Edirne Eczacı Odası Başkanı Doğukan Cem Çiftçi, özellikle son dönemde sosyal medyayla birlikte değişen güzellik algısıyla, insanların obezite ilaçlarına rağbet gösterdiğini belirterek, olası risklerine dikkat çekti.
Odası Başkanı Çiftçi, son dönemde kullanımı ve popülaritesi artan, Türkiye’de enjektör yardımıyla da kullanılan obezite ilaçları ve kullanım riskleri hakkında değerlendirmede bulundu. Obezitenin çağımızın multidisipliner yaklaşılması gereken bir hastalığı olduğunu söyleyen Çiftçi, ilaçların sadece güzellik kaygısıyla değil, hekim kontrolünde ve gerekli tetkikler yapıldıktan sonra kullanılması gerektiğine vurgu yaptı.
‘MUTLAKA DOKTOR KONTROLÜNDE BAŞLANMALI’
Obezitenin sadece yüksek kiloyla değerlendirilmesinin doğru olmadığını ve tedavinin uzman hekimlerce planlanması gerektiğini belirten Çiftçi, “Obezite tabii artık çağımızın bir hastalığı. Dolayısıyla bir durumdan ziyade multidisipliner yaklaşılması gereken bir hastalık. Sadece yüksek kiloyla değerlendirmek doğru değil. Tabii burada hekimlerimiz bunu değerlendirdikten sonra bu tarz ilaçlara yönlendiriyor. Bu yüzden tekrar altını çizmek gerekir ki mutlaka doktor kontrolünde başlanması gerekir. Çünkü her ilaçta olduğu gibi bir yarar-zarar dengesini gözetiyor. Bunu gözetirken de mutlaka ön tetkikleri yapılmış ve gerçekten kullanılması gereken hallerde kullanılmasını özellikle söylüyoruz” dedi.
‘KONU SAĞLIKLA DEĞİL, GÜZELLİK ALGISIYLA İLGİLİ’
Sosyal medya nedeniyle güzellik algısının değiştiğini, bu durumun insanları zayıflama uğruna farklı yöntemlere ittiğini dile getiren Çiftçi, “Çünkü sosyal medyanın hegemonyasında, artık güzellik algısının değiştiği bu dünyada insanlar zayıf kalabilme uğruna birçok yaklaşıma başvuruyorlar. Tabii burada özellikle şunu da algılayabiliyoruz: Obezite cerrahisi, diyetisyen desteği ve diğer yaklaşımların ciddi oranda bu ilaçlardan sonra düştüğünü görmekteyiz. Bu da bize konunun sadece sağlık alanıyla ilgili olmadığını, aynı zamanda güzellik kaygısıyla da ilgili olduğunu gösteriyor” diye konuştu.
‘TÜRKİYE FİYAT AVANTAJI NEDENİYLE CAZİBE NOKTASI’
İlaçların Türkiye ve Avrupa arasındaki fiyat ile form farklılıklarına dikkat çeken Çiftçi, “Bu konunun tabii ilk basamağı. İkinci basamağı ise ilaçların Türkiye’deki İlaç Fiyat Kararnamesi’nden kaynaklı olarak Avrupa’ya ve komşu ülkelerimize göre biraz daha düşük olması. Bu da bir cazibe noktası haline gelebiliyor. Oradan vatandaşlar reçeteleriyle Türkiye’ye gelip görece daha uygun fiyata buradan tedarik etmek isteyebiliyorlar. Tabii aslında orada şöyle bir kavram da var. Türkiye’de bu ilaçlar enjektör formunda. Yani siz bir enjektörle kendinize uygulamanız gerekirken Avrupa’daki formlar kalem formunda, hazır formda. Arada bir kullanım farkı var. Bazen özellikle yakın komşularımızda yaşayan Türk vatandaşlarımız buradan uygun fiyatla tedarik etmek isteyebilirken, tam tersi Türkiye’deki vatandaşlarımız da oradan farklı formunu elde etmek için bu uygulamaları yapabiliyorlar” şeklinde konuştu.
