olarak anılmakla birlikte hikayedeki gibi olumsuzluğa yönelende vardır. Zaten her değişim olumlu olsaydı bugün içinde bulunduğumuz durumu yaşamazdık. Bizleri her zaman umuda yönlendiren doğadır. Nasıl ki su dağlara akmaz ise toplumlarda duraklar ama geriye gitmez.

Doğa kurallarına göre düşünüp her canlı gibi yaşama direnmek, birlikte daha güzel günler hayali ile örgütlenmek gereklidir. Birbirimizin kara gün dostu olmak gibi insanı insan yapan ilişkileri geliştirmek zorunluluktur.Maalesef ülkemizde yukarıdan aşağıya güven yok edildi. Siyaset de bu güvensizliğin mihenk taşıdır. Güzel huyların, insanlığın olumsuz değişimi, değişim değil çürümedir, başkalaşımdır.

İnançları ticarete ve oya dönüştüren liberal hırsızların ve soytarıların kirlettiği ilişkiler insani değerlerimizi yok ediyor. Bu ilişkiler olumsuz değişimi ve devamında başkalaşımı üretiyor.

Gençlik Haftası’ndayız. Bu ülke, en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan bugünlerin güzellikleri adına mücadeleye girdi. Yaşı ve heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan, yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı davaya katıldı. Umutsuzluğun en koyu zamanında dağlarda ateşler yakarak umuda dönüştüren gençlikti. Bu nedenledir ki 19 Mayıs; gençlik günüdür.

Bugün geldiğimiz nokta tarih yazan gençlikten işsiz ve umutsuz gençliğe dönüştüyse de çözüm yine gençliktedir. Huyumuzu değiştiren at hırsızları gelip geçicidir. Rakamları olumsuzluğa getirenler 1919 yılında olduğu gibi yine gidecektir.

Evet bugün gerçek acı veriyor. Rakamlara kısaca baktığımızda; iktidarın dediğini istatistik diye yazan TÜİK bile gizleyemiyor gerçeği. Rakamları ne kadar eğip bükse de işgücü içerisindeki en dinamik nüfus olan 15-34 yaş arasındaki nüfus ya iyi çalışma koşullarında bir iş bulamıyor ya da ümitsiz işsizler kervanına katılıyor. 15-34 yaş grubundaki bu sayı 24 milyon 44 bin ve toplam nüfusun yüzde 28,2’si. Ülke gençliği, işsizlik ve geleceksizlik kuşatmasında.

Gençleri umutsuzluğa sürükleyen de biliyor ki hiçbir toplum bazen duraklasa da geriye dönmez. Her toplum ‘baht-ı kara maderini’ bir gün değiştirir ve önde, hep öndedir gençlik. Biliyoruz ki; ülke en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. Çünkü bazı anlarda mesele, başlamaya cesaret etmektir. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan cumhuriyeti kurdu ve bugünlere getirdi.Devamında cumhuriyetin demokratik olması adına bu mücadeleyi yürüttü. Yaşı veya heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı dava uğruna mücadelede yer aldı.

Sistem hepimizi etkiler. Ancak bizi biz yapan, bizi insan yapan ilkelerimizi değiştirmeden olumlu değişimleri yaratmalıyız. Atını kaptıran genç gibi huyumuzu olumsuzluktan yana değiştireceğimize atını alan hırsız kişinin peşine düşmeliyiz.

Birçok kişi maalesef değişimden etkilenerek başkalaşım yaşar. Ancak ideolojisi, ilkeleri, vicdanı olanları ve aklını satmayanları başkalaşmaz.Tarihten almamız gereken dersleri alarak toplumdaki kötülüğe karşı iyiliği örgütlemeye çalışanlar her zaman olmuş ve kazanmıştır.

Gençlere güvenmeli ve özgürlüklerine destek olmalıyız.