Marshall yardımı döneminde Trakya da varlıklı birkaç aile traktör kullanılmaya başlamıştır. Ancak tarım daha çok insan ve hayvan gücünden yararlanarak 1980’li yıllara kadar devam etmiştir. Burada dikkat çeken konu “Turunçgil” familyası hariç karasal iklimde yetişen her türlü tarımsal ürün yetiştirilmekteydi.
Hemen hemen her köy evi bahçesinde her türlü meyve yetiştirilirdi. Keza her köyde “Bağlık” denilen bölgelerde her haneye ait küçük bağ arazileri mevcuttu. Buğday – Çavdar – Arpa – Gündöndü – Mısır – Kavun – Karpuz – patates – Soğan – Sarımsak – Susam – Rapiska… gibi mahsuller öncelikle ailenin gıda ihtiyacına kullanılır fazlası satılırdı.
TMO kurulup buğday, arpa, çavdar..gibi mahsullere devlet tarafından taban fiyat uygulaması başladıktan sonra tarımsal üretim siyasete destek yarışına döndü. Tarımın makinalaşması ve giderek nüfus azalması Trakya’da buğday – gündöndü tarımına dönüldü.
Son yıllarda kısmen ceviz başta olmak üzere meyvecilikte gelişme olsa da cılızdır.
Öte yandan önceki yıllarda özellikle koyun – keçi küçükbaş hayvancılık Edirne ve Kırklareli’nde çok yaygındı. Peynirimizin adı da bu sayede ünlenmiştir. Ne yazık ki bu da gerileyerek azalmıştır. Bunun yerine yerli büyükbaş ırkı terk edilerek hazır yeme alışık ithal damızlık hayvancılığı başlatılmış bu da yaşatılamamıştır.
Halbuki önceki yıllarda köylerde her hanede en az bir iki tane inek bulunur, ailenin süt tereyağı, yoğurt ihtiyacı giderilirdi. Bu hayvanlar köy meydanında ya da köyün uygun yerinde toplanır bir iki sığırtmaç tarafından güdülür akşam her hayvan kendi hanesine gelirdi. Her hanede kümes olup ailenin yumurta ve tavuk eti de bu sayede karşılanırdı. Herkes birbirine yardım eder, bir çok iş ortak imece usulü ile de yapılırdı.
En önemlisi de köyde yaşayan herkes mutlu ve daha sağlıklıydı. Bir çok hayvan veteriner ve insan doktor görmeden yaşamını yitirmiştir. Ne yazık ki mekanik tarıma geçişi Avrupa ve gelişmiş ülkeler gibi yapamadık. Traktör sayımızı, makinalarımızı gereğinden fazla arttırdık. 50 dönüm tarlası da olan traktör aldı. Edirne de halen 30 bin civarında traktör var. 25 bin ÇKS kayıtlı çiftçi 2.905.077 dekar arazi işlemektedir. Bir çok traktör yılda en fazla 500 saat çalışabilmektedir. Halbuki traktörler ortalama yılda en az 1500 saat çalışacak şekilde üretilmektedir. Bu da Edirne de görünmeyen bir ölü yatırımın varlığını göstermektedir.
Bu yüzden acilen Edirne de “kooperatifçilik” anlayışı ile ya da şirket bazlı tarımsal üretime acilen geçilmelidir. Hatta, 1970’li yıllarda Edirne’de “kooperatifçilik” çok gelişmişti.Edirne bu kültüre sahip, Çok kısa sürede başarı sağlanabilir
Günümüz teknolojisi ile önceki yıllarda Trakya’da üretilen tüm tarımsal ürünler makina ile ekilip ve hasat edilmektedir. Kısacası acilen Trakya da var olan bu tarımsal potansiyelin acilen katma değere döndürülecek proje ve politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Geçmişte nasıl İstanbul beslendiyse günümüzde de 15 milyonluk şehre ve Balkan ülkelerine tarımsal üretim yetiştirilerek gelir elde edilmelidir.
Pazarkule’nin karşısındaki Yunanistan’ın Kastanies Sınır Kapısı’nın yenilenmesine ilişkin projenin 2028 yılı içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği bildirildi.
TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Egemen Aydın, Başkan Yardımcıları Altan Çetinkaya ve Erdinç Nişikli ile Yönetim Kurulu Üyeleri Şükran Erçetin, İsmail Yar ve Melike Gürbüz’den oluşan heyet, Yunanistan’ın Gümülcine kentinde Doğu Makedonya ve Trakya Eyalet Başkanı Christodoulos Topsidis’i makamında ziyaret etti.
Gerçekleştirilen görüşmede, Türkiye ile Yunanistan arasındaki turizm ilişkilerinin geliştirilmesi, iki bölge arasında karşılıklı turist hareketliliğinin artırılması ve ortak tanıtım faaliyetleri ele alındı. Özellikle sınır kapılarında yaşanan yoğunlukların azaltılması, geçiş süreçlerinin hızlandırılması ve bölge turizmine katkı sağlayacak ortak projeler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Toplantıda ayrıca, Egnatia Otoyolu üzerinde seyahat eden turistlerin ihtiyaçlarını karşılayacak yeni dinlenme tesislerinin oluşturulmasına yönelik çalışmalar, Enez’e yapılması planlanan Gümrük Limanı’nın Taşoz, Semadirek ve diğer adalara ulaşımı kolaylaştırarak her iki bölge turizmine sağlayacağı katkılar ve yatırımlar ile iki ülke arasında turizm iş birliğini güçlendirecek yeni projeler değerlendirildi.
Görüşmede Kastanies Sınır Kapısı’nın modernizasyon çalışmaları da gündeme geldi. Yunan makamlarınca, Kastanies Sınır Kapısı’nın yenilenmesine ilişkin yazışma ve hazırlık süreçlerinin tamamlanmak üzere olduğu, projenin 2028 yılı içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği bilgisi paylaşıldı. Modernizasyonun tamamlanmasıyla birlikte sınır geçişlerinin daha hızlı ve konforlu hale gelmesi bekleniyor.
Ayrıca, Doğu Makedonya ve Trakya Eyalet Başkanlığı yetkilileri önümüzdeki günlerde Edirne’yi ziyaret ederek TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu ve Edirne Valiliği ile bir araya gelmek istediklerini ifade etti. Gerçekleştirilecek bu ziyaret kapsamında ortak turizm projeleri, Enez Limanı ve sınır ötesi iş birliklerinin geliştirilmesine yönelik görüşmeler yapılması planlanıyor.
TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Egemen Aydın, iki komşu ülke arasındaki turizm ilişkilerinin geliştirilmesi adına gerçekleştirilen görüşmenin son derece verimli geçtiğini belirterek, bölgesel iş birliklerinin artarak devam edeceğini ve her iki tarafın da turizm potansiyelini birlikte değerlendirme konusunda güçlü bir irade ortaya koyduğunu ifade etti.
KASTANİES’TE NE YAPILACAK?
Hudut Haber Merkezi’nin araştırmasına göre, projenin adı “Kastanies Sınır İstasyonu’nun Taşınması”. Yani mevcut kapı sadece tadil edilmeyecek; yeni bir alana taşınarak yeniden inşa edilecek.
Resmi açıklamaya göre yaklaşık 15 milyon avroluk projeyle:
Yeni ve çağdaş bir sınır kapısı oluşturulacak,
Güvenlik ve sınır kontrol altyapısı yenilenecek,
Yolcu geçiş koşulları iyileştirilecek,
Uluslararası taşımacılığın ihtiyaçlarına uygun düzenlemeler yapılacak,
Sınır kapısının operasyonel kapasitesi artırılacak.
Yunan makamları projeyi, Yunanistan’ın kara sınır kapılarının modernizasyonu kapsamında stratejik öneme sahip üçüncü büyük proje olarak tanımlıyor.
Enez Balıkçı Barınağı’nda, uluslararası sularda avcılık faaliyetinde bulunan trol teknelerine yönelik su ürünleri denetimi gerçekleştirildi.
1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında gerçekleştirilen denetimlerde; su ürünleri kaynaklarının korunması, sürdürülebilir avcılığın sağlanması ve yasa dışı avcılığın önlenmesine yönelik kontroller yapıldı.
Denetimlere, Edirne tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Sezer Seyhan, Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Mustafa Cankaya, Enez İlçe Tarım ve Orman Müdürü Murat Aslan, Enez Deniz Polisi, Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri ve Müdürlük personelleri katılım sağladı.
Denetimler kapsamında trol teknelerinin avcılık faaliyetleri, ruhsat ve izin belgeleri, su ürünleri mevzuatı kapsamında yerine getirmeleri gereken yükümlülükleri kontrol edildi.
Edirne Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün konuya ilişkin paylaşımında, “Denizlerimizdeki ve iç sularımızdaki su ürünleri kaynaklarımızı korumak, sürdürülebilir balıkçılığı desteklemek ve gelecek nesillere sağlıklı su ekosistemleri bırakmak amacıyla denetimlerimizi ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde kararlılıkla sürdürüyoruz” ifadelerine er verildi.
Atatürkçü Düşünce Derneği ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacağını,
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacağını, bunun için tek çarenin, tek yolun Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek olduğunun bilinmesini istediklerini bildirdi.
ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu.Başkanı Celil Özcan tarafından paylaşılan dernek genel merkezinin açıklamasında, Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türk halkının direnişi karşısında yürürlüğe konulamamış olan Sevr Antlaşması, 106 yıl önce, 10 Ağustos 1920’de I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde imzalandığı hatırlatılarak özetle şunlara yer verildi:
“Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Büyük Millet Meclisi, Sevr Anlaşması’na çok büyük bir tepki gösterdi ve uygulanmasına izin verilmeyeceğini bildirdi. 17 Ağustos 1920’de Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın TBMM’ye telgrafla sunduğu öneri oylanarak kabul edildi ve buna göre Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına karar verenler ve imzalayanlar vatan haini ilan edildi.
Sevr Barış Antlaşmasına göre, Doğu Trakya ve Batı Anadolu Yunanlılara verilecekti. Mardin, Urfa, Antep ve Suriye Fransızlara bırakılacak, Adana’dan Kayseri ve Sivas’ın kuzeyine kadar olan bölge Fransız nüfuzunda olacaktı. Arabistan ve Musul dahil Irak, İngiltere’ye bırakılacaktı. Aydın ve Çine Çayı’ndan itibaren Batı Anadolu İtalyanlara bırakılacaktı. Rodos ve On İki Ada İtalyanlara, diğer Ege Adaları Yunanlılara bırakılacaktı. Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Çorum, Kayseri’nin doğusu, Çankırı, Ankara, Eskişehir, Bolu, Zonguldak ve Bilecik Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı. İstanbul, başkent olarak kalacak ancak Osmanlı Devleti barış şartlarına uymazsa İstanbul da Türklerden alınacaktı. Boğazlar savaş zamanında bile bütün gemilere açık olacak. Uluslararası bir Boğazlar Komisyonu kurulacak. Türk üyesi bulunmayacak olan bu komisyonun ayrı bir bütçesi ve ayrı bir bayrağı olacaktı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan her topluluk dil, din, mezhep özgürlüğünü kullanabilecek ve herkes eşit olacaktı. Hicaz, bağımsız bir devlet olacaktı. Osmanlı Devleti, Mısır üzerindeki haklarından feragat edecekti. Doğu Anadolu’da iki yeni devlet kurulacaktı. Osmanlı ülkesinde mecburi askerlik kaldırılacaktı. Asker sayısı 50.700 olacak, ordunun ağır silah ve uçakları olmayacaktı. Deniz gücü sınırlı olacak, on üç küçük gemiyi geçmeyecekti.
Adli ve mali kapitülasyonlar en ağır şekilde tüm müttefik devletlere açık olacaktı. Osmanlı Devleti maliyesi tamamen İtilaf Devletlerinin denetiminde olacaktı. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Osmanlı Devleti temsilcilerinden oluşan bir komisyon bütçeyi hazırlayacaktı. Osmanlı Devleti üyeleri komisyonda sadece danışmanlık yapacaktı ve Osmanlı Devleti savaş sonrası tazminat ödeyecekti.
10 Ağustos 1920 tarihli İstanbul Hükümeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması’nın kapitülasyonlarla ilgili maddeleri 261. ve 317. Maddelerine göre kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) Türkler dışındaki bütün milletlere sağlanmıştır. Ayrıca Sevr’de 141. madde ile azınlık okullarına devletin hiçbir müdahalesinin olamayacağı, yabancı şirketlerin tüm haklarının geri verileceği de belirlenmiştir.
Kapitülasyonların Osmanlı Devleti üzerine 400 yıl boyunca oldukça kötü etkileri olmuştur. Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nin ekonomik gücünü sarsmış, yerli sanayii çökertmiş, ticaretin dengesini bozmuş, bütçe açığını arttırmış ve borçlanmayı hızlandırmıştır. Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin bozulması ile birlikte, çıkan isyan ve savaşlarla hızlanan bir süreçle çöküşe doğru gidilmiştir.
Osmanlı’da kapitülasyonların yarattığı bağımlılığının boyutlarını iyi anlamak için şu gerçekleri bilmek gerekir.
1- Osmanlı’da bir yabancı ne yaparsa yapsın ülkeden çıkarılamazdı.
2- Yabancı okullar kontrol edilemezdi. Yabancılar istedikleri gibi eğitim öğretim yapardı.
3- Yabancılar, belediye temizlik işleri vergisi ile emlak vergisinden başka vergi vermezlerdi; bunları da eğer vermek istemezlerse zorla almak neredeyse olanaksızdı.
4- Yabancılardan yüzde 8’den fazla gümrük vergisi alınamazdı. Osmanlı Devleti’nin, gümrük tarifelerini özgürce belirleme yetkisi yoktu.
5- Yabancılar arasındaki davalar konsolosluk mahkemelerinde, Osmanlılar ile yabacılar arasındaki davalar (tercüman bulundurularak) Türk mahkemelerinde, hukuk davaları ise (tercüman bulundurularak) karma mahkemelerde görülürdü; karma mahkeme, konsolosluk tarafından gönderilen iki yabancı ve üç Türk hâkimden oluşurdu. Yabancıların davalarında tercüman bulundurulması zorunluydu. Yabancılar tercüman olmadan gözaltına alınamaz, sorgulanamaz ve tutuklanamazdı. Bir yabancının evine ve işyerine tercüman olmadan zabıta veya polis giremezdi.
6- Mahkûm yabancılar cezalarını kendi devletlerinin hapishanelerinde çekerler, daha doğrusu cezalarını çekecek diye serbest bırakılırlardı.
7- Yabancılara ait tebligat ancak konsoloslukları aracılığıyla yapılabilirdi.
8- Yabancı gemiler “ülke dışı” kabul edilir, tercüman olmadıkça içlerine girilemez, araştırma ve inceleme yapılamazdı.
9- Devlet, istediği herhangi bir maddeyi devlet tekeli altına alamazdı.
10- Elçiliklerin kabul etmediği kanunlar yayımlanamazdı.
11- Yabancıların kendi postaneleri vardı. Buralara gelen çantalar açılamazdı.
12- Yabancı yaşamayan yerlerde bile yabancıların okulları, hastaneleri, kiliseleri vardı. Bu kuruluşlar belediye vergisi, emlak ve keyif verici maddeler vergisi ile ithal edecekleri ürünler için gümrük vergisi vermezlerdi.
13- Konsolosluklara girilemezdi. Konsolosluklarda çalışan herkes “ülke dışı” ayrıcalıklardan yararlanırdı.
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin imzaladığı son antlaşmadır. Bu antlaşma ile toprakları paylaşılan, ordusu güçsüzleştirilen, ekonomisi İtilaf Devletleri’nin kontrolüne giren Osmanlı Devleti ve Türk milleti yok sayılmıştır. Sevr Antlaşması Anadolu halkının Büyük Millet Meclisi liderliğindeki direnişi karşısında yürürlüğe konulamamıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçtiği günlerde Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri tarafından topraklarının paylaşılmasına karar verilmiş bir ülkeydi. Kurtuluşu, düşman devletlerinin her dediğini yapmakta gören bir hükumet tarafından yönetiliyordu. Millet karanlık ve belirsizlik içinde başsız ve savunmasız kalmıştı. Bulundukları çevrede kurtuluş çareleri arayan bazı grupların çabaları hem yetersiz hem de ülke bütünlüğünü sağlamaktan uzaktı.
Zor koşullar altında Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, askerlik mesleğinden istifa edip yetkisiz kalmasına, ekonomik ve askerî yetersizliklere, tutuklanma girişimlerine, düzenlenen kongrelerin engellenme çabalarına rağmen milletinden alacağı desteğe güvenerek mücadele etmiştir ve bu güvenini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Örgütleyici gücü, vatanseverliği ve liderlik özellikleri ile halkın kendi içinde geliştirdiği tepkiyi ulusal örgütlenmeye ve topyekün bir mücadeleye dönüştürüp askeri eylemlerle birleştiren Mustafa Kemal Paşa, Ulusal mücadelenin lideri olmuştur.
Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp uygulamaya konulduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir. Sevr antlaşması 1. Dünya Savaşı sonunda uygulanamayan tek anlaşmadır. Emperyalistler uygulayamadıkları Sevr hayallerinden hiç vazgeçmedi. Bugün de yeni Sevr’ler için çeşitli taktikler geliştiriyorlar. Ancak, Atatürkçü Düşünce Derneği olarak biliyoruz ki, Ülkemizde hangi ad altında olursa olsun yeni Sevr’ler asla yaşanmayacak. Bunun için tek çarenin, tek yolun Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek olduğunun bilinmesini istiyoruz.
Ülkemizin kurtarıcısı ve Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.”
TÜİK’in yanlış hesaplamaları nedeniyle emeklilerin uğradığı maddi kayıplar konusunda ülke çapında hukuk mücadelesini başlatan ve sürdürmekte olan Enez eski savcısı ve Onursal Yargıtay Üyesi Seyfettin Çilesiz Enez Kartopu Derneği’nin konuğu olacak.
Enez Kartopu Derneği’nin 12 Ağustos Çarşamba günü akşamı gerçekleştirilecek Günbatımı Gecesi’ne katılacak olan Çilesiz’in bu ziyaretini heyecanla beklediklerini belirten Dernek Başkanı Hasan Akkuş, “Sayın Çilesiz’in gecemize katılacak olması Enezliler için çok büyük bir gurur nedenidir” dedi.
Edirne’de voleybolun lokomotif kulübü Kırcasalih Madenspor’un 12 yaşındaki oyuncusu Nehir Akyel, TVF Sultanlar Ligi’nde mücadele eden İstanbul merkezli kadın voleybol kulübü Vakıfbank Spor’a transfer oldu.
Kırcasalih Madenspor’un Nehir Akyel’in Vakıfbank SK’ne ilişkin ossyal medya hesabından gerçekleştirilen paylaşımında şunlara yer verildi;
“Oyuncumuz 2014 doğumlu 1.5 yıldır bizimle birlikte Ailesi Vakıfbank’a gitmesini çok olumlu karşıladı ve bu süreçte ellerinden geleni yaptılar. Bu transferden kulüp olarak maddi bir kazancımız olmadı. Kulübümüz altyapısında 70 e yakın sporcumuz var. Bölgesel Lig’e katılma konusunu zamanı geldiğinde değerlendireceğiz.”
Kırcasalih Madenspor’un hocası Murat Çık da transfer ile ilgili açıklamasında şunlara yer verdi:
“Kulübümüz sporcularından Nehir Akyel, Vakıfbank Spor Kulübü altyapı seçmelerini kazanmıştır . Bundan sonraki spor yaşamına Vakıfbank Spor Kulübü’nde devam edecektir. Sporcumuz Nehir Akyel’i tebrik eder bundan sonraki spor yaşamında başarılar dileriz.”
Takvimler yazı gösteriyor, televizyon ekranları ise alevleri…
Bir tarafta gökyüzünü kaplayan duman, diğer tarafta yüreğimizi kavuran görüntüler.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da “çok üzgünüz” diyoruz.
**
Sonra?
Sonra bir sonraki yazı bekliyoruz.
Oysa artık kabul etmemiz gereken acı bir gerçek var.
Orman yangınları sadece doğal afet değildir.
Önemli bir bölümü insan ihmaliyle başlıyor.
Bir sigara izmariti, söndürülmeyen mangal ateşi, anız yangını, yol kenarına atılan cam şişe, tarım makinesinden sıçrayan kıvılcım…
Dakikalar içinde binlerce dönümlük ormanlık alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok olup gidiyor.
**
İşin daha da düşündürücü tarafı ise iklim krizi.
Uzmanlar yıllardır aynı uyarıyı yapıyor.
Kuraklık uzuyor.
Sıcaklık artıyor.
Toprak nemini kaybediyor.
En küçük kıvılcım devasa yangınlara dönüşüyor.
Yani artık sadece yangın söndürmeyi değil, yangını doğuran şartları da konuşmak zorundayız.
**
Bir başka öneri ise ilk bakışta şaşırtıcı geliyor.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ormanlarda keçi ve koyun yetiştiriciliğinin yeniden teşvik edilmesini öneriyor.
Neden?
Çünkü keçiler dip örtüsünü temizliyor.
Yangının ilerlemesini kolaylaştıran kuru otları tüketiyor.
Avrupa’nın bazı ülkelerinde bu yöntem yeniden tartışılıyor.
Belki de yıllarca “ormanlara zarar veriyor” diye inadına uzaklaştırdığımız keçiler, bugün ormanların doğal koruyucusu olabilir.
Bu öneri tartışılabilir.
Katılan olur, karşı çıkan olur.
Ama en azından çözüm arayışıdır.
**
Asıl sorun ise bizim hâlâ aynı soruları soruyor olmamız.
Neden yangın mevsimi başlamadan gerekli hazırlıklar tamamlanmıyor?
Neden riskli bölgelerde daha sıkı denetim yapılmıyor?
Neden her felaketin ardından birkaç gün konuşup unutuyoruz?
Bu sorularla adeta inatlaşıp duruyoruz…
**
Yangın çıktığında kahramanlarımız var.
Alevlerin içine giren orman işçileri…
İtfaiyeciler…
Gönüllüler…
Pilotlar…
Onlara minnet borçluyuz.
Ama gerçek başarı, yangını söndürmek değil, hiç çıkmamasını sağlamaktır.
Çünkü yanan yalnızca ağaç değildir.
Topraktır.
Sudur.
Kuşların yuvasıdır.
Geleceğimizdir.
Ve belki de en önemlisi…
Her yangında biraz da vicdanımız kül oluyor.
**
Peki bütün bunlar bizi neden ilgilendiriyor?
Çünkü yangın sadece Ege’nin, Akdeniz’in ya da Güneydoğu’nun sorunu değil.
Trakya da artık eski Trakya değil.
Son yıllarda kuraklık giderek derinleşiyor.
Meriç ve Tunca’nın debileri zaman zaman tarihi seviyelere geriliyor.
Barajlarımız alarm veriyor.
Toprak susuz kalıyor.
Meteoroloji raporları, sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun sürdüğünü gösteriyor.
Yani iklim değişikliği kapımızı çoktan çaldı.
Bugün Edirne’nin ormanları, Lalapaşa’nın meşelikleri, Süloğlu çevresindeki yeşil alanlar, Keşan ve Enez hattındaki ormanlık bölgeler büyük bir felaket yaşamıyor olabilir.
Ama bu, hiçbir zaman yaşamayacağı anlamına da gelmiyor.
Bazen bir sigara izmariti…
Bazen yol kenarına atılmış cam şişe…
Bazen de birkaç dakikalık ihmal…
Yılların emeğini, yüzlerce canlının yaşam alanını ve geleceğimizi küle çevirmeye yetiyor.
Onun için mesele sadece yangın söndürme uçaklarının sayısı değildir.
Tarihte yaşanan kitlesel facialardan İBRET ALINMAZSA, ne olur, “Tarih tekerrür eder” yani, AYNI HATALARLA AYNI FACİALAR yine, kişilerin, ülkelerin, insalığın başlarına gelir.. Yıl 2026, İstanbul valisinin basın açıklamasını gazetelerden okuyoruz: “Sahipsiz sokak köpekleri, kedi’ lerin % 60 ını topladık, yakında % 100 ünü toplayacağız” Yani “Meclisin yasalaştırdığı, sahipsiz sokak canların hepsini öldürüp ortadan kaldıracağız” diyor. Oysa, meclisin, valilerin ve de halk çoğunluğunun, “Ben müslümanım, öldürme yetkisi tek Allah’ tadır, kendimde görürsem Allah’tan korkarım” demesi gerekmez miydi?.. Ülkemin insanları ve de İstanbul’ luların çoğunluğu, böyle olmasına razı demek ki, böyle bir karar çıkıp, uygulamaya konabiliyor. Bu gidişten ülke çoğunluğunun sorumlu olduğu ortadadır. Yani bu öldürme işinin VEBALİ karar verici ve uygulayıcılarla birlikte halk çoğunluğunun boynunda gözükmüyor mu?.. Şimdi geldik, “İBRET ALINMASI GEREKEN TARİHE!..” Bakalım, Yıl 1910 dan sonra, SİVRİ ADANIN neden sonra adının değişip, halk arasında “HAYIRSIZ ADA” olarak anılmasının sebeplerine: O günlerde de ülke ve de İstanbul’da, sokak canları hakkında aynı kararlar çıkmış ve de uygulanmıştı. Sonra ne facilarla yüzleşti toplum, ortalığın altı üstüne geldi, koca ŞEHİR “YANDI, DEPREMDEN YIKILDI” milyonlaca evlat BALKANLARDA, KAFKASLARDA, ÇÖLLERDE, onlarca cephede kaybedilmedi mi. Şırnakta soğuktan, açlıktan, susuzluktan hayırsız adada ölen canlar gibi, Edirne de ağaç kabuklarını yemediler mi?.. Halâ da ibret alınmaz mı?.. Demek ki o masumların BİR SAHİBİ VARMIŞ!.. Demek ki, bu dünya SINAV DÜNYASIYMIŞ, ALLAH YAPTIKLARIMIZA BAKIYORMUŞ.. Demek ki, yaptığımızı, misliyle başımıza getiren varmış!..
TARİHTEN İBRET ALINMAZSA, SİZ BİLİRSİNİZ!..
Köpek ve kedi sorunun çözümü mü: Allah onları bizim bereketimize verdi, TEK ÇÖZÜM O BEREKETLERİ SAHİPLENMEK, KENDİNLE EŞİTLEMEK, başka çözüm yok!.. Tercih herkeste!..
Bu yazımı, 1910 dan sonra, başlayan felaketlerin nedenlerinden ve de, 2026 yılında masum canlarımız hakkında ki, İTLAF KARARINDAN sonra yaşanacak olanların İBRETLİĞİNİ ANLAYIP, AYNI HATALARA DÜŞMESİNLER diye yazdım.
Kuran’ı Kerim. Sure 16/Ayet 26: Ondan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah’da onların binalarını temellerinden söktü, üstlerinde ki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.
Edirne’nin Meriç ilçesinde başlayan anız yangını, rüzgarın da etkisiyle ormanlık alana sıçrarken, yangına, karadan ve havadan müdahale başladı.
Yangın, gece saatlerinde ilçeye bağlı Karayusuflu köyündeki Cevizlik bölgesi olarak bilinen alanda başladı. Sabah saatlerinde rüzgarın da etkisiyle büyüyen yangın, ormanlık alana sıçradı.
İhbarla bölgeye Meriç Belediyesi ve Orman İşletme Müdürlüğü’ne bağlı itfaiye ekipleri sevk edildi. Bölgedeki köylüler de yangına traktör ve su tankerleriyle müdahale ederken, yangın söndürme helikopterleri de bölgeye yönlendirildi.